izmir escort escort izmir porno porno izle
Zendler - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Standart Zendler #1
Üyelik Tarihi: 17 Kasım 2016
Mesajlar: 699
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
25 Kasım 2016 , 23:07
Alıntı ile Cevapla
ZENDLER

(زنديه)

İran’da hüküm süren bir hânedan (1751-1794).

İran’da XVIII. yüzyılın ortalarına kadar yedi asır boyunca hüküm süren Moğol ve Türk kökenli devletlerin ardından ülkede hâkimiyet kuran İran asıllı ilk hânedandır. Aslen İran’ın batısında yaşayan Lur kabilesinin alt kolu Lekler’e bağlı bir aşiret olan Zendler’in önceleri, dağlık Zağros bölgesindeki Hemedan’la İsfahan arasında bulunan Melâyir ve civarında yer alan Perî ve Kemâzân köylerinde yaşadığı bilinmektedir. Bu dönemde Zendler iki alt gruba ayrılmıştı. Bunların ilki İnak Han, Budak Han ve Mihr Ali Han’ın liderliklerini yaptığı Zend-i Bagīle, diğeri ise Murad Han ve Hudâ Murad Han’ın kardeşlerinin başında bulunduğu Zend-i Hazere’dir.

Safevîler’in son dönemlerine kadar kaynaklarda Zendler’le ilgili herhangi bir bilgiye rastlanmaz. Adlarını ilk defa 1720’lerde Afganlılar’ın İran’a hâkim olmaya başladığı sırada ortaya çıkan karışıklıklar esnasında duyuran Zendler, bu dönemde bölgenin stratejik konumundan dolayı zaman zaman Osmanlı ve Afgan yönetimlerinden uzakta bağımsız hareket etmeyi başardılar. Bölgedeki otorite boşluğundan faydalanan Zendler, Nâdir Şah’ın hükümdarlığının (1736-1747) ilk yıllarında Melâyir ve çevresinde yağma faaliyetlerinde bulundular. Zendler’i etkisiz hale getirmek isteyen Nâdir Şah’ın bu iş için görevlendirdiği Baba Han Çavuşlu, Zend lideri Mehdî Han’a ve beraberindekilere Nâdir Şah’ın lutufta bulunacağını bildirerek yanına davet etti. Mehdî Han 400 kadar adamı ile tuzağa düşürülerek öldürüldü ve mallarına el konuldu. Bunun üzerine kabilenin diğer liderleri, büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan meydana gelen aşiretleriyle birlikte Kuzey Horasan’a çekilip yaklaşık on beş yıl boyunca Derregez vadisi ve Ebîverd’de ikamet ettiler. 1160’ta (1747) Nâdir Şah öldürüldüğü sırada Derregez’deki Zendler otuz veya kırk aileden ibaretti.

Zendler’in başına geçen Kerim Han’la kardeşi Sâdık Han aşirete eski gücünü kazandırmaya çalıştılar. Eski yurtları Melâyir’e dönüp hâkimiyet alanlarını genişletmek için bölgede yaşayan diğer kabilelerle mücadeleye giriştiler. Hemedan Valisi Mihr Ali Han Tekelü’yü yenerek bölgede büyük nüfuz kazandılar. Kerim Han, Gülpâyigân ve Hânsâr’ı emniyet altına almak üzere güneydoğuya ilerlerken İsfahan yolunda Bahtiyârî aşireti lideri Ali Merdan Han’la temasa geçti ve 1163’te (1750) İsfahan’ı ele geçirmek için yardım isteyen Ali Merdan Han’a destek verdi. Fakat daha sonra onunla anlaşmazlığa düştü ve Ali Merdan Han’ı bertaraf edip Bahtiyârî topraklarına hâkim oldu. Kerim Han, 1751 yılının ilk aylarında hiçbir otoritesi kalmayan Safevî Hükümdarı III. İsmâil’in adına vekillik unvanıyla yönetimi ele alarak Zendler’i fiilen İran’da iktidara geçirdi. Ardından birçok mahallî lider İsfahan’a gelip III. İsmâil’e ve Kerim Han’a bağlılığını bildirdi. Böylece İran’da iktidarı meşrû yollardan ele geçiren Kerim Han, bir yandan ülkede istikrarı sağlamaya çalışırken diğer yandan özellikle Osmanlılar’la ve Basra körfezinde bulunan İngilizler’le yoğun diplomatik ilişkiler içerisine girdi. 1763’te Basra körfezi çevresinde ticarî kolonileri bulunan İngilizler’in Doğu Hindistan Şirketi’ne ticarî imtiyazlar veren bir antlaşma imzaladı. Osmanlılar’la münasebetlerinde ise önceden yapılmış antlaşmalara bağlı kaldı. Bu çerçevede gelişen iyi ilişkiler sayesinde Osmanlı Devleti’nin güvenini kazandı ve Kerim Han’ın egemenliği Osmanlı Devleti tarafından resmen tanındı. Kerim Han 1180 (1766-67) yılında Şîraz’ı başşehir yaptı. 1187’de (1774) I. Abdülhamid cülûsunu bildirmek üzere ünlü şair Sünbülzâde Vehbî’yi elçi olarak Şîraz’a gönderdi. Ancak Osmanlı-İran sınırında bulunan Babanoğulları aşiretiyle Zendler arasında çıkan ihtilâf Osmanlı Devleti ile ilişkilerin bozulmasına yol açtı ve bozulan ilişkiler çatışmaları da beraberinde getirdi. 1776’da Kerim Han, kardeşi Sâdık Han kumandasındaki güçleri Osmanlı hâkimiyetindeki Basra üzerine göndererek şehre hâkim olunca Osmanlı Devleti İran’a savaş açtı. Basra üç yıl boyunca Zendler’in elinde kaldı. 1192’de (1778) Kerim Han, Osmanlılar’a karşı Ruslar’la ittifak yaptı. Ancak bu ittifak Kerim Han’ın vefatı üzerine (Mart 1779) sonuçsuz kaldı. Kerim Han’ın ölümünün ardından Sâdık Han İran’a döndü ve Basra yeniden Osmanlı hâkimiyetine girdi.

Horasan dışında İran’da yaklaşık yirmi sekiz yıl âdil bir yönetim sergileyen Kerim Han’ın vefatından hemen sonra taht kavgaları başladı. Bu yüzden naaşı üç gün boyunca ortada kaldı. Nihayet büyük oğlu Ebü’l-Feth Han güçlü bir grubun desteğiyle tahta çıktı. Ailenin diğer bir grubu da Kerim Han’ın öbür oğlu Muhammed Han’ı vekil ilân etti. Ardından iki kardeş ortak bir yönetim üzerinde anlaşma sağladılar. Bu esnada Ebü’l-Feth Han’a muhalif olan Zend hânedanının Budak Han kolundan Zeki Han tahtın gerçek sahibinin kendisi olduğunu ileri sürdü. Siyaseten Ebü’l-Feth ve kardeşiyle uzlaşır gibi görünse de onlardan ayrı hareket etti. Bir süre sonra Muhammed Han’ı tahttan uzaklaştırıp Ebü’l-Feth’in tahtta kalmasını sağladı ve yönetimi ele geçirdi. Öte yandan Kerim Han’ın kardeşi Sâdık Han da saltanat iddiasıyla Basra’dan yola çıktı. Ancak Zeki Han’ın idareyi ele geçirdiğini öğrenince Kirman’a yöneldi. Bunu haber alan Zeki Han onu takip için bir askerî birlik gönderdiyse de bu birlik Sâdık Han karşısında başarılı olamadı. Bunun üzerine Zeki Han, Sâdık Han’a sempati duyan Ebü’l-Feth Han’ı zindana attı. Zeki Han’ın Haziran 1779’da İsfahan’da isyan eden Zend hânedanından Ali Murad Han’a karşı çıktığı seferde maiyeti tarafından öldürülmesi Sâdık Han’ın Şîraz’a gelmesinin önünü açtı. Sâdık Han yeğeni Ebü’l-Feth’i zindandan çıkararak tahta oturttu, devlet işlerini de kontrolü altına aldı. Ardından Ebü’l-Feth Han’ın liyakatsizliğini ve eğlenceye düşkünlüğünü görüp onu tahttan indirerek kardeşleriyle birlikte zindana attı. 9 Şâban 1193 (22 Ağustos 1779) tarihinde kendini hükümdar ilân eden Sâdık Han tahtta hak iddia eden bazı hânedan mensuplarıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Oğullarının yanlış stratejisi ve İsfahan yönetimini elinde bulunduran Zend Ali Murad Han’ın üstün savaş taktikleri Sâdık Han’ın hâkimiyeti kaybetmesine yol açtı. 1195’te (1781) Ali Murad Han’ın kuvvetleri Şîraz’a girerek şehri yağmaladı. Dört gün sonra Şîraz’a gelen Ali Murad Han şehirde büyük bir merasimle karşılandı; Sâdık Han’ı ve oğullarını ortadan kaldırıp tahta geçti.

Ali Murad Han, hem Kaçar Ağa Muhammed Han’ı durdurmak hem de ülkenin diğer yerlerinde hâkimiyet sağlamak amacıyla Şîraz’dan ayrıldı. Hazırladığı ordu gittikçe etkinliklerini arttıran Kaçarlar’ı Sarî ve Esterâbâd’da mağlûp etti. Ancak dönüşte tedbirsizlik yüzünden ordunun büyük çoğunluğu Elburz dağlarını geçerken dağıldı. Kaçarlar üzerine gönderdiği Rüstem Han kumandasındaki ordu da başarılı olamadı. Diğer bir Zend lideri Ca‘fer Han bunu fırsat bilerek İsfahan’a yürüdü. İsfahan’ı savunmak isteyen Ali Murad Han, Şubat 1785’te hasta iken çıktığı seferde Murçahurt mevkiinde vefat etti. Ali Murad Han’ın ölümü hânedanı bir defa daha taht kavgalarının içine sürükledi. Bu mücadele sonunda en avantajlı durumda bulunan Ca‘fer Han, tahta çıktı ve dört yıl boyunca Şîraz’a hâkim oldu. 1789’da Zend ailesinden biri tarafından zehirlenerek öldürüldü. Yerine önce kısa bir süre için Sayd Murad Han, sonra Lutf Ali Han geçti. Yeni hükümdar Lutf Ali Han’ın egemenlik dönemi de (1789-1794) siyasî rakipleri ve hasımlarıyla mücadele içinde geçti. Lutf Ali Han, Kaçarlar’a karşı başarılı bir mücadele verdi. Uzun süre Şîraz’ı kuşatan Ağa Muhammed Han sonunda kuşatmayı kaldırarak Tahran’a döndü. Zend hâkimiyetine son vermek için hazırlıklarını tamamlayıp 3 Ramazan 1204 (17 Mayıs 1790) tarihinde Şîraz’a hareket etti. Lutf Ali Han ordusu için Deştistan bölgesindeki aşiret reislerinden destek almaya çalıştı, fakat arzu ettiği desteği alamadı. Haziran 1791’de Fars bölgesinde Persopolis yakınlarında Kaçar kuvvetlerine bir gece baskını düzenledi. Görünürde başarı gösteren Lutf Ali Han, Ağa Muhammed’in kaçtığı haberinin bir hile olduğunu anlayamadı. Kaçarlar bir süre sonra geri dönünce ordusu dağıldı. Ağa Muhammed Han ciddi bir direnişle karşılaşmadan başşehir Şîraz’a girerek hâkimiyeti ele geçirdi (1 Zilhicce 1207/10 Temmuz 1793).

Mücadeleyi sürdüren Lutf Ali Han, Bam şehri emîri Cihangir Han ve Nermâşîr Emîri Muhammed Han ile yaptığı iş birliği neticesinde meydana getirdiği güçlü bir orduyla Kirman’a hücum edip şehri ele geçirdi (Şâban 1208/Mart 1794). Burada kendini yeniden hükümdar ilân ederek adına hutbe okutup para bastırdı. Ancak hâkimiyeti uzun sürmedi. Ağa Muhammed Han ordusuyla Kirman’a gelip onu mağlûp etti. Bam şehrine sığınan Lutf Ali Han mihmandarının ihanetine uğrayarak Ağa Muhammed Han’a teslim edildi. Lutf Ali Han’ın öldürülmesiyle (Cemâziyelâhir 1209/Aralık 1794) Zend hânedanı tarihe karıştı. Hânedana mensup birkaç aile bugün Kirmanşah’ın güneydoğusundaki Dorâ-ferâmâm bölgesinde yaşamaktadır.

Zend Devleti gelişmiş bürokratik bir yapıya sahipti. Hükümdar konumundaki “vekil”e yardımcı olan bir vezir bulunmaktaydı. Devlet işlerinin yürütülmesi için çeşitli makamlar ihdas edilmişti. Müstevfîler malî işlere bakmakta ve bir nevi maliye nâzırlığı görevini icra etmekteydi. Teşrifat ve asayiş görevlerini üstlenen eşik ağası Zendler’den önceki dönemlerde de mevcuttu. Haremdeki dâhilî işler yanında eşik ağalarının başka görevleri de vardı. Kerim Han eşik ağası Hudâ Murad Han’ı Kirman serdarlığına tayin etmişti. Darphânelerde vazifeli “muayyirü’l-memâlik” para basımı, para ayarı ve parayla ilgili diğer işlerin yürütülmesinden sorumluydu. Bu dairede “darrâbbaşı” ve “zergerbaşı” adlı iki görevli daha vardı. Devletin ülke içindeki yazışmalarını hazırlayıp yerine ulaştırmakla vazifeli “münşi’l-memâlik” ve “sâhib-kalem-dân” yine aynı dairede çalışmaktaydı. Zendler döneminde vezirin yokluğunda işler “ve-kā‘-nigâr” tarafından yürütülmekteydi. Bu görevi üstlenenler zamanla divan toplantılarının tanzimi ve müzakerelerin kaydıyla uğraşmıştır. Elçilerle heyetleri ağırlayan ve hükümet sözcülüğü yapan makam elçibaşılıktı. İdarî kadroda kaşıkçıbaşı, hadımbaşı ve “mîr-şeb” gibi makamlar da vardı. Zendler’de ordu düzenli birliklerin yanında düzensiz kuvvetlerden oluşmaktaydı. Piyadeler, çoğunlukla kabile reisi veya vilâyetin en üst makamında bulunan kişinin fermanıyla toplanıp savaşa gönderilmekte, savaş sonrası dağılmaktaydı. Ordudaki rütbeler onbaşı (deh-bâşı), yüzbaşı (sad-bâşı) ve binbaşı (hezâr-bâşı) şeklindeydi. Zend Devleti’nin merkezinde hükümetin tayin ettiği şeyhülislâm yer almaktaydı. Kerim Han bastırdığı paralarda on iki imamın adını zikretmiş, Şîraz’ın her bir mahallesine on iki imamdan birinin adını vermiştir. İmamzâde Mîr Hamza’nın hankahını ve kutsal ziyaret yerlerinden sayılan Şâh-ı Çerâğ’ı tamir ettirmiş, sonraları Medrese-i Han olarak anılan bir medrese yaptırmıştır. İmar ve kültür faaliyetleri başşehir Şîraz’da yoğunlaşmıştı. Kerim Han zamanında Şîraz’ın etrafı surlarla çevrilmişti ve surlar üzerinde Bâğşâh, Şah Mîr Hamza, Sa‘dî, Kassâbhâne, Şah Dâî, Kâzerûn kapıları bulunmaktaydı. Bu dönemde inşa edilen diğer yapılar arasında Erg-i Kerîm Han (Kerim Han Zend Kalesi), Divanhane, Tophane meydanı, Bâzâr-ı Vekîl, Mescid-i Vekîl ve Hammâm-ı Vekîl’i saymak mümkündür. Kerim Han’ın Şîraz’da yaptırdığı eserler daha sonra Binâhâ-yı Kerîm Hânî, Mecmûa-i Vekîl ve Zendiyye adıyla meşhur olmuştur. Kerim Han, Şîraz’da şişe ve çini atölyeleri kurdurmuş, onun zamanında Şîraz önemli bir kültür ve ticaret şehri haline gelmiştir. Zendler döneminde minyatür ve nakkaşlık büyük bir gelişme göstermiştir. Dönemin meşhur minyatürcüsü Ali Eşref bu alanda öne çıkmaktadır.

Kaynak: Kurtuluş, Rıza, "Zendler", DİA, C. 44, İstanbul 2013, s. 256-258.

__________________
Sen beni bıraktın ama kederin bırakmadı.
Hakikaten kederin senden daha vefâkâr!


« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)