izmir escort escort izmir porno porno izle
Allah'a Karşı Derin Saygı - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Standart Yeryüzündeki Muazzam Isı Dengesini Yaratan Allah'tır #1
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:38
Alıntı ile Cevapla
Yeryüzünün ısısı çok özel bir aralıkta düzenlenmiştir. Amerikalı jeologlar Frank Press ve Raymond Siever Dünya yüzeyinin ısısındaki ince ayara dikkat çekmişlerdir. Belirttiklerine göre "yaşam sadece çok sınırlı bir ısı aralığında mümkündür ve bu ısı aralığı Güneş'in ısısı ile mutlak sıfır arasındaki muhtemel ısıların yaklaşık % 1'lik bir bölümünü oluşturmaktadır. Dünya'nın ısısı ise tam bu dar aralıktadır." (F. Press R. Siever Earth New York: W. H. Freeman 1986 s. 4)

Bu ısı aralığının korunması elbette Güneş ile Dünya arasındaki mesafe kadar Güneş'in yaydığı ısı enerjisi ile de yakından ilişkilidir. Hesaplara göre Dünya'ya ulaşan Güneş enerjisindeki % 10'luk bir azalma yeryüzünün metrelerce kalınlıkta bir buzul tabakası ile örtülmesiyle sonuçlanacaktır. Enerjinin biraz artması halinde ise tüm canlılar kavrularak öleceklerdir.

Dünya'nın ideal olan ısısının gezegen içinde dengeli olarak dağıtımı da son derece önemlidir. Nitekim bu dengenin sağlanması için çok özel bazı tedbirler alınmıştır. Örneğin Dünya'nın ekseninin 23 derece 27 dakikalık eğimi kutuplarla ekvator arasındaki atmosferin oluşmasında engel oluşturabilecek aşırı sıcaklığı önler. Eğer bu eğim olmasaydı kutup bölgeleriyle ekvator arasındaki sıcaklık farkı çok daha artacak ve yaşanabilir bir atmosferin var olması imkansızlaşacaktı.

Dünya'nın kendi etrafındaki yüksek dönüş hızı da ısının dengeli dağılımına yardımcı olur. Dünya sadece 24 saatlik bir süre içinde kendi etrafını dolaşır ve bu sayede geceler ve gündüzler kısa sürer. Kısa sürdükleri için de gece ile gündüz arasındaki ısı farkı çok azdır. Bu dengenin önemi bir günü bir yılından daha uzun süren (yani kendi etrafındaki dönüşü Güneş etrafındaki dönüşünden daha uzun süren) ve bu yüzden gece-gündüz arasındaki ısı farkı 1000 C0'yi bulan Merkür ile karşılaştırıldığında görülebilir.Yeryüzünün şekilleri de ısının dengeli dağılımına uygun şekilde yaratılmıştır. Dünya'nın ekvatoru ile kutupları arasında yaklaşık 100 C0'lik bir ısı farkı vardır.

Eğer böyle bir ısı farkı fazla engebesi olmayan bir yüzeyde gerçekleşmiş olsaydı hızı saatte 1000 km'ye varan fırtınalar Dünya'yı allak bullak ederdi. Oysa ki yeryüzü ısı farkından dolayı ortaya çıkması muhtemel kuvvetli hava akımlarını bloke edecek engebelerle donatılmıştır. Bu engebeler yani sıradağlar Çin'de Himalayalar'la başlar Anadolu'da Toroslarla devam eder ve Avrupa'da Alpler'e kadar sıradağlar halinde uzanarak batıda Atlas Okyanusu doğuda Büyük Okyanus'la birleşir. Okyanuslarda ise ekvatorda oluşan fazla ısı sıvıların ısı farkını dereceli bir şekilde dengelemesi sayesinde kuzeye ve güneye doğru aktarılır.

Bu arada Dünya'nın atmosferinde ısıyı sürekli dengeleyen birtakım otomatik sistemler de var edilmiştir. Örneğin bir bölge çok fazla ısındığında su buharlaşması artar ve bulutlar çoğalır. Bu bulutlar ise Güneş'ten gelen ışınların bir kısmını geri yansıtarak aşağıdaki havanın ve yüzeyin daha fazla ısınmasını engeller.

Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığı kendi etrafındaki dönüş hızı ekseninin eğimi yeryüzü şekilleri gibi birbirinden bağımsız pek çok etken gezegenin yaşama uygun bir biçimde ısınmasını ve ısının gezegene dengeli bir biçimde yayılmasını sağlar.

Dünya ile Güneş arasındaki uzaklığın özel bir tasarım olduğu gerçeğini kabul etmek istemeyenler şöyle bir mantık kurarlar: "Evrende Güneş'ten çok daha büyük ya da daha küçük yıldızlar vardır. Bunların da pekala kendi gezegen sistemleri olabilir. Bu yıldızlar eğer Güneş'ten daha büyükse o zaman yaşam için ideal gezegen Dünya ile Güneş arasındaki mesafeden çok daha uzakta olacaktır. Örneğin bir kırmızı devin etrafında Pluton'un mesafesinde dönen bir gezegen bizim Dünyamız gibi ılık bir atmosfere sahip olabilir. Böyle bir gezegen hayat için Dünya kadar uygun olacaktır."

Bu iddia çok önemli bir yönden geçersizdir: İddiada farklı kütlelerdeki yıldızların farklı ışınlar yayacağı hesaba katılmamaktadır. Yıldızların yaydıkları ışınların hangi dalga boylarında olacağını belirleyen etken bu yıldızların kütleleri ve kütleleri ile doğru orantılı olan yüzey sıcaklıklarıdır. Örneğin Güneş'in yakın mor ötesi görülebilir ışık ve yakın kızıl ötesi ışınlar yaymasının nedeni 6000 C0 civarında olan yüzey ısısıdır. Eğer Güneş'in kütlesi biraz daha büyük olsaydı yüzey ısısı daha yüksek olurdu.

Bu durumda da Güneş'in yaydığı ışınların enerji seviyeleri artar ve Güneş öldürücü etkiye sahip morötesi ışınları çok daha fazla yaymaya başlardı. Bu durum bizlere hayatı destekleyecek ışınları yayabilecek olan yıldızların mutlaka bizim Güneşimiz'e çok yakın bir kütleye sahip olması gerektiğini göstermektedir. Bu yıldızların bir gezegende hayatı destekleyebilmeleri için de bu gezegenin tam şu anda Güneş ile Dünya arasındaki mesafe kadar uzakta olması şarttır. Bir başka deyişle bir kırmızı devin mavi devin ya da kütlesi Güneş'ten belirgin olarak farklı başka herhangi bir yıldızın etrafından dönen herhangi bir gezegen hayat için bir barınak oluşturamaz. Hayatı destekleyecek tek enerji kaynağı Güneş gibi bir yıldızdır. Hayat için uygun tek gezegen mesafesi ise Dünya-Güneş mesafesidir.

Ayrıca şunu da belirtmeliyiz ki evrende dünya gibi yaşama uygun başka bir gezegen olsa da bu içinde bulunduğumuz gezegenin mucizevi konumunu değiştirmez. Dünya'nın yörüngesinin içinde bulunduğu Güneş Sistemi'ndeki her gezegenin uyduların Güneş'in Güneş Sistemi'nin içinde bulunduğu galaksideki uygun yerinin ve yukarıda saydığımız daha pek çok detayın aynı anda oluşmuş olması son derece hayranlık uyandırıcı bir gerçektir. Benzer detayların başka bir yerde daha oluşmuş olması bu mucizevi durumu değiştirmez aksine ikinci bir mucizevi durum daha oluşmuş olur.

Buraya kadar anlatılanlardan anlaşıldığı gibi Dünya ve Güneş aralarındaki uzaklık yörüngeleri eğimleri yaydıkları ışık enerji kısacası her türlü detayla birlikte Allah tarafından insanların yaşamasına en uygun olacak şekilde yaratılmıştır. Yalnızca Güneş ile Dünya arasındaki mesafenin tam gereken ölçüde olması dahi son derece mucizevi bir olayken diğer yüzlerce hatta binlerce detayın da tam olması gerektiği ölçülerde olması kuşkusuz insan aklının sınırlarını aşan bir olaydır.

Böyle muazzam bir sistemin tesadüflerin eseri olması şuursuz atomların oluşturduğu gökcisimlerinin tesadüflerle tam olmaları gereken yerlere yerleşmeleri aralarında canlılığın oluşumuna olanak sağlayacak dengeleri belirlemeleri ve bunlara uygun sistemler geliştirmeleri elbetteki mümkün değildir. Tüm bu kusursuz sistemler insanlar için Allah'ın üstün kudretinin ve yaratışının birer delilidir.


Kuran'da Allah'ın yüceliği evrenin ve dünya üzerindeki hakimiyeti tüm bunlar karşısında insana düşenin şükredici olmak olduğu şöyle bildirilmiştir:

Gerçekten sizin Rabbiniz altı günde gökleri ve yeri yaratan sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten güneşe aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun yaratmak da emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (Araf Suresi 54)

Güneşi ve ayı hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır. Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki insan pek zalimdir pek nankördür. (İbrahim Suresi 33-34)
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.

Standart EHAD cc VE AHMED #2
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:39
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Ehad celle celaluhu Ahmed sallALLAHu aleyhi ve sellem

Birbirini sımsıkı kucaklamış iki kelime.

Ehad birlerin içine girmeyen bir tek!

Ahmed beşer şahsiyetinin övülmesinde kullanılabilecek en zirve kelime!

İki kelime arasında sadece mim harfi ziyade!

Ehad kelimesine; mim harfini ekleyince Ahmed i görürüz.

Mim boynu bükük bir harftir ; secdeyi sembolize eder.

Ehad e ulaşmanın yegane yolu; Rabb ile abd arasına Ahmed tarafından kurulan mim köprüsüdür.

Ehad tek yaratıcı sevginin ve korkunun temel yöneliş mercii.
alıntı
Ahmed O nun var ettiği insana bahşettiği güzel olan ne varsa hepsine malik olan sevgilisi.

Secde ile Ehad e Ahmed in mimarisini üstlendiği köprüden varılıyor;

Mim köprüsünden!

Bu özel sırrın varlığında Ehad ile Ahmed arasındaki bağı fark eden için mim köprüsünün anlamı Arş ve ötesi kadar büyüktür.


O na O nun Dostunun köprüsü ile ulaşılır. O O dur ki Kendini Dostuyla ifade etti. Dostuna ve Dostunun dostlarına secdeyi secde emrini yaymayı emretti.

Kim Ahmed in mim köprüsünün mahiyetini bilmek isterse secde etsin Ahmed in Dostu Ehad e! Bu baş eğmeklikle Mim köprüsünde beşaretten sıyrılıp Rabbinin huzuruna Ahmed ce ersin.

Ahmed örnek hayat emsalsiz teslimiyet varlığın şerefi Abide beşer.

Ehad Ahmed in Rabbi Ahmed in Dostu

Ahmed Secde farkıyla beşer.. Ehad in önüne ümmetler seren
Ademoğlu nun Efendisi.

Bildik şimdi Ehad ve Ahmedi

Mim farkıyla
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Standart Allah'ın Cennet Ehli İçin Hazırladığı Nimetler #3
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:41
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Kuran’da müminlere cennetle ilgili pek çok ayet bildirilmiştir. Allah. cenneti tarif edip tanıttığı ayetlerle insanlara dünyadakilerle kıyaslanmayacak bir nimet ufku açmaktadır. Bir ayette cennetteki bu nimet genişliği şöyle haber verilmektedir:

"Orada diledikleri herşey onlarındır; Katımızda daha fazlası da var."

Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde müminlere kendilerini bekleyen cennet nimetleri hakkında şu ayeti hatırlatmıştır:

(Kaf Suresi 35) Artık hiçbir nefis yaptıklarına karşılık olmak üzere kendileri için gözler aydınlığı olarak nelerin (sayısız nimetlerin) saklandığını bilmez.

Peygamber Efendimiz (sav) bir başka hadisinde ise Yüce Allah'ın salih kulları için ahirette "hiçbir gözün görmediği hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşerin kalbine gelmeyen birtakım nimetler" olacağından bahsetmiştir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri s. 306/497)

Allah'ın cennette sunacağı nimetler düşünülürken unutulmaması gereken önemli bir nokta da insan aklının çok sınırlı olduğudur. Bundan dolayı kişi kendisine vaat edilen nimetlerin bolluğunu çeşitliliğini benzersiz güzelliklerini zihninde tam olarak canlandıramayabilir. Kuran'da ve hadislerde bildirilen nimetler yapılan tasvirler insanlara açıklayıcı olması bakımından dünyadaki güzelliklerin yer aldığı benzetmelerle tarif edilmektedir. Ancak bunlar cennette çok daha mükemmel halleriyle olacaklardır. Çünkü Allah sonsuz Aklının bir tecellisi olarak cenneti tüm kusurlardan arındırılmış mükemmel bir mekan olarak yaratmıştır.


İnsanın sınırlı düşünme ufkunu şöyle bir örnekle anlatabiliriz. İnsan görme duyusuna sahip olmasa; sadece tat alma koklama işitme ve dokunma duyularıyla yaratılmış olsa; göze hitap eden nimetler kendisine ne kadar tarif edilip anlatılsa da bunları kavraması mümkün olmazdı. Renkten aydınlıktan estetikten simetriden ihtişamdan bahsedildiğinde bu kişi tüm bunları anlayamayabilirdi. Aynı şekilde şu anda bizim bilmediğimiz fakat Allah'ın cennette var edeceği ve bize yepyeni ufuklar kazandıracak başka duyular olabilir. Dolayısıyla sadece beş duyumuzla sınırlı olduğumuz bu dünyada ne tür nimetlerden habersiz olduğumuzu tam olarak kavramamız da mümkün olmayabilir.

Görüş düşünce ve hayal ufkumuzdaki sınırlılığı penceresiz bir evin içinden hiç dışarı çıkmadığını varsaydığımız bir kimsenin durumuna da benzetebiliriz. Evin dışındaki güzelliklerden -dağların nehirlerin ağaçların görünümünden birbirinden estetik çiçeklerden sevimli hayvanlardan berrak bir gökyüzünden gün ışığının aydınlığından.- habersiz olan bu kişi nasıl bir nimet eksikliği içerisinde olduğunun da farkında olmaz. Kaldı ki bu kıyas dünyadaki güzellikler üzerinden yaptığımız bir kıyastır. Dünyanın nimet ve güzellikleri ise cennet nimetlerinin yanında son derece eksik ve kusurludur. Bu bakımdan iman eden bir kişi cenneti de sahip olduğu sınırlı bilgiler dahilinde dar bir görüşle değerlendirmekten kaçınmalı bu yanılgıya düşmemelidir. Çünkü insan Rabbimiz'in bildirdikleri dışında cennetle ilgili ayrıntıların cennet ehli için hazırlanmış sürprizlerin neler olabileceği hakkında yorum sahibi bile değildir.

Bir rivayete göre Peygamberimiz (sav) cennet nimetlerini şöyle tarif etmiştir:

Cennete koşan yok mu? Çünkü cennette akla hayale gelmeyen nimet vardır. (Tezkireti'l Kurtubi s. 306-307/499)

Alıntı
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Standart Allah İçin Sevgi; Ahireti Kazanma Vesilesidir #4
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:42
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
İnsanın kalbinde mü'min

kardeşlerini Allah için sevme

duygusu kuvvetlendikçe bu

sevgi sahibini dostluğa yardım


etmeye sevdiğini malıyla canıyla ve diliyle müdafaa etmeye teşvik eder. Allah için olan sevgi bir kimseyi şahsı için değil de ahiret nimetlerini kazanmaya vesile olmasından dolayı sevmektir. Onun için Fudayl bin İyaz (rahmetullahi aleyh) demiştir ki: "Bir kişinin mü'min kardeşinin yüzüne sevgi ve merhamet duyguları ile bakması kendisi için bir ibadettir." Unutmamak lazımdır ki Allah için mü'min kardeşlerini seven kimseler sevgilerinin miktarınca mükâfat ve sevap kazanır.
Mü'min olan kimseleri ancak mü'min olanlar sever. Mü'min olan kimseye buğzetmek münafıklık alâmetidir. Bu söz hepimize büyük bir derstir. Şayet niyetimiz Allah için olursa mü'min kardeşlerimizde sevecek bir haslet muhakkak buluruz. Çünkü onlar Allah-u Zülcelâl’e iman etmişlerdir. Eğer onlara sevgi gözü ile bakarsak mutlaka kalbimizde onlara karşı sevgi oluşur. Ama daima kusur aramaya çalışırsak şeytan ve nefis bizi peşine takarak mü’min kardeşlerimize karşı kalbimizi kinle doldurur. Mü'min kardeşler olarak birbirimize kızmadan buğzetmeden kin duymadan birbirimize hep iyilikle rıfkla yumuşaklıkla davranmalıyız.
Hz. Hüseyin (radıyu anh) diyor ki: “Allah-u Zülcelâl bütün insanları topladığı zaman: - Fazilet sahipleri neredeler? Diye bir ses duyulur. Bir grup insan ayağa kalkıp cennete doğru yürümeye başlarlar. Bunun üzerine melekler önlerine çıkarak: - Nereye gitmek istiyorsunuz? Diye sorunca onlar da: - Cennete gitmek istiyoruz derler. Melekler: - Hesaptan önce mi? Diye sorunca onlar da: - Evet hesaptan önce! Derler. Melekler: - Siz kimsiniz? Diye sorunca: -Biz fazilet sahipleriyiz diye cevaplarlar. Melekler: - Dünyadaki faziletiniz ne idi? Diye sorunca: - Bize karşı yapılan cahillikleri olgunlukla karşılar bize kötülük edenlerin kusurlarını affederdik derler. Bunun üzerine melekler: - Haydi cennete giriniz iyi amel işleyenlerin mükâfatı ne güzeldir derler.
Arkasından yine aynı ses: - Dünyadayken Allah'a dost olanlar nerede? Diye seslenir. Bu çağrı üzerine bir grup insan yine cennete yönelirler ve meleklerle karşılaşırlar. Melekler onlara kim olduklarını sorunca: - Biz yeryüzünde Allah-u Zülcelâl'in dostlarıyız derler. Melekler: - Allah'a nasıl dost olmuştunuz? diye sorarlar.
- Bizler dünyadayken Allah için birbirimizi seviyor Allah için birbirimize ikramda bulunuyor ve Allah için birbirimizi ziyaret ediyorduk derler. Bunun üzerine melekler: - Haydi cennete giriniz iyi amel işleyenlerin mükâfatı ne güzeldir derler.” (Envarü’l Aşikin; 504)
İşte Allah için sevmenin dünyada mü'min kardeşlerimizle iyi geçinmenin iyi davranmanın mükâfatı böyledir.
Seyda Muhammed Konyevi Hz. (K.S)
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Standart Rabb'imizin rahmetini celbeden hallerimiz #5
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:42
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Rabb'imizin rahmetini celbeden hallerimiz

İrşâd eserlerinde Allah (cc)'ın rahmet ve bereketini celbeden haller sıralanmaktadır. Kimde bu güzel haller ahlak halinde yerleşmişse Rabb'imiz o kulunu sevmekte rahmet ve bereketine onu layık görmektedir.

İsterseniz sözü fazla uzatmadan Rabb'imizin bizde görmeyi istediği rahmet ve bereket sebebi güzel hal ve davranışlardan on tanesini buraya alalım. Bakalım bu hallerden bizde ne kadarı ne ölçüde var bir görelim. İrşâd eserlerinde bu güzel haller şöyle sıralanmaktadır:

1— Rabb'imizin rahmet ve bereketini celbeden hallerin sahibi olmak isteyen insan en başta kendi kusur ve hatalarını gözden geçirmeli bunları terk etmek için kendi içinde mücadele vermeli Rabb'ine hep dua ve iltica halinde olmalı ibadetli ve itaatli yaşamayı hayatının gayesi bilmelidir. İşte bu düşünce ve davranış içinde olan kimseyi Rabb'imiz rahmetine layık görmektedir.

— Bu durumda siz de davranışlarınızı bir gözden geçirmek ister misiniz? Kusurunuzu ne kadar görmek istiyor ne ölçüde vazgeçmek için kendi içinizde mücadele veriyor hayata gönderiliş gayenizin ne derece farkında olabiliyorsunuz? Var mı Rabb'imizin rahmetini celbedecek davranışların sahibi olma ve hassasiyetiniz?

2— Anne baba ve aile büyüklerine gerekli hürmet ve alakayı ne kadar gösteriyor imkânlarınız nispetinde ihtiyaçlarını karşılamaya ne ehemmiyette çalışıyor yardım etmeyi vazgeçilmez vazifeniz olarak ne kadar görebiliyorsunuz?

— Bu konudaki hassasiyetinizi bir gözden geçirmek ister misiniz?

3— Komşularla çevre ile iyi münasebetler kurarak üzüntülerine ortak olup sevinçlerini paylaşmak konusunda ne kadar ilgili davranıyorsunuz?

— Böyle vefalı bir dostluğunuz var mı komşularınıza karşı?

4— Küskün ve ihtilaflı insanların arasına girip barıştırma gayretiniz ne nispette?

— Bu konuda dostlarınızı memnun eden halleriniz oluyor mu?

5— Musibet ve hastalıklara maruz insanları ziyaret edip yardımda bulunma anlayışınız ne durumda?

— Var mı böyle kara gün dostu olma özelliğiniz?

6— Helal kazancı hayatın hedefi bilerek çalışmak haramdan ise yılandan akrepten kaçar gibi kaçma titizliği göstermek.

— Bu konudaki hassasiyetiniz ne durumda? Haramlara karşı tavrınız açık ve kesin mi?

7— Üzüntü sıkıntı ve mahrumiyet devrelerinde ümitsizliğe düşmemek 'Bu da geçer yaHu!' diyerek ayakta kalmayı başarmak.

— Böyle zor devrelerde moraliniz sağlam kalıyor zorluğu atlatabileceğinize inanıyor musunuz?

8— Başınıza gelenler konusunda Allah'ın takdiri diyerek kadere rıza ile bakmak olayların arkasında hikmetlerin olabileceğini düşünerek sonucu sabırla beklemeye yönelmek.

— Yani kaderinize rıza ile bakıyor davranışlarınızı teslimiyetle sürdürüyor musunuz?

9— İmkânlarınız müsait olsa bile iktisatla yaşamayı tercih etmek israflı hayattan uzak durmak konusunda tavrınız kesin mi?

— Özel bir iniz var mı israftan kaçınıp iktisatlı yaşama konusunda?

10— Topluma faydalı hizmetler verenlerle ilginiz var mı desteğiniz söz konusu mu?

— Varsa bunu yeterli bulmuyor keşke daha fazlasını yapabilsem diye hayıflanıyor musunuz?

Dikkat: Rabb'imizin sevdiği bu güzel hallerin yarısından fazlasına sahipseniz hayrınız şerrinize galip demektir ki bu halinizle kurtulanlardan sayılabilirsiniz. Şayet bu güzel hallerin daha fazlasına sahipseniz Rabb'imizin rahmetini celbeden halleri nefsinde toplayan bahtiyarlardan biri olarak şükür duygusuna girebilirsiniz.


Yeter ki çoğalttığınız bu güzel hallerinizi ömür boyu sürdürme azim ve aşkında olasınız.

Ahmed Şâhin - Zaman
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Standart Allahım! Ben senin kulunum" #6
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:43
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Allahım! Ben senin kulunum"

“Allahım! Ben senin kulunum. Erkek ve kadın kullarının çocuğuyum. Alnım (kontrolüm) senin elindedir. Benim hakkımda senin hükmün geçerlidir.Senin benim hakkımdaki takdirin adâlettir.” [1]
Hadiste yer alan "Ben senin kulunum" lafzının mânasını tüm ayrıntılarıyla açıklamasına gelirsek burada kulun şu özellikleri öne çıkmaktadır:
å�Ÿå¸–地å�€: Zillet içerisinde huşulu efendisinin emrine son derece bağlı ve yasaklarından alabildiğine kaçan O'na karşı kendisini muhtaç gören O'na sığınan O'ndan yardım dileyen O'na tevekkül eden O'na sığınan ve O'na kalbiyle beslediği sevgi korku ve ümidi başkasına beslemeyen ve bu hâlde iken O'na ibâdete önem veren.
Aynı zamanda küçük-büyük diri-ölü itaatkar-isyankar musibetlere duçar ya da âfiyette olmuş olsun ve gerek kalbi ve ruhu gerekse dili ve organlarıyla olsun her yönden "Ben senin kulunum" anlamına da gelir.
"Malım ve canım senindir" mânasına da gelir. Çünkü kölenin hem kendisi hem de malı efendisine âittir. Bu sözde aynı zamanda "Bana vermiş olduğun her türlü nimetler işte bunların hepsi senin bu kuluna nimetlerinden bahşettiklerindir" anlamına da gelir.
Şu anlama da gelir: "Senin bana verdiğin mal ya da can olsun bunlar hakkında sen emir buyurmadığın sürece tasarruf edemem.Tıpkı kölenin efendisinin izni olmadan tasarruf edemediği gibi. Kuşkusuz ki ben kendime ne bir yarar ne de bir zarar verebilirim. Ne hayat veririm ne de öldürebilirim." Dolayısıyla zikredilen bu açıklamalara kişi gerçekten şahit olursa o takdirde gerçek biçimde: "Ben senin kulunum" demiş olur.
Sonra "Benim canım senin elindedir" der.
Yani sen bende mutasarrıf olansın. Beni istediğin gibi evirip çevirirsin. Ben ise kendi nefsim hakkında tasarruf edemem. Canı ve nefsi Rabbinin elinde kalbi de O'nun iki parmağının arasında olan kimsenin kendi canında nasıl tasarrufu olabilir ki? Kişinin ölümünü-yaşamınıiyiliğini-kötülüğünü âfiyetini-sıkıntısını hepsini Allah Teâlâ düzenler.




[1]Hadisi İmam Ahmed rivâyet etmiş (1/391) Elbânî de: "hadis sahihtir" demiştir.

Kulun burada hiçbir fonksiyonu yoktur.Hatta bu kişi efendisinin kabzasının altında bulunmasıyla hakir ve zayıf olan bir köleden bile daha zayıf ve âciz bir hâldedir. Canı da kuvvetli ve mâlik olan efendisinin elinde bulunmakta tasarrufu ve yöneticiliği de O'na ait olmaktadır. Hatta durum bundan da ötedir.
"Adem oğlunun bütün kalpleri bir kiişinin kalbi gibi Rahman'ın parmaklarından iki parmağı arasındadır. Onu dilediği gibi (hidâyete ya da dalâlete) çevirir. Rasûlullah -sallu aleyhi ve sellem- sonra şöyle buyurdu: Kalpleri evirip çeviren Allahım! Kalplerimizi sana itaate çevir." [1]
Her kim kendisinin bu konumda olduğuna şâhit olursa; bu kimsenin Rabbine olan ihtiyacı artık ayrılmaz bir özellik olmuştur. Kul insanların bu durumda olduğunu anlayınca onlara karşı da kendisini fakir görmez onlardan bir şeyler beklemez ve onlardan yana ümitlenmez. O bu hâle gelince tevhidi tevekkülü ve ibâdeti istikamet üzere olur.
Bundan dolayı Hud -aleyhisselâm- kavmine şöyle demiştir:




[1] Müslim hadis no: 2654


Kul ne zaman ki kendisinin ve diğer bütün kulların canlarının tek olan Allah Teâlâ'nın elinde olduğuna ve dilediği gibi onları evirip çevirdiğine şahit olursa; işte bundan sonra yaratılanlardan korkmaz onlardan bir şeyler ummaz. Artık o kimsenin derecesi kölelerin derecesine inmez; bilakis terbiye olunmuş ve arınmış bir kul derecesine yükselmiş olur. Kul bu hâlde olunca onların değil de onlardan başkasının tasarruf yetkisinin olduğunu ve yine onların değil de onlardan başkasının işleri evirip çevirdiğini anlar

Abdullah b. Amr b. el-Âs'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o Rasûlullah -sallu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyururken işittim demiştir:
"Ben muhakkak ki hem benim Rabb'ım hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a tevekkül etmekteyim. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki idâresi ve yönetimi O'nun elinde olmasın. Hiç şüphe yok ki benim Rabbim dosdoğru yoldadır." [1]
"Hükmün bende geçerlidir ve adaletlidir."
Sözüne gelirsek; bu İki konuyu içermektedir:
Birincisi: Kulun da hükmünün geçerli olduğudur.
İkincisi: Allah Teâlâ'ya hamd ve O'nun adâletidir.
Allah Teâlâ öyle bir ilâhtır ki mülk O'nundur hamd da O'na'dır.
İşte bu aynı zamanda Hud -aleyhisselâm-'ın buyurduğu şu âyetin mânasındadır:




[1] Hûd Sûresi: 56

"Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki idâresi ve yönetimi O'nun elinde olmasın."
Sonra şöyle devam eder:
"Benim Rabbim hiç şüphe yok ki dosdoğru yoldadır."
Yani mülkün sahibi kahhar ve kulları hakkında tasarrufta bulunan olması yaratılmışların canlarını elinde tutmasıyla birlikte O dosdoğru yol üzere bulunmaktadır. Aynı zamanda O sonsuz adâlet sahibi ve bununla yaratılmışların üzerinde tasarruf eder. O gerek sözleri gerek fiilleri gerek kaza ve kaderi gerek emirleri ve yasakları gerekse mikafatlandırması ve cezalandırması ile dosdoğru yoldadır.Hiç şüphe yok ki O'nun haber verdiği şeylerin hepsi doğrudur hükümlerinin hepsi adâletlidir. Emrettiği bütün emirlerinde belirli bir fayda ve yasakladığı bütün yasaklarında zarar bulunmaktadır.Sevap almayı hak edene ihsanından sevabını verir azabı hak edene de adâleti ve hikmeti gereği rahmetini ve azabını verir.



[1] Hûd Sûresi: 56
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.

Standart Zikir...1allah'in rahmetinin kalbimize #7
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:44
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
ZİKİR.1

ALLAH'IN RAHMETİNİN KALBİMİZE

ULAŞMASINI SAĞLAR
Ne zaman bu ismi böylesine bir şekilde tekrar ederseko zaman şu büyük gerçeği göreceğiz;Allahın ismini birbiri arkasından sıralamamızkalbimizin her atışında veya bu atışın paralelinde Allah kelimesini tekrar etmemizhiçbir zaman bizim dünya işlerini yapmamıza da mani teşkil etmiyecektir. İşte o zaman sonsuz bir saadetin bizi gelip sardığını göreceğiz. Çünkü zikir Allahın bir sözünün yerine getirilmesine neden olur. Allahu Teâlâ diyor ki:



2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).

Ve kullarım sana Benden sorduğu zaman muhakkak ki Ben (onlara) yakınım. Bana dua edilince dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).


İşte Allahu Teâlâmn dua edenin davetine icabet etmesi halinde ne görüyoruz şunu görüyoruz ki biz zikrettiğimiz zaman Allahu Teâlâ derhal davete icabet eder. Ve nefsimizin kalbine rahmetini göndermeye başlar. Allahu Teâlânın rahmet ismindeki bu enerji partikülleri eğer birtakım şartlara sahipseniz mutlaka bir takım yollardan geçerek kalbinize ulaşır. Ve kalbinizde bir temizlik ameliyesi başlatır ve bir rahatlama olayını getirir size işte daimi zikir yapan kişi Allah’ın ismini devamlı tekrar eden kişi sonsuz bir rahatlamanın içinde olacaktır.
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Standart Allah'a Karşı Derin Saygı #8
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:45
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Allah'a dine Kuran'a Peygamber (sav)'e meleklere mukaddesata ve tüm manevi değerlerimize karşı içten bir saygı samimi imanın önemli alametlerinden biridir. Allah Kuran'da Peygamberlerin ve salih müminlerin saygı dolu bir korku ile Allah'tan korktuklarını haşyetle Allah'ı andıklarını kalplerinin Allah korkusuyla yumaşadığını derin korkuları vesilesiyle sağlam ve kamil bir imana sahip olduklarını haber vermiştir. Dolayısıyla tüm Müslümanların Allah'ı anarken Peygamberimiz (sav) ve tüm Peygamberlerden bahsederken dini konular hakkında konuşurken son derece titiz ve özenli olmaları gerekir.

Allah'a karşı saygıya uygun olmayan bir üslup hem kişinin ahirette büyük bir sorumluluk yüklenmesine hem de kendisini dinleyen zayıf imanlı veya imanı bilmeyen kimselerin olumsuz etkilenmesine sebep olacaktır. Her Müslümanın böyle bir konuma düşmekten şiddetle sakınması gerekir.Kuran-ı Kerim'de müminlerin Allah'a olan derin saygılarının anlatıldığı bazı ayetler şöyledir:


Gerçekten Rablerine olan haşyetlerinden DOLAYI SAYGIYLA KORKANLAR (Müminun Suresi 57)

Ve onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. RABLERİNDEN İÇLERİ SAYGI İLE TİTRER kötü hesaptan korkarlar. (Rad Suresi 21)

Onlar Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) BİR HAŞYET İÇİNDEDİRLER ve onlar kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır.' (Enbiya Suresi 49)

Onun duasına icabet ettik kendisine Yahya'yı armağan ettik eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı umarak ve korkarak Biz'e dua ederlerdi. BİZ'E DERİN SAYGI GÖSTERİRLERDİ. (Enbiya Suresi 90)

Şayet Biz bu Kur'an'ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık andolsun onu ALLAH KORKUSUNDAN SAYGI İLE BAŞ EĞMİŞ PARÇA PARÇA OLMUŞ GÖRÜRDÜN. İşte Biz belki düşünürler diye insanlara böyle örnekler veririz. (Haşr Suresi 21)

İman edenlerin Allah'ın ve haktan inmiş olanın zikri İÇİN KALPLERİNİN 'SAYGI VE KORKU İLE YUMUŞAMASI' ZAMANI gelmedi mi? Onlar bundan önce kendilerine kitap verilmiş sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı. (Hadid Suresi 16)

Ki Allah'a ve Resûlü’ne iman etmeniz O’nu savunup-desteklemeniz O’NU EN İÇTEN BİR SAYGIYLA-YÜCELTMENİZ ve sabah akşam O'nu (Allah'ı) tesbih etmeniz için. (Fetih Suresi 9)

Şüphesiz Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar mü'min erkekler ve mü'min kadınlar gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar sabreden erkekler ve sabreden kadınlar SAYGIYLA (ALLAH'TAN) KORKAN ERKEKLER VE SAYGIYLA (ALLAH'TAN) KORKAN KADINLAR sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. (Ahzap Suresi 35)

Şüphesiz Kitap Ehlinden Allah'a; size indirilene ve kendilerine indirilene -ALLAH'A DERİN SAYGI GÖSTERENLER OLARAK- İNANANLAR VARDIR. Onlar Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. İşte bunların Rableri Katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah hesabı çok çabuk görendir. (Al-i İmran Suresi 199)


Dünyadayken Allah ve İslam hakkında saygıya uygun konuşmalar yapmayanlar kendilerince alaycı bir üslup kullananlar insanların Allah'a olan saygı ve sevgisini zayıflatacak bir tavır içinde olanlar ahirette Allah'ın huzuruna çıktıklarında bunların hiçbirini yapmayacaklar ve yaptıklarından dolayı da derin bir pişmanlık yaşayacaklardır. Bu kişilerin durumlarının haber verildiği bazı ayetler şöyledir:



O gün kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin. O gün Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz. (Taha Suresi 108-109)

Onları görürsün; zilletten başları önlerine düşmüş bir halde ona (ateşe) sunulurlarken göz ucuyla sezdirmeden bakarlar. İman edenler de: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar kıyamet günü hem kendi nefislerini hem yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana uğratmışlardır" dediler. Haberiniz olsun; gerçekten zalimler kalıcı bir azab içindedirler. (Şura Suresi 45)

"Yürüyüşünde orta bir yol tut sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir." (Lokman Suresi 19)

Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının 'ne tanınmış ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün.Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak' sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar. Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken kafirler derler ki: "Bu zorlu bir gün." (Kamer Suresi 6-8)

Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi. (Kalem Suresi 43)

(Ey Muhammed) Allah'ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir. Başlarını dikerek koşarlar gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalbleri (sanki) bomboştur. (İbrahim Suresi 42-43)

(Kıyametin) Geleceği günde O'nun izni olmaksızın hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz' (kimi de) mutlu ve bahtiyardır. (Hud Suresi 105)

Andolsun Rabbine biz onları da şeytanları da mutlaka haşredeceğiz sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulun duracağız. (Meryem Suresi 68)
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Standart Bazen sesinin duyulmadığı çığlıklar yükselir yüreğinden.. #9
Üyelik Tarihi: 27 Ağustos 2012
Mesajlar: 5.884
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
22 Eylül 2012 , 17:47
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Bazen sesinin duyulmadığı çığlıklar yükselir yüreğinden...! Gün olur sanki uzandıkların kayıp gider ellerinden...

Her şey yokken varvarken yok edenin adını düşünürsün kendince içinden..

İstesende kurtulamazsın bu ince sızının elinden...

Ne yapsan dolduramazsın yerini ' O ' lütfedip vermeden..

TÂki 'VEDUD' İsmi dillenir bir gün ansızın çıkagelir..


O sevgidir! Ve ancak ' O ' isterse kalpleri dize getirir...
__________________
Uçmayı öğrenmeden
Göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.

« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)