izmir escort escort izmir porno porno izle
Hz. İsa İstanbul'da Çarmıha Gerildi! - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Red face Hz. İsa Çarmıha Gerildi mi ? #1
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
11 Mart 2013 , 02:39
Alıntı ile Cevapla
İncil araştırıcıları ve Ortadoğu tarihi uzmanlarının yılardır bitmeyen tartışması yeni ve ilginç bir görüşle farklı bir noktaya doğru yönleniyor: Kudüs’te çarmıha gerilen“Nasıralı İsa” değildi!

İsa çarmıha gerildi mi?

BÖLÜM 1
Yıllardan beri Yakındoğu tarihçileriyle hıristiyanlık üzerine araştırma yapan ilahiyatçılar arasında oldukça “temel” bir anlaşmazlığa bağlı bir tartışma sürer gider. Bu tartışmanın ana ekseni dünyanın ilk iki büyük tektanrılı dini olan yahudilik ve hıristiyanlığın doğuş ve gelişim sürecinin belirleyici kişi ve olaylarıdır. Bilindiği gibi Filistin Kenan ve Sina bölgesinde geçen ve Kutsal Kitap için son derece belirleyici olan olayların tarihi ve arkeolojik anlamda başka hiçbir tanığı yoktur. Yani İ.Ö 1400 dolaylarında gerçekleştiği düşünülen “Exodus – Yahudilerin Mısır’dan çıkışı” ve bunu izleyen olaylar zinciri üzerine ne Mısır’da elle tutulur bir belge bulunabilmiştir ne de Yakındoğu’da. Yine buna bağlı olarak Mısır’da Yeni Krallık döneminin başlangıcında yaşamış Musa adlı bir yahudi peygamberinin varlığına ilişkin de yegane bulgu Tevrat’ın sayfalarıdır. Aşağı yukarı aynı durum “Yeni Ahit” için de geçerlidir: görece çok daha yakın bir tarih olan 1. yüzyıla ilişkin onca tarihi belge arasında Nasıra’da (Nazareth) İsa adlı bir yahudi peygamberinin yaşadığı ve 34 yılı dolaylarında çarmıha gerildiği yolunda en küçük bir belge bile elde edilememiştir. Bugün dünya üzerinde 3 milyara yakın insanın inandığı iki büyük dinin Kutsal Kitabı’nı doğrulayacak verilerin azlığı ilginç olmanın da ilerisinde “garip” bir durum sayılabilir.

Oysa Mısır tarihinin en iyi bilinen bölümü Yeni Krallık özellikle de 17. Hanedan ve sonrasıdır. Bir yığın belge papirüs mektup ve resmi metin yardımıyla kronolojisi çok büyük oranda kesinleştirilen böylesi bir dönemde binlerce insanın Firavun’un arzusu hilafına ülkeyi terketmesi ve onları yok etmek üzere artlarına düşen askerlerin Kızıldeniz’de boğulmalarına ilişkin bir tek satır bile destekleyici veriye ulaşılamamış olması şaşırtıcıdır. Bu denli büyük ve önemli bir göç hareketi dahası din temelli bir siyasi isyan nasıl olur da Mısır’da lehte ya da aleyhte hiçbir yankı bulmaz? Bu nokta üzerine giden tarihçiler Yahudilerin Mısır’dan çıkışı diye bir olayın hiçbir zaman yaşanmadığını çünkü bu ulusun Mısır’da kalıcı bir yerleşime gitmedikleri başlangıçtan beri Kenan ülkesi dolayında yaşayan göçebe çobanlar oldukları ve fırsatını buldukları anda da bu ülkeyi ele geçirerek Yahudi Krallığı’nı kurduklarını vurgulamaktadırlar. Buna karşı ilahiyatçılar Mısır belgelerinde Hapiru ya da Apiru adıyla anılan Yakındoğulu göçebe işçilerin aslında İbraniler olduğunu ve İbrani anlamına gelen “Hebrew” sözcüğünün Hapiru’dan türediğini savunurlar. Ancak Mısır’da statü sahibi biriyken Hapiruların başına geçip onları “Vaat edilen topraklar”a götüren Musa adli bir lider üzerine onlar da hiçbir bulgu ileri sürememektedirler. Orta yolcu bir görüş Mısır’da İ.Ö 1650 dolayında yaşanan “Hiksos” istilası sırasında Yakındoğu’dan bu ülkeye gelen insanların arasında Yahudilerin ağırlıkta olduğunu yüz elli yıl sonra Hiksos devri bitip yönetim Teb prenslerinin eline geçtiğinde “mağdur ve istenmeyen” duruma düşen Yahudilerin Kenan’a geri döndüklerini ileri sürmektedir ama Musa’nın varlığını ve Exodus’u doğrulayacak veri hala eksiktir.

Aynı durum Tevrat’ın ilk bölümü olan “Genesis – Yaratılış” sayfalarında daha farklı bir biçimde belirir: Bu ilk tektanrılı dinin kutsal kitabında anlatılan olayların (insanın yaratılışı cennetten çıkış Büyük Tufan) hiçbirinin özgün olmayıp en az iki bin yıl daha eski olan Sümer mitlerinden alındığı geçen yüzyılda yapılan arkeolojik çalışmalar sırasında net olarak ortaya çıkmıştır. Yahudilerin 2000 yıl önceki tarihlerine yani hıristiyanlığın başlangıcına ilişkin veriler ve İncil (Yeni Ahit) bölümleri de aynı destek eksiğiyle karşı karşıyadır. Birinci yüzyılın hemen başında Yahudi Krallığı’nın durumu ve Kral Herod’a ilişkin yeterli bilgi vardır. İsrail’deki yahudilerin bir “Mesih” arayışında oldukları da bilinmekte ve hatta radikal dini akımların Roma işbirlikçisi olarak gördükleri krallığa sırt çevirdikleri isyan denemelerine giriştikleri de bilinmektedir. Aynı şekilde bölgede Roma İmparatorluğu’nun valisi olarak Pontius Pilatus’un yetkili olduğu da belli belgelerde ortaya çıkmaktadır. Ama birinci yüzyılın büyük Yahudi ve Romalı tarihçilerinin hiçbirinin yazdığı belgelerde “Nasıralı İsa” adıyla bilinen birinin ülkei boydan boya dolaşıp vaazlar verdiği ve insanları peşine takarak imparatorluk için bir tehlike oluşturduğuna ilişkin tek satır yoktur. Dahası İsa diye birinin yaşadığına ilişkin tek belge İncil’dir. Vali Pilatus’un isyankar bir yahudiyi Kudüs’te çarmıha gerilmeye nahkum ettiği yolunda bir tek Roma belgesinin bulunmamasını da bu veri eksikliklerine ekleyebiliriz.

1945 ve 1947 yıllarında Mısır ve İsrail’de elde edilen iki büyük arkeolojik bulgu belki de yıllardan beri aranan Tevrat ve İncil’i doğrulayacak belgelere erişilmiş olabileceği yolunda büyük heyecan yarattı. Bunlardan birincisi 1945’te Mısır’da Nag Hammadi bölgesinde bulunan çok eski dini papirüsler; ikincisi de 1947’de İsrail’de Ölü Deniz yakınındaki mağaralarda bulunan ve “Ölü Deniz Yazıtları” olarak bilinen belgelerdi. Ne var ki her iki büyük bulgu da ortodoks dini tezleri doğrulamak bir yana onların yüzyıllarca gözlerden uzak tutmaya çalıştığı şeyleri ortaya çıkarmışlardı: Nag Hammadi belgeleri hıristiyanlığın kabulünden sonra ısrarla ve sistematik biçimde Kilise tarafından sindirilen ve susturulan “Gnostik”lerin dini-felsefi belgelerini içeriyordu“Ölü Deniz Yazıtları”ysa Yahudi din adamları tarafından yüzyıllar boyu iz kalmamacasına silinip atılmaya çalışılan “Enoch’un Kitabı” başta olmak üzere binyıllar öncesinin “yasak yayınları”nı içermekteydi.

Her iki bulgu araştırmacıları ve tarihçileri yeni noktalara götürmekte yardımcı oldu. Nag Hammadi ve Ölü Deniz Yazıtları egemen ortodoks dini çevrelerin yok etmek istedikleri belgeleri ve bu belgeleri saklayan marjinal dini-felsefi insan gruplarını bilim adamlarının dikkatlerine sunuyordu: Bilgiye ve somut akla değer verdikleri için mitleri sorgulayan İsa’nın “Tanrı’nın Oğlu” değil bir “insan” olduğunu ve çarmıhta ölmediğinidolayısıyla bedensel dirilişin de “masal” olduğunu savunan Gnostikler; birinci yüzyıl başlarında Bethlehem ve Kudüs dolaylarında yaşamış bir “Mesih kültü”nün yaşatıcıları olan Nasoriler ve yine İsrail’de inzivaya çekilen radikal bir dini grup olan Esseneler. Bugün tarihçiler bu son iki grubun yani

Nasoriler ve Essenelerin hıristiyanlığın ilk esinlerini oluşturduklarını ama Roma’nın hıristiyanlığı kabulünü izleyen süreçte İmparator Konstantin’in (kendisi bir pagan kült olan “Sol Invictus” dinine son nefesine kadar bağlı olmakla birlikte) değişik Yakındoğu mitlerinden sentez oluşturup “İmparatorluk Dini”ni yaratmak üzere bir din adamları konseyini bir araya getirdiğini düşünüyorlar. Doğu’yu İmparatorluğun ana ekseni yapmak isteyen Konstantin böylece bölge halklarını “resmi din” ile pasifize etmeyi amaçlıyor ve siyasi otoritenin ilgilenmediği bütün alanlarda “Kilise”yi yetkili ilan ediyor. Seçilen din adamları konseyi İznik’te toplanıyor ve Mithra Kültü’nden Mısır’ın İsis – Osiris mitlerine dek bütün bilinen kaynakları elden geçirip “resmi” dini formüle ediyorlar. Dini yetki Kilise’nin ellerine teslim edildiği için bu dini ilkeleri sorgulayan ya da itiraz eden bütün yerel gruplar birer birer sindiriliyor yok ediliyor. “Hareketin” asıl sahibi Nasori ve Essene mezhepleri ve dogmaları sorgulayan Gnostikler başta olmak üzeremuhalifler silinip gidiyor ortadan

alıntı
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

Question Hz. İsa İstanbul'da Çarmıha Gerildi! #2
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
21 Haziran 2013 , 17:47
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Hz. İsa İstanbul'da Çarmıha Gerildi!

Anatoly Fomenko'nun İddiası


İnsanlık tarihi, bugüne kadar birçok komplo teorisine tanık oldu. 11 Eylül saldırılarından, UFO'lara, Kennedy suikastine, son yıllarda çok popüler olan ve Da Vinci Şifresi kitabıyla dünyada büyük yankı yaratan, "Hz.İsa Vatikan'ın inandığını gibi ya da İncil'de yazıldığı gibi çarmıhta ölmedi." gibi... Bu komplolardan bazıları, büyük yandaş buldu, bazıları ise ortaya atıldıktan birkaç ay sonra tarihe karıştı.

Tüm bu teorilerden daha büyük bir teorisi var ki, tüm komploların babası olarak kabul ediliyor. Rus matematikçi Anatoly Fomenko tarafından ortaya atılan, ve bu bilimadamının sadece ortaya atmak ile kalmayıp, 6 ciltlik bir kitap serisine ancak sığabilen bu teoriye göre, insanlığın aslında geçmişe dair bildiği veya öğrendiği herşey koca bir yalan.

Formenko'ya göre, Romalılardan, Yunan kültürüne, Hıristiyanlık, ya da 1500'lü yıllardan önce yaşandığı söylenen herşey, koca bir aldatmacadan ibaret. "New Chronology (Yeni Kronoloji)" adını verdiği bu teoriye göre, Formenko, 1583 yılından önce yaşanan antik çağlar, Çin ve Maya kültürleri gibi tüm dünya tarihi aslında tek bir grup tarafından Benedikt Rahipleri tarafından kurgulandı. Amaç ise, insanlığı kontrol altına almak ve ne düşünmeleri gerektiğini onlara dikte etmekti.

Formenko, tüm bu teorilerini de, Batılı uzmanlar tarafından hangi olayın ne zaman gerçekleştiği bilgilerini, güneş tutulmaları, kuyruklu yıldız hareketleri veya yıldız haritalarıyla karşılaştırıyor. Ve tarihi belgelerdeki bilgileri yalanlıyor.

Formenko'nun en büyük iddiası ise şöyle:
Dünyanın hiçbir yerinde, 1500'lü yıllardan daha önce bir tarihe ait bir tarihi belge ya da yazıt bulamazsınız. Çünkü tüm insanlık tarihi, 16'ncı yüzyıldan sonra yazıldı. Antik çağlardan kalan kalıntılar gerçek. Burada yaşananlar yaşandı. Ancak o günlerden sonra anlatılan herşey, antik çağ tarihinin değiştirilmiş tekrarları… 16'ncı yüzyıldan sonra hümanistlar, Hıristiyan rahipleri "Yeni bir dünya düzeni" kurmak için el ele verdi ve insanlığa özellikle batıya ortak paydada toplanacak bir tarih yazdılar.


Formenko’nun teorilerinde Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu ve Osmanlı padişahları da büyük yer tutuyor.

İşte Rus matematikçinin, Türkiye ve Osmanlı İmparatorluğu ve İstanbul ile ilgili çarpıcı iddiaları:


- Türkiye ve Rusya 17’inci yüzyılda aynı imparatorluk içinde yaşayan iki halktı. Bu imparatorluğun başında ise Tamerlene adında bir insan vardı.

- İncil’de anlatıldığı gibi ya da tarihte kabul edildiği gibi, Süleyman’ın Tapınağı, Kudüs’te değildi. Aslında İncil’de anlatılan Süleyman, Türk lider Kanunu Sultan Süleyman’dı.

- Süleyman’ın Tapınağı olarak adlandırılan yapı, aslında İstanbul’daki Aya Sofya’dır.

- Hz.İsa diye biri hiç olmadı. Çarmıha gerilmedi. Konstaninapolis’te yani bugünkü İstanbul’da bir adam yaşıyordu. Bu adam insanları iyiliğe çağırıyordu. Evet öldürüldü ama Kudüs’teki Zeytin Dağı’nda değil, 1152 doğan bu insan 1185’te İstanbul Boğazı’ndaki bir tepede öldürüldü.

- Bu insanın hikayesi, daha sonra 16’ncı yüzyılda, Hollandalı hümanist Erasmus tarafından “Yeni Ahit” olarak bir kitapta toplandı. Bu kitap ise, yine yoktan var edilen bir din olan Hıristiyanlığın kitabı oldu.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...

« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)