izmir escort escort izmir porno porno izle
Allah’ın peygamberler aracılığı ile insanlara bildirmek istediği ilkeler neler - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Standart Allah, Risaletini Kime Vereceğini Bilir #1
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
11 Eylül 2011 , 23:22
Alıntı ile Cevapla
Allahu Teala risaleti nereye ve kime vereceğini; vahyi kimlere indireceğini ve yaratıklarından hangisinin risaleti halka tebliğ edeceğini seçen ve bilendir. Cenab-ı Allah risalet için Arap topra*ğım seçmişti. Çünkü bu diyar, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gön*derilen, kendilerine kuvvetle ilahi kitap verilen peygamberlerin getirmiş oldukları umumi risaletin diyarıdır.

Çünkü Arap diyarında ibretler ve misaller vardır. İnsanı, üze*rinde düşünmeye yöneltecek izler ve eserler vardır. Bu diyarlara başka kavimler tahakküm edemezler. Şer kuvvetleri buralara ga*lip olamazlar. Araplar ilim bakımından geride bulunsalar bile, ru*hi bakımdan bir eksiklik ve ayıpları yoktu. Nefisleri fesada sürük*leyen hükümdarların, girdikleri beldelerin onurlu kimselerini ze*lil kılan Kralların zorla tatbik ettikleri zillet ve meskenet, Arap diyarlarına nüfuz etmemişti. Nitekim zorba Kralların, girdikleri ülkelerin onurlu kimselerini zillet ve meskenete duçar ettiklerini Cenab-ı Allah şu ayeti kerimede Belkıs´ın ağzından nakletmekte*dir: "Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi, orayı bozarlar, halkının şereflerini zelil (ve perişan) ederler. (Evet) böyle yaparlar ." (Nemi: 34)

Arap beldelerindeki insanlar hükümdarların zulmüne maruz kalmadıkları ve böyle bir şeye alışık olmadıkları için, nefislerinin saflığı ve mukavemeti sayesinde şeref ve onur mesajım dünyanın dört bir bucağına ulaştırdılar. Cahiliyetleri döneminde hüküm*darların hüküm ve baskısına direnmiş idiyseler de, İslamiyete girdikten sonra Resulullah´a karşı boyun eğerek kendi onurlarını bir kenara bırakıp teslimiyet gösterdiler. Araplar, ferdi tahakkü*mün düşmanıydılar. Ama İslamiyet sevgisini nefislerine sindir*dikten ve îslamm sancağını doğuya ve batıya götürüp dalgalan*dırdıktan sonra, onurlarım İslama karşı ayaklar altına alıp çiğne*diler ve itaat eden birer insan haline geldiler.

İlahi risalete mahal olması için Arap diyarından başka bir di*yarı seçme yetkisine sahip kılınsaydık, bu seçimi yapmakta çok zorluk çekerdik. Çünkü Arap diyarı onur diyarıdır. Orada zillet yoktur. Orası hürriyet ve şecaat diyarıdır. Onur ve üstünlük dini*ni, hayırlı aktiviteyi ancak alçaklığa karşı direnen, zorluklara karşı göğüs gerebilen, dine ve peygambere karşı boyun eğmeye ra*zı olan hür kimseler başkalarına tebliğ eder ve başka diyarlara ulaştırabilirler. Bu meziyetler ise sadece Araplarda ve Arap diya*rında mevcuttur. Bu nedenle Araplar İslamiyetle tanışıp hareke*te geçince, diyarlarından çıkıp insanları hakka davet ettiler. Hiç gecikmeden, fütur göstermeden, kaçmadan ve umutsuzluğa ka*pılmadan insanları doğru yola çağırdılar. Zorluk karşısında geri*leyip gevşemediler. Çünkü onlar çöllerin elem ve acılarına taham*mül eden kimseler idiler.

Nübüvvet, Arap diyarına değil de, Kayserlerin diyarr olan Bi-zansa mı inecekti Orada herkes İmparatorların hükmüne boyun eğmiş, nefislerini küçülterek onların buyruklarına boyun eğmiş*lerdi. Öyle ki ahali, imparatorun kendisinden başka apayrı bir varlık olduğunu, her bakımdan aralarında farklar bulunduğunu sanıyorlardı. Heva ve heveslerinden başka hiç bir şey hüküm sür*müyordu. İmparatorların başına çöken ruh haleti, ırkçılık ve asa*biyetten başka birşey değildi. Ruhlar, hükümdarların hevesleri*nin esiri olmuştu. İnsanların her bakımdan eşit olduklarını ifade eden mantığa başkaldırmıştı. Peygamberlik Arap diyarına inme*yecekti de Romaya mı inecekti

Peygamberlik Roma´ya değil de, İran´a mı verilecekti. Halbuki Kisralar halka zilet ve meskeneti uyguluyorlardı. Halk üzerinde seçkin kimselerin egemenliği geçerliydi. Kisranın hakimiyetin*den kurtulsalar da, etrafındaki insanların hakimiyetinden kurtu-lamıyorlardı. Halk, kendini zillet ve meskenet içinde buluyordu. Nefisleri yumuşamış, hükümdarların önünde boyun büküp arzı teslimiyet etmişlerdi. Bunlar mı alışık oldukları bu zillet içinde İslam davetini izzete ulaştıracaklardı Yoksa ruhi kölelikleri içinde diğerleri mi Cenab-ı Allah´ın şu ayeti kerimede kaydetmiş olduğu insani değer ve üstünlüğe başkalarını davet edeceklerdi !

"Andolsun biz, Ademoğullarına çok ikram ettik. Onları karada ve denizde (hayvanlar ve taşıtlar üzerinde) taşıdık. Onları güzel rıziklarla besledik ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan üs*tün kildik." (İsra: 70)

Zulüm görmeye alışık oldukları için, onurlarını yitirmiş olan, ya da boyun bükmeye alışık olan kimselerin hak davetinde bulun*maları mümkün müdür Teslimiyet havasından çıkıp kurtulmayı beceremeyen, aşağılık bir hayatla yetinen, zillete razı olan kimse*lerin hak davetinde bulunmaları mümkün müdür Onur ve üs*tünlüğe, hürriyet ve serbestiyete ancak hür kimseler davette bu*lunabilirler!

Firavunlar diyarının, Firavunluk saltanımn yıkmaya davet ve analarından özgür olarak doğmuş olan insanların hür olduklarını ilan etmiş düşünülebilir mi Bu topraklarda yaşayan zelil kimse*lerin yaptıkları tek şey, Firavun saltanatından daha zalim bir sal*tanata, daha zorba ve mütecaviz bir yönetime, daha fasit ve daha sapık bir idareye intikal etmekten başka bir şey olmamıştır. Bun*lar zillet ve aşağılık içinde koşturmaktadırlar. Bir taraftan diğer tarafa geçmektedirler. Zorbaların baskısından veya zalimlerin zulmünden asla sıkıntı duymaz ve ayaklanmazlar. Aksine bunlar boyun büküp teslim olmaya alışkındırlar. Öyle ki, bunların du*rumlarını inceleyen bir kimse, gördükleri zulüm ve baskıyı hoş karşıladıklarını ve hallerinden memnun olduklarım, dahası, ken*dilerini zillete düşüren kimseyi kucakladıklarını zannedecektir. Kendilerine onur ve üstünlük ruhunu aşılamak isteyen kimseler*den de yüz çevirdiklerini görecektir. Bunların psikolojileri üzerin*de inceleme yapan kimse, bunların; onur ve şerefi, taşınması im*kansız bir yük olarak gördüklerini zannedecektir. İzzet ve kera*met yükünü, altında ezilecekleri bir yük olarak gördüklerini dü*şünecektir.

Firavun onlara: " Ben sizin en büyük rabbinizim" demişti ve onlar da onu tasdik etmişlerdi. Onlara: "Benden başka bir tanrı*nız yoktur, öyle değil mi" diye sormuş, onlar ise: "Evet gerçek tanrı sensin" diye cevap vermişlerdi.

Nefisleri alçalmış ve nihayet zillete alışmışlardı. Helak olan bir kavim olmayı kabul etmişlerdi. Zillet ve meskenet, kanlarına işle*mişti. Bu ruh, onların damarları içinde cereyan ediyordu. Öyle ki, kendilerine onur ve üstünlük vermek isteyen bir kimse geldiği za*man, onun davet ettiği şeye karşı çıkıyorlardı. Tasdik ettiklerini ise ilahlaştmyorlar; iyi, kötü her hususuta ona itaat ediyorlardı. Atalarının sözünü tasdik etmek, kutsamak ve ameline itaat et*mek gibi alışkın oldukları şeyleri onda tasavvur ediyorlardı. Açlı*ğa ve çıplaklığa razı oluyor, bu eziyetleri seve seve tadıyorlardı. Çünkü onlar Firavunla beraber idiler. Ancak Firavun´a benzeyen kimselere itaat edilebileceğini zihinlerine yerleştirmişlerdi.

Cenab-ı Allah Musa peygambere risalet verirken, Mısır diya*rından başka bir ülkede vermişti. Firavun´u hakka davet ederken de, bu davetine büyücülerden ve halkın çok az bir kısmı dışındaki kimselerden başkası icabet etmemişti. Firavun kavminden çok az kimseler ona iman etmişlerdi. Musa peygamber Israiloğullarmı Mısır´dan alıp götürmüş ve onları Firavun´un zulmünden kurtar*mıştı. Deniz, Firavun´u içine çekip boğmuştu. Musa, beraberinde*ki Israiloğullanyla birlikte Sina´ya gitmiş, orada hak davetinde bulunmak istemişti. Ama İsrailoğulları, Mısırlıların zulmüne alışkın ve fesada bulaşmış oldukları için bu hak daveti yapmaya elverişli kimseler olamamışlardı. Mısırlıların buzağıya taptıkları gibi İsrailoğulları da, tapmak için kendilerine bir buzağıyı tanrı edinmek istemişlerdi. Mısırlılarınki gibi onların nefisleri de gev*şemişti. Korkaklaşmışlardı. Hatta Musa peygamber, kendilerin*den, Cenab-ı Allah´ın onlar için mülk olarak yazmış olduğu şehre girmelerini istediği zaman , bahtsızlıkları kendilerine galip gel*mişti. Firavun tarafından kendilerine kaselerle içirilen zillet ve aşağılık şarabının tesirinde kalmışlardı. Bakınız, Kur´an-ı Kerim onların durumlarım bize nasıl anlatıyor: Musa peygamber onlara şöyle demişti: "Ey kavmim, Allah´ın size yazdığı (nasip ettiği) kut*sal toprağa girin, arkanıza dönmeyin, yoksa kaybedersiniz!" De*diler ki: Ey Musa, orada zorba bir millet var, onlar oradan çıkma*dıkça biz asla oraya girmeyiz. Eğer çıkarlarsa o zaman oraya gire*riz." (Allah´tan) korkanlardan, Allah´ın nimet verdiği iki adam dedi ki: "Onların üzerine kapıdan girin. Eğer kapıdan girerseniz, muhakkak ki siz galip gelirsiniz. Haydi eğer inanıyorsanız. Al*lah´a dayanın." Dediler ki: "Ey Musa, onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin, savaşın, biz burada oturuyoruz!" Musa, ´Ya rabbi, dedi, ben kendimden ve kardeşim*den başkasına malik değilim. Bizimle o yoldan çıkmış toplumun arasını ayır." (Allah) buyurdu ki: "Orası onlara kırk yıl yasaklan*dı. Yerde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen yoldan çıkmış olanlar İçin Üzülme." (Maide: 21- 26)

Onların böyle davranmaları, Firavun´un onları zelil kılması*nın tesirinden kaynaklanıyordu. Bu yüzden Cenab-ı Allah, onla*rın Tih çölünde kırk sene müddetle şaşkın şaşkın dolaşmalarına hükmetti. Ki zorluğa alışsınlar güçlü ve kuvvetli kimseler olsun*lar. Başkaları ile savaşabilecek bir nesil haline gelsinler.

Yakın doğuyu bırakıp Hindistan´a yöneldiğimizde, orada sınıf*lardaki onur ve üstünlük ruhunun ölmüş olduğunu görürüz. Ora*daki milletler zillete teslimiyet göstermişlerdi. Şu halde Araplar*dan başka, insanlığı hakka, onur ve hürriyete davet edecek bir millet kalmamıştı.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...

Standart Allah’ın peygamberler aracılığı ile insanlara bildirmek istediği ilkeler neler #2
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
02 Kasım 2011 , 18:11
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Peygamberlerin mesajlarında bazı ortak yönleri vardır Bunların başında Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine ve ahiret gününe iman gelir Ayrıca inanç esasları, dünya ve ahiret mutluluğu, Allah’a nasıl ibadet edileceği gibi konular peygamberlerin mesajlarındaki diğer ortak yönleri oluşturur Bu bakımdan ilk peygamber
Hz Adem’den son peygamber Hz Muhammed’ (sav)e kadar her peygamberin insanlara getirdiği mesajın amacı;
“İnsanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak,
“İnsanlığın yükselmesini, gelişmesini ve uygar bir toplum olmasını sağlayan yolları göstermek,
“Kişiyi kendisi ve çevresiyle uyumlu olmasını sağlayan bir hayata hazırlamak,
“Toplumda dayanışmayı ve adaleti gerçekleştirmek, hak hukuka yürekten bağlı, özgür ve erdemli bir toplum meydana getirmektir
Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:
“Nitekim kendi aranızdan, size ayetlerimizi okuyan, sizi her türlü kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik” (Bakara ayet 151)
Peygamberler bu amacı gerçekleştirmek için bazı ilkeler getirmişlerdir Bunlar, inanç, ibadet ve ahlâk olmak üzere üç bölümden oluşur
İnanç esasları: Allah’ın varlığı ve birliği, melek, peygamber, kitap ve ahirete inanmak gibi esaslardır
İbadet esasları: Yüce Allah’a kulluk etmeyi, onun emir ve yasaklarına uymayı içeren esaslardır
Ahlâk esasları: İnsanlara ve diğer varlıklara karşı nasıl davranılacağını gösteren esaslardır
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Sünnete uymayı en başta Allahu teala tavsiye etmiştir #3
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
26 Mart 2012 , 18:23
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Sünnete uymayı en başta Allahu teala tavsiye etmiştir. “Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab Suresi, 21)

Allah resulunun örnekleri demesi acıkca sünneti demektir.

Allah acıkca sünnete uyun diye davet ediyor.

Sünneti reddedenlere cevaptır.

Tamam sünnete uymayan kafir olmaz ama sünnete uymanın güzelliğini Allah ortaya koymuştur.

Sünnete uyuyoruz. Şükür Rabbimiz.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Allah ve elçisine yaptığımız büyük yanlış #4
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
13 Eylül 2012 , 19:33
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Allah ve elçisine yaptığımız büyük yanlış.

Bizler İslam ı yaşarken, ne yazık ki Kur’an ile aramıza öyle yüksek duvarlar örmüşüz ki, Allahın güneşinden, aydınlığından, rehberliğinden istifade edemez olmuşuz.

Bugün sizleri düşünmeye davet etmek istediğim konu, bizlere öğretildiği gibi, Kur’an her konuda ayrıntılı bilgi vermemiş olabilir mi? Örneğin namaz kılın dediği halde, nasıl kılınacağını anlatmamış olabilir mi? Oruç tutmamızın bizlere sağlık getireceğini anlatan Allah, bu konuda gereken detayı vermemesi mümkün mü? Yine birçok kez bizleri zekât vermek için teşvik eden Allah, nasıl ve ne kadar, kimlere zekât verileceği konusunda, açıklama yapmamış olabilir mi? Hacca gidin emrini vermesine rağmen, bu konuda gerekenleri söylememiş olacağını düşünmek, ne kadar doğru olur?


Gerçekten bu konular öne sürülerek, İslam âlemi sonu belli olmayan bir yola doğru sürüklenmektedir. Bizlere Kur’an dışından öğretilenleri, Kur’an da bulamadığımızda, bakın Kur’an da her şey yokmuş diyerek, Allaha çok büyük bir saygısızlık yapmış olmuyor muyuz? Allah onlarca kez zikrettiği namaz kılın, zekât verin emrini vermesine rağmen, bu konuda açıklık getirmediğini söyleyerek, bu konuların detayını peygamberimize bırakmıştır sözlerine inanmamızı Kur’an onaylar mı, gelin birlikte Allahın rehberine bu soruyu soralım, bakalım ne cevap verecek.



Meryem 64: Biz sadece Rabbinin emrini indiririz/biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunlar arasındaki her şey O'nundur. Rabbin asla unutkan değildir.


Ankebut 51:Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.



Araf 52: “çünkü Biz, gerçekten de onlara, inanacak bir toplum için bir doğru yol, içinde bilgiye dayalı, ayrıntılı açıklamalarda bulunduğumuz bir kitap ulaştırmıştık”.



Enam 38: Yeryüzünde hiç bir canlı ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap'ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.




Yunus 37:Bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, âlemlerin Rabbindendir.


Kehf 54; Yemin olsun, biz, bu Kuran'da, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır.



Nur 34: Andolsun ki biz size (gerekeni) açık açık bildiren ayetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik.



Nahl 89 :……. Sana bu Kitap'ı indirdik ki her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun.



Yukarıdaki ayetlere benzer, daha birçok ayet yazabiliriz. Hepsinde anlatılmak istenen konu, Kur’an ın ayrıntılı açıklandığı, her şeyi açık seçik bildirdiği, hiçbir şeyi noksan bırakmadığını bizlere anlatıyor. Peki, bu kadar açık ayetleri görmemize rağmen, bizler neler söylüyoruz? Allah emrettiği ibadetleri detaylı açıklamamış, onu da peygamberimize bırakmıştır. Bunun ne kadar büyük bir hata olduğu, yukarıdaki ayetlerden sizce anlaşılmıyor mu?

Bakın bu konu ile ilgili Rabbim elçisine, bizlere neler söylemesini istiyor, bizlerin ve elçisinin, nereye uymasını emrediyor.


Ahkaf 9: De ki: 'Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vah yedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.



Enam 19: Sor: "Tanıklık bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Benimle sizin aranızda Allah tanıktır. Bu Kur’an bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım…..



Maide 45: ……Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanlardır.



Ahzap 2: Rabbinden sana vah yedilene uy! Allah, yapmakta olduklarınızdan en iyi biçimde haberdardır.


Araf 3: (Ey insanlar), Rabbinizden size indirilene uyun ve O'ndan başka velilere uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!


Maide 67:Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.




Aslında ayetler çok açık ve net, her şeyi anlatıyor. Allah elçisine, söyle onlara ben yalnız, bana vah yedilen yani Kur’an a uyuyorum, de onlara diyor. Devamında da yetki ve sorumluluğunu da açıklıyor. Ben apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim. Yine yukarıdaki ayetlerde anlatılmak istenen ana konu, Allahın elçisinin yalnız Kur’an a uyacağı ve Kur’an ı bizlere tebliğ edip, ilmiyle sapmış toplumu ikna edip, onları Kur’an a davet edeceği anlatılıyor. Allah elçisine, sana vah yedilene uy, eğer sana vah yettiğimizi yani Kur’an ı, tebliğ etmezsen, görevini yapmamış sayarız diye de dikkatini çekiyor.


Bu ayetleri okuyan bizler, hala nasıl olurda Kur’an da namazın, orucun, zekâtın, Haccın detayı yok deriz dostlar. İşte bu yaptığımız apaçık Allah ın kelamına, nuruna saygısızlıktır. Bizler Kur’an dan öyle uzaklaştırılmışız ki, Allahın ayetlerine karşı kör olmuşuz. Bizler Kur’an dan öyle uzaklaştırılmışız ki, gözlerimize perdeler inmiş, gönüllerimiz taşlaşmış adeta, göremez olmuşuz gerçekleri. Kur’an dışından hurafelerle öyle beynimiz yıkanmış ki, apaçık ayetleri gördüğümüz halde, körlük yapmaya devam ediyoruz.


Allah Kur’an da her şeyi detaylı gönderdim ki anlayasınız diyor, bizler hala inatla Kur’an da her detay yoktur, deme gafletine düşüyoruz. Beşerin dine ilavelerini, adeta Kur’an ın HÂŞÂ eksiği gibi görmeye devam ediyoruz. Rabbim bizleri affetsin. Allah ın apaçık söylediği sözlerin üstü örtülmüş, beşerin hurafeleri muteber olmuş ne yazık ki.


Bizler Allahın kelamı elimizin altında olmasına rağmen, anlamadan okuduğumuz içindir ki, Rabbin hükümlerinden habersiz yaşıyoruz. Bundan dolayı birileri, bizleri istediği gibi yönlendiriyor. Allahın ne söylediğinden habersiz bizler, kendimizi temize çıkarıp, karşımızdaki insanlara erdemli olmayı, nasıl İslam ı doğru yaşanması gerektiğini öğretmeye çalışıyoruz. Kur’an dan habersiz. Bakın Allah bu insanlara ne söylüyor.


Bakara 44: Siz kendinizi unutarak diğer insanlara erdemli olmayı mı öğütlüyorsunuz -hem de ilahi kelamı okuyup durduğunuz halde?-Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?



Bizler Allahın kelamını okuyoruz ama anlamadan, bu durum da nasıl olurda ayetler üzerinde düşünebiliriz, aklımızı kullanabiliriz. Ne yazık ki günümüzde birileri Kur’an dan çok uzak, bunlar Kur’an dandır diyerek, büyük bir yanılgının peşinden gidiyorlar. Bunun farkına varalım ve Kur’an ı anlayarak, düşünerek, aklımızı kullanarak iman edelim ki, Rahmanın doğru, halis kulları olabilelim.


Allah, elçisinin öyle bir dikkatini çekmiştir ki, biz ümmetine Kur’an dışından, hiçbir şeyi, bunlarda Allah katındandır demesi, mümkün değildir. Çünkü bakın elçisine Rabbim ne diyor.

Hakka44;Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi, 45 Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık. 46 Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.



Sizce Yüce Rabbim, daha nasıl anlatsın bizlere. Kur’an dışından bazı hükümleri, bilgileri Allah sözüdür diye, sizlere anlatsaydı, onun canını alırdık dedikten sonra, sizce peygamberimizin Kur’an da olmayan bir hükmü, bilgiyi, detayı, bunlarda Allah katındandır, uymamız gereken kesin hükümlerdir der mi?

Allah elçisinin görev ve sorumluluğunu çok açık birçok kez bizlere söylediği halde, bizler hala peygamberimizi, Allahın hükümlerine ortak etmeye çalışarak büyük günahlar işlemekteyiz. Bu yanlışı hatırlatanlara da, ne yani peygamberimiz postacımıydı diyerek, ona da büyük saygısızlık yapmaktayız. Allah affetsin. Hâlbuki Rabbim elçisinin yetki ve sorumluluklarını aşağıdaki ayette çok açık söylemiyor mu sizce?

Gaşiye 21: Artık sen, öğüt verip hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici, bir hatırlatıcısın.


Neml 92:'Ve Kur'an'ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: 'Ben yalnızca uyarıcılardanım.'


Ahzap 45: Ey Peygamber! Hiç kuşkusuz, biz seni bir tanık bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. 46 Ve Allah'ın izniyle bir davetçi, ışık saçan bir kandil olarak.

Ankebut 50:Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”


Kehf 56:Biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz. İnkâr edenler ise, hakkı batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar. Onlar benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edindiler.



Yukarıdaki ayetleri okuyarak tebliğ alan bir Müslüman, hala peygamberimizin görev ve sorumluluğunu anlamıyorsa, anlamak istemiyorsa, ona söyleyecek söz yok demektir. Allah açıkça biz elçilerimizi, müjde verici ve uyarıcı olmak dışında başka bir amaçla göndermeyiz dediği halde, bizler hala peygamberimizi, Allahın HÂŞÂ hükmüne ortak edercesine, Kur’an dışından hükümler verme yetkisine sahiptir diyerek, nasıl büyük bir hatanın içinde olduğumuzun farkında bile değiliz.


Allah bizlere onlarca ayetinde, Kur’an ın ipine sarılmamızı, onu anlayarak okuyup, üzerinde dikkatle düşünmemizi emreder. Bakın bu konuda indirdiği ayet sizce çok açık değil mi? Kur’an ı sizler anlayamazsınız diyenleri, Rabbin bu sözleri onaylıyor mu?


Muhammet 24: Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi? 25.Şüphesiz ki, kendilerine doğru yol belli olduktan sonra, arkalarına dönenleri, şeytan sürüklemiş ve kendilerine ümit vermiştir.



İşte üzerinde düşünmemiz gereken çok önemli bir ayet. Allah Kur’an üzerinde düşünmemizi, akıl yürütmemizi emredir. Kendilerine doğru yolu gösteren Kur’an geldikten sonra, sarılacakları rehber Kur’an olması gerekirken, bu kitabı bizler anlaşılması zor yapıp, bu kitapta her şeyin olmadığını söyleyerek, ayette Allahın söylediği gibi, doğru yolu gösteren Kur’an bizlere geldiği halde, başka kaynaklar arayanları şeytan kandırmış, bir bilinmeyene sürüklemiş ve kendilerine ümit vermiştir diyor. Anlayana sanırım yalnız bu ayet bile yeter. Anlamayana sözümüz meclisten dışarı.

Kur’an da bahsettiğimiz konu hakkında o kadar çok delil var ki, yeter ki onu anlamak için çaba gösterelim. Bakın Rabbim Kur’an da her şeyi bulamayanlara ne diyor.


Araf 185: Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? O halde Kur'an'dan sonra hangi söze inanacaklar?


Allah bizleri affetsin, bizler bu ve buna benzer onlarca ayetlerin üzerini örtüp, görmezden gelip bu ayetler o devrin insanlarını ilgilendiriyor, bizleri kapsamıyor diyerek, şeytanın kucağına düşmüşüz. Kur’an dan sonra hangi sözlere, hangi kitaplara, edindiğimiz hangi velilere inandığımızı ve bugün ne hallere düştüğümüzü, düşünmek bile istemiyorum.


Sizlere Allahın rehberinden, birçok ayet örnekleri verdim. Başka bir ayet daha sizlere hatırlatmak istiyorum. Sizce Allah bizleri Kur’an dan imtihan edeceğini söylediği halde, bunun dışından da sorumlu tutar mı dersiniz? Lütfen ayet üzerinde dikkatle düşünelim.

Zühruf 44: Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.


Allah sözünde durandır. Sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diyorsa, onun dışından asla hiçbir bilgiden, hükümden, detaydan sorumlu tutmayacaktır. Bize öğretilenleri lütfen Kur’an süzgecinden geçirelim. Kur’anı anlayarak bolca okuyalım, üzerinde bir öğrenci gibi düşünelim, akıl yürütelim, çünkü bu yolu ve yöntemi Rabbim söylüyor.

Hepimiz Kur’an dan imtihan olduğumuzun bilincinde olalım. Onu sen anlayamazsın diyenlerin tuzaklarına düşmeyelim. Şunu sakın unutmayalım. Allah kullarına rehber olsun diye gönderdiğini söylediği kitap, asla zor anlaşılır olmaz. Kur’an da her detay yoktur diyenler, bizleri Kur’an dışına yönlendirenlerdir, lütfen onların tuzaklarına da düşmeyelim. Allah vermediği bir detay, açıklamadığı bir hükümden asla sorumlu tutmayacağını da unutmayalım.


Allah biz kullarını uyarıp, bakın nasıl dikkatimizi çekiyor.


İsra 36:Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.


Kesin bilgi, emin kaynak yalnız Kur’an dır. Bunu Kur’an söylüyor. Ona uyan, onun süzgecinden geçen her bilgide, bizlerin başının tacıdır. Bizler eğer emin olmadığımız bilgilerle, Kur’an ın onay vermediği rivayetlerle İslam ı yaşamaya devam edersek, hakka batıl karıştırırsak, bunun hesabını da vereceğimizi lütfen unutmayalım.


Yazdıklarım, Rabbin rehberinden ayetler üzerinde düşündüğümde, kendi imtihanıma hazırlandığımda, benim anladıklarımdır. Sizlere düşen kendi imtihanınıza bizzat kendiniz hazırlanmak olmalı ve Kur’anı anlayarak bolca okuyup, onu başucumuzdan ayırmadan, gerektiğinde ona müracaat etmek olmalıdır.


Hiçbir şefaatin kabul görmediği o gün, yüzleri gülen kullarından olmak isteyen, Allahın rehberine sarılır ve onu anlayarak okuyup aklıyla, kalbiyle iman eder. Hiçbir velinin ardına düşmeden, yalnız Allah ı veli edinen, Kur’anı rehber alan kullarından olur.

Dilerim Rabbimden, kula kul olmayan, Allahın rehberine bilerek, anlayarak sarılan, düşünen aklını kullanan kullarından oluruz.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Hani Allah peygamberlerden ‘kesin bir söz (misak)’ almıştı #5
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
13 Aralık 2012 , 00:17
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Hani Allah peygamberlerden ‘kesin bir söz (misak)’ almıştı





Al-i İmran Suresi

81- Hani Allah peygamberlerden ‘kesin bir söz (misak)’ almıştı: “Andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.” Demişti ki: “Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?” Onlar: “İkrar ettik” demişlerdi de “Öyleyse şahid olun, Ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım” demişti.


82- Artık kim bundan sonra yüz çevirirse, onlar fasık olanlardır.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Şefaati inkâr etmek #6
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
22 Mart 2013 , 01:36
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Şefaati inkâr etmek

Sual: Ünlü sapıklardan biri,(Şefaat ya Resulallah demek şirktir, çünkü hiçbir peygamber şefaat edemez. Allah’ın izin verdiği meleklerden başkası şefaat edemez) diyor. Hâlbuki Vehhabiler bile artık şefaati inkâr etmiyorlar. Melekler şefaat eder de, onlardan daha üstün olan peygamberler niye şefaat etmesin ki?
CEVAP
Şefaat hakkında birçok âyet-i kerime vardır. Niye Allahü teâlâ bu kadar çok âyet bildirmiştir? (Sadece melekler şefaat eder, başkası şefaat edemez) diyemez miydi? Önce şefaat hakkındaki âyet-i kerime meallerine bakalım:
(O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.)[Taha 109]
(Bu âyette, Allahü teâlânın izin verdikleri şefaat edecek, başkaları edemez diye açıkça yazıyor. Burada sadece melekler şefaat edecek denmiyor.)
(Rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.) [Meryem 87]
(Bu âyette de aynı şeyler bildiriliyor. Meleklerden başkası şefaat edemez denmiyor. Eğer başkaları şefaat edemeseydi, hâşâ Allah bunu bildirmez miydi?)
(Allah’ı bırakıp da, taptıkları putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder.) [Zuhruf 86]
(Putlar şefaat edemez deniyor. Ama hak yoldakilerin şefaat edeceği bu âyette de açıkça bildiriliyor. Sadece melekler denmiyor.)
(Allah, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez, şefaati fayda vermez. Kalblerindeki müthiş korku giderilince,[şefaat bekleyenler, şefaat edenlere]“Rabbiniz şefaat hakkında ne buyurdu?” diye soracaklar. Onlar [şefaat edenler] ise, “Hak olanı buyurdu [şefaate izin verdi]” diyecekler.)[Sebe 23]
(Allah’ın izin verdikleri şefaat eder deniyor. Sadece melekler denmiyor.)
(Onlar, Onun [Allah’ın]rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler.) [Enbiya 28] (Şefaat yetkisine sahip olanlar bile, ancak Allah’ın hoşnut olduğu kimselere şefaat edebilirler. Sadece melekler denmiyor.)
(Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.) [Necm 26]
(Görüldüğü gibi melekler de ancak, Allah’ın hoşnut olduğu kimselere şefaat edebiliyor, Allahü teâlâ kâfirlerden hoşnut olmadığı için onlara şefaat yoktur.)
(Allah’ın izni olmadan kim şefaat edebilir?)[Bekara 255]
(Bu âyet de Allah’ın izni ile şefaat edileceğini gösteriyor. Sadece melekler denmiyor.)
(Allah’ın izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz.) [Yunus 3]
(Burada da şefaat hakkı ancak Allah’ın iznine bağlıdır. Sadece melekler denmiyor.)
(Bütün şefaatler Allah’ın iznine bağlıdır.)[Zümer 44] (Demek ki, Peygamberler, âlimler ve şehitler gibi çok şefaat edecek kimseler vardır ki, hepsinin şefaat etmeleri de Allahü teâlânın iznine bağlıdır.)
Kâfirlere şefaatçi olmadığını ve putların şefaat edemeyeceğini gösteren âyetleri ehl-i bid’at, Müslümanlara yüklemeye çalışıyorlar, (Peygamberler de şefaat edemez) diyorlar. Şefaate sadece iman ehli kavuşacak, kâfirler şefaatten mahrum kalacaklardır. İki âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Artık şefaat edicilerin [peygamberlerin, meleklerin, salihlerin, şehidlerin ve diğer şefaat edeceklerin] şefaati, onlara [kâfirlere] fayda vermez.)[Müddesir 48]
(O gün zalimler [kâfirler] için, ne müşfik bir dost, ne de sözü dinlenecek şefaatçi vardır.)[Mümin 18]
(Âyette zalimlere yani kâfirlere şefaat yok deniliyor, müminlere denmiyor ki. Müminler için de yoktur demek, Kur’anı değiştirmeye kalkmak demektir.)
(Kâfir için dost ve şefaatçi yok) demek, (Müminler için dost ve şefaatçi var) demektir.
Kur’anı kerimi en iyi anlayan Peygamber efendimizdir. Şefaat hakkında birçok hadis-i şerifi vardır. Bazıları şöyledir:
(Kıyamette ilk şefaat eden ben olacağım.) [Müslim]
(Bütün peygamberler şefaat edecektir.) [Buhari]
(Kıyamette peygamberler, sonra âlimler ve şehidler şefaat eder.) [İbni Mace, Deylemi]
(Kıyamette Âdem aleyhisselam bir milyar insana şefaat eder.) [Taberani]
(Akraba, emanete riayet eden, Peygamberiniz ve din kardeşleriniz şefaat eder.)[Deylemi]
(Yemin ederim ki, Osman, 70 bin kişiye şefaat edip, Cehenneme gitmekten kurtarır.) [İ. Asakir]
(Kıyamette abid Cennete girer, âlim ise halka şefaat için bekler.) [İ. Maverdi]
(İmamlarınız şefaatçilerinizdir.) [Darekutni]
(Hacı, yakınlarından 400 kişiye şefaat eder.) [Ramuz]
(Allah indinde Kur’andan daha üstün şefaatçi yoktur. Ne peygamber, ne melek, ne de başkası.)[Taberani]
(Kur’an okuyun! Çünkü kıyamette şefaat eder.) [Müslim]
(Kur’an, okuyanlarına, ya şefaat edecek veya düşman olacaktır.)[Müslim]
(Kıyamette Allahü teâlâ, “Melekler, peygamberler ve salihler şefaatlerini yaptılar. Bundan sonra benim büyük rahmetim kaldı” buyurur.) [Buhari]
Görüldüğü gibi peygamberler de şefaat edecektir. Ancak şefaatler farklıdır. Akrabamızın veya bir hacının şefaati peygamberlerinki gibi şümullü olmaz. Peygamberlerin şefaati de Peygamber efendimizin şefaati gibi olmaz. Hepsi derece derecedir.
Bütün müfessirler, muhaddisler ve fakihler gibi, dört mezhebin imamları da şefaatin hak olduğunu bildirmişlerdir. Bütün âlimlerin en büyüğü olan İmam-ı a’zam hazretleri, (Peygamberler, âlimler ve salihler, günahkârlara şefaat edecektir)buyurdu.(Fıkh-ı ekber)

Başta Peygamber efendimiz olmak üzere bütün âlimler, (Şefaat vardır, şefaat haktır, Peygamberler ve âlimler, şahitler şefaat edecektir) buyururken, şefaati inkâr eden sapıklara inanmak ahmaklık olur.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...

Allah’ı tanımak #7
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
08 Nisan 2013 , 13:47
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Allah’ı tanımak

Sual: (Allah’ı tanıyan kurtulur) deniyor. Çoğu, dua ediyor. Dua edenler Allah’ı tanımamış mı oluyor? Allah’ı tanımak ne demektir?


CEVAP


Allah demekle, dua etmekle, Allah tanınmış olmaz. Mesela, Ehl-i kitap da Allah diyor veya bid’at fırkaları da Allah diyor. Selefiler, (Allah gökte) diyor. Bazı kimseler de, tabiatı yaratıcı bilip, sıkışınca Allah diyorlar. Allahü teâlânın tek yaratıcı ve mutlak kudret sahibi olduğuna inanmıyorlar. Bunlar Allah’ı tanımış olmuyorlar.


Tanımak, önce Amentü’deki altı esasa dinimizin bildirdiği şekilde inanmakla olur. İkincisi, sevmek ve itaat etmek şarttır. Onun emir ve yasaklarına meydan okuyan, inkâr eden, Onu tanımış olmaz. Söz dinlemeyenin, mesela haramlardan kaçmayıp ibadetleri yapmayanın, (Ben Allah’ı iyi tanıyorum) demesi, yalancılık olur.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...

« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Benzer Konular
Konu
Konuyu Başlatan
Forum
Cevaplar
Son Mesaj
Cigdem
Güncel ve Son Dakika Haberler (Arşiv)
0
02 Haziran 2019 06:13
Ajan
Şiirler
0
18 Kasım 2011 22:30
Ajan
Şarkı Sözü Çevirileri
0
25 Eylül 2011 23:59
Ajan
Şiirler
0
15 Ağustos 2011 07:39