izmir escort escort izmir porno porno izle
Eski Medeniyetlerin Dinleri, Kabile Dinleri - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Like Tree6Beğeni

Standart Eski Medeniyetlerin Dinleri, Kabile Dinleri #1
Üyelik Tarihi: 30 Ekim 2013
Mesajlar: 2.443
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
26 Aralık 2013 , 19:08
Alıntı ile Cevapla
Ga Dini




Ga Dini Gana ' nın başkentinin yakınlarında yaşayan Ga ' ların inandığı kabile dinidir ve mahalli bir özelliğe sahiptir evrensel değildir. Ga Dini ' nin kutsal bir kitabı veya yazılı bir kaynağı olmadığı gibi din kurucusu da yoktur.

Ga ' lar tabiata ve insan işlerine etkili çok sayıda ruh ve kuvvet bulunduğuna inanırlar; ancak bunlara tapınmazlar. Onlar “Naa Nyonmo” dedikleri çok güçlü bir varlığa inanırlar.O , gökte yaşar.Her şeyi yaratan O ' dur. Ancak Naa Nyonmo ' nun yaşadığı kutsal yeri ve rahipleri yoktur. Ga ' ların başka tanrıları da vardır. Onlar için hazırlanmış kutsal yerleri ve görevli rahipleri bulunmaktadır.
__________________
Benimle olursan düşmanların artar , ama asla kaybetmezsin.

Standart Maya Uygarlığı Dini #2
Üyelik Tarihi: 30 Ekim 2013
Mesajlar: 2.443
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
26 Aralık 2013 , 19:17
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Maya uygarlığı Kolomb öncesi Amerika uygarlıklardan biridir. Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika'nın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemala'ya kadar uzanan bir bölgede hüküm sürmüştür.[2] Meksika’nın güneydoğusunda beş devlet kurmuş Mayalar (Campeche, Chiapas, Quintana Roo, Tabasco ve Yucatán), tarihleri boyunca yüzlerce lehçe üretmişlerdir ve bu lehçelerden bazıları günümüzde hâlen konuşulan 21-44 [3] Maya dilinin oluşumunu sağlamıştır. Bu uygarlık M.Ö. 600 dolaylarında yükselişe geçmiş, M.S. 3. yüzyılda altın çağına (klasik dönem, M.S. 250-900) adım atmış, kent-devletlerinin siyasi kargaşalar sonucunda çöktüğü M.S. 900'e dek, geniş bir alanda varlığını sürdürmüş ve İspanyol işgaliyle de sona erme sürecine girmiştir.[4] Maya uygarlığı birçok bakımdan sona ermişse de, yaygın inanışın aksine Mayalar yok olmamışlardır, hâlen bu ülkelerde yaşamakta ve Maya dillerinden bazılarını konuşmaktadırlar.[5]
“Eski Mayalar”ın (Mayalar'ın bugünkü torunlarına kıyasla kullanılan deyim) astronomi, matematik, mimari ve sanat gibi birçok alanda ileri bir uygarlık düzeyinde oldukları görülmektedir. Rabinal Achí,[6] Popol-Vuh, Chilam Balam gibi eserlerin bulunduğu Maya edebiyatı bu kültürün yaşamını betimlemektedir. İspanyol işgali 1697’de Itzá Mayaları’nın başkenti Tayasal’ın[7] ve Guatemala’daki Ko'woj Mayaları'nın başkenti Zacpetén’in [8] alınmasıyla tamamlanmış, son Maya devleti ise 1901’de başkentinin (Chan Santa Cruz) [9]Meksika tarafından işgaliyle ortadan kalkmıştır.
Mayaların yurdu üç bölgeye ayrılır: Güneyin “Yukarı Topraklar”ı, güneyin (ya da ortanın) “Aşağı Topraklar”ı ve kuzeyin “Aşağı Topraklar”ı. ”Yukarı Topraklar” Guatemala ve Chiapas’ın irtifa seviyesi yüksek topraklarını kapsar. Güneyin aşağı toprakları “Yukarı Topraklar”ın hemen kuzeyinde yer alır ve Meksika’daki Petén’i (Campeche), Quintana Roo’yu, kuzey Guatemala’yı, Belize’yi ve El Salvador’u kapsar. Kuzeyin “Aşağı Topraklar”ı ise Yucatan[10] Yarımadası’nın kalan kısmını ve Puuc Tepeleri’ni kapsar.[11]
Klasik-öncesi dönemden itibaren olağanüstü yapılar inşa eden ve Nakbé, Mirador, San Bartolo, Cival gibi büyük kentler kurmuş olan Mayaların klasik dönemde kurdukları ünlü kentlerden bazıları Tikal, Quiriguá (her ikisi de Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır)[12], Palenque, Copán, Río Azul, Calakmul, Ceibal, Cancuén, Machaquilá, Dos Pilas, Uaxactún, Altún Ha, Piedras Negras’tır. Maya uygarlığının en ilgi çekici anıtları dinsel merkezlerdeki piramitlerdir. Ayrıca yöneticilerin sarayları ve duvar resimleri ve sıvayla süslü soylu kişilerin konutları da ilgi çekici anıtlar arasında yer alırlar. İlgi çekici Maya eserlerinden biri de, usta taş yontuculuklarıyla işledikleri, yöneticilerin şecerelerinin ve askerî zaferlerin betimlendiği, Mayalarca tetun (“ağaç-taş”) adı verilen anıtsal dikilitaşlardır. Mayaların ticari malları arasında yeşim taşı, kakao, mısır, tuz ve obsidyen taşı sayılabilir. Ön-Türkler gibi Mayalar da yeşim taşına özel bir önem vermişlerdir.[13]
Mayalarda Din
Din, Mayalar’da yaşamın çeşitli alanlarında kendini hissettiren bir etken olmuştur; tarımsal törenlerden ve halk törenlerinden sanat ve kültüre dek etkisini hissettirmiştir. Din adamlarının, Maya uygarlığını elinde tutan ideolojiyle, siyasi denetimle yakından ilişkili oldukları ve aynı zamanda bilimi temsil ettikleri gözönüne alındığında, bu etkinin büyüklüğü daha iyi anlaşılabilir.
Maya dininin son zamanlardaki hali biraz daha iyi bilinmektedir. Klasik-sonrası dönemdeki Maya dininin üç temel özelliği; çoktanrıcı (politeist), natüralist (atmosferdeki olayları ilahlaştırma) ve düalist olmasıdır.[97] Düalistliğinde iyi ile kötü ikilemi yapılmakla birlikte, “hayır ve şerr İlah’tandır” ilkesine sahiptir. İyilik ilahları ile kötülük ilahları sürekli bir çatışma içindedir; fakat gün ve gece, yaşam ve ölüm, dölleyen ve döllenen nasıl birbirlerinden tümüyle ayrılamazlarsa, bunlar da birbirlerinden tümüyle ayrı değildiler (yin ve yang gibi). İnsanların gelecekleri de bu çatışmadan nasibini alıyordu.
Eski Mayalar’ın din adamlarının uygulamaları onların birer şaman[98] olduğunu da göstermektedir.[99] Mayalar, sonradan Kızılderililer’de görülen Amerika Şamanizmi’nin özgün hallerinden birini oluşturmuşlardır.[100] Asya Şamanizmi’yle pek çok bakımdan paralellik gösteren Maya Şamanizmi’nin en önemli farklarından biri, Asya Şamanizmi’nde transa geçmede uyuşturucu maddelerin kullanılmamasına karşın, Maya Şamanizmi’nde halüsinojen ve psikoaktif maddelerin[101] kullanımıdır.
James Churchward, Mircae Eliade, Cihangir Gener gibi araştırmacı yazarlar, eserlerinde Amerika Şamanizmi’nin Asya Şamanizmi’nde görüldüğü gibi, bir inisiyasyon içerdiğini belirtirler.[102] Kimileri Popol-Vuh’taki ikizlerin hikâyesini sınav ve aşamalarıyla inisiyatik sürecin ilginç bir öyküleştirilmiş biçimi olarak yorumlar. Churchward'a göre, Mayalar önceleri tektanrılı Mu Dini’ne bağlı topluluklardı. Dinleri sonradan yozlaştırılmış ve sembollerin, zamanla, Mısır’daki ve Hint’teki gibi, anlamlarını anlamayanlarca ilahlaştırılması sonucunda, çoktanrılı bir din haline getirilmiştir.[103]
Sembolizm

Özellikle erken dönemlerde inisiyatik özellikli Maya kültüründe doğal olarak ezoterik içerikli sembol kullanımı görülmektedir. Bu semboller mitolojisine girdiği gibi, sanat eserlerine de yansımıştır.
Maya geleneklerinde diğer ulusların gelenekleriyle parelellik gösteren sembollerden bazıları şunlardır:
Jaguar: Orta Amerika’nın temel sembollerinden biridir.
Tohum: Birçok gelenekteki tohum sembolü Maya geleneğinde mısır tohumu olur.
Mısır: Mayalar’ın temel sembollerinden biridir. Mayalar’ın kutsal kitaplarından Popol-Vuh’ta ilk yapılan Ademler’le sonraki Ademler’in yoğurulduğu maddelerin aynı olmadıkları belirtilir. Önce toprağın kullanıldığı, verim alınamayınca, sonra tahıl (mısır) hamurunun kullanıldığı belirtilir.[104]
Nilüfer: Mayalar ve Dogonlar’ın sembol olarak kullandığı nilüfer eski Mısırlılar ve Hintliler’in nilüferinden farklıdır.[105]
Geyik[106]: Birçok gelenekte reenkarnasyonu simgeler.[107]
Köpek: Maya geleneğinde köpek, Güneş’i yolunda sevkeden ilahın sembolüdür.
Skarabe: Esas olarak Mısır’da rastlanan bu sembole Çin geleneğinde "Altın Çiçeğin Gizi" [108] adlı kitapta, Maya geleneğinde ise Chilam Balam adlı kitapta rastlanır.[109]
Kartal: Şamanizm’in ve Mayalar’ın temel sembollerinden biridir. Kökeni Orta-Asya olan çift başlı kartal sembolü Hititler’de, Selçuklular’da, Mayalar’da ve sembolü sonradan resmî amblem olarak benimseyen Rusya, Avusturya ve Arnavutluk’ta görülür. (Alacahöyük kapı sfenksindeki iki başlı kartal, iki pençesiyle iki dağın üzerinde duruyor biçimde tasvir edilmiştir.[110])
Üçgen: Maya geleneğinde ışığın ve tohumun sembolüdür. Uxmal tapınağındaki bir üçgenin içine, muhtemelen bir yıldızı gösterecek şekilde üç nokta konmuştur.[111]
Yağmur: Rahmet anlamındaki yağmur, Mayalar’ın giysilerinde ve el yazmalarında iplerle, mimaride ise küçük sütunlarla simgelenir. (Maya geleneğindeki deyimlerden biri, Türkçe’deki gibi, “yağmur sicim gibi yağıyor”dur. Maya geleneğinde yağmur yağdıran ilah, sarmal biçimli tasarlanır.[107]
Yedi rakamı: Maya geleneğinde yedi rakamına yedi ışınlı taç olarak, yedi rakamının kelam ile ilişkilendirilmesine Popol-Vuh’ta rastlanır. Rakama ayrıca "göğün" yedinci katından inen, uygarlık getiren kahramanların babaları olan yedi Ahpu efsanesinde ve 12 yıldızın ortasındaki (onüçüncü) merkezî yıldızın adında (insan kalbiyle ilişkilendirilen ilahe-7) rastlanır.
Yer’in göbeği: Maya kutsal kitabı Popol-Vuh’ta atmaca, "Göğün Göbeği"nden "Yerin Göbeği"ne dikine iner, yılanı yutar, güneşle ilişkilendirilir, güneşe yalnızca böyle kuşların bakabildiği söylenir. Popol-Vuh’ta "Göğün" yedinci katından inen, uygarlık getiren kahramanların babaları olan 7 Ahpu, "Yerin kalbi"ne indiklerinde insan biçimine girerler.[112]
Sarmal (spiral) ya da yılan: Mayalar'da rastlanılan başlıca yılan sembolleri gökyüzündeki iki başlı yılan[113], yedi başlı yılan, ağaçlı yılan, yumurtalarının çevresinde spiral biçimde çöreklenmiş yılan, iki “S” biçiminde kesişen çift yılan, iki noktalı (yıldızlı) yılan, veya içinde noktalar (yıldız konumları) olan “S” biçimli yılan, tüylü yılan, eski Mısır geleneğindeki gibi yaratılışla ilgili görülen ve Mısırca’daki aynı adla adlandırılan Mehen yılanıdır. Tüylü yılan (ilâh Kukulkan) kimi tasvirlerinde “S”ler çizen bir yılanla temsil edilir ve yılan içine, bir yıldızın yörüngedeki konumları gösteriliyor gibi, yuvarlak yeşim taşları yerleştirilir.[105] Birçok gelenekte yılan kimi zaman olumlu, kimi zaman olumsuz anlamda kullanılmıştır. Yılanın Mayalar’da göksel bir sembol seçilme nedeni muhtemelen, vücudunun gökcisimlerinin yörüngeleri şeklini alabilmesi, S'ler çizebilmesi özelliğidir.
Yedi başlı yılan: Asya’da (Hindistan, Kamboçya) ve Mayalar’da rastlanılan, yedi başlı bir yılanı gösteren semboldür.
Şimşek ve yıldırım: Popol Vuh’ta şimşek ve yıldırımdan Tanrı’nın yazılı kelamı, gök gürültüsünden ise sözlü ya da sesli kelamı olarak söz edilir.[104]
Merdiven: Bu sembole Mayalar'da Popol-Vuh'ta ilahların kullandığı merdiven[114] olarak ve Chilam Balam kitabında "Yer"i ve "Göğü" yapan ilahın, göğün ve suyun ortasından geçmek için, 1.Chouen tarihinde yaptığı ilk merdiven olarak rastlanır.
Oniki sayısı: Maya geleneğinde sıkça rastlanılan bu sayısal sembole Popol-Vuh'ta gök ilahına yardımcı olan 12 yıldız olarak rastlanır. Mayalar bu 12 yıldızı, ortalarına güneşi andıran bir büyük yıldız gelecek şekilde tasvir ederler ki, bu merkezî yıldızla birlikte, toplam 13 yıldız olmuş olur. Fakat onüçüncü yıldız yayın ortasında olduğu için yedinci yıldız konumundadır. Bu yüzden merkezî yıldıza “ilahe-7” denir. Mayalar ilahe-7 ile insanın kalbi arasında da bir ilişki kurarlar.[115]Uxmal’da Devin Piramidi'nde tasvir edilen 12 yağmur ilahının bu yıldız-ilahlar olduğu sanılmaktadır. Maya geleneğinde 12 sayısına ayrıca 12 boynuzlu yılan başı olarak rastlanır.
Güneşsel obje: Güneş’i fiziksel olarak temsil eden objelere İnkalar’da, Mayalar’da, eski Mısır’da, Şamanizm’de, Anadolu uygarlıklarında ve diğer birçok gelenekte rastlanır.
Gök katları: Bu Şamanist sembole Mayalar’da da rastlanır. Mayalar'da, gökyüzü anlamında kullanmadıkları "Gök katları" 13'tür.[116]
Yaşam ağacı: Mayalar, "Yer" ile semavi âlem arasındaki irtibatı simgeleyen "yaşam ağacı"nı çoğu zaman iki dallı olarak, T (Tau) biçiminde tasvir ederler.[117]
Daire: Maya dilinde dairenin adı aynı zamanda “yasaları koyan İlâhî İrade” anlamına gelen “Uol”sözcüğüdür.[118]
Tüy: Kuş tüyünün özellikle eski Mısır, Maya, İnka, Amerika kızılderilileri ve Asya Şamanizmi geleneklerinde önemli bir yeri vardır. Hakikatin, doğruluğun, ilâhî adaletin, hafifliğin ve -göğe çıkmada kuşların en büyük yardımcı unsuru olduğundan- yükselmenin sembolü olarak kabul edilir.[119]
Kuş: Mayalar’ın ve K. Amerika kızılderililerinin geleneklerinde kuş sembolü, daha çok ilahlarla ve Yaratıcı’yla ilişkilendirilmekle birlikte, ölenlerin ruhlarının kuşla simgelenmesi sembolizmi bu geleneklerde de mevcuttur.[120]
Irmak: Maya geleneğinin yanı sıra, Şamanizm, Grek, Gal geleneklerinde de görüldüğü gibi, ırmaklar, cennetle ilişkilendirildikleri kadar cehennemle de ilişkilendirilir.[120]
Svastika: Sembole Maya geleneğinin yanı sıra, Babil, Maya, Toltek, Orta Amerika, Hinduizm, Pueblo Kızılderilileri geleneklerinde, İdil-Ural bölgesindeki Ön-Türkler’e ait eserlerde, Alpler’de ve Anadolu uygarlıklarında da rastlanmıştır.[121]
Yucatan’da, Le Plongeon'un Kutsal Sırlar Mabedi olarak belirttiği, üzerinde "Batı ülkeleri"nin yıkımının anısına inşa edildiğini ifade eden kabartmaların bulunduğu Uxmal tapınağındaki[122] bir sembol, James Churchward'a göre, insanlığın ilk dinî diyagramı olan Mu kozmik diyagramı idi.[123]
Maya ilahları

Hunab Kú: Adının anlamı tek olan Tanrı’dır. Yaratan, var eden Tanrı’dır. Mutlak olandır. Tüm ilahların babası ve efendisidir. Adındaki üç heceden “hun” “tek olan” anlamına,”nab” “ölçü” ve “hareket” anlamına ve “ku” ya da “kub” “veren” anlamına gelir ki, üçü birleştirildiğinde oluşan anlam, “ölçüyü ve hareketi vermiş tek olan” ya da “hareketi veren ‘tek olan’”dır.[124]
Itzamná (okunuşuyla İtsamna): Göklerin, gecenin ve gündüzün efendisi ve Hunab kú’nun oğludur. Güneş ilahı olarak, Ahau ya da Kakmó Kinich olarak da tezahür eder. Elyazmalarında dişsiz, kartal burunlu ve bazen sakallı olarak temsil edilir.[125]
Kukulkan: Toltekler ve Aztekler’deki adı “sakallı yılan” anlamında Quetzalcóatl, quiché dilindeki adı Gucumatz’dır. Bu ad Pueblo kızılderililerinin dilinde “sakallı yılan” , Meksika kızılderililerinin dilinde ise “kuş-yılan” anlamına gelir. Mayalar’da bu ilah “tüylerle kaplı yılanların efendisi” anlamında Kukulkan adını almıştır. Tasvirlerde tüylü bir yılan olarak gösterilmekle birlikte, eski metinlerde onun aslında bir yılan olmadığı, beyaz insan ırkına mensup olduğu açıkça belirtilir. Toltek, Aztek, Maya ve İnka metinlerine göre, insanlarla bir süre yaşamış, onlara doğru yolu gösterdikten ve uygarlığı öğrettikten sonra göklere geri dönmüştür. Kimi metinlerde ondan tek kişi olarak değil, çoğul olarak söz edilir.[126] Maya dilinde “yılan” ile “gökyüzü” sözcükleri telaffuzları bakımından eşseslidir ve “kaan” olarak telaffuz edilirler.[113] İlahın adının Maya dillerindeki okunuşu “Kukuul kaan”dır.[127]
Ix Chebel Ya'ax: Kinich Ahau’nun zevcesi.
Kinich Ahau: Itzamná’nın oğlu olan güneş ilahı.
Ixchel: Itzamna’nın zevcesidir. Ay’ın ve dokumanın ilahesidir, sulara, su baskınlarına hükmeder. Genellikle bir testi suyu yere, yani yeryüzüne döker halde veya dokuma yapar halde temsil edilir.[128] Itzamná ve Ixchel, Mayalar tarafından EES olarak adlandırılırlardı.
Chac ya da Chaac (Çak okunur): Şimşek, yıldırım ve yağmur ilahıdır.Dört yöne bölünür; doğu (kırmızı), kuzey (ak), batı (kara), ve güney (sarı). İki köpek dişi belirgin olarak temsil edilir. Adının hiyeroglifinde bir göz bulunur ki, bu, Tro-Cortesianus elyazmasında “T” şeklini alır.
Wakax Yol K'awil ya da Nal: Mısır bitkisi ilahıdır. Bazen üç mısır başağıyla temsil edilir.
Ah Puch, Kisin, Kimilo Hun Ahaw: Ölüm ilahıdır.
Yum kaax: Mısır ve savaş ilahıdır.
Xaman Ek (okunuşuyla Şaman Ek): Kuzeydeki bir yıldızın ilahıdır.
Ixtab: İntihar ilahesidir, Kisin’in zevcesidir. Bir tür psikopomptur (ölülere eşlik ve rehberlik eden).
Yaratılış

Maya geleneğine göre yeryüzündeki canlılar bugüne dek her biri çok uzun zaman dilimlerini kapsayan ve tufan benzeri yıkımlarla sona eren dört çağ ya da devir geçirmiştir.[129] Mayalar’ın kutsal kitabı Popol Vuh’a[130] göre çok eski çağlarda devler de yaşamış ve yarı-ilahlar devleri öldürerek “devler çağı”nı bitirmişlerdir. Şimdi beşinci çağda bulunmaktayız. Şimdiki dünya, bir haçın uçları gibi dört yönde yerleşmiş dört kardeş koruyucu (Bacab'lar) tarafından taşınmaktadır.
Mayalar’ın kutsal kitaplarından Popol-Vuh’ta, yaratılış, dünyanın meydana getirilişi ve daha sonraki bir çağda ataların imal edilmesi hakkında şu sözler, Mayalar’ın yaratılışla ilgili inanışları hakkında bir fikir vermektedir:
“Ses fiil demektir, kelam yaratılış demektir. Yer, kelam ile yaratıldı. Kelam yedi rakamı oluşturularak geldi.[126](…) O devirdeki varlıklar şekilsizdi. Konuşmasını biliyorlardı. Daha güneş görünmüyordu.(…) İlahlar dördüncü çağın ilk insanlarını ise yoğurarak oluşturdular. Dördüncü çağın ataları olarak önce dört erkek yaptılar, sonra erkekler uyurken kelam yoluyla onlara dört kadın yaptılar. Bu atalar, ilahlara benzer olarak yapılmışlardı, benzerleriydi, mükemmeldiler. Gördükleri her şeyi öğreniyor, anlıyorlardı. Bilgi ve bilgeliklerini (sanatkarlıklarını icra ederek) taşlara, dağlara, doğaya yansıttılar. İlahlarla aynı dili konuşuyorlar ve birbirleriyle mükemmel biçimde anlaşıyorlardı. Sonunda her şeyi bildiler ve Yer ve Göğün dört köşesini, dört yönünü incelediler. Fakat ilahlara denk olmaları ilahların hoşuna gitmedi; böyle olunca ilahlarla insanlar arasında ayrım kalmıyordu. Bu yüzden büyük ilahlar insan-ilahların, yani ataların gücünü sınırlama kararı aldı. Bir aynanın yüzünün buğulanması gibi ataların gözlerini kararttılar, artık insanlar ancak kendilerine yakın olanı görebileceklerdi. ‘Güneşin doğduğu ülke’de yaşayıp çoğaldılar.”[115]
Üç âlem kavramı

Asya Şamanizmi’ndeki üç alem kavramı Maya Şamanizmi’nde de görülür. Yer, yeraltı alemi ve ilahi olan ruhsal gök.[131] Nasıl Asya Şamanizmi’nde yeraltı alemi ve ruhsal gök, katlara ayrılıyorsa, Maya geleneğinde de böyle katlara ayrılır. Aralarındaki en önemli fark sayıdadır. Aztek geleneği gibi, Maya geleneğine göre de, ruhsal gök 13 “gök katı”ndan oluşurdu.[132] (Asya Şamanizmi’nde bu sayı genellikle 7, 9 veya 12 olur.) Yeryüzü ile ilâhî alem arasında bu ortamlardan en aşağıdaki ya da en yoğun ve kaba olanı insanların yaşadığı yeryüzü idi. Her gök katında Oxlahuntikú adı verilen 13 ilah bulunurdu. Yeraltı alemi öte-alemin alt kısımlarını, kötü kısımlarını, gök katları ise üst ve ışıklı kısımlarını oluşturuyordu. Vecd veya trans halinde gök katlarına çıkacak her şamanın göğe çıkmadan önce öte-alemin en alt, en kötü ve korkunç tabakaları olan yeraltı alemine inmesi gerekirdi. Maya geleneğinde yeraltı alemi, Asya geleneklerinde de rastlandığı gibi, 9 katlıdır.[133] Burada ikamet edenlere ise Bolontikú adı verilir. Maya cehennemini oluşturan bu katlara Mitnal denir. Yeraltı alemi ölüm ilahı Ah Puch’un egemenliğindedir.
Maya geleneğine göre yeryüzündeki canlılar bugüne dek her biri çok uzun zaman dilimlerini kapsayan ve tufan benzeri yıkımlarla sona eren dört çağ ya da devir geçirmiştir. Şimdi beşinci çağda bulunmaktayız. Şimdiki dünya, bir haçın uçları gibi dört yönde yerleşmiş dört kardeş koruyucu (Bacab ’lar) tarafından taşınmaktadır.
Yine Şamanizm’deki üç âlemi irtibatlandıran “yaşam ağacı” kavramı, Maya geleneğinde de bulunur. Yeryüzündeki pek çok gelenekte karşılaşılan yaşam ağacına Maya geleneğinde Yaxché adı verilir; kökleri yeraltında olan bu ağacın dalları gök katlarında uzanır.[134]
__________________
Benimle olursan düşmanların artar , ama asla kaybetmezsin.
Standart Bambara Kabilesi Dini #3
Üyelik Tarihi: 30 Ekim 2013
Mesajlar: 2.443
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
26 Aralık 2013 , 19:22
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Bambaralar çoğunluğu Mali'de yaşayan yaklaşık 2.700.000 nufuslu büyük bir kabiledir. Günümüzde %90'ı müslümanlığı seçen Bambara Kabilesi üyelerinin arasında hala aşağıda anlatılan mitoslar etrafında yoğunlaşan geleneksel inançlarına bağlı bir kesim varlığını devam ettirmektedir.

Afrika'da yaşayan toplumlar arasında elde edilen en iyi ve en eksiksiz mitoslar Bambaralarınkidir. Bu toplulukla ilgili mitoslar dünyanın yaradılışı ve gelişmesini temellendiren mitoslardır. Bambara mitoslarına göre başlangıçta gla denilen sonsuz bir boşluk vardı. Gla'da meydana gelen bir iç devinimle ortaya sağlam ve parlak cisimler çıktı. Bu cisimler, birbirini izleyen iki evrede eridiler. Bu erimeden sonra gla ile ikiz kardeşi dya dört yönü belirlediler. Bu yönlerden ilki, varlıkların ilk kaynağı olan yöne, yani doğuya yöneldi. Bundan sonra gla aşağıya ve yukarıya doğru yaptığı devinimlerle zincirlerini kopardı ve böylece varlıklar birer ruha kavuştu.
Aynı anda, iki gla arasında meydana gelen temas sonucu büyük bir patlama oldu; bu kez ortaya "sağlam ve güçlü bir madde" çıktı. Bu madde henüz yaratılmamış nesnelerin üzerine çöktü, ve her nesneyi adlandırdı. Bundan sonra da bütün nesneler gla'nın düşüncesine uygun olarak yavaşça devinmeye başladı.

Kısa süre sonra, gla'dan bir başka unsur daha ayrıldı ve varlıkların üzerine gelip kondu: bu, insan bilincinin sembolü olan "insan ayağı"ydı. Başlangıçta birbirine benzeyen herşey gla'ların "zo"ya sorumluluk yuKiemesıyle değişmeye başladı. Zo, her nesneye gelecekte bir özgürlük tanımakla yükümlüydü. Zo, kendisine verilen bu görevi kabul etti ve nesnelere sahip çıkarak onların ilkelerini "görünmeyen Yo" anlamına gelen "Yo yebali" adlı geniş bir küre içinde toplandı. Yo, ruh, daha doğrusu "bir düşünce ve devinim"di.
Evrenin yaratılışı yo'dan başlayarak "düşünce"nin bir bileşimi olarak kabul edilmektedir. Bu "düşünce" üç bölümden oluşmaktadır: yo, iç söz; o, sessizlikten işitilebilecek şeye geçiş; yereyereli, yaratıcı titreşim. Bu gelişim, 7 işaretle gösterilmekteydi. 7, insanı temsil eden bir rakamdı: 3 (erkeğin işareti) ile 4 (kadının işareti) rakamlarının toplamayla meydana gelmişti.

Yo, bir ruh olarak, kararlarında ve yaratıcı iradesinde özgürdü. Tam beş kez dört yöne gitmiş ve uzay fikrini yaratmıştı. 22 rakamıyla temsil edilen uzay, Yo'nun bir ruh olarak içerdiği bütün niteliklere sahipti: Nugu, (iç) kendinde bütün varlıkları ve insanı bulundururdu; yala "havanın tohumu" idi ve bütün boşlukları uzayın dört bir tarafına yerleştirirdi; faya "rüzgârın tohumu", sani "suyun tohumu", yere "ateşin tohumu", yelegu ise oyeryüzündeki maddelerin tohumu "ydu. Bu son dört terim aynı zamanda yaradılışın dört temel öğesi olan hava, toprak, ateş ve suyu da belirtirdi.
__________________
Benimle olursan düşmanların artar , ama asla kaybetmezsin.
Standart Aynular Dini #4
Üyelik Tarihi: 30 Ekim 2013
Mesajlar: 2.443
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
26 Aralık 2013 , 19:24
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Aynu( Aynu lisanında insan ) kelimesi Japonya'da uzun bir zaman etnik bir hakaret olarak kullanıldığı için halen bazı Aynular kendilerine Utari(yoldaş) demeyi tercih etmektedir.

Genetik testler Aynuların ekseriyetinin Japon Adaları dışında sadece Tibet ve Andaman Adaları' nda müştereken bulunan Y-Haplogrup D' ye ait olduklarını göstermiştir. Farklı testler de bir kısım Aynu erkeğinin Haplogrup C3' e ait olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu Y kromozon grubuna esasen Rusya' nın uzak doğusu ve Moğolistan' da müştereken rastlanılmaktadır. Haplogrup C3'nin vücudu muhtemelen Aynuların Nivkler'le olan tarihi munasebetinden kaynaklanmakta olduğu araştırmacılar tarafından speküle edilmektedir.

Aynu kültürü M.Ö. 1200' lere kadar uzanmaktadır. En son araştırmaların sonuçlarına göre Okhotsk ve Satsumon kültürünün birleşmesiyle meydana gelmiştir.Ekonomileri avcılık, balıkçılık ve toplayıcılığa dayanmaktaydı.

Kuzeye doğru hareket eden Japon iskan ve istimlak hareketlerine karşı birkaç isyan haricinde (1457,1669,1789) genellikle daha da kuzeye doğru ricat ederek cevap vermeyi tercih eden Ayunlar 19. asrın sonlarında Meiji Devri' ne kadar Ezo(Hakkaido) adasında izafi bir hürriyet içinde yaşamaya devam ettiler. Rusya ve Japonya hanedanları arasındaki emperyal mücadelenin bir ayağı olarak görülen Ezo Adası Meiji Hanedanı tarafından kolonileştirildi. Adanın ismin Hakkaido'ya tebdil edilmesi de bu periyoda denk gelmektedir. Resmi asimilasyon siyaseti ve Japan nüfusunun adaya endemik olmayan hastalıkları ve kolonizasyonun yerli nüfus üzerindeki baskısı sebebiyle Aynu nüfusu ciddi şekilde azaldı.

1899'da milli bir Japon hüviyeti yaratmak maksadıyla uygulamaya konulan politikalara Aynular'ı asimile etmek gayesiyle onları Aborjin ilan eden bir yasa parlamentodan geçti. Japonya nihayet 6 Nisan 2006'da Aynu nüfusunu resmen endijen(yerli) bir grup olarak kabul etti.

Din ve İnançları
Ainuların inanç temellerini Tanrının eski yolu (Ko-Shinto) olarak çevirebileceğimiz antik şinto inançlarına dayanır. Günümüzdeki çok tanrılı şinto inancının aksine Ainular göğün en yüksek yerinde bulunduğunu kabul ettikleri "Kando-kora Kamui" dedikleri tek Tanrı'ya inanırlar. Çok uzakta kabul ettikleri bu yüce varlıktan başka çok sayıda Tanrı ve ruhlara saygı gösterirler. Bu ruhların bazılarının iyi bazılarının kötü olduğunu kabul ederler. Bunun sonucu, fetiş kullanma ,fal,cin çıkarma,büyü, atalara tapınma,bu dinin nitelikleri arasında göze çarpmaktadır.Ainular, ahirete ve Yüce Tanrı önünde muhakemeye inanırlar.


Günümüzde Aynu lisanının ailesinin tespiti hususunda filolojistler ortak bir hükme varamamıştır. 1991'de lisanı Japonya'da akıcı bir şekilde konuşabilen sadece 15 kişi kayıt edilebilmiştir. Japonya' daki nüfusun ekseriyeti kendi azaları tarafından da ırkçılık ve ayrımcılığa tabii olmamak için Japonlarla evlenmeye teşvik edildiğinden bugün saf bir Aynu milletinden bahsetmek pek mümkün görünmemektedir. Rusya' daki nüfus bir kısmı da ananevi dinleri olan animizmden uzaklaşıp Rus Ortodoks Kilisesi'ne dahil olmuştur.
__________________
Benimle olursan düşmanların artar , ama asla kaybetmezsin.
Standart #5
Üyelik Tarihi: 02 Şubat 2013
Mesajlar: 1.728
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
27 Aralık 2013 , 01:23
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Ne değişik dinler var yahu..
__________________

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.


Standart #6
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
27 Aralık 2013 , 01:40
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
aynen çok değişik dinler var bende bazan aklım almıyor ufo dini bile varmış yani :S
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...

Hitit inanç sistemi #7
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
04 Ocak 2014 , 17:21
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Hitit İnanç Sistemi

Kültürlerin bir parçası olan din, tarihin her döneminde, insanoğlu için önemli bir yere sahip olmuştur. Hitit dini incelendiğinde, farklı etnik kökenlere ait birçok öğenin bir araya gelmesi ile oluşmuş bir kültür mozaiğiyle karşılaşılır. Hitit kültürünün bir parçası olan inanç sistemi de pek çok değişik öğenin birleşmesinden oluşmuştur. Hint-Avrupalı bir toplum olan Hititler kendilerine ait kültür öğelerinin yanı sıra tanıştıkları yeni kültürlerden, bünyelerine uygun gördükleri pek çok unsuru kabul etmişlerdir. Böylece dinsel görüşleri de ilkelden başlayarak gittikçe karmaşıklaşmış, Eski Hitit Dönemi ne ait metinlerde geçen birkaç tanrıdan oluşan tanrılar topluluğu, İmparatorluk Dönemi nde sayı olarak artmış ve bunun sonucu olarak tanrılar topluluğu oldukça kalabalık olan bir dine sahip olmuşlardır.

Çok tanrılı dinlerde sular, gökyüzü, toprak, ay, güneş gibi daha birçok unsur ilahlaştırılmıştır. Hitit inanç sisteminde de bunun gibi doğa unsurları ayrı ayrı tanrılar ile temsil edilmiştir; Güneş Tanrıçası, Gökyüzü/Fırtına Tanrısı, Kırların Koruyucu Tanrısı gibi. Bu noktada Hitit dininin, başlangıçta bir doğa dini mi olduğu sorusu akla gelmektedir.

Hitit tanrılarının isimleri Hattice, Hurrice, Sümerce olmasına karşın söz konusu tanrının işlevi ve niteliği değişmemektedir. Örnek vermek gerekirse, Hitit pantheonunun baş tanrısı olan Fırtına Tanrısı´nın Hattice adı Taru, Hurrice adı ise Te up´tur. Hititler tanrıları ile nasıl bağlantı kuruyorlardı Onların neler istediklerini nasıl bilebiliyorlardı ve kendilerini tanrılara nasıl ifade ediyorlardı Semavi dinlere ve hatta Hinduizm´e baktığımızda, insanlara gönderilen bir kutsal kitap ve tanrı ile insan arasında bir köprü oluşturan peygamberlik kavramlarını görürüz. Hitit dininde ve hatta pek çok Anadolu ve Mezopotamya dinlerinde, böyle bir aracının olmadığı, ancak rahip ve rahibeler gibi din görevlileri dışında tanrılara yakınlığı ile bilinen kişiler olduğu, okunan çivi yazılı metinlerden anlaşılmaktadır. Bu noktadan hareketle, tanrıları ile yakınlaşacakları, onlara hizmet edecekleri, onlardan kendileri ve ülkeleri için isteklerde bulunacakları bir uygulamaya ihtiyaçları olduğunu düşünebiliriz. Herhalde, büyük bir itina ile düzenledikleri bayram törenleri, tanrılar ile iletişim konusunda önemli rol oynamaktaydı.

Hitit inancına göre, tanrılar tıpkı insanlar gibi yaşamakta, yiyip içmekte, aralarında kavga etmekte, birbirleri ile evlenmekte ve çocuk sahibi olmaktadırlar.Hititlerin tanrılarını kendileri gibi düşündüklerini en iyi biçimde Boğazköy (Hattuşa) de yer alan Yazılıkaya açık hava tapınağında görmek mümkündür. Boğazkale nin yaklaşık 2 km. kuzeydoğusunda kalker kaya sivrileri arasında yer alan iki doğal kaya odasını Hititler, kült törenlerini yerine getirmek için kullanmışlardı. Bu kutsal alanın kaya yüzeylerine usta bir işçilikle yapılmış sahnelerde yer alan tanrılardan; erkek tanrıların çoğu ucu sivri, konik biçimde ve boynuzlarla donatılmış bir külah giydikleri görülür. Külahlarında yer alan boynuz sayısının çokluğu tanrının rütbesinin yüksekliğini gösterir. Üzerlerinde beli kemerli kısa etek ve ayaklarında uçları yukarı doğru kıvrık ayakkabılar vardır. Tanrıçalar ise, başlarında şehir surunu andıran silindirik başlık ve üzerlerinde yerlere kadar uzanan beli kemerli ve pilili etek, bluz ve pelerin ile betimlenmişlerdir.

Tanrıları, beraberlerinde yer alan kutsal hayvanları, atribüleri ve hiyeroglif yazıtlar aracılığıyla tanıyabilmekteyiz. Anadolu da Boğazköy dışında, imparatorluğun egemenlik alanını işaret eden bazı yerlere dönemin Hitit kralı tarafından yaptırılan kaya kabartmaları bulunmaktadır. Örneğin; Adana da Sirkeli anıtı, Kayseri de Fraktin kabartması ve Konya da Hatip anıtı gibi. Bunların üzerinde yer alan kral, kraliçe ya da tanrı betimleri ile beraber görülen hiyeroglif yazıtlar, kaya anıtının kesin tarihini ve dolayısıyla kabartmada betimlenen kral ya da kraliçenin kimliklerinin belirlenebilmesi açısından son derece önemlidir.

Hitit inancına göre insan gibi düşünülen tanrıların bir de yaşadıkları evleri olmalıydı. Hitit metinlerinde Ékarimmi-/ Ékarimna- ve Sümerce den alınan É. DINGIR, tapınak kelimesi için kullanılmaktaydı.Halka açık bir tapınma yeri olmayan tapınak yapılarının özel bir odasında, tanrıyı simgeleyen bir de heykel bulunmaktaydı. Bu heykel her gün belirli bir törenle temizlenmekte ve tanrıya sunulmak üzere, onu temsil eden heykelinin önüne, kurbanlar konulmaktaydı.

Hitit Tanrıları

Hattili Tanrılar
Fırtına Tanrısı & Güneş Tanrıçası/Arinna nın Güneş Tanrıçası: Taru & Wuruşema (Hitit pantheonun baş tanrı çifti) Oğulları: Telipinu (tarımla uğraşan, tahılların büyümesini sağlayan ve bereketliliği temsil eden tanrı) ve karısı Hatepinu, Nerik kentinin Fırtına Tanrısı ve Zippalanda kentinin Fırtına Tanrısı Kızları: Mezulla Torunları: Zintuhi
Yeraltı Tanrıları: Lelwani, İşduştaya, Papaya
Savaş ve Salgın Hastalıklar ile Veba Tanrısı: Şulinkatte
Savaş Tanrısı: Wurunkatte
Büyü ile ilgili tanrıça: Katahzipuri

Hurrili Tanrılar
Fırtına Tanrısı & Güneş Tanrıçası: Te up & Hepat Oğlu: arruma
Çift cinsiyetli tanrıça: au ga (Koruyucu tanrıça işlevinde gördüğümüz au ga, bazı kaynaklarda sağ elinde bir kap tutan kanatlı kadın bazı kaynaklarda ise sağ elinde balta tutan bir erkek olarak görülür)

Hitit Tanrıları
İ
lk Hitit belgelerinden biri olan Anitta metninde bizim tanrımız olarak bahsedilen tanrı iu, daha sonra Hititçe metinlerde genel olarak tanrı anlamına gelen bir kelime olarak kullanılmıştır.
Işık Tanrısı: iu
Tahıl ve Hububat Tanrısı: Halki
At üzerindeki Tanrı: Pirwa
Tanrılaştırılmış Gün: iwat
Tanrılaştırılmış Gece: İ pant

Hint Tanrıları

İndra, Mitra, Varuna, Nasatya.

Luwi Tanrıları
Çoğunlukla başkent Hattuşa dışındaki Hitit merkezlerinde tapınım görürlerdi. Adları çoğunlukla sihirle ilgili törensel eylemlerde geçerdi.

Personel ve Yönetmelik

Hititlerin yaşamlarında oldukça önemli bir yere sahip olduğu anlaşılan bu bin tanrılı dinin icrasında, ne denli büyük bir organizasyonun gerektiğini düşünebiliriz. Çünkü dinsel faaliyetler içinde daha önce belirttiğimiz bayram törenleri dışında; kehanet, fal, dua, ölü gömme merasimleri gibi daha birçok işlevin eksiksiz ve doğru bir şekilde yerine getirilmesi gerekmektedir.

Tapınakların ekonomik gücünü sağlayan tarım işçilerinin, sanatkârların; rahip ve rahibelerin; tanrılara törenler sırasında sunulan tüm yiyecek ve içeceklerden sorumlu olan mutfak çalışanlarının görevlerini aksatmaları, ülkeyi tehlikeli bir duruma sokabilirdi. Çünkü, Hitit inancına göre tanrılara hizmet ederken yapılabilecek bir hata tanrıların öfkelenmesine neden olabilir ve bunun sonucunda da ülke zarar görebilirdi. Bu nedenle, tüm tapınak görevlilerinin hizmet, temizlik, güvenlik gibi konularda çalışma talimatlarını içeren enstrüksiyon metinleri hazırlanmıştır.

Bayramlar

Hitit dininin uygulama alanlarından bir olan Bayramlar da değişik etnik kökenlere ait unsurları birleştirmiş ve Hititler tarafından tabletlere ayrıntılı bir şekildekaydedilmiştir. Bu yönü ile bayram metinlerini, törenlerin nasıl yapılması gerektiğini gösteren birer enstrüksiyon metni olarak da tanımlayabiliriz.

Belli bir takvime bağlı olarak, yılın değişik dönemlerinde düzenli bir şekilde icra edilen ve büyük hazırlıklar sonucu gerçekleştirilen bayramlar, bolluk ve bereket, verimli yağmurlar, bol mahsul, hayvanların çoğalması, kralın gücünün artması, dinsel temizliğin sağlanması için, tanrıları memnun edecek dinsel törenlerdir. Tanrılara yiyecek ve içecek vermek, onlara kurbanlar sunmak, dinin gerektirdiği gündelik işlerdendi. Bayramlar ise, bunun daha yüksek düzeyde, daha kalabalık bir toplulukla ve daha zengin malzemeyle yapılması demektir.

Ancak Hititler deki bayram anlayışı ile günümüz bayram kavramı birbirine karıştırılmamalıdır. Hepsi belli bir amaç doğrultusunda ve törensel bir hava içerisinde yapılan bayramlarda uygulanan danslar, müzik icrası, bazı oyunlar ile ziyafetler oldukça neşeli görünmektedir. Bununla beraber, bazı bayramlar daha sade kurban ritüellerini içeren seremoniler halindedir.

Bayram kelimesi tek bir kutlamayı çağrıştırıyor olsa da, Hitit bayramlarının bazılarının kutlanması bir günde tamamlanmaz; içerisinde bir kaç gün süren, çeşitli kentlerde icra edilen ve hatta bir ayı aşan kutlamaların yapıldığı bayramlar vardır.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Standart Dinler Tarihi ve Eski Medeniyetlerin Dinleri #8
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
10 Haziran 2014 , 23:10
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Eski Roma Dini

Roma Uygarlığı ve Dini

M.Ö 4 yüzyıl ortalarından sonra kararlı bir biçimde büyümeye başlayan Roma Devleti Büyük İskender İmparatorluğu nun parçalanışı sürecinde Roma Devleti bütün İtalya yı tek bir siyasal çatı altında toplamayı başarı.

İlk başta küçük olan Roma Devleti ; M.Ö. 200 de Batı Akdeniz e M.Ö. 168 de bu defa Doğu Akdeniz e egemen olurken dönemin dünya devleti oldu.

Daha sonra bütün Anadolu da dahil Akdeniz çevresini ele geçirip Atlantikten Fırat a kadar tarihte ilk ve son defa siyasi bir mekan birliği kurarken aynı zamanda Akdeniz havzasında yine ilk defa bir dil ve kültür birliğinide gerçekleştiriyordu.

Döneminde Hıristiyanlığı Roma İmparatorluğunun resmi din olarak kabul ettiren 1. Theodosius ( 379 395 ) ölümünden sonra İkiye ayrılan Roma İmparatorluğu önce batı sonrada doğu kısmının yani Bizans İmparatorluğunun yıkılmasıyla ( 1453) yaklaşık 1800 yıl sonra tarih sahnesinden çekilmiştir.


Roma Dini

Çok tanrılı bir din anlayışından gelen Romalılar tabiat kuvvetlerinin birer tanrı olduğuna, tabiatta ve hayatta olan herşeyin tanrısal iradeye bağlı olduğuna inanıyorlardı.

Başlangıçta Etrükslerin etkisinde kalan din anlayışı, fetihlerden sonra yeni ülkelerin kültürleriyle tanışınca buralarda yaşayan halkların dini inançlarından da etkilenmiştir.

Romalılar Fenike, İran, Frig inançlarının etkisindede kaldılar ama özellikle yunan uygarlığının (helen) din ve inanç konusundaki daha fazla ve belirgindir.

Kendi tanrılarının cumhuriyet döneminde daha yakından tanıştıkları Yunanlıların tanrılarına benzediğini gören Romalılar onların tanrılarını aynen kabul etmişler ve mitolojilerinide benimsemişlerdir.

Bu çerçevede Yunanlıların önemli tanrılarından olan Gök Tanrı (Tanrıların Kralı) Zeus ( Zevs) : Jupiter , Ay Tanrısı Hera ; Junon , zeka ve akıl tanrıçası Athena ; Minerva , güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit ; Venüs , ölüler ve cehennem tanrısı Hades ; Plüton , bereket tanrıçası Demeter ; Neptün , eğlence ve şarap tanrısı Diyonizos ; Baküs olarak adlandırılmıştır.

Yunan ahlak ve gelenekleri Romalıların Etrükslerden itibaren şekillenen dini gelenek ve inanışlarına da etki etti.

Romalılar da bütün ilk çağ toplumları gibi fala inanmak , kuşların uçuşu veya kesilen kurbanların iç organlarının dağılışına bakarak kehanette bulunmaya çalışmak gibi batıl inanışlara sahiptiler.

Hatta öyle ki savaş ialan etmek gibi son derece ciddi ve önemli devlet işleri bile fala bakılarak kararlaştırılırdı. ( hatta bu iş için resmi kahinler ve kutsal tavuklar vardı.

Bu tavuklar kendilerine verilen yemi yemezse bu , tanrıların yapılmak istenen işe razı olmadıkları biçiminde yorumlanıyordu. ) Falcılıkla birlikte büyücülük de önemli bir batıl inanış biçimiydi.

Roma da halkın gözünde çok değerli olan sadece falcılık büyücülükle uğraşan bir sınıf bile vardı.

Roma İmparatorluğunda Hırıstiyanlık yaygınlaşıncaya kadar puta tapıcılık ( paganizm ) resmi dindi.

Tanrılar adına yapılmış özel tapınaklar vardı.

Tanrıça Junon adına yapılan tapınakta kutsal ateş devamli yakılır ve vestal denilen genç rahibeler ateşin sönmemesi için nöbet beklerlerdi.

Zaman içinde Yunan felsefi görüşlerinin Romaya girmesiyle tanrıyı inkar eden Epikürizm ve tanrının varlığını kabul eden Stoacılık da Romalılar ın din anlayışının kısmen de olsa etkileyen bir diğer kanal oldular.

Romalılar ın ilk dönemlerinde tanrılar adına düzenlenen yortular ve yılda iki defa yapılan araba yarışları halkın hem oyun eğlence hemde ibadet şeklini yansıtması açısından önemlidir.

M.S 30 yılından itibaren Roma İmparatoluğuna giren Hırıistiyanlık özellikle alt tabakadaki insanlar arsında yayılmıştır.

M.S.305dan sonra doruğa çıkan Hıristiyanlık Eski Roma Dini taraftarları arasında çekişmeler 305 306 yılları arasında en şiddetli çatışmalara sahne olmuş 306 yılında bu çatışmalar sonucunda iktidarı tek başına ele geçiren 1.Constantinus (Konstantin) tek başına imparator olup 313 yılında yayımladığı Milano Fermanı ile Hırıstiyanlığı serbest bırakıp yayılmasını teşvik etmeye başlaması ve Özellikle Döneminde Hıristiyanlığı Roma İmparatorluğunun resmi din olarak kabul ettiren 1. Theodosius ( 379 395 ) un Roma daki Vesta Tapınağı nda Roma nın kuruluşundan bu yana yanan kutsal ateşi söndürmesiyle birlikte paganist inanç sindirilmeye başlanarak yavaş yavaş tarih sahnesinden silinmiştir.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Helen ( Eski Yunan ) Dini #9
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
10 Haziran 2014 , 23:40
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Helen ( Eski Yunan ) Dini

Eski Yunan ´da kaynağını Anadolu , Girit ve Mezopotomya´dan alan, tanrıların çoğu doğu kökenli olan çok tanrılı bir din anlayışı vardı.

Yunan dininin oluşmasında destanların önemli rolü olmuştur.

Hatta destanları yazan şairler bu dini şekillendirmişlerdir.

Çünkü Yunan şairleri destanlarla birlikte eski Aka , Dor ve Anadolu tanrılarının kendi tanrılar dünyasına katmışlar, Bu tanrıların ad görev ve nüfuz alanlarını belirlemişler bu tanrıları insan biçiminde düşünüp göstermişlerdir.

Buna göre bir kısmı erkek bir kısmı dişi olan bu tanrılar insanlar gibi evlenen yiyip-içen ,çoluk - çocuk sahibi ve iyi - kötü olan ; ama insanlardan daha güçlü, güzel ve ölümsüz varlıklardı.

Ölümsüzlükleri ise nektar adlı hayat suyunu içiyor olmalarından geliyordu.

Eski Yunanistan daki devlet örgütlenmesi anlayışı dine de yansımıştır.

Yunan asillerin kralın etrafında toplanması gibi tanrıların da baş tanrı Zevs ( Zeus) in etrafında toplanarak Yunanistan´ın en yüksek dağı Olimpos ´ da oturduklarına inanılıyordu.

Başta gelen üç büyük tanrı olan tanrılar kıralı Zevs, denizler tanrısı Poseidon ve yer altı ve ölüm tanrısı Hades kardeştiler.

Baş tanrı Zevs ; tanrıların ve insanların babası olan gök tanrısı idi.

Karısı Hera ; kadınların koruyucu olan, kadınlara evlenme ve doğum gibi konularda yardım eden bir tanrıça idi.

Güneş tanrısı Apollon , kasırga, ateş ve savaş tanrısı Ares , rüzgar tanrısı Artemis , aynı zamanda bu iki baş tanrının çocukları idi.

Bu tanrıların dışında zeka ve savaş tanrıçası Demetir , şarap ve eğlence tanrısı Diyonisos da önemli tanrılardı.

Deniz köpüğünden olduğuna inanılan güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit doğu dünyasından gelme bir tanrıça idi.

Büyük tanrıların dışında bir de yarı - tanrılar vardı.

Şehrin kurucusu ve eski kahramanlara yarı-tanrı gözüyle bakılırdı.

Eski Yunan inanışlarına göre bunlar; genellikle bir tanrı ile bir insanın çocuğu olarak dünyaya gelmiş kimselerdi ( Herkül / Herakles , Aşil vb.) ve Yunan kralları soylarını bu yarı tanrılardan birine bağlamaya önem verirlerdi.

Eski Yunanlılar tanrılarına kendi anlayışlarına göre ve istedikleri gibi ibadet ederlerdi.

Yunanlılar tanrılarını memnun etmek ve kötülüklerden korunmak için onlara ibadet ederler , kurban keserler, istediği yerde ve biçimde bunu yapabilirlerdi.

Sadece büyük tanrılar şerefine belli zamanlarda toplu oyunlar ve şenlikler düzenlenirdi.

Bunun dışındaki en belirgin ibadet şekli saçı saçmak ve kurbandı.

Tapınaklar ibadet yeri değildi ; buralarda sadece tanrı heykelleri ve tanrılarla ilgili kutsal eşyalar saklanır önünde de dini törenler yapılırdı.

Yunanlılar ayrıca bayramlarda ve dini törenlerinde tanrıları şerefine araba yarışı ve spor karşılaşmalarıda düzenlerlerdi.

Bu yarışmaların en büyüğü baş tanrı Zevs - Zeus şerefine Olimpos dağı eteklerinde dört yılda bir düzenlenen ve ilki M.Ö. 776 da yapılan Olimpiyat Oyunları idi.

Altı gün boyunca süren bu dini nitelikli spor yarışlarına çıplak olarak katılan gençler çeşitli dallarda yarışırlar birinci gelenin başına bir çelenk konur ve heykelinin yapılmasına izin verilir ve ülkesinde törenlerle karşılanır ve saygınlık kazanırdı.

Bu fon üzerinde gelişen Eski Yunan Dini´nin Özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür

1 ) Bu dinde , din adamları sınıfı yoktur.

Tanrıların eşyalarına ve heykellerine bakan rahipler birer devlet memuru olup doğu toplumlarındaki gibi ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmuyorlardı.

2) Bu dinde bireyin giderek kişiler karşısında da alçalma duygusunu geliştiren (etek öpme , el bağlama gibi) tanrılar karşısında alçalma anlayışı yoktur.

3) Bu dinde soru sormaksızın, tartışmaksızın, akıl yoluyla değil iman yoluyla inanılan dogmalar yoktur.

Doğmaya karşı çıkılamadığı için düşünce bu noktada sınırlanmaktadır.

Dolayısıyla bilim ve felsefe ile din çatışır.

İşte dogmatik din anlayışının olmaması eski Yunan da bilim ve felsefenin daha kolay gelişmesine yardımcı olmuştur.

4) Dini yayma çabası, dini propaganda ve din uğruna fedakarlık yoktur.

5) kutsal kitabı yoktur. Bu da temel bir çerçevenin olmamasına, dolayısıyla da dinsel yapıya ilişkin tüm düşüncelere açık olmasına ve onlardan etkilenmesine yol açmıştır.

6)Bugün ki anlamda günah kavramı yoktur. Sadece kusur işlemek söz konusudur.

Eski Yunanistan da tek tanrı / vahdet inancı bazı aydınların kafasında yer edinip kabul görmekle birlikte halk arasında bu görüş yayılmadı.

Zaman zaman bazı din devrimcileri, yeni inanç biçimleri (örneğin Hint inancından esinlenen Orfeus gibi ) ortaya attılarsa da fazla itibar görmemiştir.

__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Dinka Dini Hakkında Bilgi #10
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
11 Haziran 2014 , 01:25
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Dinka Dini Hakkında Bilgi

Kabile ve Doğa Dinleri - Dinka Dini

Dinka Dini..


Dinkalar Güney Sudan' da yaş;ayan bir gruptur.

Dinka Dini tipik bir kabile dinidir.

Diğer kabile dinlerinde olduğu gibi evrensel değildir,sadece kendi kabilesi tarafından inanılır,herhangi bir kutsal kitabı veya kurucusu yoktur.

Dinkalar çok (kuvvet) dedikleri insanüstü kuvvetlerin varlığına inanırlar..

Bu kuvvetlere bazen “Nhialik” de (göktekiler) derler.Onlara dua eder, hediyeler sunarlar.

Onların kendileriyle yakından ilgilendiğine inanırlar.

Ancak Dinkalar , Nhialik' i yukarıda zikredilen insanüstü kuvvetlerin en büyüğü için “şansi” ad olarak kullanırlar.

Onu yaratıcı olarak görür, kendilerine hayat , kuvvet ve sağlık verdiğine , yağmur yağdırdığına inanır,ona dua ederler.

Duaları, devamlı tekrarladıkları cümleler halindedir

Günümüzde Dinkalar Sudan'da yaklaşık 1.000.000'a varan nufuslarıyla "mızrağın efendileri"nin yönetiminde yaşamlarını sürdürmektedirler.

İnekler Dinkaların hem sosyal hemde dini yaşamlarında önemli bir yer tutar.

Alıntı
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...

« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Benzer Konular
Konu
Konuyu Başlatan
Forum
Cevaplar
Son Mesaj
AppendiX
iPhone
0
23 Temmuz 2019 15:24
AlpereN
Osmanlı Tarihi
0
06 Haziran 2019 15:39
BuYuCu
Edebiyat Kulübü
0
24 Mayıs 2019 09:02
Sanem
Bunları Biliyor musunuz? Arşiv
0
11 Mayıs 2019 23:23