izmir escort escort izmir porno porno izle
Hititler - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Hititler #1
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
16 Temmuz 2015 , 23:35
Alıntı ile Cevapla

Toplumların henüz kendileriyle ilgili bilgi veren yazılı belgelerinin bulunmadığı,yani bir yazı sistemine geçemedikleri zaman dilimidir.Bu dönemlerde,toplumların oluşturdukları uygarlıkların düzeyi ve yaşam biçimleriyle ilgili bilgilere,arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ortaya çıkan maddi belgeler ışık tutmaktadır.Maddi belgelerden,artık yaşamayan insan topluluklarından kalan her türlü eşya ile,mimarlık ve sanat eserleri anlaşılmaktadır.Bu belgelerin dışında o günkü toplumların fikir ürünleri denilebilecek yazılı belgeler bulunmaktadır.Bunların okunması ile elde dilen bilgiler,insanlığın geçmişi,her yönüyle anlaşılabilir bir duruma gelir.Bu aşamaya gelen toplumlar,tarih öncesi çağlardan,tarihsel çağlara geçmiş sayılırlar.Eğer bir toplum henüz kendisiyle ilgili dolaysız bilgi sağlayan belge yaratma aşamasına gelmemişse,fakat çevresinde bulunan ve yazıyı kullanmasını bilen başka toplumların belgeleri o toplumla ilgili bilgi veriyorsa,söz konusu insan topluluğu protohistorik bir çağ yaşıyor demektir.(1)

Anadolu da yaşayan toplumlar tarih çağlarına geçmeden önce,ön Asya adı verilen batıda Ege adalarından başlayarak Anadolu ,Suriye,Filistin,Mısır,Mezopotamya ve İran’ı içine alan coğrafi alanda yaşamış yazıyı kullanmaya Anadolulu insanlardan çok önce başlamış toplumların bıraktıkları yazılı belgeler yardımıyla böyle bir prohistorik çağa ulaşmıştır.

Anadolu,Ön Asya’nın alanları içinde iki bakımdan önemli bir yere sahiptir.birincisi Anadolu’nun coğrafi konumundan kaynaklanmaktadır.Ege dünyası il Doğu dünyası arasında ilişkiyi sağlayan Anadolu yarım adasıdır.Anadolu’yu çoğu kez bir köprü olarak ta nitelemek doğru değildir,çünkü köprü daha çok bir geçiş aracıdır;oysa Anadolu sadece bir yerden bir yere geçilen bir toprak parçası değil,yerleşilen yurt edinilen,yöresindeki bütün kültürlerden etkilenen ve onları etkileyen,değerli bir yaşam alanıdır.(2)Anadolu’nun ikinci önemli yönü ekonomidir.Anadolu,komşu toplumların yazılı belgelerinden sağlanan bilgilere bakıldığında Ön Asya’nın,özellikle Mezopotamya’nın inşaat ahşabı,bakır ve gümüş gereksinimini karşılayan bir hammadde deposu durumundaydı.Anadolu toplumları henüz büyük bir devlet haline gelmemişken,Mezopotamya da bir imparatorluk kurulmuştu.

2-HİTİTLERİN ORTAYA ÇIKIŞI :

Anadolu’nun tarihsel çağları,çorumun sungurlu ilçesine 5 km. uzaklıkta bulunan ve yapılan kazılarda Hitit imparatorluğu’nun başkenti Hattuşa olduğu anlaşılan Boğazköy de,Yozgat’ın Güneydoğusuna düşen Alişarhöyükte ve kayserinin kuzeyindeki Kültepede bulunan,çivi yazısı ile yazılmış tablet denilen kil levhacıklar ile başlar.Sayıca,Alişar ve Boğazköy de az Kültepede ise on binleri aşan bu tabletlerin yazılmış olduğu dil,Mezopotamya da çok geniş bir zaman kesiti içinde konulmuş olan günümüzdeki Arapça,İbrani’ce ile aynı dil ailesine giren Akadça’nın eski Asur lehçesidir.Bu tabletler İ.Ö. 4000 yılında Mezopotamya da Sümerler tarafından resim yazısı olarak icat edilen ve zamanla gelişerek basitleşip,resimselliğini kaybederek,dış görünüşü bakımından çiviye benzediği için zamanımızda çivi yazısı adı verilen hece işaretlerinden kurulu bir yazı sistemidir.Bu yazı genellikle her bilinmeyen yazı sisteminin çözülmesinde olduğu gibi,aynı yazıtın birden fazla dilde tekrarlandığı çift dilli yada çok dilli denilen yazıtlar yardımıyla,bir Alman lise öğretmeni olan GROTEFOND’in öncü çalışmaları sonucunda,19. yüzyılın başlarında okuna bilmiştir.(3)Anadolu da bu yazı ve Akadça yazılan tabletler bulunduğu sırada çivi yazısının ilk okunuşu üzerinden 80 yıldan fazla bir zaman geçmiştir.Tabletler,ilk önce antikacılar tarafından eski eser piyasasına sürülmüş ve buluntu yeri kesin olarak belirtilmek istenmediği için,bunların nereden çıkarıldığı sorusu,Kültepe’nin de içinde bulunduğu coğrafi yerin Roma dönemindeki adı olan Kapadokya bölgesi gösterilerek geçiştirilmiştir.Bu yüzden çeşitli dünya müzelerince satın alınan Anadolu’nun bu ilk yazılı ürünleri,Kapadokya Tabletleri adıyla tanınmaya başlamıştır.Eski eser tüccarlarının bir sır olarak sakladıkları esas çıkış yerini bulmak için bir çok girişimlerde bulunmuşsa da ,bunlar başarısız kalmıştır.1893-1894 yıllarında E.Chantre bu Tabletlerin Kültepe de bulabileceğini düşünmüş,ancak bu düşünce bir türlü doğrulanamamış ve 1925’e değin her yıl daha çok sayıda tablet eski eser pazarlarına sunulmuştur.Sonunda Çek bilgini B.Hrozny,Kültepe de kazılar yapmaya başladığında,tabletlerin höyükten değil de ,çok yakındaki bir tarladan çıkarıldığını köylülerden öğrenebilmiş ve gerçekten de orada başlattığı kazıda 1000 kadar tablet ele geçirmiştir.Daha sonra Hrozny bu kazıları sürdürememiş ve 2.Dünya Savaşı nedeniyle kazılara ara vermek zorunda kalmıştır.(4)

Gerek Kültepe Höyüğünde ,gerek Asurlu tüccarların oturmuş olduğu anlaşılan ve tabletlerin bulunduğu yerleşmede,1948 yılından beri Türk Tarih Kurumu adına Prof. Dr. Tahsin Özgüç tarafından sistemli kazılar yapılmıştır.Bu kazılar sonucunda bir Asurlu tüccarlar kolonisi olarak niteleyebileceğimiz yerleşmenin 4 tabakası olduğu saptanmıştır.Bunlardan 3. ve 4. tabakalar en eski yerleşmeler olup,yazılı belgeden yoksundur.1. ve 2. tabakalarında bulunan tabletlerin sayısı ise on bine varmaktadır.

Bilim dünyasının Hititler ile karşılaşması 1887 yılına rastlar.Orta Mısırdaki Tell-Amerna’da yapılan kaçak kazılarda,büyük bir tablet arşivine ait ilk belgeler bu tarihte eski eser pazarlarına sürülmüştür.Belgeler İ.Ö. 14. yüzyıl da Mısır Firavunları 3.Amenofis,4.Amenofis ve Tutankamun’un ,Ön Asyadaki başka devletlerin kralları ile olan diplomatik yazışmalarını içermektedir.çivi yazısı ve Babil lehçesi ile yazılmış olan bu tabletlerin birinde Hitit kralı Suppiluliuma,Firavuna kardeşim diye hitap ediyor,kendisini onunla eşdeğer bir hükümdar olarak kabul ediyordu.

Mısırın yeni İmparatorluk dönemine ait başka mektuplarda da ,Mısır-Hitit çatışmalarından söz edilmekteydi.bunlar Martin Luther’in İncil çevirisinde,İbranca Hittim’in karşılığı olarak kullanılan Hititler yada Hetoğulları’ nın ,İ.Ö. . bin yılda büyük bir siyasal güç olarak Ön Asya’ya kendilerini kabul ettirdiklerini kanıtlamaktaydı.(5)

Burada şunu da belirtmek gerekir ki;İncil’de İ.Ö. 1.bin yılda Filistin de yaşamış oldukları söylenen Hititler ile İ.Ö. 2.bin yılda Anadolu da bir devlet kurmuş olan Hititler aynı topluluklar değildi.Dil ve köken bakımından asıl Hititlerin akrabası ,onların bir bakıma devamıdır.

El-Amerna belgeleri arasında iki mektup daha vardı,bunlar o güne kadar bilinmeyen bir dille ,fakat yine de çivi yazısı ile yazılmıştı.Bu belgeleri 1902 yılında inceleyen Norveçli bilim adamı J.A.Knudizon,bu mektupların dilinin Hint-Avrupa dili olduğunu açıkladı.Knudizon’un bu buluşu,diğer bilim adamları arasında kuşku ile karşılandı ve kendine bir yandaş bulamadı.Aradan 4 yıl geçtikten sonra 1834 yılında C.H.Texeir tarafından bulunan,Ankara’nın 150 km. doğusundaki Boğazköy de H.Winkler tarafından 1906 yılında başlatılan kazılarda,El-Amarna da bulunmuş ve Arzawa kralına gönderildiği anlaşıldığı için,adına Arzawa mektupları denilen bu iki belgenin yazıldığı dilde kaleme alınmış olan başka tabletlerde ortaya çıkmaya başladı.Winkler kazılarını 1913 yılına kadar sürdükten sonra ölünce Alman Şarkiyat Cemiyeti,Çek bilgini B.Hrozny’yi İstanbul’a göndererek,Boğazköy’den çıkan bu tabletleri incelemesini istedi.Bu sırada ortaya çıkan 1.Dünya Savaşı nedeniyle Hozny çlışmalarını kısa kesmek zorunda kalmıştır.Çalışmaları olumlu yönde geçtiği için 24 Kasım 1915 tarihinde Berlin Ön Asya Cemiyetinde verdiği Hitit sorununun çözümü konulu konferansta bu belgelerdeki dilin gerçekten Hint-Avrupa dili olduğu tezini ortaya atmıştır.Yayınlanan bir kitapta Hrozny,Eski Yunanca,Latince ve Eski Hintçe ile yaptığı karşılaştırmalarla bir çok Hititçe sözcüğün anlamını saptamayı ve Hitit dilinin ilk Gramer kurallarını ortaya koymayı başarmıştır.Böylece, bugün Hititoloji olarak tanınan bilim dalının doğuşu gerçekleşmiş oldu.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...


« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)