izmir escort escort izmir porno porno izle
Eski Mısır'a Ait Bazı Bilgiler - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Red face Eski Mısır'a Ait Bazı Bilgiler #1
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
10 Mart 2013 , 18:32
Alıntı ile Cevapla
Mısır tarihinin ilk dönemlerinde farklı kabilelerden daha sonra da farklı nomoslardan oluştuğu için Mısır panteonu çok sayıda tanrı ile doludur.Aşağı ve Yukarı Mısır’ın birleşmesinden önce yerel bir çok kült vardı ve her kabile farklı bir tanrıya tapardı. Bu kültler en sonunda Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır krallıklarının dinini oluşturmuştur. Bu sistem her kabilenin inançlarından izler taşıyordu. Ayrıca bir savaş sonrasında yenen kabile yenilen kabilenin tanrısını da kendi panteonuna dahil ediyordu.Birleşme olduğu zaman ise hanedan soyunun en büyük tanrısı Horus en büyük tanrı olarak kabul edilmiştir. Horus hakkında çok fazla bilgimiz yoktur. Fakat Horus’un bir Gök-tanrı olduğu sanılmaktadır. Ayrıca firavunun da yaşayan Horus olarak görülmesi de bu kült ile ilintilidir.Horus kültünün yanında Seth kültü de halk kitleleri arasında varlığını korumuştur. Yukarı Mısır’da yaygınlığını koruyan Seth kültü hanedanlar zamanında da devam etmiş özellikle de İkinci Hanedan zamanında Seth bir süre Horus’un yerine en büyük tanrı olarak tanınmıştır.Horus ile Seth arasındaki bu çekişme sonraki dönem mitolojisine de yansımıştır. Seth kültü Mısır’da uzun süre varlığını sürdürmüş ve daha sonra göreceğimiz gibi Seth kötü güçlerin temsilcisi olmuştur.Mısır’ın arkaik dönemine baktığımızda farklı yerlerde farklı tanrıların önem kazanmış oldukları görülmektedir. Heliopolis’de Ra Memfis’de Ptah Busiris’de Osiris önemli tanrılar arasındadır.Heliopolis yaradılış efsanelerine göre Atum/Ra tek bir erkek tanrı olduğu için ancak ************ yolu ile başka varlıkları meydana getirmiştir. Piramit metinlerine göre Atum/Ra “ erkeklik organını elleri arasına alıp fışkırtarak ikizleri meydana getirdi : Şu ve Tefnut .”Adını “kaldırmak” anlamına gelen bir sözcükten alan Şu Yunan mitolojisindeki Atlas gibi gökyüzünü taşır. Aslında Şu havayı sembolize etmektedir.Tefnet ise Şu’nun ikiz kardeşi olduğu gibi aynı zamanda karısıdır. Kökeni daha eskiye hatta Güneş kültüne dayandığı zannedilen Tefnet daha çok havadaki nemi ve yağmuru sembolize eder. Bazı metinlerde kardeşi Şu ile beraber Güneş’in doğuşundan itibaren gökyüzünü taşır.Şu Tefrut çiftinden iki önemli tanrısal varlık doğar. Bunlar Geb ve Nut’tur. Erkek olan Geb Mısır toprağını daha genel olarak da yeryüzünü temsil eder. Dişi olan Nut ise gökyüzüdür. Burada Mısır mitolojisinin Hint-Avrupa mitolojilerinden farkını görürüz. Hint-Avrupa mitolojilerinde genelde yeryüzü dişidir. Efsaneye göre Geb ve Nut önceden birbirlerine yapışık iken daha sonra Şu tarafından birbirlerinden ayrılmışlardır.Geb ve Nut’tan ise dört tanrı doğar : Osiris Isis Seth ve Nephthys .Bu konuda Plutarkhos’un “De Iside et Osiride “ adlı eserinde ilginç bir mitos vardır. Plutarkhos asıl söylenceye sadık kalmasa da efsane doğa olaylarını açıklaması açısından da önemlidir. Efsaneye göre Ra’nın karısı Nut Geb’i kendisine aşık eder. Bunun üzerine Ra Nut’a bir ceza verir ve ona yılın hiç bir ayında ya da gününde çocuk sahibi olamayacağını söyler. Ra’nın emirleri hiç bir zaman reddedilemeyeceği için Nu çareyi Thot’tan yardım istemekte bulur. Thot uzun uzun düşündükten sonra aklına iyi bir fikir gelir. Ay tanrıçası Selene’ye gider ve onu tavla oynamaya davet eder. Tanrıça bu oyunu kaybederse aydınlık bölümlerinden yedide birini Thot’a verecektir. Oyunu Thoth kazanır. Selene aynen söz verdiği gibi ışığının yedide birini Thot’a verir. Thoth tanrıçadan aldığı ışıktan beş gün yaratır ve bu günleri yıla ekler. Böylece Nuthiç bir yıla ve aya ait olmayan bu beş günde doğum yapabilecektir. Nut’un Osiris Horus Set İsis ve Nephtys adlarında beş çocuğu olur. Osiris birinci günde Horus ikinci günde Seth üçüncü günde İsis dördüncü günde ve Nephtys beşinci günde doğarlar.Osiris Osiris doğanlar içinde en büyükleridir ve bu nedenle Geb gökyüzüne çıktıktan sonra Mısır toprakları üzerinde hüküm sürme hakkı ona aittir. Osiris’in üstünlüğü daha doğumunda belli olmuştur. Osiris doğduğu zaman gizemli bir ses “Evrenin Efendisi” nin geldiğini söylemiştir.Osiris adı aslında Mısır dilinde Usir olan tanrının adının Yunanca’ya uydurulmuş şeklidir. Osiris Yunanlılar tarafından Dionysos ve Hades ile bir tutulmuştur. Osiris güzel yüzlü koyu tenli ve insanlardan daha uzun resmedilmiştir.Osiris’in tahta geçme miti aynı zamanda meşru firavunun da tahta geçme miti ile ilintilidir. Güneş-tanrı’nın hükümdarlığını Osiris’e vermesi gibi firavun da gücünü Güneş-tanrı’dan almaktadır. Ayrıca bu mit firavunun hükümdarlığına ait bazı usulleri de meşrulaştımaktadır.Osiris’in tahta geçtikten sonra ilk yaptığı işlerden biri ilkel bir hayat süren Mısır’lıları uygarlaştırmak olmuştur. Osiris onlara ilk tarım araçlarını yapmayı toprağı işlemeyi buğdayı ve üzümü yetiştirmeyi ekmek şarap ve bira yapmayı öğretmiştir. Ayrıca ilkel Mısır’lılara ilk defa tapınak inşa etmeyi ve tanrılara tapmayı öğreten ve dini törenleri düzenleyen de Osiris’tir. Hatta ikili flütü de ilk Osiris yapmıştır.Osiris şu an Louvre Müzesi’nde bulunan Amenmos Steli’ne göre bolluk bereket getiren bir doğa tanrısı özellikleri de taşımaktadır. Osiris doğal kaynaklara hükmetmekte onunla birlikte rüzgarlar esmekte ekinler yeşermekte ve hayvanlar yetişmektedir.Osiris Mısır’ın uygarlaştırılmasını tamamladıktan sonra bütün dünyanın uygarlaştırılması işine girişir. Tahtı kardeşi ve aynı zamanda da karısı olan İsis’e bırakır ve yanında veziri Thot Anubis ve Ofois ile birlikte sefere çıkar. Uzun süre dünyanın uygarlaşması için çalışır.Burada Anubis için de bir parantez açmak gerekmektedir . Eski Mısır’da Anpu diye adlandırılan Anubismitolojiye göre ölülere Öteki Dünya’nın yolunu gösteren çakal başlı varlıktır. Piramit metinlerinde Anubis Ra’nın oğlu olarak yer alır. Başka metinlerde ise Osiris ya da Seth ile ilişkilendirilir. Osiris ile ilgili efsanelerde adı çok sık geçmese de Anubis’in önemli bir yeri vardır. İlk olarak Anubis daha önce de gördüğümüz gibi dünyanın fethine Osiris ile birlikte çıkmıştır. Ancak bu fetih savaşla yapılan istila anlamına değil insanların uygarlaştırılması anlamına gelmektedir. Aslında bu efsaneden yola çıkarak Anubis tanrıların insanları eğitmesinde önemli rol oynayan varlıklardan bir olarak karşımıza çıkar. İkinci olarak da Anubis Osiris’in ölümünden sonra onun “vücudunun” korunması işini üstlenir. İlk olarak bu görevi olan Anubis zamanla Osiris’in cenazesi ile olan ilgisinden dolayı ölü kültleri ile ilgili bir özellik kazanmış ve mumyalama ve ölünün yargılanması ile ilgili yol gösterme görevleri gibi görevler üstlenmiştir.Osiris döndüğünde ülkesini İsis’in başarılı yönetimi sayesinde çok iyi durumda bulur.Ancak bu dönem uzun sürmez. Tahta geçmeyi arzulayan fakat Osiris’in yokluğunda dahi hüküm süremeyen Seth Osiris’i yok etmek için bir plan hazırlamıştır. Bu plana göre Seth Osiris’in ölçülerine göre bir sandık hazırlatır ve sandığı en değerli taşlarla süsletir . Seth bundan sonra kendisine yardım eden yetmiş iki kişiyle birlikte planını uygulamaya koyulur .Seth büyük bir yemek verir ve Osiris’i de çağırır. Osiris hiç bir şeyden şüphelenmeyerek yemeğe gider. Yemek sonunda Seth sandık kimin ölçülerine uyarsa sandığın sahibinin o olduğunu söyler. Denemek için herkes sırayla sandığın içine yatar. Sıra Osiris’e gelmiştir. Osiris yatar yatmaz Seth sandığı çiviler eritilmiş kurşunla lehimler ve Nil nehrine atar. Böylece Seth planını uygulamıştır. Bu olay “ Osiris’in krallığının yirmi sekizinci yılında Athyr ayının on yedisinde olmuştur.İsis bunu duyunca üzüntüsünden saçlarını keser elbiselerini parçalar ve Osiris’in kapatıldığı sandığı aramaya çıkar.Osiris’in kapatıldığı sandık Fenike’ye Byblos kentine kadar sürüklenmiş ve burada karaya vurmuştur. Karaya çıktığı yerde ise süratle büyüyen bir ağaç sandığı gövdesinin içine almıştır.Byblos Kralı Malkandros bu ağacı gördüğünde hayran kalır ve ağacı kestirerek sarayına sütun olarak diktirmeye karar verir. Ağaç kesildiğinde çok güzel bir koku çıkarmıştır.Bu olay Isis’in kulağına kadar gelmiştir. İsis durumu anlar ve Malkandros’un sarayına gider. Burada önce Astarte’nin çocuğunun dadısı olur.İsis bir gün çocuğu ölümsüz yapmak ister ve bu amaçla çocuğu ölümsüzlük ateşine batırır. Bunu gören kraliçe çığlıklar atarak İsis’i engeller. İsis artık kendini tanıtmak zorunda kalır. Daha sonra Kral Malkandros’dan izin alarak ağacın gövdesini açar ve içinden sandığı alır.İsis sandığı vatanına geri getirdikten sonra Buto şehrine oğlu Horus’un ziyaretine giderken sandığı güvenli zannettiği bir yere saklayarak bırakır. Gece dolunayda avlanan Seth sandığı bulur ve Osiris’in bedenini tanır. Bunun üzerine Seth Osiris’in bedenini 14 parçaya ayırır ve bu parçaları Mısır toprakları üzerine dağıtır.Bunu duyan İsis papirüs ağacından yapılma bir tekneye biner ve bütün Mısır’ı dolaşarak Osiris’in bedeninin parçalarını toplar ve parçaları her bulduğu yere bir tapınak diker. Bu yüzden Mısır’ın bir çok yerinde içinde Osiris’in cesedinin bulunduğu söylenen bir çok tapınak vardır.Efsanenin sonunda ise Osiris’in oğlu Horus Seth’i yener . Yeniden canlanan Osiris artık bu dünyada yaşamak istemez ve hükmetmek için ölüler ülkesine gitmeyi tercih eder. Burada yine Anubis ile birlikte olacaktır. Anubis ölüleri yargılanması için Osiris’e getirecektir.Efsanenin klasik yorumuna göre Osiris aslında diğer bahar ve toprak kültleri ile ilgili efsanelerde olduğu gibi doğanın ölümünü ve ilkbaharda yeniden canlanmasını temsil etmektedir. Başka yorumlara göre Osiris’in yazın kuruyan Nil Nehri’ni temsil ettiği ya da günlerin uzayıp kısalmasını belirttiği söylenebilir.Daha önce de edebiyat tarihinde örnekleri görüldüğü gibi Plutarkhos diğer Yunan yazarları gibi efsaneyi biraz tahrif etmiş olsa da varolan bir efsaneyi anlattığı kesindir. Zaten piramit metinlerinde ve Ölüler Kitabı’nda buna benzer motiflerin yer alması bunu kanıtlamaktadır.Ancak her efsanede olduğu gibi bu efsanede de daha derin anlamlar olduğu kesindir.Bu efsaneyi dikkatle incelersek başka bir yerden gelen bir kişinin yanında diğerleri ile birlikte insanları eğittiğini ve daha sonra da kardeşi ( ya da onunla birlikte gelen diyelim) tarafından öldürüldüğünü fakat vücudunun (belki de kurduklarının) bir başkası (Anubis) tarafından korunduğunu görüyoruz. Bir bilim-kurgu romanı gibi gözükse de bu efsanenin geçmişte olan ve gelecekte de olması olası bir olaya atıfta bulunduğu görülmektedir. Dışarıdan gelen eğiticilerin Erich Von Daniken’e rağmen uzaylılar olması da gerekmemektir. Daha ileri bir uygarlıktan gelip Mısır halkını eğitmiş başka toplulukların olması da olası bir durum olarak gözükmektedir.Bu efsanede bir ilginç nokta da bir tanrının Osiris’in o sandığa sahip olma isteği ve sandığın tam olarak ona tıpatıp uyduğunu düşündüğü an onun içinde hapis olmasıdır. Bu bizim de sık sık içine düşebileceğimiz bir durumdur. Her zaman karşımıza biz cazip gelebilecek “sandıklar” çıkabilir. Hatta biz bunların tam bize uygun olduklarını düşünebiliriz. İşte o andan itibaren de onun esiri olabiliriz. Sonunda bu sahte cennet bizim sonumuz olabilir.Sonuçta bu efsane için bir çok yorum olabilmektedir. Belki sizin yorumunuz da farklı olabilecektir. Ancak şunu her zaman göz önünde bulundurmak gerekir. Efsaneler her zaman geçmişte olan ya da olduğu varsayılan olayları anlatmazlar. Bazen de gelecek hakkında fikir veriler.

ALINTIDIR.
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

Red face Eski Mısır'da Bilim ve Teknoloji #2
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
10 Mart 2013 , 20:30
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Eski Mısır’ın İskenderiye kentin deki kitaplıkta bir milyona yakın pa pirüs tomarı bulunuyordu. Bu kitap lığın zenginleşip büyümesinde Ptolöme sülalesi’nden gelen Firavunlar çok çalışmışlardı. Böylece İskenderiye ki taplığı uzun yıllar boyunca dünyanın en önde gelen kitaplığı oldu. Fakat bir süre sonra bir başka kitaplık Anado lu’daki Bergama kenti kitaplığı onun la yarışmaya başladı. O sırada hü kümdarlık eden Mısır Firavunu Ber gama kitaplığını acımasızca cezalan dırmaya karar verdi ve ülkesinden Anadolu’ya papirüs gönderilmesini yasakladı. Bergama hükümdarı da buna kar şılık şöyle bir önlem düşündür Yur dunun en usta adamlarını yanına ça ğırıp koyun ya da keçi derisinden pa pirüs yerini tutacak ve yazı yazmaya uygun bir madde hazırlamalarını bu*yurdu. İşte o günden sonra Bergama uzun süre dünyaya parşömen.satan bir kent haline geldi.

Yunanca “Pergamen!” adını ta şıyan Parşömen doğduğu kentin adını alarak böyle icat olunmuştu.

Parşömen birçok bakımlardan papirüsten üstündü. Kınlacak diye korkmadan kesilebilir ve katlanabilir di. Ama parşömenin bu üstünlükle ri ilkin pek görülüp bilinemedi. Par şömeni de tıpkı papirüs gibi dürüp büküp tomar haline getiriyorlardı. Kı sa bir süre sonra parşömenin katlana bileceği ye defter haline getirilebileceği anlaşıldı. Ayrı ayrı yapraklardan di kilmiş kitap da böyle ortaya çıktı. Yaş keçi koyun ya dadana deri leri yumuşasın diye önce suda bırakı lırdı. Sonra da bıçakla yağlan kazılır ve küllü suya yatırılırdı. Bu du rumdaki derilerin kılları bıçakla ko*layca sıyrılırdı. Giderek bu temizlen miş deriler tebeşirle oğulur ve sünger taşı ile parlatılırdı. Sonunda ihcev sa*rımtırak ve her iki yanı düz ve parlak bir deri ortaya çıkmış olurdu.

Parşömen ne kadar ince olursa o kadar değerli sayılırdı. Bütün bir to marı bir ceviz kabuğuna sığdıracak kadar ince parşömen yapmak ustalı ğını gösterenler de çıktı elbet. Niterim iyi söz söylemekle tanınmış Ro malı Cfeeron “Üiada”nm yirmi dört şarkısının bütününü içine alan küçü cük bir parşömen töinannı gözleriy le görmüş olduğunu anlatır; Derinin kenarları kocaman bir de ri yaprak meydana getirecek şekilde kesilirdi. Bu yaprak ikiye katlanır ve bundan birkaçının bir araya gelişin den de bir defter oluşurdu. Defterler genel olarak ikiye katlanmış dön yap rak olurdu. Sonraları deriler dördesekize ve on altıya katlanmaya başlan an. Böylece derinin dörtte sekizde onaltıda biri büyüklüğünde olmak üzere çeşitli boylarda kitaplar yapıl dı.

Papirüsün yalnız bir tarafına ya zılırdı. Oysa parşömenin iki tarafı na da yazılmaya başlandı. Bu büyük bir özellikti. Bütün bu yanlarına kar şılık parşömen daha uzun süre kesin olarak papirüsün yerini tutamadı. Parşömen bir eserin temize çekilme si için kullanılırdı. Ama müsvedder kitapçı dükkânına geldiğinde bunlar papirüs tomarlarına kopya edilirdi. Böylece bir yazarın eseri balmumundan parşömene parşömenden papi*rüse bir gezi yaptıktan sonra papirüs “tornan halinde okurlara kadar uzanır dı. Fakat zamanla Mısır gittikçe da*haaz papirüs üretmeye başladı. Hele Araplar Mısır’ı aldıktan sonra Mı sır’dan Avrupa ülkelerine olan papi rüs gönderilişi büsbütün durdu. İşte ancak o gün parşömen kesin bir za fere ulaştı.

Bu pekde olumlu bir zafer değil dir. Büyük Roma İmparatorluğu bu olaydan birkaç yüzyıl önce kuzeyden ve doğudan gelen yan ilkel kavimlerce yıkıma uğratılmıştı.

Bitmez tükenmez savaşlar bir za manlar zengin olan kentleri ıssız bir duruma getirmişti. Her geçen yıl yal nız bilginlerin değil okuma-yazma bi lenlerin sayısı da gittikçe azalmıştı. Parşömen kitap kopya etmeye yara yan biricik araç olarak kaldığında onun üstüne yazı yazacak kişi de he men hemen kaltnamış gibiydi.

Romalı kitapçıların büyük kopya işlikleri çoktan kapanmıştı.Bundan başka kuytu ormanlar da ya da ıssız vadilerde kaybolmuş manas tırlarda sevap işlemek için kitap kop ya eden keşişlere de rastlamak müm kündü.

Daracık odasında ve uzun arkalık lı iskemlesinde oturan keşiş San bastien’in yaşamı büyük bir dikkatle kapyo ettiği kitaplar arasında geçiyor du. Acelesi yoktu. Kalemini sık sık kâğıdın üstünden kaldırarak bakar dikkatle ve özenle yazardı. Keşiş; ya zıları ucu sivriltilmiş ve ortasından ya rılmış bir kamış kalemle ya da bir kuş tüyüyle yazardı.

ALINTIDIR.
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Red face Eski Mısır'da Büyücülük #3
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
10 Mart 2013 , 20:30
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Eski Mısır'da son derece doğal olarak bilinen bir olguydu büyüler. Ancak yine de herkes buyu yapamazdi. Bu konuda özel yetenekleri olan Tanrılarla iletisim kurabilen kişiler büyü yapabiliyordu. Büyülerin kimi kötü yani kara büyü niteligindeydi kimisi koruma büyüsü kimisi ise buyu bozmaya yarayan büyülerdi.

Kara büyülerde genellikle büyü yapilmak istenen kişinin kendisine ait bir sey ele geçirilir ve bunun yardimiyla balmumundan yapilmis insan figürüne bakir sisler saplanirdi. Insan figürü büyü yapılan kişiyi simgelerdi. Balmumu eriyince kişi ölürdü.

Bu oldukça sevimsiz olaya karşın bundan korunmaya yarayan büyüler de vardı. Büyü yapılan kişi hastalandigi zaman tip konusunda oldukça ilerlemis olan Mısırlılar bunun büyü olduğuna karar verirlerdi ve bu çogunlukla dogru çikardi. En iyi rahipler ve büyücüler araciligiyla bir nevi ayinle kişi kurtarilmaya çalisilirdi. Bu her zaman istenildigi gibi sonuçlanmazdi. Hatta tarihte birçok firavunun çocuklarınin ve eslerinin büyü nedeniyle öldügünden bahsedilir.

Büyünün ilk örneği Tanrılar arasinda yaşanan savasta görülmüstür. Kizil saçli Seth kardesi Osiris'i 14 parçaya bölünce Osiris'in esi Isis onu tekrar hayata getirmek için Amon'un gizli adini kullanarak bir büyü yapmiştir. Osiris'in 13 parçasi Mısır’ın birçok yerinde bulunmus ancak sadece cinsel organi bulunamamisti. (bunu ise Timsah Tanrı Sobek'in yedigi düsünülmektedir.) 13 Parça olmasina ragmen Isis Osiris'i hayata döndürmüstür.

Büyücü kimi zaman Tanrıyla bir olurdu. Tanrı'ya kendi kabul ettirir ve eğer Tanrı kabul ederse ona istediğini yaptırırdı. Bunun olmasi çok zor olmasina ragmen kimi büyücüler başarabilmiştir.

Mısır tarihinin her yönünde olduğu gibi bu da su anda bize oldukça ilginç ve garip ancak Mısırlılar için nefes almak kadar doğal bir seydi...

ALINTIDIR.
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Red face Eski Mısır'da Dil ve Yazı #4
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
10 Mart 2013 , 20:31
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Gizemli bilinmeyenli çizgiler resimler taslaklar işaretler şifreler insanlar hayvanlarmasal yaratıklarıbitkiler meyveleraraçlarelbise parçalarıörgülersilahlargeo metrik şekillerdalgalı çizgiler ve alevler.Bunlar Tahta üzerindetaş üzerinde ve sayısız papirüsler üzerinde bulunurlar.Tapınak duvarlarındamezar odalarındaanı levhalarındatabutların çekmecelerin üzerinde bulunurlar.Mısırlılar eski ulusların yazmayı en çok sevenlerindendir.

Hiyeroglif nasıl okunup yazılır?Mısır yazısıcoğunesnelerin resmi olduğundan rahatlıkla ayırt edilebilen 700'den fazla işaretten oluşmuştu. Yanda görüldüğü gibiher bir işaret gerek özel bir nesneyigerekse belli bir sesi temsil ediyordu. Hiyeroglif yazısı soldan sağa ya da aşağıdan yukarıya yazılabilirdi.Hayvanların ya da insanların yüzleri sola dönükse soldan sağasağa dönükse sağdan sola okunurdu.

Ne ile yazarlardı?: Yazıcılar mürekkep ve fırça kullanarak papirus denen sazlardan yapılmış özel bir çeşit kağıda yazı yazarlardı. Ayrıca ostraka olarak bilinen kırık çömlek parçlarının üzerinede yazarlardı.

Yazıcılar: Mısır hiyeroglif yazısı son derece karmaşıktı.Yazıcı adı verilen kimselerokumak ve yazmak için özel olarak eğitilmişlerdi.Bu becerileri onlara güç ve saygınlık kazandırıyordu. Yazıcılar tapınaklarda ya da devlet yönetiminde iyi işlere girebiliyorlardı. Çoğunluk vergi de ödemiyordu.

Firavun adları kartus aı verilen oval bir cercevenin icine yazılırdı.Yanda Firavun Meyre'nin bir kartusu'nun resmi bulunmaktadir.

Stenografi: Daha sonraları Mısırlılarhiyeroglif yazısının daha kolay bir uyarlaması olan 2 türlü steno yazı geliştirmişlerdir.Hiyeroglif yazısı ise tapınaklardaki ve kamusal yapılardaki kayıtlarda kalmıştı. Mısırlılarbir yazı biçimi bulan en eski uluslardan biridir. Onların "Alfabeleri" bizim bugün kullandığımız gibi harflerden değilresim ve işaretlerden oluşmuştu. Biz Mısır yazısına "Kutsal yazı" anlamına gelen hiyoroglif adı veririz.Bu isim Mısırlılarınyazı yazma yetilerinin onlara ilim Tanrısı Tot tarafından verildiğine inanıyor olmalarından kaynaklanıyor. Firavun adları kartuş adı verilen oval bir çerçevenin içine yazılırdı.

ALINTIDIR.
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Red face Eski Mısır'da Erkek Çocuk Sünneti #5
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
10 Mart 2013 , 20:33
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Eski Mısır'da Erkek Çocuk Sünneti
Karnak’taki Mut tapınağının kuzey doğu çevre duvarı üzerine işlenmiş bir sünnet ritüelinin gerçekleşme sahnesi ile ilgili bilgileri bize aktaran yazar bu tapınağın; Mısır’da XXI. veya XXII. hanedanlık dönemine denk düştüğü görüşünde... Tarihlemek gerekirsebu dönem; MÖ. 1075 / -715 gibi geniş bir aralığa oturtulabilir. Bununla birlikte yazarın bu makalesi sırasında ilgili tapınakların tarihlenmesi konusunda henüz detaylı bir çalışma yapılmamış olduğunu da öğreniyoruz.

Tapınakta Ramses II (-1279/ -1213) ve Nektanebo (380 / -362) gibi isimlerin de kazılı olması ve farklı dönemlere ait öteki bazı bulgular burada belki daha eski bir tarihteki yapıma ve değişik dönemlerde yenileme çalışmaları yapılmış olabileceğine de işaret ediyor.

Üzerinde sünnet ritüeli çiziminin yer aldığı bu duvar bölümünde sadece sünnet sahnesi bulunmuyor. Önemli ölçüde kırık eksik bölümlere karşın buranın daha geniş anlamıylaerkek çocuklarla ilgili bir ritüel alanı olduğuna işaret eden desen ve alt yazılar yer alıyor.

Bunlardan ilki doğumla ilgili…. Doğumu anlatan fakat anlaşılması ve dolayısıyla yorumu güç olan desenlerin altında

“Güneş’in (tanrı’nın) evinde doğum evinde

tanrılar ona hayat ve güç taşıyarak geliyorlar”

şeklinde bebeğin doğumuna ilişkin olması gereken bir ifade yer alıyor.

Sünnet sahnesinin daha ilerisinde ise ‘emzirme’ ‘süt verme’ ile ilgili bir sahne bulunuyor. Yazar buradaki sahneyle ilgili olarak XVIII. Hanedanlık dönemine ilişkin olarak kıraliçenin tanrı Amon’dan doğurduğu çocuğunun tanrıçalar tarafından emzirilmesine ilişkin sahneye atıfta bulunuyor. Akado-summer kayıtlarında ilgili tanrı veya kıralın bir

"tanrıça tarafından emzirilmiş"

"onun kutsal sütüyle beslenmiş"

olma motiflerinin kullanıldığından bahsetmiştik.

Doğuran kadın tarafından değil başka kadınlar tarafından emzirilme yani “süt analık”eski toplumda doğan çocuğu doğuran kadının bağlı olduğu aidiyetten çekip alma dönemindeki kurumlardan birisi olarak kullanılmış olmalıdır. Bu dönem "anne" akrabalık kavramı doğumla değil emzirmeyle ilişkilendirilmeye başlanıldığı zamanlar olmalıdır.

Bay A.R. Balaman gibi uzmanlarımız "sütanalığı" kurumunu doğuran kadının "süt eksikliği" gibi nedenlere bağlayarak açıklarken eski toplumsal tarih karşısında olağanüstü eksik durduklarını açıklamış olurlar. 'Sütanalığı' kurumu ve 'helal süt' üzerine deyimsel kalıntılar bize tarihin erken döneminden kalmadır ve bu çocuğun kurban edilmek yerine doğuran kadının elinden alınarak emzirme süt verme yoluyla çocuğa yeni bir aidiyet kazandırma anlayışının geliştiği erken dönemin bir uygarlık adımını yansıtır. "Süt kardeşler" arası evlilik ilişkilerinin yasaklanmasındaki neden "süt" bağının “kan” bağı oluşturma ile eşit değerde bir akrabalık ilişkisi yarattığı kavrayışı üzerine kurulmuş olmalıydı.

Sünnet sahnemize gelince...

Sünnet işlemini yapan şahıs diz üstü çökmüş vaziyettedir.

Sünnet edilen çocuğun sol eli bu çocuğun arkasında duran kadın tarafından sol el ile tutulmaktadır.

Ritüelde sünnet olan iki erkek çocuk ayaktadırlar.

Çocukların gerisinde duran iki kadın diz çökmüş vaziyettedirler.

Bu kadınlar çocukların “anne”leri olmalıdır.

Kadınların ardında (resimde sağda) iki adet tanrı ayakta duruyor ve sol ellerinde haç sağ ellerinde ise asa’larını tutuyorlar.

Sünnet işlemini yapan erkeğin ardında ise (resimde sol en başta) yazara göre tanrıça Sesşa durmaktadır. Onun sadece bir ayağını ; ve eliyle tutuyor olması gereken ‘yaşam palmiyesi’nin önemli bölümünü görüyoruz.

Archiv Orientalni'de yer alan bilgiler tam 55 yıllık…

Bu arada yukarıdaki bilgiler daha belirginleştirilmiş daha iyi fotoğraflar alınmış belki rekonstitüsyonlar hazırlanmış olabilir. Eğer böyle ise bile bunlara şu anda sahip değilim.

Fakat yukarıdaki açıklamalar bize yine de erkek çocuk sünneti ile ilgili olarak bazı bilgileri vermektedir.

Her şeyden önce bir erkek çocuk sünnet sahnesi bakımından buradaki bulguyu öne çıkarmak istedim. Çünkü Akado-sümer kayıtları içinde bildiğim kadarıyla günümüzdeki sünnet şekline uygunluk taşıyan bir bulgu yer almıyor.

Buradaki sünnet sahnesinin erkek çocuğun cinsel organının tamamen değil şimdiki gibiuç kısmının kesildiği bir sahne olduğundan yola çıkıyoruz.

Eğer bu varsayım doğru ise bunu açık şekliyle bir desen haliyle ilk kez Mısır’da görmüş oluyoruz.

Kaynak:
[(Décoration d’un temple de Mout à Karnak)
Geo. Nagel.
Archiv Orientalni.1952
Vol.XX No 1/2 P.90/99]
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Red face Eski Mısır'da Gelenekler ve Görenekler #6
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
10 Mart 2013 , 20:49
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Erkekler evde oturarak kumaş dokurlardı. Dışarı işleri yapmak pazara gitmekkadınların göreviydi.

Dokumacılıkta; ipliğin atkıları yukarı doğru tutulur. Mısırlılar bunun tersini yaparakiplik atkılarını aşağı doğru tutarlardı.

Başka ülkelerde okurken de yazarken de soldan sağa doğru gidilir. Mısırlılar bunun tersini yaparlarsağdan sola doğru yazıp okurlardı. Bunun çok daha kolay çok daha rahat olduğunu söyleyerek başka ülkelerin insanlarının güç bir okuma yazma işi içinde olduğuna inanırlardı.

Erkekler yükleri başında; kadınlar ise omuzlarında taşımaktaydılar.

Tuvalet ihtiyacını kadınlar ayakta; erkekler ise çömelerek giderirlerdi.

Doğal ihtiyaçlarını evin içinde giderirler; ama yemeklerini dışarıda sokakta yerlerdi. Onlara göre utandırıcı olan gereksinimler gözden ırakta evin içinde yapılmalı; utandırıcı olmayanlar ise açıkta yapılmalıydı.

Erkek çocuklar istemiyorlarsa annelerine babalarına bakmakla yükümlü değillerdi. Ama kız çocuklar istemeseler de annelerine babalarına bakmakla yükümlüydüler.

Ekmek hamurunu ayaklarıyla yoğururlardı. Kil çamurunu yoğurmak için de ellerini kullanırlardı. Gübreyi de elleriyle tutarlardı.

Mısırlı insanların geçmiş olayları yazma merakı vardı. Böyle olunca da hiçbir ulusta görülmemiş biçimde tarih bilgisine sahip olmuşlardı.

Ülkede yaşlılara çok saygı gösterilirdi. Bir genç yolda yaşlı biriyle karşılaşınca hemen kıyıya çekilir ona yol verirdi.Yaşlılardan biri içeriye girince; oturmakta olanların tümüayağa kalkardı. Yolda karşılaşılan yaşlılar da selamlanmadan geçilmezdi. Selamlama hem baş eğmek hem de elin birini dize götürmek biçiminde yapılırdı. Kendilerinden büyük olanları adıyla çağırmazlardı.

Temizliği her şeyin üstünde tutarlardı. Pirinçten yapılma kupalarla su içerlerdi. Bu kupaları her gün yıkayıp parlatırlardı. Sürekli yıkayabilmek için ketenden yapılma giysiler giyerlerdi.

Kadınlar tek parça; erkekler iki parçadan ibaret giyinirlerdi.

Mısırlılar hastalığı yiyeceklerden kaptıklarına inanırlardı. Bu nedenle her ay bir kez kendilerini kusmaya zorlar mide ve bağırsaklarını temizlerlerdi.

Çok çeşitli tanrıları vardı. Bu tanrılara yakararak kurban keserlerdi. Ancak kesilecek boğa titizlikle incelenir ve denetimden geçerdi. Hayvan temizse boynuzuna bir papirus şeridi sarılır şerit mühürlenirdi. Mühürlenmemiş bir boğayı kesmek ölümle cezalandırılırdı.

Kurban edilen hayvanın başını asla yemezlerdi. Tören sırasında tüm kötülüklerin başta toplandığına inanırlar; bu yüzden de başı uzaklaştırırlardı. Başı çevrede kendi uluslarından olmayan kişiler varsa onlara verirlerdi. Bu kimseler de çoğunlukla Yunanlı olurdu. Çevrede hiçbir yabancı yoksa; baş Nil Nehri'ne atılırdı.

Erkek çocuklarını sünnet ettirir bunun için de törenler yaparlardı.

Yas cenâze konularında da kendine özgü töreleri vardı. Evin önemli bir kişisi ölünce; kadınlar başlarına ve yüzlerine çamur sürerlerdi.Giysilerini iplerle vücutlarına sımsıkı sararlardı. Çıplak olarak dışarıda bıraktıkları göğüslerini yumruklaya yumruklaya sokaklarda dolaşırlardı. Erkekler de buna benzer davranışlar yaparlardı. Ölümumyalanmaya götürülünceye değin yas törenini böyle sürdürürlerdi.

Her keseye ve gelir durumuna göre mumyalama tarifesi vardı. En iyi mumyalama “birinci sınıf” mumyalamaydı. Yoksullar için “üçüncü sınıf” mumyalama yapılırdı.

Mısırlılar Nil Nehri'nde boğulan veyâ timsahlarca saldırıya uğrayarak ölen kişilere kutsal kişi olarak bakarlardı. Böylelerini -yabancı ya da yoksul bile olsalar- birinci sınıf mumyalarlardı. Onlara rahipten başka hiç kimse el süremezdi.

Hayvanlardan domuzu temiz olmayan hayvan sayarlardı. Bir domuz insana sürtünsekendilerini giysileriyle beraber en yakın ırmağa atarlardı. Ayrıca Mısırlı olsalar bilehiçbir domuz çobanı tapınaklara sokulamazdı. Domuz çobanlarından kimse kız alıp vermez kendi aralarında evlenirlerdi. Tanrılara domuzu kurban etmezlerdi.

Mısırlılar hayvanların çoğunu kutsal sayarlar; zarar vermezlerdi. İsteyerek bir hayvanı öldürmenin cezası ölümdü. Kadınlar veya erkekler hayvan bakıcılığı görevi alırlar ve bu görev babadan oğula geçerdi. Bu kişiler toplumda çok saygındılar. Böyle bir göreve başlamak da ant içerek olurdu.

En kutsal hayvan kediydi. Bir evde yangın çıkınca evin eşyalarını kurtaracaklarınakedilerin kurtulmasına çalışılırdı.Evin kedisi doğal bir ölümle ölürse; o evde oturanların hepsi kaşlarını kazıtırlar; eğer ölen köpekse kafa da beraber bütün gövde kazınırdı.

Çocukların başı hemen tıraş edilmez tanrıların hayvanı olarak bildikleri hayvanlara adak adanırdı. Adanan yaşa gelince saçlar kesilir; saç-gümüşle tartılırdı.Saç ağırlığınca gümüş hayvan bakıcısına verilirdi. O da bu gümüşle bakmakta olduğu hayvanlara yiyecek alırdı.

Apis ineğine saygılı davranmayan ulusların -örneğin Yunanlılar- hiç bir eşyasını (bıçakkazanşiş..) kullanmazlar onların bıçağıyla kesilen hayvanları da yemezlerdi.

Mısır'da sivrisinek çok olurdu. Bundan korunmak için bataklıkların üst civarında oturanlar evlerinin yanına kuleler yapıp yazın burada yatarlardı. Rüzgâr sivrisineklerin o kadar yükseklerde uçmasına elvermezdi. Batak bölgelerde oturanlar da gündüz balık avladıkları ağlara sarınıp yatarlardı. Sivrisinekler bu ağa yaklaşmazlardı.

Papirus bitkisinin yenebilen kısmını kızgın tavada ağzı kapalı olarak pişirip yerlerdi. Yenmeyen kısımlar ise kağıt yapımında kullanılırdı.

Mısırlılar yenilikleri alıp uygulamak bakımından muhafazakâr bir toplumdu. Kendilerinden başka hiçbir halkın gelenek ve göreneklerini beğenmezlerbenimsemezlerdi..

Kaynak: "Herodot Tarihi" Remzi Kitabevi. Türkçesi:Müntekim Ökmen. s.95-112.
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

Red face Eski Mısır'da Geometri #7
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
10 Mart 2013 , 20:50
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Eski Mısır'da Geometri
Eski Mısır’da görülen geometri bilgileri yüzey ve hacim hesapları olarak karşımıza çıkmaktadır. Mısırlılar kare ve dikdörtgen alanlarını doğru bir şekilde hesaplayabiliyorlardı. Düzgün olmayan bir yüzeyin planını ise dörtgenleştirme yoluyla elde ediyorlardı. Üçgen alanı bilgisinden hareket ederek de yamuğun alanını elde ediyorlardı.

Mısırlılar’ın; üç boyutlu cisimlerden; silindir koni piramit dikdörtgen prizma ve kesik prizma hacimlerini de bildikleri anlaşılmaktadır. Kesik piramidin hacminin hesaplanmasızamanın geometrisi için son derece önem taşımaktadır. Aydın Sayılı; adı geçen eserinde konu ile ilgili geniş bilgi verdikten sonra şunları yazar: "Mısırlılar’ın aritmetiklerinde olduğu gibi geometri problemlerinin çözümünde de tamamıyla somut özel hallerin ele alınmasından ileri gidilmiyor. Karşılaşılan bütün örneklerde ortak bir vasıf Mısır geometrisinde genel formül kavramının mevcut olmayışıdır. Zihinde bir nevi genel formül fikri ve belli genellemeler vardı. Açı geometrisi mevcut değildi. Bunun yanında Doğru geometrisi gelişmiş durumdaydı." Burada doğru geometrisi ile ölçü için; sadece doğruları kullanan ve açı kavramına başvurmayan bir geometri kastedilmektedir. Alan ve hacim hesapları doğruların yardımıyla yapılmaktadır. En boy taban dikme köşegen çap ve çevre hem ölçülebilen hem de ölçüde aracı rolünü kullanıyordu. Bugünkü ifadeyle; 45 derecenin bazı trigonometrik özelliklerini de bildikleri anlaşılmaktadır.

Burada akla şöyle bir soru gelmektedir; Mısırlılar ilkel geometri bilgisi diyebileceğimizama bugünkü geometrinin temel bilgilerini hangi ihtiyaçları sonucu ortaya koymuşlardır?

Bilindiği gibi; Nil Irmağının mevcudiyeti Mısır’ın günlük hayatı için son derece önemlidir. Bu ırmağın taşmasıyla su altında kalan arsaların sık sık ölçülmesi kaybolan ya da zarara uğrayan arsanın ölçüsünün doğru olarak tespiti ve vergi miktarlarının da buna göre belirlenmesi gerekmektedir. Mısır mezar lahitlerinin piramitlerin tahta işlerinin estetik bakımdan üstünlük sağlaması hem çalışmaların ihtiyacından doğmuş ve hem de zaman için var olan ölçü tekniği ile basit de olsa bu ölçülerin hesaplama tekniğinin kısmen ileri derecede olmasıdır.

ALINTIDIR.
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Red face Eski Mısır'da Kadın #8
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
10 Mart 2013 , 20:51
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Günümüzden binlerce yil önce Misir'da Nil deltasinda Osiris adinda iyimi iyi dürüst mü dürüst iri-yari bir kral yasarmis. Halkinin iyiligi için çalisir hakliyla haksizligi ayir ederhiç kimseye kötülük gelmesini istemezmis. Herkes çok severmis Osiris'i... Onu sevmeyen tek kisi Yukari Misir'a hükmeden kardesi Seth'mis. Seth Osiris'i kiskanir O'nu ortadan kaldirmak için firsat kollarmis. Bir gün Osiris'in topraklarina hükmetmek en büyük emeliymis. Seth bir gün kardesi Osiris'i muhtesem bir ziyafete seref misafiri olarak davet etmis. Salonun etrafi çepeçevre davetlilerle doluymus. Tam ortada da koca bir tabut duruyormus.

Yemekler yenip içkiler içildikten sonra Seth kurnazca gülümseyerek davetlilere söyle demis:

"Ben bu tabutu bir dev için yaptirttim. Simdi hepinizin sirayla bu tabuta girmesini istiyorum. Tabutu kim tam olarak dolduracak çok merak ediyorum?"

Herkes sirayla tabuta girmis. Ama öylesine büyük bir tabutmus ki bu en iri-yarilari bile girdigi zaman tabutun içinde yine de bos yer kaliyormus. Derken sira son olarak iyi kalpli Kral Osiris'e gelmis. Osiris kalkmis tabuta yürümüs kapagini açip içine girmis. Girmesiyle de kapak bir daha açilmamak üzere üzerine kapanivermis...

Bu oyunun kötü kalpli kral Seth'in kardesine kurdugu bir tuzak oldugunu tahmin edebiliyoruz. Nitekim tabut içindeki Kralla birlikte ziyafet sofrasindan alinip Nil'in bulanik sularina terk edilmis. Kimseye de Osiris'in akibeti hakkinda bilgi verilmemis...

Ne var ki Osiris'in dul karisi Isis sevgili esinin cansiz vücudunu bulmadan ölmemeye ant içmis. Aramis taramis ve günün birinde tabutu bulmus. Bulmus ama haberi duyan kötü kalpli Kral Seth bu sefer de kardesinin cesedini parça parça ettirip Misir'in her tarafina dagitmis. Bedbaht esi Isis yine durmamis dinlenmemis. Ve ünlü tarihçi Herodot'a göre kocasinin vücudunun bir parçasi hariç hepsini bulup yapistirmis. Osiris de canlanarak Isis'e Horus adinda bir erkek evladi vermis.

Horus büyümüs amcasi Seth'i bularak babasinin intikamini almis.

Efsane burada sona eriyor.

Osiris yüzyillar boyunca Misirlilar için iyilik timsali bir tanrilar tanrisi olmustu.

Firavunlarin Haremi

Firavunlarin çok zengin haremi olurdu. III. Amenhotep'in hareminde 300'den fazla seçme genç kiz bulundugu bilinmektedir. Bu arda bazi zenginler de harem kurarlardi. Ama halkin arasinda erkeklerden çogunun tek esi vardi. Bosanmaya ender rastlanirdi. Eger bosanmaya sebep kadinin bir baska erkekle iliski kurmasiysa koca karisini bosar ve hiçbir sey vermezdi. Ama bir baska sebeple onu terk ediyorsa servetinin bir kismini bosadigi esine birakirdi.

Makyaj Bugünkü Makyaj

Eski Misir'in gündelik hayatinda kadinin büyük önemi ve o nispette de degeri vardi. Son bulunan firavun mezarlarindaki resimlerde Eski Misirli kadinlarin siyah saçli uzun boyludüz burunlu olduklari görülüyor. Çocuklarin dogduklari zaman ciltleri beyaz oluyordu. Ama çok geçmeden Misir'in kavurucu günesinin etkisiyle renkleri koyulasiyordu. Kadinlarin en güzel taraflari iri siyah gözleri son derece biçimli yüzleri ve bir Avrupalininkine nazaran hayli yukarida olan dik gögüsleriydi. Kadinlar bu güzelliklerini mücevherat ve makyajla tamamlamakta pek hünerliydiler. Ehram duvarlarini süsleyen resimlerde Eski Misirli kadinin yaptigi makyajin pek az farkla günümüzdeki makyaja benzedigi hayretle görülmektedir.

Misirli kadin yanaklarini dudaklarini tirnaklarini boyar saçlarina kokulu yaglar sürerdi. Heykellerde bile kadinlarin gözlerini boyali oldugu fark edilmektedir. Böylesine incelmis bir makyaj için elbette ki makyaj Malzemelerininde son derce gelismis olmasina sasmamak gerekir.

4.000 Yillik Peruk ve Ruj

Misirli kadin daha da güzellesmek için siyah kalemle gözlerini ve kaslarini çeker bir anlamda far sürer peruk kullanir mücevher takardi. Hem de ne mücevherler! Altin basta olmak üzere degisik madenlerden yapilan gerdanliklar usta sanatçilarin elinden çikmis güzellik incelik ve zevk ürünü eserlerdi. O gerdanliklar bugün bile tereddütsüz kullanilabilecek bir gösterise sahiptir. Kadinlar özellikle zengin çevrenin kadinlari vakitlerinin büyük kismini süslenmeye ve güzellesme yolundaki çabalar ayirirdi. Bu is için kadin köleler onlara yarim ederlerdi. Hele kadin kocasiyla bulusmak için hazirlaniyorsasüsüne daha da genis vakit ayirirdi. Beyaz mermerden oyma siselerin içinde dogu ülkelerinden getirtilmis sihirli kokular saklanir bunu dudaklara sürülecek kirmizigözlere çekilecek siyah boyalar tamamlardi.

Kadinlarin baslarina taktiklari peruklar bugünküler gibi saçtan degil bitki liflerindendi. Unlarinda büyük bir ihtimalle Papirüs liflerinden oldugu sanilmaktadir.

Kadinlar baslarina peruk takmadan önce hos kokulu macun kivaminda bir merhem sürerlerdi. Bunun görevi sicagin etkisiyle eriyerek etrafa hos kokular salmasiydi. Eski Misir'da kadinin en çok sevdigi renk sariydi. Belden asagisini örten kumaslar da genellikle sari renkte olurdu. Kadinlar açikta biraktiklari gögüslerini çesitli mücevherlerle süslerkollarina da altin gümüs tunç ve fildisi bilezikler takarlardi. Ayak bileklerine bilezik takmak da zaman zaman moda olurdu. Mücevherlerin çogu "Lacivert Tasi" denilen bir tastan kantasindan spat tasindan ya da Misir'da pek bulunan mercan rengindeki bir baska tastan olurdu.

Eski Misirlilarin giyimleri bugünkü anlayisimiza pek uymamaktaydi. Buna da sebep yilin her zamaninda havanin çok sicak olmasidir. Üstelik kumas da kolay dokunulamadigindan zor bulunan bir nesneydi. Hele iyi cins kumaslari ancak zenginler alabiliyordu.

Misirli çocuklar kiz olsun erkek olsun çiplak dolasirlardi. Ta ki büyüyüp ergenlik çagina gelinceye kadar. Bu yalniz fakirler için degil zenginler için de böyleydi. Zengin çocuklari küpe gerdanlik takarlardi. Çocuklarin bahçelerde sokaklarda anadan dogma kosup oynamamalari onlara gayet tabii gelirdi.

Hizmetçiler basit halk tabakasi ve köylüler sadece kisa bir etek kusanirlardi. Eski Krallik devrinde kadinlar da erkekler gibi bellerine kadar çiplak gezerlerdi.bunlarin ütün giyimi göbeklerinden dizlerinin hemen asagisina kadar uzanan beyaz bir eteklikten ibaretti. Bu giyimi ne erkekler yadirgayip rahatsiz olurlar ne de kadinlar bu sekilde dolasmaktan utanirlardi.

Servet artip kumas bollasinca birinci etek üzerine ikinci bir etek örtülürdü. Gögsün örtülmesine ancak çok sonralari imparatorluk zamaninda baslandi.

O çagda kadinlar da erkeklerle birlikte gezer yer içerdi. Yine Ehram duvarlarinda bulunan resimlerde tek basina diledigi yere giden serbestçe alisveris yapan kadinlara rastlanmaktadir.

Doguda bugün de oldugu gibi Eski Misir'da da genç evlenilirdi. 15 yasina gelmeden erkekler de kizlar da evlenip yuva kurarlardi. Erkeklerin ayrica nikahsiz esleri de olabilirdi. Ama kanun nazarinda bütün haklar nikahli esine aitti.

Misir'da bulunan 3.400 yillik mezarlar arasinda Teb sehri valisi Senefer'inki özel bir yer tutar. Senefer esi Merit'i o kadar sevmisti ki mezar odasinin duvarlarina tam 21 degisik pozda resmini yaptirmistir. Iki nikahsiz esinin resimleriyle de bitisik odalarin duvarlarini süslemistir. Mezarinin duvarlari ve tavanlari üzerinden nefis üzümler sarkan asma resimleriyle kaplidir. Eski Misirlilar üzüm yetistirir sarap yaparlardi. Öte yanda bira yapmasini da biliyorlardi.

Sarap Bira

Eski Misirlilar günümüzden 3.000 yil kadar önce bile bugün kullandigimiz balta makaskeser gibi basit araç ve gereçlerin pek çogunu biliyor ve kullaniyorlardi. Sarabi ve birayi fiçilarda sakliyor tipki bugün Kizil Çin'de hala kullanildigi gibi ayak körügüyle atesi canlandirarak demircilik yapiyorlar duvarlari tugladan örüyorlardi.

Savasi Sevmeyen Millet

Misirlilarin çogu kendi hallerinde köylüler ve evde oturup zevk sürmekten hoslanan devlet adamlari olduklari için savasmaktan pek hoslanmazlardi.Ama kendilerinden daha az gelismis Nubyalilar ve Libyalilarla komsuluk ettikleri için muntazam bir ordu kurmak mecburiyetindeydiler. Bu orduyla Afrikali komsulariyla kolayca basa çikarlardi. Ama Asyalilar karsisinda bozguna ugramamak için parali asker tutarak ülke bütünlüklerini saglayabilirlerdi.

ALINTIDIR.
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Standart RA’nın Ses Kaydı #9
Üyelik Tarihi: 01 Mayıs 2014
Mesajlar: 10.385
Aldığı Beğeni: 234
Beğendikleri: 174
03 Haziran 2018 , 17:43
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
1988 Yılında araştırmacı piskopos Alessio Bappiste arşivlerde;

iletişim kurmak için yaptıkları ayininin detaylı tarifini bulmuş, bunun üzerine nüfusunu kullanarak papa 2. Paulus ile bir görüşme ayarlamış ve yanına birkaç uzman alarak mısıra bir keşif gezisine çıkması için gerekli izinleri almıştır.

Kısa bir Hazırlığın ardından yola koyulan Psikopos ve ekibi mısıra ulaştıktan sonra Kahire Üniversitesinden yerel yetkililer ile iletişime geçerek bilgi toplamaya başlamışlardır. Ellerindeki bilgilere göre Ayinler Heliopoliste Bulunan kutsal RA tapınağında özel bir sunakta gerçekleştiriliyordu. Ancak şu ana kadar bu sunak keşif edilememişti.

Tapınakta araştırma yapmak üzere mısır hükümetinden izin alındı daha sonra Kahire üniversitesinden bazı uzmanlar da ekibe dahil edilerek tapınak araştırılmaya başlandı. Yürütülen hummalı çalışmalar sonucunda daha önce keşfedilmemiş gizli ayin odasını keşfettiler. Odanın kapısında hiyeroglif harflerle RA’nın yolculuğu hakkında bilgiler yer alıyordu. Yazının tercümesi şu şekildedir;

Ra, her gece Duat’a geçmek için; bir saltanat kayığı ile yolculuğa çıkar Sabahları, Atet; öğleden sonraları da, Sektet ona eşlik eder. Maat, kaos antitezi; kayığın gideceği yolu belirler. Ay’ın sembolü Thoth eşlik eder; Horus’un yanında geceleri beklerdi.

Bir çok diğer tanrı, bu kayıkla beraber RA’ya eşlik etmiştir. Mehen’in yardımcılığında. sen Mehen’i bilirmisin? Onun gözleri ateş pençeleri çeliktir. Mehen’in işi; kayığı karanlık canavarlardan korumaktır.

Sunak odasının içerisinde Altından ve değerli taşlardan oluşan ayinlerde kullanılan bazı parçalar buldular. Bunlar bugün mısır müzesin de sergilenmektedir.
Piskopos Alessio vatikana gelişmeleri bildiren bir mektup yazarak Antik ayini gerçekleştirmek için izin istedi. Oldukça uzun bir süre geçtikten sonra Vatikanda’ki diğer piskoposlar ve papa 2. Paulus duruma şüpheli yaklaşıyordu. Bu yüzden ayinin kayda alınması koşuluyla izin verdiler.

Ayin ritüeli hakkında çok az bilgi mevcuttur bu bilgiler kısaca şöyledir.

Sunak odasında üzeri güneş tanrısı RA nın sembolleriyle işli taştan iki halka bulunur.
Bu halkaların yanlarındaki duvarlara üzerine ne yazıldığını bilmediğimiz iletken bakır levhalar asılır.
Ayini gerçekleştirecek olan rahip kel başına iletken altın veya bakır başlık giyerek bu çemberlerden bir tanesinin ortasında durur. ( Antik mısırda Rahiplerin saç uzatmasının yasak olmasının sebebi iletken başlıkları kullanmak olduğu düşünülmektedir.)
Tapınakta bulunan Bir başka hiyeroglif yazısında RA’nın saçı olan rahiplerle görüşmeyeceği bildirilmektedir.
Konumuza dönecek olursak gerekli hazırlıklarından ardında piskopos ayine başlar ve RA’nın diğer çembere geldiğini ve onunla konuştuğunu iddia eder.

İşin garip yanı ayine ait ses kayıtları da son derece çarpıcıdır. Şimdi orijinal ses kayıtlarını sizlere sunuyoruz;



(Not: Bu ses kaydı çok saygın şirketlerce incelenmiş ve üzerinde hiçbir montaj olmadığı, seslerin orijinal nitelikte olduğu belirtilmiştir. Sesteki dijital tınının sebebi ise kayıttaki yer alan frekansların bizim duyabileceğimiz düzeye çıkarılmasından kaynaklanmaktadır.)

Alıntıdır.

Edit: Yani diyor ki; başkanlık seçimlerinde için bana oy verin. Ben seçmezseniz Güneş sistemi yok olur. Eyyy! İnce; (muharrem İnce'yi de tanıyor.) sen kimsin ya?
Biraz da fetocuları bitireceğinden bahsediyor ve bazı yerleri de anlaşılamıyor. Latince konuşuyor. skhjdgajhfdca

Edit2: Daha iyi anlayabilmek için imzama bakınız. O da latincedir.
__________________
Nihil Novi Sub Sole
Standart #10
Üyelik Tarihi: 03 Mayıs 2017
Mesajlar: 4.624
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 1
03 Haziran 2018 , 17:49
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
@Pan sakın RA da FETO cu cıkmasın.
__________________

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.


Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır... Hz.Muhammed

لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ

« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Benzer Konular
Konu
Konuyu Başlatan
Forum
Cevaplar
Son Mesaj
AlpereN
Osmanlı Tarihi
0
06 Haziran 2019 15:39
BuYuCu
Edebiyat Kulübü
0
24 Mayıs 2019 09:02
Sanem
Bunları Biliyor musunuz? Arşiv
0
11 Mayıs 2019 23:23
BuYuCu
Din
0
29 Nisan 2019 23:53