izmir escort escort izmir porno porno izle
"zikr" : Allah’ı hatırlama - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Allah'ı Anmak #1
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
20 Mart 2012 , 01:12
Alıntı ile Cevapla
Allah'ı Anmak Rabbimiz,biz iman edenlere,kendisini çokça anmamızı,sabah akşamonu tesbih
etmemizi emretmektedir:
''Ey iman edenler!Allah'ı çokça zikredin.Onu sabah akşam tesbih edin.O,sizi
karanlıktan aydınlığa çıkarmak için size merhamet eden;melekleri de
sizin için bağışlanma dileyendir.Allah müminlere çok merhamet edendir.''
(Ahzab,33/41-43)
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...

Allahü teâlâyı çok anmalı #2
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
20 Mart 2012 , 01:13
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Allahü teâlâyı çok anmalı Sual: Allah’ı hatırlamak için hangi duaları okumak gerekir?
CEVAP
Müslüman, itikadını düzelttikten sonra, kul ve Hak borçlarını ödemeye gayret etmeli, fırsat buldukça her işte Allahü teâlâyı hatırlamaya çalışmalıdır! Bildiği dua ve tesbihleri okumak da Allahü teâlâyı hatırlamak olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah’ı çok zikredenlerin [ananların] günahları affolur ve büyük mükafat verilir.) [Ahzab 35]
(Kalbler ancak Allahü teâlâyı anmakla, itminana, rahata kavuşur.) [Rad 28]

(Allahü teâlâyı anmak her şeyden büyüktür.) [Ankebut 45]
(Allah’ın nimetlerini anın ki, kurtulasınız.) [Araf 69]

(Beni anmayan, sıkıntılara maruz kalır, kıyamette de kör olarak haşrolur.) [Taha 124]
(Beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.) [Bekara 152]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, kıyamette buyurur ki: Dünyada bir gün beni hatırlayıp anan müslümanı, benden bir kerecik korkan müslümanı, Cehennemden çıkarın!) [Tirmizi]

(Gece ibadet edemeyen, malını hayra sarf edemeyen kimse, Allahü teâlâyı çok ansın!) [Bezzar]
(Size mecnun deninceye kadar Allahü teâlâyı çok anın!) [Hakim]

(Münafıklar, mürai [riyakâr] deseler de Allahü teâlâyı çok anın!) [Beyheki]
(Tenhada Allahü teâlâyı zikreden, kâfirlerle tek başına savaşan gibidir.) [Şirazi]

(Şükreden kalb, zikreden dil, uygun bir ev ve saliha bir kadına sahip olan, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir.) [İbni Neccâr]

Hadis-i kudside buyuruldu ki:
(Ya Musa, seninle beraber olmamı istersen, beni zikredenin yanında ol! Kim Beni nerede ve ne zaman ararsa bulur.) [İbni Şahin]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Cennetin ağaçları, nehirleri dünyadakilere hiç benzemez. Orada olan herşey, dünyadaki ibadetlerin, iyiliklerin meyveleridir.

Peygamber efendimiz, (Cennette ağaç yoktur. Tesbih, tahmid, temcid ve tehlil okuyarak, [Yani (Sübhanallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber) diyerek] oraya çok ağaç dikiniz) buyurdu. (Müj. m. 302)

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Allah indinde en kıymetli söz, "Sübhanallahi ve bihamdihi"dir.) [Müslim]

(Günde yüz defa "Sübhanallahi ve bihamdihi" diyenin, günahları deniz köpüğü kadar da olsa affedilir.) [Müslim]

(Gece ibadet etmek kendine güç gelen veya malını hayra sarfetmekte cimrilik eden yahut düşmanla savaşmaktan korkan, çokça "Sübhanallahi ve bihamdihi" desin. Çünkü bu, Allah yolunda infak edeceği, bir altın dağdan daha kıymetlidir.) [Taberani]

(Dilde hafif, terazide ağır ve bağışlayıcı olan Allah indinde en kıymetli iki cümle: "Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahilazim") [Müslim]
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Kalpler Allahla Huzura Kavuşur #3
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
24 Mart 2012 , 16:22
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Kalpler Allahla Huzura Kavuşur

Ey Nefis!

Sıyrıl hazan duygularından ve bir yeşillik ol, uçuşsun kuşlar, kuşçuklar çevrende.. bir su kaynağı ol, koşsun bütün bağrı yanıklar semtine.. mumlar gibi eri ve etrafına ışıklar saç; hem öyle bir saç ki, mehtabı temâşâya dalmış olanlar, onu bırakıp da senin ikliminin pervanesi olsunlar. İnsanları tıpkı bir anne gibi öyle sıcak ve içten kucakla ki, hışmından korkanlar bile, tereddüt etmeden kendilerini senin kucağına atsınlar. Allah’ın sana ihsan ettiklerini sen de saç cömertçe etrafına; saç ki, insanı insanlara, Cennet’e ve Allah’a yaklaştıran en sırlı formül civanmertliktir. Bu formülü ruhuna mal edip kullanabilirsen, mezhebi kin, nefret, düşmanlık olan en kaba ruhlar bile, bir gün mutlaka senin atmosferine girebilmek için kuyruklar oluşturup bekleyeceklerdir.

Sen her zaman bulutlar gibi olmalı ve kesmelisin güneşin yakıp kavuran sıcaklığını.. mevsimlere takılıp kalmadan, sağanak sağanak boşalan yağmurlar gibi söndürmelisin herkesin ve her şeyin hararetini; hiç olmazsa çiselerin okşayıp geçtiği gibi bağı-bahçeyi, ovayı-obayı, dağı-tepeyi; sen de okşamalısın bütün kurak gönülleri ve ruhları.. herkese açık öyle tatlı bir su kaynağı olmalısın ki, her zaman çevrende testilerin sesi duyulsun.. hasretle yanan gönüller aradıklarını senin ikliminde bulsun. Sen ağzını açıp da ruhunun ilhamlarını seslendirince, hikmetli söz avcılarının kalemlerindeki mürekkepler bitsin ve kitapların sayfalarını renklendiren o nefis duygular, rûhânîlerin mezâmiri hâline gelsin.. gayzların, öfkelerin, kinlerin, nefretlerin hançerlerini bileyip hemen herkese saldırdıkları, her şeyi yakıp yıktıkları dönemlerde sen, en öfkeli ruhlar dâhil, gelip bağrına sığınan bütün yurtsuzların-yuvasızların en içten hâmisi olmalı ve vesâyetine koşanları hayal kırıklığına uğratmamalısın…

Günümüzde olduğu gibi, bazı ifritten mütemerrid düşünceler milletçe bizi birbirimize ulaştırabilecek olan yolları yürünmez hâle getirip köprüleri yıktıklarında dahi sevgilerinden, müsamahalarından ve gönül heyecanlarından mânevî yollar ve köprüler kurarak, ulaşılabilecek her noktaya ulaşmaya çalışıp, kat’iyen mukabele-i bilmisil (bir davranışa aynı ile karşılık verme) mülâhazalarına takılıp kalmamalısın; ölsen bile mutlaka Müslüman karakterinin gereklerini yerine getirmeli ve başına atılan taşları, atmosfere çarpıp eriyen meteorlar gibi ışığa çevirerek etrafına maytap ziyafetleri çekmelisin. Çevrende hiddetle, şiddetle yükselen bütün sesleri yumuşatarak onlardan sevgi güldesteleri meydana getirmelisin; getirmeli ve ne yolların harap olmasından, ne de köprülerin geçilmez hâle getirilmesinden kat’iyen söz açmamalısın.. söz açıp geçmişteki kin ve nefret virüslerini harekete geçirmemelisin. Bu yol, peygamberlerin yolu ve insan-ı kâmil olmanın da en sağlam köprüsüdür. Şimdiye kadar bu yolda yürüyenlerden hiç kimse takılıp yollarda kalmamış; kalmadığı gibi, herhangi bir kabalık ve hoyratlık karşısında da tavrını değiştirmemiştir. Aslında, eğer bir insan, insanlığının şuurunda ise, ne kinler, nefretler, kabalıklar, ne de değişik türden hamlıklar onun düşünce istikametine ve tavırlarına tesir edemez; etmemelidir de. Gerçi bir kısım toslamalar karşısında yol ve yön değiştiren Müslümanlar da vardır ama bunlar, duygu ve düşünceleri itibarıyla henüz dalgaları dinmemiş ve oturaklaşamamış ham ruhlardır. Ben, böyle hazımsız ruhların başkalarına bir şey verebileceğini zannetmiyorum. Böylelerinin, değişik türden hâdiseler karşısında tavırları hep karşılık verme ve tokmak yemiş davul gibi gürültü çıkarma şeklinde olagelmiştir ki; günümüzde insanlar arasında çokça yaşanan hırgürün en önemli bir sebebi de bu olsa gerek.

Mahviyet, tevazu, hazm, olgunlaşmış, oturaklaşmış insanların dâimî hâlidir. Şartlar ne olursa olsun, böyleleri, her zaman gökler gibi derin, deryalar gibi engin, dağlar gibi mehîb ve sağlam, toprak gibi de mütevazidirler. Ne çevrelerinde olup biten şeylerden müteessir olur, ne değişik ihtilâtlarla bulanır, ne de fırtınalara boyun eğer; aksine, toprak gibi yüz yere sürer, her şeye ve herkese dâyelik yaparlar. Onlar, potalarda eriyip kaynayıp özünü bulmuş altın gibidirler; granitleri eriten fırınlara bile girseler mahiyet değiştirmezler. Ve onlar öylesine yanıp kül olmuşlardır ki, artık hiçbir ateşten müteessir olmaz ve hiçbir kor karşısında “pes” etmezler. Zaten külü yeniden yakmayı ve som altını potalara koyup eritmeyi de kimse düşünmez.

Ey nefis!

Herkesin derdini vicdanında öyle derince duyup yaşamalısın ki, artık bu konuda kimsenin senden hiçbir beklentisi kalmasın.. onların acılarını öylesine içten hissedip ağlamalısın ki; ağlamaya durmuş bütün gözlerin yaşları kurusun.. onlar için öyle yanıp yakınmalısın ki, ızdıraptan ciğeri kebap olmuş böyle biri karşısında, bütün muzdaripler acılarını unutsun.

İşte kendisini bu ufka ayarlayabilmiş bir bahtiyar, kendi adına tasavvurları aşkın bütün güzelliklerin Kadir gecesini idrak etmiş sayılır ve yerde gökte Allah halifesi olma pâyesi ile anılır.

İnsanın tabiatında hem safâ, hem de keder vardır; kederi iradenin mahbesinde sıkıca tutup, safâyı bir murad güvercini gibi uçurabildiği en son noktaya kadar uçurabilen, kâmil insandır ve âdeta o, bir yandan zindancı, diğer yandan da bir kuşbazdır. Bağlayacağını bağlar, salıvereceğini de salıverir. Evet, iradelerimizle hevâ ve heveslerimizin sesini kesmek bir yiğitlik, gönüllerimizi herkesi misafir edecek kadar geniş tutmak da bir babayiğitliktir.

Ey nefis!

Her zaman yiğitçe davran ve hep babayiğitlik arkasında ol! Kendini kritik etmede vicdanını bir mihenk taşı gibi kullan; pota görmüş bir altın gibi o sapsarı çehrenle gül herkesin yüzüne.! Herkesin yüzüne gülerken de, sakın iyi bir sarraf olmayı kulak ardı etme.! Mahiyetin itibarıyla sen bunların hepsine açıksın; gökteki ilk maceran da bunun en açık delilidir. Orada melekler senin beşiğini sallarken gıpta ninnileri söylemiş, şeytanlar da haset merasimlerinde zangoçluk etmişlerdi. Sen, daha o ilk gün hem korkunç bir hasetle karşılaştın, hem de takdirkâr nazarlara çarpıldın. Nazar değdi mi değmedi mi onu bilemem ama, âkıbetin uçmak ile noktalansa bile, bir sendeleme yaşadığın muhakkak: Memnû meyveye elini uzatırken iftar vaktini belirlemedeki içtihad hatanla -bu bir mukarreb hatasıdır- kendini dünya zindanında, -hayır hayır!- Hazreti Ahmed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) dâyelik yapacak olan toprağın bağrında buldun. “Hakikî şecerenin hikmeti, dünyaya gele Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Hazreti.” (M. Lütfi) sözü, senin ekşi çehreli kaderinin tatlılardan tatlı ilk meyvesini işaretler.. evet, eğer Cennet’te kalsaydın, inkişafa kapalı semeresiz bir ağaç gibi kalacak ve o potansiyel zenginliğini hiçbir zaman duyamayacaktın. Oysaki, oradan ayrılıp da çadırını dünyaya kurunca, bu toz-toprak ülkesi seninle bir gülistana döndü.. ve sürgün edildiğin bu köhne diyar, enbiyâ-evliyâ sürgünlerinin bağı-bostanı hâline geldi. Sonunda, meleklerin gıptası bütün bütün takdire dönüştü ve şeytanların kıskançlığı da, dönüp bir zıpkın gibi onların bağırlarına saplandı.

Şimdi gel, kendi değerlerini koruma altına al! Hakk’a kurbet yolu sayılan bu sürgünü en iyi şekilde değerlendirmeye bak ve Hakk’a yakınlık vesilelerini O’ndan uzaklaştıran sebepler hâline getirme! Kin, nefret, gayz, hırs, haset ağına düşerek, ebedî hasmın olan şeytanı sevindirme! Şayet bir gün yanılıp da kendi çizginin altına düşersen, Âdem Nebî gibi davran; doğrul, kendine gel, suçunu itiraf et. Hakk’ın her zaman açık olan kapısına yönel ve hatalarına bir dakika bile yaşama hakkı ve şansı tanıma! Günahla bozulup başkalaşan insanî tabiatını tevbe iksiriyle yeniden ihya et, ayağa kaldır ve bir kere daha Allah’a doğru şahlandır! Bütün bunları yaparken de, topyekün insanların tabiatının da aynı olduğunu, sen hata yaptığın gibi, onların da aynı şeyleri yapabileceğini düşün ve bütün mücrimleri mâzur gör! Hatta nefislerine yenik düştüklerinden ötürü, elinden geliyorsa onlara acı, kucakla ve yardımcı ol! Zinhar kendini başkalarının günah muhasebecisi gibi görüp de, şunun bunun hatalarıyla meşgul olma! Yanlışlıklarla meşgul olmak hoşuna gidiyorsa, bu hobini kendi günahlarına karşı kullan ki, âlemin küçük lekeleri sana, senin yağlı karalarını unutturmasın!

Uğradığın herkese, gül kokularıyla esen yeller gibi uğra.! Geçtiğin yollarda burcu burcu senin kokun duyulsun. Mumlar gibi yan, eri, başkalarını aydınlat, ama kat’iyen bu büyük fedakârlığı kendi çıkarlarına bağlama! Dolaplar gibi dön ve inle, bütün yanan yüreklerin ateşini söndür, ama kendini hiç düşünme! Bir buhurdanlık gibi için için hep kavrul, çevrene güzel kokular neşret, ama hâlinden asla şikâyet etme! Her zaman yüzün yerde olsun, Hakk’ın sana olan lütuflarını, başkalarına karşı tefâhur vesilesi yapma; aksine, onu muhtaçlara verilen avanslar gibi gör, ücretini peşin almış olmanın hicabını duy! Eğer kalkıp da, hizmet ve gayretlerini, hakkınmış gibi başkalarının teveccühüne bağlarsan, döner, çevrenden iltifat beklemeye başlarsın. Bu ise tedavisi çok zor ve herkesi senden ürkütüp kaçıran öyle bir hastalıktır ki, ısrar ettiğin takdirde, her gün maksadın aksiyle tokatlar yer ve insanları kendinden uzaklaştırmış olursun.. şayet gönül huzuru istiyorsan o, istiğnâ, tevâzu, mahviyet ve kanaattedir. Kendini büyük görenler, kendinde olağanüstü yetenekler vehmedenler, herkesten teveccüh bekleyenler, hırsla çalımla oturup kalkanlar, huzur yolunda olsalar da, bir gün mutlaka huzursuzluğa kurban giderler.

Ey nefis!

Eğer yüreğin varsa, içindeki düşmanlığın yüzüne tükür! Vefâsızlığı kapından kov! Zulmü ayaklarının altına al, çiğne; Hakk’ın her yerde hâzır olduğu mülâhazasıyla hayâsızlığın nefesini kes; kötülük hislerini ilâhî intikam inancıyla frenle; hevâ ve hevesin istikametinde değil, her zaman Hakk’ın hoşnut olabileceği yolda bulunmaya çalış! Allah’ın seni her zaman gözettiğini düşün; ağaçlar gibi titre ve tabiatını bozup seni çirkinleştiren, ruhuna yabancı ve kalbinin sırtında da bir yük sayılan ne kadar günah, hata ve mâsiyet var ise, savur gitsin gidebileceği yere.! Unutma ki, tabiatını değiştiren ve ruhunu kirleten bu şeylerden sıyrılmak adına göstereceğin her gayret bir cihad gibi değerlendirilecek ve seni adım adım Allah’a yaklaştıracaktır. Aksine, hep O’ndan uzaklaşman, gurbetin en acılarını yaşaman ve kimsesizliğin vahşetinde boğulup gitmen kaçınılmaz olacaktır.. hem de, amel defterinin hasenât hânesi bomboş, kalbî ve rûhî hayatın itibarıyla da karanlık ve loş olarak. Öyle ise doğrul, kendine gel, insanî değerlere sahip çık, sabırsızlık edip yitirdiğin Cennet’i bir de umursamazlığa kurban etme!

Bugün önceden kaybettiğin şeyleri yeniden elde etme yolunda ortaya koyacağın her gayret, toprağa saçılan tohumların başağa dönüşmesi gibi, mevsimi gelince yirmiye, otuza katlanarak mutlaka geriye dönecektir. Öyle ise hiç durma, tohum saçar gibi her yana iyilikler, güzellikler, faziletler saç; kötülüklere kilitlenmiş duyguların paslarını çöz ve hayatını başkalarının dünyevî-uhrevî mutluluğuna bağlayarak yaşa.! Yaşa da, şahsî hesap ve çıkarların, ruhunu öldüren mahbesinden kurtul! Nefsin adına her zaman sıkıntı çek ve başkalarına rahatlık dağıt!.. Dert dinle; dert yaşa, dertlerle inle ama, herkese derman olmaya çalış! Bütün insanlara sineni sevgiyle öyle bir aç ki; kinle, nefretle donacak hâle gelmiş, kendi kendilerinin mazlumu ve tir tir titreyen bütün nefiszedeler senin sıcaklığına koşsun!

Irmaklar gibi hep yüz yere sür ve hayat ol çağla! Ay ve güneş gibi herkesi ve her şeyi ışığınla kucakla ve başlarını okşa! Sana yönelen ve senden bir şeyler bekleme îmâsında bulunanları asla hüsnüzanlarında yalancı çıkarma! Hizmette hep önlerde koş, mükâfat tevziinde de arkaların arkasında saklanmaya çalış; Allah için yapılan şeylerin dünyevî menfaatlere bağlanmasından, yılandan-çıyandan uzak durduğun gibi uzak dur! İstemeyerek de olsa, bu türlü duygu inhiraflarına düşmeyi kalbin hesabına bir kirlenme kabul et ve bir dakikalığına dahi olsa böyle bir kirlenmeyi varlık içindeki o müstesna insanî konumuna karşı en büyük hürmetsizlik sayarak, hemen bir iç arınma kurnasına koş!

Her zaman iyilik duygularıyla otur-kalk ve hep güzelliklere tercüman ol! İyilik ve güzellik yolunda yürüyen ayaklar baştan daha yüce, ihsan hisleriyle çarpan gönüller de Kâbe kadar kutsaldır. Aslında, senin mahiyetin bir Kâbe, hedefin Hak rızası, yolun da, Hakk’a ulaşma istikametinde kudsiyânın dönüp durduğu bir metâftır. Sen bu çizgini koruduğun sürece ünün gökler ötesi muhâverelerin mevzuu olacak ve nâmın rûhânîlerle anılacaktır. Öyle ise, bu insanî çizgideki hızını daha da artır, artır ki, insanî değerlerin aşındığı bir dünyada bu kabîl gayretlere su kadar, hava kadar ihtiyacımız var. Hep hayır düşün, hayır konuş ve hayırlı işler istikametinde koş!

Bayraklar, hareket hâlindeki insanların omuzlarında daha bir güzel görünürler. Arılar, bal yaptıkları müddetçe mübarek kabul edilirler. Askerin yürüyüşü, duruşundan daha mehîbdir. Kalk, askerler gibi bayrak taşı, arılar gibi kovanını balla doldur ve amelmanda olma sevimsizliğine düşme! Her zaman insanlığa hizmette emre âmâde bulun ve göçüp gitmeye de hazır ol! Ne zaman göç emri geleceği belli olmasa da o, muhakkak ve mukadderdir. Öyle ise hep tetikte ol, günahlardan arın; meçhul çağrıya kapını arala ve beklemeye dur.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
"zikr" : Allah’ı hatırlama #4
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
04 Haziran 2012 , 14:42
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
"ZİKR" : ALLAH’I HATIRLAMA
"Dikkat edin ! Kalbler ancak Allah'ın zikri ile tatmin bulur..." (R'ad suresi - 28)
"Allah'ı çokca zikreden erkekler ve Allah'ı çokca zikreden kadınlar; Allah bunlar için bir bağışlama ve büyük bir ecir hazırlamıştır." (Ahzab Suresi - 35)
Allah ve Sufî arasındaki ilişki Kur'an'daki bir ayette şöyle ifade edilir: "Öyleyse Beni anın. Ben de sizi anayım" (Bakara-152).
Bu karşılıklı cazibe ve bağlılık, kişinin kendini tamamen ve yalnızca Allah'ın rızasını kazanmaya adadığını ve kendinden vazgeçtiğini haykıran gizli bir aşkın ilanıdır. Bu eşsiz ve içkin hali ifade etmek için kullanılan kelime zikr'dir.
Allah, ibadetin üstün biçimlerini açıklarken, sıklıkla bu "zikr" terimini kullanır:
"Rabbini çokça zikretve akşam sabah O'nu tesbih et". (Al-i İmran-41)
"Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı, ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin." (Nisa-103)
"Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl." (Taha-14)
"Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük ibadettir". (Ankebut-45)
"Ey iman edenler! Allah'ı daha fazla zikr ile anınız." (37:75)
Kur'an'da, Allah'ın bu yüce halden haber verdiği benzeri ifadeler içeren onlarca ayet vardır.
Bununla beraber bu ayetler inzal olduktan sonra kadın ve erkekler Hz. Peygamber (s.a.v.)'e zikr teriminin açıklanmasını sordular.
Hz. Peygamber (s.a.v.), "La ilahe illallah” Allah'ı anmanın en mükemmel şeklidir." ve "La ilahe illallah” diyen bir kişi oldukça, kıyamet kopmaz." buyurdular.
Hz. Musa’(a.s.)ya Allah (c.c.) tarafından zikrin, inananın kalbinde derin bir ihlas tesis edebilmesinden dolayı en tercih edilen özel ibadet olduğu bildirilmiştir. La ilahe illallah” kelimesine ruhların temizleyicisi de denir.
Bu mübarek La ilahe illallah” sözüne cennetin anahtarı da denir; çünkü Rasûlullah (s.a.v.) bir hadislerinde buyuruyor ki: Cennetin kapılan bu sözü ömründe bir kez olsun söyleyen herkese açılacaktır. Kapılar kelimesi, çoğul olarak kullanılmıştır; çünkü cennette birden çok cennet vardır. Ve bu söz onların tümünün anahtarıdır.
Kısaca, Allah indinde, bu Zikr’den daha büyük hiçbir şey yoktur : “La ilahe illallah”. Bu anma, düşünce veya kelime olarak her zaman ve her yerde yapılabilir. Bununla beraber, sufîler bunun için bir zikr halkasında oturma anlamına gelen bazı özgün törenler geliştirmişlerdir. Dünyanın pek çok yerinde sufîlerin diğer aktivitelerinden daha çok bu zikr töreni dikkat çekmektedir.
Rasûlullah (s.a.v.) bir hadislerinde buyuruyor ki:
"Allah, bir grup meleğe, Allah'ı anan ve O'nun adını zikredenleri arayıp, gözetmek üzere özel bir görev verir. Böyle bir topluluğu bulduğunda, melekler öyle mutlu ve memnun olurlar ki kendilerine katılmak üzere diğer melekleri çağırırlar. Onların etrafını kuşatarak, göklere uzanan bir yapı teşkil ederler.
Zikr ayini sona erdiğinde melekler melekût alemine döner, Allah - nerede olduklarından haberdar olmasına ve duyduğundan hoşnut olmasına rağmen - onlara nerede olduklarını sorar.
Melekler de O'na; Allah'ı anmak için bir araya gelen insanların yanından geldiklerini ve onların Allah'ı anıp zikrettiklerim söylerler. Allah meleklere "Beni gördüler mi?" diye sorar. Melekler cevap verir:
"Hayır Ya Rabbi, görmediler." Allah: "Beni görselerdi ne düşünürlerdi?" diye sorar. Melekler de "Böyle bir durumda kendilerim daha fazla ibadete verirlerdi" der.
Müteakiben Hz. Allah (c.c.) ile melekleri arasındaki konuşma şöyle devam eder:
— Benden ne istediler?
— Cennetini arzuluyorlardı.
— Cennetimi gördüler mi?
— Hayır görmediler.
— Cennetimi görselerdi ne olurdu?
— Onu daha çok arzularlardı.
— Neden korunmayı arıyorlardı?
— Cehennemden korunmayı arıyorlardı.
— Cehennemimi gördüler mi?
— Hayır Ya Rabbi, görmediler.
— Cehennemi görselerdi, ne olurdu?
— Ondan daha çok çekinirler ve daha çok korunmak isterlerdi.
Allah oradaki meleklere, 'Onu anmak üzere bir araya gelenleri affettiğini' buyurur. Meleklerden biri der ki: "Allah'ım, onlar arasında biri vardı ki tesadüfen orada idi ve aslında o halkaya ait değildi." Allah: "Onu da affettim. O zikr halkasının kenarında bulunanı bile rahmetimden yoksun bırakmayacağım." buyurur.
Zikr bir anlamda hatırlama; özetle , Allah'ın sıfatlarını, isimlerini düşünme ve Zat'ını anlama süreci anlamına gelebilir.
Allah'ı zikir, tüm tarikatların mistik pratiklerinin temel taşıdır.
Zikr töreninin çeşitli formları vardır ve bunlara dünyanın her yerinde zikr halkası, zikr meclisi veya kısaca zikr denir. Her bir sufî ekolunun kendine özel zikr biçimi ve zikr etme sırası vardır. Fakat bu farklılıklar aslında önemsenmeyecek kadar küçüktür.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Standart #5
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
04 Haziran 2012 , 14:43
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
er-R'ad , 13:28
Zikr'in hasıl ettiği güzelliklerinden bazıları şunlardır: Şeytani kuvvetleri uzaklaştırma ve ortadan kaldırma; Allah'ı hoşnut etme ; rızkı artırma; kişiliği iz bırakıcı ve prestijli hale getirme ; kişiyi Allah'a yöneltme ; kalbi ihya etme ve canlandırma ; hata ve günahları örtme; dili dedikodudan ve arkadan kötü konuşmaktan koruma ; kalbin tüm manevi hastalıklarını iyi etme ve kalpten tüm korku ve endişeyi uzaklaştırma; kişiyi ikiyüzlülükten uzak tutma.
Dahası, ancak zikr ile açılan ve bazı ilahi güçlerin bulunduğu bir kalp köşesi vardır.Bir mürşid "Zikrlerinde dervişlerin kalplerinde oluşan vecd, yükselen ve kıyıya vuran dalgalara yol açan bir çeşit fırtına gibidir." demiştir.
Zikrin gerçek hedefi ruhani olarak yükselmek veya kendini kaybetmek değildir, fakat, ruh makamlarının en yükseğine çıkmak ve böylece ruhani sınıra gelerek, ilahi temaşaya bir an bile olsa ulaşabilmektir, ki bu gerçekleştiğinde vecd durumuna gelinebilir. Her zikir esnasında buna ulaşmak kaide değildir.
PRATİKTE UYGULANAN ZİKR TÖRENİNİN GENEL ÇERÇEVESİ :
Dervişler daire halinde otururlar, Zikr törenine başlamak üzere mürşidden işaret beklenir. Halkanın önemli bir noktası olarak ortasında veya başında olan mürşid , Hz. Peygamber (s.a.v.) ve diğer peygamberlere salât ü selam okuyarak Zikr’i başlatır. Okunan istiğfar duaları ve ayetlerden sonra genellikle kelime-i tevhid zikri "La ilahe illallah" söylenir. Şeyh, zikrin bir evresinin sonunu bir sonrakinin başlangıcını işaret eder. Zikrin çeşitli yerlerinde zikrin içeriğine başta ism-i Celal olarak bilinen “Allah” lafzı olmak üzere ilahi isimlerden eklemek suretiyle zikri zenginleştirmek şeyhin yetkisinde olup Allah’ın 99 güzel isminden [esma-ül hüsna] bir veya daha fazlasının kullanıldığı bir başka zikr tarzı daha tavsiye edip uygulayabilir.
Zikr genellikle oturma pozisyonunda başlar, bazen tümü böyle tamamlanır.Bazen ise değişik yollardaki uygulama geleneğine uyularak ayakta veya hatta bazı yollarda dizler üstünde yarı doğrularak zikr devam ettirilir.Bazı zikr törenlerinde ise vecde gelen sufilerin zikrine "sema" adı verilen dönme hareketleri ile devam etmelerine izin verilir.
Zikr'den sonra, şeyh veya bir derviş, Kur'an'dan uzun veya kısa ayetler okurlar. Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.v.), ailesi ve ashabına, tüm peygamberlere (s.a.v.) , tarikatın önde gelenlerine salât ü selâm getirilir ve dua okunarak sona erdirilir.
Bazen bir mürşidin mevcudiyeti olmaksızın kısa zikr törenlerinin yapılmasına izin verilir. Bununla beraber, daima ilahi rahmet ve berekete vesile olabileceğinden dolayı halkada bir veya daha fazla mürşidin hazır bulunması daima tercih edilir.
***
Sufi Tıbbı , Hakim Muineddin Çişti , İnsan Yayınları 155-161.sayfalarından yararlanılmıştır.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Allah’ı zikretmek en büyük ibadettir #6
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
03 Aralık 2012 , 19:37
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Allah’ı zikretmek en büyük ibadettir

İman eden bir insan, tüm varlığını Allah ’a adamıştır, Allah için yaşar ve daima Allah ile beraber olduğunun bilincindedir. Allah ’a, O’nun rızasına ve cennetine kavuşmak için sürekli olarak ahiret beklentisi içindedir. Dünyada ise Allah için sabreder, O’na tevekkül eder, her işi düzenleyip denetimi altında tutanın, kendisini de her an görüp bilenin Yüce Rabbimiz olduğunu bilir.
Yaptığı her işte, gördüğü her görüntüde Allah ’ın sonsuz aklını, hayranlık uyandırıcı sanatını ve O’nun yüce kudretini görüp tefekkür eden bir insan için tüm bunları dile getirmek de bir nimet ve büyük bir ibadettir. Allah ’ı anma, insanı tüm kötülüklerden arındıracak, insanın kalbine huzur ve güven indirecek ve ahirette kurtuluşa ermesine vesile olacak en önemli yollardan bir tanesidir. Allah Kuran’da şöyle buyurmaktadır.
“… Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tir…” (Ankebut Suresi, 45)
İman edenler, günlük hayatlarının her aşamasında Allah’ı anma ve dua halinde olmalı, kendilerine verilen nimetlere karşı sürekli olarak için için şükretmeli, bilerek veya bilmeyerek yaptıkları hataları dolayısıyla bağışlanma dilemeli ve sık sık Allah ’ın adını yüceltmelidirler. Mümini, “Allah ’la dost” kılacak, onun Allah ’a yakınlaşmasını sağlayacak ibadetlerden biri Allah ’ı anmaktır.
İnsan, yaşadığı her an, yaptığı her işte Allah ’ın nimetini ve rahmetini hatırladıkça, O’nun ismini yüceltip O’na yöneldikçe, sürekli olarak ibadet halinde olur. Cenab-ı Allah ’a daha da yakınlaşır. Olaylar karşısında gaflete düşmez, paniğe kapılmaz, öfkelenmez. Allah ’ın razı olmayacağını düşündüğü her şeyden uzak durur. Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. (Araf Suresi, 205)
İbadetler ve günlük eylemler, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yapılırsa,”Salih Amel”dir. Allah anılarak ve Allah ’ın rızası düşünülerek yapılmazsa, karşılıksız birer amel haline gelebilirler. Bu nedenle Kuran’da peygamberlerin vasıfları anlatılırken, Allah ’ı sürekli olarak andıkları bildirilir. Bu ayetlerden bir tanesi şöyledir:
“Biz Davud’a Süleyman’ı armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah’a) yönelip-dönen biriydi”. (Sad Suresi, 30)
Müminin yaptığı işin hikmeti, onu Allah ’ın rızası için yapması ile oluşur. Mümin bu nedenle, sürekli olarak Allah ’la bağlantı halindedir. Kuran’da kendisine öğütlenen ahlakı her zaman büyük bir titizlikle korumaya çalışır. İman edenlerin bu vasfı, bir ayette şu şekilde anlatılmıştır:
(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)
Kuran’ın hikmetini sürekli olarak hatırlamak, Allah ’ın ayetlerini akılda tutmak ve her şeyi Allah ’ın yaratmakta olduğu gerçeğini sürekli düşünmek, mümine hem dünyada hem de ahirette en büyük nimetleri kazandıracaktır. Bunu kalpten ve içtenlikle yapanlar ve ancak bununla tatmin olanlar, Allah ’a teslim olmuş müminlerdir.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...

Allahla kulunun arası #7
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
29 Aralık 2012 , 01:42
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Allahla kulunun arası

İnsanı yaratan ve ona yüksek bir değer veren Yüce Allah, onu başıboş bırakmamış, dünya yaşamında ona çeşitli görevler vermiştir. Bu görevlerden birisi de insanın kendisini yaratan Yüce Allah***8217;a karşı ibadet ve şükür duygusu içinde bulunmasıdır. Yüce Yaratıcının insanın yapacağı ibadetlere ihtiyacı yoktur. Emirlerini yerine getirmediğimiz, yasaklarından kaçınmadığımız zaman O herhangi bir zarar ve ziyana uğramaz. Yapacağımız ibadetler Allah***8217;a olan şükür borcumuzu yerine getirmekten ibarettir. İbadetler, insanın ruhunu yükselten, insana insani özelliklerini kavratıp yaşatan davranışlardır. İbadetler, insanın Allah***8217;ı arayışı ve onunla ilişki kurma ihtiyacının bir göstergesidir.
Allah***8217;ın bize sayısız iyilikleri ve nimetleri vardır. İnsanı hiç yoktan yaratıp, görecek göz, işitecek kulak, tutacak el, yürüyecek ayak, düşünecek akıl veren Allah***8217;a şükretmesi, emrettiği ve hoşlandığı işleri yapması, yasaklarından kaçınması insan üzerine bir görevdir. Bizi yoktan yaratıp, bize yaşam veren, bütün evreni hizmetimize sunan, bizi üstün bir varlık yapan Yüce Allah***8217;tır. Bize verilen küçük bir hediye ve yapılan iyilik karşısında teşekkür etmeyi ihmal etmeyiz. O halde bizi yaratan, çevremizi güzelliklerle süsleyen, sayısız nimetler ve güzel duygular veren Allah***8217;a olan şükür borcumuzu yerine getirmeliyiz.
İnancımıza göre ibadet, inandığımız ilkelerin günlük yaşamda yerine getirilmesidir. Bu yolla kişi Yüce Allah***8217;a başlılığını her an canlı tutma olanağı bulur. Böylece insan yücelir. Yüce Allah;
***8220;Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım***8221; ( Zariyat 56) buyurmaktadır. İbadet, inanan insanı Allah***8217;a yaklaştıran en güzel araç, sıkıntılardan koruyan bir sığınaktır. Hayatta bunalıma düşen, ümitsizliğe kapılan insanlar ibadet ederek Allah***8217;ın rahmetine ve huzura kavuşurlar. İnsan ibadet sayesinde, dünyanın maddi bağlarından kurtularak ruhen yükselir.
İnsanın Allah ile ilişki kurma biçimlerinden biri de duadır. Dua hem iman hem ibadet hem de ahlak kuralıdır. Mü***8217;min, günlük ibadetlerin her safhasında Allah***8217;a dua ediyor olmaktadır. Müslümanın düşünce, hareket ve davranışlarında hep bir edep içinde bulunması duaya dahildir. Kur***8217;an***8217;da Allah
***8220;Dua ediniz, kabul edeyim***8221; (Mü***8217;min 60) buyurulmaktadır. Yine dua sayesinde insanın Allah katında değerli olduğu şu ayet ile belirtilmiştir; ***8220;De ki duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin***8221; (Furkan 77) Duayı insan yalnız kendisi için yapmaz, bütün müslümanlar hatta bütün insanlık için yapar. Böylece insanlığın mutluluğu için çaba harcamış olur. Bu şekilde dua ve ibadet yoluyla insanın Allah ile ilişkisine işaret eden pek çok ayet Kur***8217;an***8217;da yer almaktadır.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Her Lafımızda Allah #8
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
25 Mart 2013 , 00:36
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Her Lafımızda Allah!

Ise Baslamadan Once.....................INSALLAH
Ise Baslarken...........................BISMILLAH
Sasirirsak..............................ALLAH ALLAH
Kendimize Guvenirsek....................EVELALLAH
Azmedersek..............................ALIMALLAH
Isten Vazgecersek.......................EYVALLAH
Sonuna Kadar Gitmek Istersek............YA ALLAH
Taahhüt Edersek.........................VALLAH BiLLAH
Canimizi sıkarlarsa....................FESUPHANALLAH
Daha da sıkarlarsa........................HASBiNALLAH
Pes Edersek...............................iLLALLAH
Ise Cosku ve Heyecanla Sarilinca...ALLAH, ALLAH, ALLAH
Isi Basariyla Bitirince...................MAşALLAH
Eger Isi Basaramazsak...................HAY ALLAH
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Allahü teâlâyı anmak #9
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
03 Nisan 2013 , 16:37
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Allahü teâlâyı anmak

Sual: Bekara suresinin 152. âyetinde, (Beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim) buyuruluyor. Allah’ın zikretmesi ne demektir?

CEVAP

Zikretmek anmak demektir. Allahü teâlâyı zikretmek de, Onu hatırlamak demektir. İslam âlimleri, bahsettiğiniz, (Beni anın, ben de sizi anayım; bana şükredin, nankörlük etmeyin) mealindeki âyet-i kerimeyi şöyle açıklamışlardır:

1-
Beni ibadetle anın, ben de sizi rahmetle anayım.

2-
Beni dua ile anın, ben de sizi icabetle anayım. Yani duanızı kabul edeyim.

3-
Beni dünyada anın, ben de sizi ahirette anayım.

4-
Beni yalnızlıkta anın, ben de sizi toplulukta anayım.

5-
Beni ihlâsla anarsanız, ben de sizi halasla [kurtuluşla] anarım.

Bir kimse Peygamber efendimize dedi ki:

- Hangi oruçlunun sevabı çoktur?

Efendimiz buyurdu ki:

- Allah’ı en fazla ananların...

O kimse, namaz, zekât, hac için de aynı suali sordu. Hepsinde aynı cevabı aldı. Bunun üzerine Hazret-i Ebu Bekir, (Allahü teâlâyı ananlar, hayırların hepsini alıp gitti) diye söyleyince, Resulullah efendimiz, (Evet öyle) buyurdu. (Taberani)

Gafiller arasında iken

Gafiller arasında iken, Allahü teâlâyı anmak, emir ve yasaklarını konuşmak, herkesi iyiliğe teşvik etmek daha büyük sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Allahü teâlâyı anmak üzere toplananları melekler ve ilahi rahmet kuşatır.) [Müslim]

(Sırf rıza-i ilahi için toplanıp Allahü teâlâyı ananlara göklerden bir münadi,
"Allahü teâlâ günahlarınızı sevaba çevirdi. Yerinizden mağfiret edilmiş olarak kalkın!" diye seslenir.) [İ. Ahmed]

(Bir toplulukta Allahü teâlânın ismi anılmaz ve peygamberine,
salevat-ı şerife getirilmezse, kıyamette onlar, hasret ve nedamet çekerler.) [Tirmizi]

Davud aleyhisselam şöyle dua ederdi:
(İlahi, seni ananların topluluğunu geçip, gafiller topluluğuna gitmeye başlayınca, daha oraya varmadan ayağımı kır! Zira böylesi bana bir lütuf ve nimettir.) [İ.Gazali]

Gafil, Allahü teâlâyı anmayan, iyiliklerden haberi olmayan kimsedir. Böyle kimselerden fayda gelmediği gibi, çeşitli zararlara maruz kalırız.

Salihlerin, yani iyi kimselerin sohbetlerini ganimet bilmelidir. İyi kimseler, daima iyiliği tavsiye ederler. Bütün insanlığın iyi olması için çalışırlar. Günah lekeleri ile kalbi paslananlar, salih kimselerin sohbetlerinde bulunurlarsa, kalblerinin pasları silinir.

Kiminle gezdiğimize, kimlerle arkadaşlık ettiğimize dikkat etmeliyiz! Çünkü bülbül güle, karga çöplüğe götürür.

Allahü teâlâyı anmak, Onun emir ve yasaklarını hatırlamak, emirlerini yapıp, yasaklarından kaçmaktır. Dil ile de Allahü teâlâyı tesbih ve tenzih etmektir. Mesela, sübhanallah, elhamdülillah, Allahü ekber, la ilahe illallah gibi kelimeleri dilinden düşürmemeye gayret etmelidir.

Allahü teâlâyı anmanın alameti

Sual:
Allah’ı anmanın önemi ve alameti nedir?

CEVAP

Vazifeye gidip gelirken, iş yaparken ve her fırsatta Allahü teâlâyı hatırlamak, anmak büyük saadettir. Onu unutmak, anmaktan gafil olmak büyük bedbahtlıktır. İnsan sevdiğini her zaman hatırlar, çok severse hiç unutmaz. İmanın temeli, Allahü teâlâyı sevmektir. Sevmenin alameti de, Onu çok anmaktır. Yani Allahü teâlâyı seven Onu çok anar, Onu çok anan da Allah’ı seviyor demektir.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Allahü teâlâyı çok sevmenin alameti, Onu anmayı sevmektir.) [İbni Şahin]

Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Allahü teâlâyı anmak her şeyden büyüktür.) [Ankebut 45]

(Ey müminler Allah’ı çok anınız!) [Ahzab 41]

(Allah’ın nimetlerini anın ki, felah bulasınız.)
[Araf 69]

(İyi biliniz ki, kalbler ancak Allahü teâlâyı anmakla, itminana, rahata kavuşur.) [Rad 28]

(Beni anmayan, sıkıntılara maruz kalır, kıyamette de kör olarak haşrolur.) [Taha 124]

Allahü teâlâyı anmanın, kalbde yerleşmiş olmasının alameti, o kimsenin edebe ve güzel ahlaka sahip olmasıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Allahü teâlâyı anan kimse ile anmayan kimse arasındaki fark, diri ile ölü arasındaki fark gibidir.) [Buhari]

(Size deli denecek kadar Allahü teâlâyı fazlaca anın!)
[Hâkim]

(Allahü teâlâyı öyle anın ki, münafıklar sizlere, mürai desinler.) [Beyheki]

Hak teâlâ buyurdu ki: (“Ben, kulumun beni sandığı gibiyim. Kulum ne vakit beni hatırlayıp anarsa, onunla birlikte olurum. Şayet kulum beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu daha iyi bir topluluk içinde anarım”) [Buhari]

(Her şeyin bir cilası vardır; kalbin cilası da Allahü teâlâyı anmaktır.)
[Beyheki]

(Zikrin en faziletlisi la ilahe illallah demektir.) [Nesai]

(Gafiller içinde Allahü teâlâyı zikreden, cepheden herkes kaçarken, savaşan asker gibidir.)
[Taberani]

(Allahü teâlâyı çok zikreden münafıklıktan kurtulur.)
[İbni Şahin]

(Sabah-akşam Allahü teâlâyı anmak, fisebilillah savaşmaktan üstündür.) [Deylemi]

(Gece ibadet edemeyen, malını hayra sarf edemeyen, düşmanla cihaddan korkan, Allahü teâlâyı çok anmalıdır!)
[Bezzar]

Hak teâlâ buyurdu ki:
(Beni bir gün hatırlayan veya bir defa benden korkan kimseyi Cehennemden çıkartırım.) [Hâkim]

Allahü teâlâyı anan, Onun büyüklüğünü, sıfatlarını, emir ve yasaklarını düşünür, tefekkür eder, iyi şeyleri yapma, kötü şeylerden kaçma arzusu doğar. Bu bakımdan Allahü teâlâyı zikretmek çok faydalıdır.

Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki:

Allahü teâlâyı anmak iki türlüdür:

1-
Kalbden Allahü teâlâyı hatırlamak büyük sevaptır.

2-
Bundan daha iyisi, haramları işleyeceği anda, Allahü teâlâyı hatırlayıp vazgeçmektir.

Rahata kavuşmak için

Sual:
Zikir ve gaflet ne demektir? Rahata kavuşmak için ne yapmak lazımdır?

CEVAP

Allahü teâlâyı anmak, yani zikir, kendini gafletten kurtarmak demektir. Gaflet, Allahü teâlâyı unutmak demektir. Her ne şekilde olursa olsun, kendini gafletten kurtarmak, zikir olur. O halde, dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak zikirdir. Dinin emirlerini gözeterek yapılan alışveriş zikirdir. Çünkü, bunları yaparken, emirlerin, yasakların sahibi hatırlanmakta, gaflet gitmektedir.

Besmele çekmek, yürürken, otururken, dururken kelime-i tevhid, salevat-i şerife ve benzerlerini okumak da Allahü teâlâyı anmak, yani zikir olur. Gafil yaşamamalıdır! Allahü teâlâ buyuruyor ki:

(Ey iman edenler, Allah’ı çok zikredin!) [Ahzab 41]

(Beni anan, şükretmiş olur, beni unutan da nankörlük etmiş olur.)
[Taberani]

Birkaç kişi herhangi bir iş için bir araya gelince, Allahü teâlâyı anmadan kalkmamalıdır. Hadis-i şerifde buyuruldu ki:
(Bir yere toplanıp da Allahü teâlâyı anmadan kalkanlar, sanki eşek leşinden kalkmış gibi olur ve Kıyamette bunun üzüntüsünü duyarlar.) [Hâkim]
Müslüman, itikadını düzelttikten sonra kul ve Hak borçlarını ödemeye gayret etmeli, fırsat buldukça her işte Allahü teâlâyı hatırlamaya çalışmalıdır! Bildiği dua ve tesbihleri okumalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Tenhada Allah’ı zikreden, küffar ile tek başına savaşan gibidir.) [Şirazi]

(Şunlara sahip olan, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: Şükreden kalb, zikreden dil, uygun bir ev ve saliha bir kadın.)
[İbni Neccar]

(Dünya ve ahiret hayırlarına kavuşmak için, Allahü teâlâyı ananlarla beraber ol. Her fırsatta Allahü teâlâyı an. Allah için sev ve Allah için buğzet.)
[Ebu Nuaym]

Hadis-i kudside buyuruldu ki:

(Ya Musa, seninle beraber olmamı istersen, beni zikredenin yanında ol. Kim beni nerede ve ne zaman ararsa bulur.) [İbni Şahin]

Mahlûkatın tesbihi

Sual:
Canlı cansız her mahlûk Allah’ı tesbih edermiş, doğru mu?

CEVAP

Evet. Hayvanlar dahil olmak üzere, yerde ve gökte bulunan canlı-cansız bütün mahlûkatın Allahü teâlâyı tesbih ve zikrettiğini âlimler bildirmektedir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Yedi kat gök ve yer ve bunların içindekiler, Allah’ı tesbih eder. Hiçbir varlık yok ki, Onu hamd ile tesbih etmesin. Fakat onların tesbihini anlayamazsınız!) [İsra 44]

(Gökte olanlar, yerdekiler, kanatlarını çırparak uçan kuşlar, gerçekten Allah’ı hep tesbih ediyorlar.)
[Nur 41]

(Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allahü teâlâyı tesbih etmektedir.)
[Hadid 1]

Allah unuttu ne demektir?

Sual:
Tevbe suresinin 67. âyet-i kerimesinde, münafıklar için, (Nesüllahe fe-nesiyehüm) yani (Allah'ı unuttular, Allah da, onları unuttu) buyuruluyor. Böyle tercüme etmek uygun mu, Allah hiç unutur mu?

CEVAP

Tercüme ile meal farklıdır. Bugün piyasada, meal ismiyle satılan kitaplar, meal değil, birer tercümedir. Bu kitaplarda, âyet-i kerimeler kelime kelime tercüme ediliyor. Bu ise, hiç uygun değildir. Bir kelimenin, her ilimde farklı mânâsı vardır. Bunun için hadis-i şerifleri ve tefsir âlimlerinin açıklamalarını dikkate almadan, âyet-i kerimeleri başka lisana doğru tercüme etmek mümkün değildir.

Meal, tefsir âlimlerinin bildirdikleri mânâ demektir. Tercümeyle hiç ilgisi yoktur. Bu âyet-i kerimeyi kelime kelime tercüme edince, (Allah onları unuttu) denir, nesiyehüm, (Onları unuttu) demektir. Hâlbuki buradaki unutmanın, bildiğimiz unutmakla hiç ilgisi yoktur. Bu, Allahü teâlâyı unutanlara, unutulmuş muamelesi yapılacak demektir. Münafıkların Allah'ı unutmaları, Allah'ın emrine uymamaları, itaat etmemeleri demektir. Allah'ın da onları unutması, onları hidayetten mahrum etmesidir. (Unutursan unutulursun) sözünde de, böyle gizli mana vardır. Mesela dünyada Resulullah'a hiç salevat getirmezsen, onu hiç hatırlamazsan, bildirdiklerini yapmazsan ahirette, sen de hatırlanmaz duruma düşersin demektir.

İmam-ı Kurtubi hazretleri buyuruyor ki:

Burada unutmak, terk etmek anlamındadır. Yani onlar, Allah’ın kendilerine verdiği emirleri terk ettiler, Allahü teâlânın emirlerini adeta unutulmuş hale gelinceye kadar terk edip durdular. Allah da şüpheleri içerisinde kendilerini terk edip bıraktı, onları sevab ve mükâfatından, unutulmuşlar seviyesine düşürdü. Katade der ki: Onları unuttu demek, hayırdan onları mahrum bıraktı anlamındadır. Kötülükten ise onları unutmadı. Yani kötülük işlemeye devam ettiler. (Cami-ul-ahkâm)
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...

« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)