izmir escort escort izmir porno porno izle
Allah'ın gücü - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Standart GÜÇ #1
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:31
Alıntı ile Cevapla
Allah'tan korkmuyorsan dışla ALLAH diyeni
Her mekândan uzak tut fişle ALLAH diyeni
Bugün için güç sizde sonsuz yetki sizdedir;

Taşla ALLAH diyeni şişle ALLAH diyeni! ..
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.

Standart Güzeli seven güzel!sana feda edeceğim güzellikler ver #2
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:31
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Güzeli seven Rabbim benim içimi nurlarınla güzelleştir İçimin güzelliğiyle davranışlarım nurlansın!

Gözlerimin bakışında Sen olmalı kirpiğimin ucundaki damlada Sen parlamalısın! Senin yolunda çalışırken yorulduğum için dinlenmeliyim rahatım da Senin için olmalı yaniUykumda Seni sayıklamalıyım Yollarım Sana gelmeli hep! Dönse dolaşsa yine Seni bulmalı adreslerim!... Hayatımdaki her ciddi adımı Senin için atmalı yine Senin için koşmalıyım Senin yolunda..

Affetmeyi seven Rabbim affedilmenin huzurunu yaşattır bana Günahkar kulunun tek tesellisi; Senin huzurunda af dilerken süzülen gözyaşlarıdır Bunca günahıma rağmen beni bir nebze rahatlatan; tövbe etmeyi nasip eden Rabbimin kullarını affetmeyi sevmesidir..

Senden koparma beni! Sensiz bırakma kalbimi Senden uzak kalınca; öyle aciz öyle çaresizim ki Seninleyken huzurum dorukta; sanki her şey her güzel şey benim tüm mutluluklar benimle Dünyanın tüm çiçeklerini koklasam Sana dua ederkenki huzuru yine bulamam..


En güzel sözleri kullansam Senin için hep Seni söylesem konuştuğumda; Seni anlatmaya yine doyamam!... Dostlarını sevsem; kalplerinde Sen yaşıyorsun diye Tüm yarattıklarına ibretle baksam; Seni hatırlatıyor diye İçimdeki sevgiye dair ne varsa yapsam; Seni sevmeye yine doyamam!...

Kulunu affeder misin Rabbim; beni Sana adasam?!...

Güzeli seven güzel! Sana feda edeceğim güzellikler ver!...amin amin amin...
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Standart Allah-u Teala buyuruyor ki; #3
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:32
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Ey Ademoğlu!

Ölüm senin sırlarını açacakkıyamet senin haberlerini açıklayacakazap da senin perdelerini yırtacak.

Bir günah işlediğin zaman onunküçüklüğüne bakmakime isyan ettiğine bak.

Az bir rızık ile rızıklandırıldığın zaman onun azlığına bakmaseni rızıklandırana bak.

Küçük günahı hafife almaçünkü senO'na hangi günahla isyan ettiğin(zaman sana azap edeceğini)i bilemessin.


Benim mekrimden(kulumun beklemediği yerden ansızın yakalanmadan)emin olma.Zira gerçekten benim mekrim karanlık gecede düz taşın üzerinde gezen karıncanın ayak sesinden sana daha gizlidir.

Ey Ademoğlu!
Hiç isyan ettin de benim gazabımı aklına getirdin mi?
benim seni nehyettiğim şeylerden vazgeçtin mi?Sana emrettiğim gibi farzlarımı eda edebildin mi?

Malından fakirlere iyilik ettin mi?
Sana kötülük edene iyilik edebildin mi?
Sana zulmedeni affedebildin mi?
Sana gelmeyene gidebildin mi?
Sana hainlik edene insaflı davranabildin mi?
Seni terkedenle konuşabildin mi?
Çocuğuna terbiye verebildin mi?
Komşuların razı edebildin mi?
Din ve dünya işlerini alimlere sordun mu?
Şu bi gerçekki ben sizin ne görüntülerinize ne de güzelliklerinize bakmam.
Lakin ben sizin kalplerinize nazar ederim ve bu güzel hasletlerle(amel ettiğiniz zaman) sizden razı gelirim.

(GAZALİMecmû'atü'r-rasâil:7/100)
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Standart Allah'a yakınlık #4
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:32
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Cennet Ehlinin Allah'a Yakınlığı

Cennettekilerin Allah'ın Yüce Zatı'nın Tecellisini Görebilmeleri

Şimdiye kadar değindiğimiz tüm bu nimetlerin yanı sıra Allah'a olan yakınlıkları cennet ehlinin sahip oldukları en büyük ve en önemli nimet olacaktır. Peygamber Efendimiz (sav)'in pek çok hadisinde cennetteki müminlerin Allah'tan bir lütuf olarak O'nun Zatı'nın bir tecellisini görebileceklerinden bahsedilir:

Cennet ehli cennete girdiği zaman Allah Tebareke ve Teala şöyle buyuracak: "Size ilave olarak yapmamı istediğiniz başka bir şey var mıdır?"

"Sen bizim yüzlerimizi bembeyaz yapmadın mı? Cehennemden kurtarıp bizi cennete sokmadın mı; (Bundan daha iyi ve fazla ne olabilir ki?)" diyecekler.

Bunun üzerine perde kaldırılacak kendilerine Rableri Tealayı görmekten daha sevimli bir şey verilmediğini anlayacaklar. [Büyük Hadis Külliyatı-5 s. 415/10130]

"Ey Allah'ın Resulü! Rabbimiz'i görecek miyiz?"

"Bulutsuz berrak bir mehtap gecesinde Ay'ı görmek için itişip kakışır mısınız?"

"Hayır."

"Bulutsuz bir günde Güneş'i görmek için birbirinizi itip kakarak birbirinize zahmet verir misiniz?"

"Hayır."

"İşte Rabbinizi de öyle zahmetsiz ve sıkıntısız apaçık göreceksiniz."… [(Buhari Müslim Tirmizi) Büyük Hadis Külliyatı-5 s. 416/10133]


Bir rivayete göre ise Peygamberimiz (sav)'in bu konu ile ilgili sözleri şöyledir:

Cennet ehli cennete girdiklerinde amellerinin derecelerine göre oraya yerleşecekler. Sonra onlara dünya günlerinden Cuma günü kadar bir süre Rablerini ziyaret etmelerine izin verilecek. Onlara Allah'ın Arş'ı gösterilecek. Onlara cennet bahçelerinden bir bahçede gözükecektir. Onlara nur minberleri inci minberleri yakut minberleri zeberced (zümrüt cinsinden parlak yeşil kıymetli bir taş) minberleri altın minberleri ve gümüş minberleri kurulacak. En aşağı dereceli kişileri bile -ki içlerinde aşağı dereceli kimse yoktur- misk yığını üzerinde oturacak. Kürsi sahiplerinin onlardan daha üstün meclisleri bulunduğunu görmezler... O mecliste Allah'ın yanında bulunup O'na muhatap olmayacak hiç kimse olmayacaktır… [(Tirmizi) Büyük Hadis Külliyatı-5 s. 409-410/10100]

… Adn Cenneti'nde cennetliklerle Rablerini görmeleri arasında Allah'ın vechindeki (yüzündeki) rıdau'l-kibriyadan (büyüklük perdesinden) başka bir şey yoktur. [(Buhari Müslim Tirmizi) Cennet 3 2530]
Cennet ehlinin Allah'ın huzurunda olmaktan ötürü duydukları mutluluk ise bir hadiste şu sözlerle vurgulanmıştır:

Cennet ehli Allah'ın huzuruna iki defa girer... Onlardan her biri o mecliste amellerine göre inci yakut zümrüt altın ve gümüşten minberler üzerinde otururlar. Gözleri hiçbir zaman bu kadar aydın olmamıştır... Bunun tekrarına kavuşmak ümidi ile ertesi günü bekler halde yerlerine dönerler. [Ramuz el-Ehadis-1 s. 120/3]

Allah'ın Hoşnutluğunu Kazanmış Olmaları:

Allah cennette kendisinden razı olduğu kulları için sınırsız nimet sunmaktadır. Ancak iman eden müminler için herşeyin üzerinde olan Allah'ın hoşnutluğunu kazanabilmiş olmalarıdır. Müminler dünyada mallarını canlarını sahip oldukları tüm imkanları Allah'a yakınlaşabilmek ve O'nun rızasını kazanabilmek için ortaya koymuş tüm hayatlarını O'na adamışlardır. Cennette ise hayatlarının bu amacına ulaşmanın tarifsiz mutluluğunu yaşarlar. Bir ayette Allah'ın hoşnutluğunu kazanmanın ne kadar büyük bir nimet olduğundan şöyle bahsedilir:

Allah mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn Cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (Tevbe Suresi 72)

Kuran'da müminlerin cennette her yönden hoşnut olacakları ise şu ayetlerle bildirilir:

Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis Rabbine hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. Artık kullarımın arasına gir. Cennetime gir. (Fecr Suresi 27-30)

Rableri Katında onların ödülleri içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn Cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur kendileri de O'ndan razı (hoşnut memnun) kalmışlardır. İşte bu Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir. (Beyyine Suresi 8)

Bir hadiste cennet ehlinin Allah'tan razı olduklarından şöyle bahsedilir:

"Ey Rabbimiz buyur! Emrine amadeyiz! Hayır Senin elindedir!" derler. Rab Teala:

"Razı oldunuz mu?" diye sorar. Onlar:

"Ey Rabbimiz! Razı olmamak ne haddimize! Sen bize mahlükatından bir başkasına vermediğin nimetler verdin!" derler. [(Buhari Müslim Tirmizi) Kütüb-i Sitte-14 s. 456-457/13]

Cehennemden Kurtulmuş Olmanın Sevinci:

Kuşkusuz cennet nimetlerinin her biri ayrı ayrı çok mübarek ve değerlidir. Özellikle cehennemin varlığı cennet ehlinin bu nimetlerden aldıkları zevki kat kat artırır. Çünkü ahirette cennet ve cehennem dışında insanların gideceği başka bir yer yoktur. Dolayısıyla Allah'ın cennetine kabul etmediği bir kişinin gideceği yer cehennemdir.

Allah dünyada insanlara iyi ile kötüyü güzel ve çirkini olumlu ile olumsuzu aynı anda göstermektedir. Bu da iman edenlerin kıyas yapmalarına ve güzellikten aldıkları zevkin artmasına vesile olmaktadır. Cennette de Allah istedikleri takdirde cennet ehline cehennemdekilerin durumunu göstererek onların cennetten aldıkları zevki artırabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Nitekim cennet ehlinin cehennem azabından Allah'ın rahmetiyle kurtulmuş olmalarından duydukları sevinç bir hadiste şöyle haber verilir:

Cennet ehlinden herkes cehennemdeki yerini görür de "Ya Allah bana hidayet vermeseydi?" der ve bu ona şükür olur... [Ramuz el-Ehadis-2 s. 342/1]

Müminlerin içinde bulundukları bu büyük rahmeti ve nimeti haber veren bir diğer hadis şöyledir:

... Cennete girip cehennemden kurtulmak nimetin tam*******dır. [Ramuz el-Ehadis-2 s. 449/6]

Cennet ehlinin bu sevinçleri Kuran'da şöyle haber verilir:

... Derler ki: "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik. Andolsun Rabbimiz'in elçileri hak ile geldiler." Onlara: "İşte bu yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye seslenilecek. (A'raf Suresi 43)

Ayrıca müminlerin istediklerinde cehennem ehlinin ibretlik durumunu dünyada yaptıklarına nasıl bir karşılık aldıklarını görmeleri de mümkündür. Allah Kuran'da cennet ehlinin cehennem ehli ile konuşmalarını şöyle bildirir:

Onlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar. Suçlu-günahkarları; "Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?" Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler. "Yoksula yedirmezdik. (Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik. Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk. Sonunda yakin (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı." (Müddessir Suresi 40-47)
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Standart Hakikatle suret arası #5
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:33
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Her şeyin bir sureti (şekli görünüşü) bir de hakikati vardır. Büyük benzerliğe rağmen aralarında muazzam farklar vardır.
Yapmacık bir elma armut portakal üzüm muz renk ve görünüşte hakikisine çok benzer ama tadı yok kokusu yok. Bunlar süs için yapılmış şeylerdir.
Müzede yırtıcı hayvanların bazısını görürüz; arslanlar kurtlar filler ayılar yırtıcı kuşlar ve korkunç hayvanlar vardır. Fakat onlar hareketsiz içleri lif ve pamuklarla doldurulmuş cesetlerdir. Onlarda hayat yok hücum edecek güç mevcut değil hiçbir şey hissetmezler.
Şüphesiz suret hakikatin yerini tutamaz onun yerini dolduramaz. Suretin hakikatle mücadele etmesi düşünülemez. Aralarında çarpışma olsa suret derhal yere serilir...
Suret heybetli korkunç olsa bile hakikat mutlaka ondan üstündür. Bir çocuk ince zayıf eliyle içi lif pamuk dolu bir arslanı yıkabilir. Çünkü çocuk küçük de olsa bir hakikat taşımakta... Arslan heybetli de olsa nihayet surettir şekildir.

ESHÂB-I KİRÂMIN İMÂNI...
Eshab-ı kirâmın (aleyhimürrıdvan) imanları da ibadetleri de hakikatti bizimki gibi suret değildi.
Onlar manen çok yükseldiler himmetleri de öyle yüceldi şahsiyetleri öyle büyüdü ki dünya ve dünya zinetleri kralların debdebe ve saltanatları zenginlik onların nazarında çocuk oyuncağından kumaş veya kâğıttan yapılmış yapmacık bebek ve biblolardan öteye geçemedi.
Onları hiçbir şey korkutmadığı gibi hiçbir şey de gözlerinde büyümüyordu. İmanları ve güzel ahlâkları onlara yetmişti. Bütün insanlara iyilik yapmak ve onları iki cihan saadetine kavuşturmak en büyük arzularıydı.
Kadisiye Savaşından önce başkomutan Sa’d İbni Ebi Vakkas radıyallahü anh İran başkomutanı Rüstem’e Rıb’iy bin Amir’i elçi olarak gönderdi. Rıb’iy mağrur Rüstem’in yanına girdiğinde; tahtını altından yapılmış inci ve yakutlarla süslenmiş buldu. Rüstem’i de başında tâc üzerinde göz kamaştıran elbiselerle bir mabut gibi oturur gördü. Rıb’iy hazretleri bu manzaraya gülerek baktı ve hiç önem vermedi.

Rüstem sordu:
-Bu kadar uzun mesafeyi katederek buralara kadar niçin geldiniz? O da şöyle cevap verdi:
-Bizi Allahü teâla gönderdi. Görevimiz de; insanları insanlara veya başka şeylere tapmaktan kurtarıp bütün kâinatı yoktan var eden ve dilediği anda da yok etmeye muktedir olan Rabbimize ibadet etmeye; diğer dinlerin zulmünden kurtarıp İslamın adaletine dünyanın darlığından çıkarıp dünya ve ahiretin genişliğine kavuşturmaktır. Kabul ederseniz el kaldırmadan geri döneriz bizim kardeşimiz olursunuz. Reddedenlerle de Allah’ın vadi tahakkuk edinceye kadar savaşırız.
Başkomutan Rüstem imanla şereflenseydi; hem makamı mevkii ona kalacaktı hem de ahirette ebedi saadete kavuşacaktı. Ama nasibi yoktu...
Aradan uzun yıllar geçti. Müslümanlar Allahü teâlânın kendilerini bir gaye için gönderdiğini unuttular veya unutur göründüler. İnsanları kullara tapmaktan kurtarmak için Yarımadalarından çıktıklarını unuttular. Onlar da dünyaya meylettiler.
Risâlete inanmayan ahirete dönüş hesabını düşünmeyen bir insanın eğlenceli ve başıboş hayatı gibi yaşadılar. Böylece daha önce savaştıkları cahiliyye milletlerine benzediler. Cenab-ı Hak da onlara milletlerin en fena ve en vahşisi olan Moğolları musallat kıldı. Moğollar onları kılıçtan geçirip kanlarından nehirler akıttılar her türlü işkenceyi yaptılar.

YİNE DE UYANMADILAR!..
Fakat bu çapta bir hadise dahi Müslümanları uyandıramadı. El En’am suresi 43. ayet-i kerimede meâlen buyuruluyor ki:
“İşte onlar kendilerine bir azabımız gelip çattığı zaman olsun yalvarmalı değil miydiler? Fakat yürekleri katılaşmış şeytan da yapmakta oldukları kötülükleri onlara güzel göstermişti.”
Zaman Müslümanların aleyhine işledi. Batı medeniyetinin tesiri altında kalarak maddeye tapma dünyayı sevme dünya menfaatlerinin peşinde koşmayı gaye edinme gibi geçmişlerine yakışmayan hallere girdiler...
Bütün bunların neticesinde Müslümanların içinde bir nesil türedi... Zihni aydın... Fakat ruhu karanlık kalbi boş yakini zayıf dini az denecek derecede...
El Münafikun suresi 4. ayet-i kerimede meâlen “Onları gördüğün zaman gövdeleri (kalıpları kıyafetleri) hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Halbuki onlar odunlar gibidir. Her şeyi aleyhlerinde sanırlar...” buyurulmaktadır.
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Standart İnsan Garipse Sahibi Allah'tır . #6
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:35
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde şöyle buyuruyorlar: "Bu din garip olarak başladı tekrar bir garipliğe dönecektir. Gariplere ne mutlu! O garipler ki bazı insanların fesat çıkarmalarına karşılık onlar sürekli ıslahta bulunurlar."

Bu din bidayet itibarıyla dinin ve dindarın kadir ve kıymetini bilmeyen insanlar içinde zuhur etmişti. Daha sonra bir inkişaf ve inbisat dönemi yaşanmış fevç fevç ona dehaletler olmuş ve dindarane tavırlarla dinin ruhu büyük çoğunluğun vicdanına hükmetmeye başlamış ve bir ölçüde gurbet de zail olup gitmişti. Ancak hadis-i şerifte de ifade edildiği gibi o gurbet yeniden avdet edecek ve dinde yeni garipleşme yaşanacaktı; dinî telâkki dinî mantık ve dinî felsefe bir vadide insanlar ise ayrı bir vadide gurbet yaşayacaklardı. Evet bir insan ferdî hayatında kendini dinî duygu ve düşüncelerini ifade edecek bir ortam bulamıyorsa ve aynı zamanda ümitlerini inkişaf ve inbisat ettirme ufkunu da yakalayamıyorsa o insan garip yaşıyor din de bir gurbet içinde demektir.

Hadisin devamında "O garipler ki bazı insanların fesat çıkarmalarına karşılık sürekli ıslahta bulunurlar." buyrularak gariplere ait takdir ve tebcil edici bir vasıftan söz edilmektedir. Evet onlar inançsızlık rüzgârlarıyla tahribata uğramış gönülleri tamir eder ve insanları Allah'a (celle celâluhu) yönlendirirler. Şüphesiz ki tahrip kolay tamir ise zordur. İşte o gurbet döneminde gurbet erleri bu zor vazifeye talip olacak tahrip değil tamir vazifesini üzerlerine alarak insanları ıslah edeceklerdir.

Ayrıca bu hadisten böyle ulvî bir misyonu taşıyanların içinde bulundukları toplumun hâlâ ıslah edilebilecek hususiyette olduğunu da anlamak mümkündür. Bir bünye hastalandığı zaman hararetin yükselmesi bu bünyenin hastalığa karşı koyması mânâsına geldiği gibi ıslah eden insanların ümidi aşkı ve iştiyakı da üstlendikleri o tamir vazifesini yapacakları mânâsına gelmektedir. Onun için Kur'ân-ı Kerim içinde ıslah edicilerin bulunduğu bir toplumu istihkakları olsa bile Allah'ın helâk etmeyeceğini bildirmektedir.[1] Çünkü orada hâlâ bir ümit var demektir. Bu itibarla da içinde bu ümidi canlandıracak olan gariplerin bulunduğu bir toplumu Allah helâk etmeyecektir diyebiliriz. Evet gariplerin arkasında Allah vardır ve insan garipse sahibi Allah'tır...
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.

Standart Allah'ın büyüklüğünü kavramak #7
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:36
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
İnsana emanet-i kübrâ verildiğini bize söyleyen Kur’ân’dır.1 İnsan kendisine verilen sıfatlarla yani akıl fikir irade ve sair duyguları ile Yaratıcısını bilmek bulmak tanımak sevmek ve itaat etmekle yükümlüdür. Kur’ân birçok âyetinde bu sonucun önemli bir yolu olması hasebiyle düşünmeyi akıl erdirmeyi tefekkür etmeyi fikir üretmeyi muhakeme etmeyi emir buyurur. Diğer yandan esasen dinimizde kötü bir eyleme dönüştürmedikçe içimizden geçenlerden sorumluluk da kaldırılmıştır.2

Fakat şüphesiz Allah’ın zatını düşünmeye güç yetiremeyiz. Biz Allah’ın eserleri üzerinde kafa yorup Allah’ın büyüklüğünü kavramakla mükellefiz. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) “Cenâb-ı Hakkın sınırsız nimetlerini tefekkür ediniz. Fakat zatının mahiyetini düşünmeyiniz. Çünkü siz ulûhiyetin esrarını keşfedemezsiniz. Allah’ın büyüklüğünü hakkıyla takdir ve ihata edemezsiniz”3 buyurmak sûretiyle dikkatimizi Allah’ın rahmet eserleri üzerinde yoğunlaştırmamızı önerir. Kur’ân’ın da tavsiyesi Allah’ın rahmet eserleri üzerinde yoğunlaşmamızdır.4

Üstad Bedîüzzaman Saîd Nûrsî Hazretleri Cenâb-ı Hakka “bilinen birisi” çerçevesinden bakılacak olursa bilinemeyeceğini; çünkü böyle bilginin kulak dolması ve taklit bilgiden öteye geçemeyeceğini; Allah’ın ancak “bilinemez ve kavranamaz bir mevcut” unvanıyla bakılırsa tanınabileceğini; çünkü baştan bilinmeyen bir mevcut oluşu kabul edildiği takdirde Allah’ın zatını kavramaya çalışmak yerine kâinatı baştanbaşa kuşatan ve her şeyi tasarrufu altına alan sınırsız sıfatlarını kavrama gayreti içine girileceğini böylece Cenâb-ı Hakkı tanımanın ve büyüklüğünü kavramanın sıfatlarını ve isimlerini tanımakla mümkün olacağını beyan eder.5


İnsana verilen azıcık ilim birazcık kudret küçücük irade ve sair küçüklük sıfatlarının Cenâb-ı Hakkın en büyük ilim en büyük kudret ve en büyük irade gibi eşsiz büyük sıfatlarını anlamamız açısından bir ölçü kabul edilmesi gerektiğini beyan eden Bedîüzzaman Hazretleri; insanın biricik vazifesinin de kendi bünyesine konulan bu ölçücüklerle Yaratıcısını tanımak olduğunu kaydeder. Meselâ der ki: “Sen cüz’î iktidarın ve cüz’î ilmin ve cüz’î iraden ile bu haneyi muntazaman yaptığından şu kasr-ı âlemin senin hanenden büyüklüğü derecesinde şu âlemin ustasını o nisbette Kadir Alim Hakîm Müdebbîr bilmek lâzımdır.”6

İnsanın hiçlik yoksulluk zayıflık ve ihtiyaç içinde olmak gibi noksanlık sıfatlarının da bu sıfatlardaki eksikliği sürekli olarak tamamlayan Yaratıcının yüce ve en büyük sıfatlarını gösterdiğini nazara veren Üstad Saîd Nursî Hazretleri; insanın hiçliğinin Allah’ın en büyük kudret sahibi oluşuna; zayıflığının Allah’ın en büyük kuvvet sahibi oluşuna; yoksulluğunun Allah’ın en büyük zenginlik sahibi oluşuna; ihtiyaç içinde yuvarlanışının Allah’ın en büyük rahmet sahibi oluşuna... vs. Yani insanın yetersizlik sıfatlarının aynı sıfatlar açısından Allah’ın en büyük bulunuşuna en kuvvetli birer işaret olduğunu kaydeder.7

Üstad Bedîüzzaman Hazretleri ne küçük şeylerin ne de kulun fiillerinin hiçbir şekilde Cenâb-ı Hakkın tasarrufu dışında düşünülemeyeceğini güneş ve nur misâliyle açıklar. Güneş esasen cismanî bir varlık olduğu halde nuru bütün dünyayı kuşatmaktadır. Tek başına sınırlı bir yeri işgal etmekte iken ışığı ısısı ve eşyanın da parlaklığı vasıtasıyla kanatları tüm dünyayı yutmaktadır. Öyleyse Allah’ın en büyük oluşu bütün kâinatı bir olarak yaratıyor idare ediyor düzenliyor oluşu ve her şeyin her şeyiyle çok yakından ilgileniyor oluşu akıldan uzak görülmez.8

Böylece Allah’ın en büyük oluşunu ve Allah’ın bütün kâinatı Tek Kendisi olarak yaratıp idare edişini kavramak için insanın Allah’ın isim ve sıfatlarını kavraması yeterli olacaktır
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Standart Allah'ın gücü #8
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:37
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Bilindiği gibi Allah(cc) içerisinde bulunduğumuz kâinatın ve bilemediğimiz olan herşeyin yaratıcısı yöneticisi ve gerçek sahibidir. İster dünya olsun ister ahiret olsun isterse başka gezegenler veya hayatlar olsun hepsinin ilmi gözetçisi olan bir tek kişi vardır. O da Allah(cc)'tır.

Yine kendi yaşadığımız yerden örnekler ve dersler çıkartacak olursak gezegenler gökler bulutlar dağlar taşlar ağaçlar ve çiçekler canlılar insanlar hayvanlar ve tüm varlıklar şüphesiz muhtaçtırlar. Canlılar muhakkak nefese rızka ve yaşama ortamına muhtaçtırlar.

İnsandaki en büyük özellklerden biri olan AKIL ile gerçek manada düşünüldüğünde ACABA NEDEN YARATILDIK sorusunu kendi kendine sorması bir nevi ilahi kapıya yönelmedir. Eğer yaratılma gayesini bilir ve ona göre hayatını sürdürürse işte bu ilahi kapıya doğru yol alır. Aksi taktirde pişman olacağı bir seyre çıkmış olur.

Şükür ettiğimizde veya Fatiha suresini okuduğumuzda içerisinde geçen ifade "ELHAMDÜLİLLAHİ RABBİL ALEMİN" (Alemlerin Rabbi Olan Allah'a hamdolsun ki Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur) bazı derin düşüncelere vesile olabilir. Nitekim Alemler deyince insan alemi cin alemi melekût alemi hayvanlar alemi sudaki alem gökteki alem gibi binlerce âlemin var olduğuna inanmak da elbetteki imanın alametlerindendir. İşte bu alemlere Rab olan eğiten yöneten bir varlığın olması gerekir. Herşey başı boş bırakılsaydı muhakkak düzen bozulurdu. Eğer birden fazla yönetici olsaydı yine düzen bozulurdu.

İşte bunca varlığın alemin ihtiyaç sahiplerinin canlı cansız olan herşeyin gerçek sahibi olan birisinin gücünü tahmin etmek gerçekten AKIL işi değildir. Onun yüceliğini ve kuvvetinin büyüklüğünü idrak edemesekde ona KUL olduğumuzu bilmemiz ve ona göre hareket etmemiz en yerinde davranış olacaktır. Onu övmek ve yüceltmek onu sevindirecektir.

Yaşadığımız dünya gezegeni direksiz ve desteksiz olarak boşlukta duruyor. Aynı zamanda durmadan dönüyor. Bunun gibi sayısını bilemediğimiz kadar gezegen ayrı ayrı özelliklere çeşitliklere sahip olduğu halde onları bir nizam ve ölçü içerisinde yöneten haberi olan büyük bir varlığın yokluğuna inanmak gerçekten ahmaklıktır.

O herşeye gücü yetendir. Hiçbirşey ona ağır gelmez. Allah (cc) için Bir sivrisineği yaratmak ile bir Âlemi yaratmak arasında hiçbir zorluk yoktur..

Yaratan O'dur Yöneten O'dur Hüküm veren O'dur. Bütün güçlerin kaynağı yine O'dur. O Allah'tır. (Celle celâluhû)

Biz O Allah'ı hamd eder tesbih eder ve zikrederiz. Biz O'na aitiz O'ndan geldik O'na döneceğiz.

Hamdolsun Alemlerin Rabbi Olan Allah'a...
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Standart Güzel söz allah’a yükselir #9
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:41
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
GÜZEL SÖZ ALLAH’A YÜKSELİR


İnsanlar hep huzur ve güven içinde bulundukları dostluğun ve sevginin yaşandığı ortamlarda bulunmak isterler. Yaşadıkları yerlerde sevgi ve mutluluk yaşanmıyorsa da özlemini duyarlar. Ancak özledikleri bu ortamların oluşması yönünde bir gayret göstermezler. Hatta aksine huzursuzluğun ve mutsuzluğun kaynağı kendileri olurlar. Dostluğu güler yüzü güzel sözü hep karşılarındaki kişilerden beklerler.

Oysa tüm bu saydıklarımız; güzellikler dostluklar huzur ve güven özveri ister. Eğer herkes kendi çıkarlarını düşünerek konuşur ve çıkarlarına göre davranışlarda bulunursa yalnızca kendi rahatını düşünürse toplumda çatışma ve huzursuzluk olması kaçınılmazdır. Ancak Kuran ahlakını yaşayan ve Rabbimiz’in sınırlarını koruyan müminler bu şekilde davranışlar göstermezler. Onlar Allah’ın Kuran’daki tavsiyesi gereği bağışlayıcı ve özverilidirler. Haksızlıkla karşı karşıya kaldıklarında dahi insanların huzurunu sağlamak için “…insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir…” (Al-i imran Suresi 134) ayetiyle haber verildiği üzere en güzel tavrı sergilerler.

En güzel tavırla kötülüğü uzaklaştırmanın Allah'ın beğendiği üstün bir ahlak özelliği olduğu Kuran’da “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir...” (Fussilet Suresi 34–35) ifadesiyle bildirilir:

Allah Kuran’da insanların birbirlerine güzel sözler söylemelerini de emreder. Bu Kuran ahlakının gereğidir. Allah'ın bu emirleri konusunda dikkatli olan müminler güzel sözler söyler birbirlerini asla kötü lakaplarla çağırmazlar. Çünkü Allah “…birbirinizi 'olmadık-kötü lakaplarla' çağırmayın…” (Hucurat Suresi 11) ayetiyle tüm inananlara bu çirkin davranışı yasaklar. Yaşanılan ortamlarda Rabbimiz’in emrettiği gibi güzel konuşmak insanlara hem bu dünyada hem de ahirette eşsiz güzellikler kazandıracaktır. Kuran ayetlerinde güzel söz söylemenin hikmeti ve kötü söz söylemenin karşılığı şu şekilde bildirilir:

Görmedin mi ki Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz güzel bir ağaç gibidir ki onun kökü sabit dalı ise göktedir. Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler. Kötü (murdar) söz ise kötü bir ağaç gibidir. Onun kökü yerin üstünden koparılmış kararı (yerinde durma tutunma imkanı) kalmamıştır. Allah iman edenleri dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. Zalimleri de şaşırtıp-saptırır; Allah dilediğini yapar. (İbrahim Suresi 24-27)

Ayetlerde de haber verildiği gibi güzel söz söyleyen kişi sonsuz ahiret hayatında ‘eni göklerle yer kadar olan’ barınma yerinde nimetler içinde ağırlanarak karşılık bulacaktır. Ancak kötü sözü söyleyen kişi onu azaba götürecek olan karanlık bir yola girmiş olacaktır. Bu nedenle de iman eden insanlar güzel söz söylerler ve Allah’ın rızasına ve cennetine kavuşmak için çaba sarf ederler.

Güzel ahlaka uyanlar kötülüğe de iyilikle cevap verir “Rabbin rızasına ermek için sabret.” (Müddessir Suresi 7) ayeti gereğince Allah’ın hoşnutluğu için sabreder hoşgörülü olur öfkeden ve incitici sözlerden sakınırlar. İnanan insanların anlatımlarındaki ve davranışlarındaki kararlılık insanlara güven verir. Koşullar ne olursa olsun güler yüzlü olmak da son derece önemli bir mü’min özelliğidir:

Güzel bir söz ve bağışlama peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır yumuşak davranandır. (Bakara Suresi 263)

Çoğu insanı güzel söz söylemekten alıkoyan şeytandır. Kuran'da şeytanın insanları güzel söz söylemekten uzaklaştırarak aralarını bozmaya çalışacağı şu şekilde bildirilmektedir:

Kullarıma sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır. (İsra Suresi 53)

Güzel söz söylemek insanların kalplerini birbirine ısındırır ve aralarında dostluk ve güven oluşmasına neden olur. Kalbinde Allah aşkını taşıyan insan etrafına da Allah aşkıyla bakar. Sözleriyle Allah'a olan yakınlığını ve sevgisini gösteren kişiye çevresindekiler de sevgi ve saygı duyarlar. Bu durum mü’minlerin arasındaki sevgi ve bağlılığı pekiştirir. Rabbimiz mü’minlerin bu güzel davranışlarına karşılık olarak onlara düşmanca bakanları dahi ‘sıcak bir dost’a çevirir. Kalpleri çeviren Allah dilediği kişinin kalbini değiştirebilir.

İnanan insanın mü’min kardeşine güzel söz söylemesi gerekir. İnsanın buna ihtiyacı vardır. Aksi halde o kendine söyler bu da nefsanidir ve kibirlenmesine neden olacaktır.

Güzel söz söylemekten çekinen kişiler ise kalplerinde Allah sevgisini ve Allah korkusunu taşımazlar. Dünya hayatında Kuran ahlakına uyarak güzel söz söylemeleri ve Yüce Allah'ın ismini anıp yüceltmeleri için davet edilmiş ama onlar hep isyan ederek bile bile yüz çevirmişlerdir.

Kendisinde şüphe olmayan o gün artık isteseler de bu olanağı bulamayacaklardır. Allah'ın hoşnutluğunu kazanabilecekleri tek bir söz bile söyleyemeyeceklerdir. Nutku verip konuşturan Rabbimiz o gün onlara bu izni vermeyecektir:

O gün yalanlayanların vay haline. Bu onların konuşamayacakları bir gündür. Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez. O gün yalanlayanların vay haline. (Mürselat Suresi 34-37)

"Allah'a çağıran salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?" (Fussilet Suresi 33) ayetiyle haber verildiği üzere güzel söz söyleyen kişi Allah'ın bildirdiği ahlakı yaşamaya davet eden insandır. İman eden insanların Rabbimiz’in her söze şahit olduğunu bilerek ve O’ndan korkup sakınarak yaptıkları konuşmalar -Allah’ın dilemesiyle- birçok insanın imana yaklaşmasına vesile olur. Müminler Allah’ın buyruğuna uyarak güzel ve hayırlı söz söyler bu konuda ömürlerinin sonuna kadar kararlılık gösterirler. Kuran’ın ışığında bilirler ki güzel sözleri Allah’a yükselecektir:


Kim izzeti istiyorsa artık bütün izzet Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir salih amel de onu yükseltir... (Fatır Suresi 10)
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.

« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)