izmir escort escort izmir porno porno izle
Şamanizm Hakkında Herşey - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Red face Şamanizm'de 3 Alem #1
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
11 Mart 2013 , 02:43
Alıntı ile Cevapla
Asya Şamanizm’inde üç âlem sözkonusudur: Yer yeraltı Gök. Fakat bunlar sembolik ifadelerdir. Yeraltı terimi Asya’nın kimi Şamanist geleneklerinde öte-alem anlamında kullanılır kimi Şamanist geleneklerinde ise ölüm olayının akabinde yaşanılan kargaşa ve vicdani hesaplaşma dönemini ifade etmek üzere kullanılır. Dolayısıyla bazı Şamanist geleneklerde yeraltı denildiğinde genellikle öte-alemin titreşim düzeyi kaba ve yoğun ortamları sözkonusudur. Yeraltı deyiminin bu anlamda kullanıldığı şamanist geleneklerde öte-alemin huzurlu ortamları ise “gölgeler diyarı” gibi başka ifadelerle belirtilmektedir. Yakut Türkleri Çukçiler ve Yuka****er insanın üç “can”ı olduğunu kabul ederler. Ölüm olayında biri mezarda kalır biri “gölgeler diyarı”na iner üçüncüsü ise Göğe çıkar. Ölüler bir süre sonra yeryüzünde tekrar doğabilirler. Uygurlar inandıkları sürekli olarak tekrar doğma olgusuna “sansar” adını verirler.

Asya Şamanizm’ine özellikle Altay Yakut ve Uygur Türkleri’nin geleneklerine göre insanların yaşadığı Yerölülerin göçtüğü “yeraltı” (öte-âlem) ve spiritüel anlamdaki Kutsal Gök’ten oluşan üç ortam merkezlerinden geçendirek ya da kazık denilen bir eksenle birbirine bağlanırlar. Bu eksen “Göğün göbeği” ile “Yer’in göbeği” arasında yer alır.

Bu kavram Altay Yakut ve Uygur Türkleri’nin geleneklerinde şöyle açıklanır: İnsanların yaşadığı Yer ölülerin göçtüğü “yeraltı” (öte-âlem) ve spiritüel anlamdaki Gök’ten oluşan üç alem ya da ortam merkezlerinden geçen bir eksenle birbirine bağlıdır. “Yer’in göbeği” ile “Göğün göbeği” arasındaki bu eksenin geçtiği bu ortamların ortasındaki delikler ya da açıklıklar bir tür geçittir. Şamanlar “uçuş” (trans deneyimi) sırasında bir ortamdan diğerine geçerken bu irtibat geçitlerinden yararlanırlar. Aynı şekilde ölenler de öte-âleme bu yolla göçerler. Öte-âleme giden şamanlar oraya “Yer’in deliği” geçidinden geçerek gider yine bu delikten ya da kapıdan dönerler. “Yer’in ekseni” kavramı Altay Yakut ve Uygur geleneklerinin yanı sıra Başkurt Kırgız Kalmuk Çukçi BuryatSamoyet Koryak Moğol Tibet Fin Lapon ve Estonya geleneklerinde da bulunur.

Altay Yakut ve Uygur Türkleri’nin geleneklerine göre şamanın “Yeraltı”na inebilmesi veya “gökler”e çıkabilmesi için önce “Yer’in Ekseni”ne çıkması gerekir. “Yeraltı”na inmesi gereken Altay şamanı “uçuş” yolculuğunda önce “demir dağ”a (Temir taikşa) tırmanır. Yer’in Ekseni”ne çıkması işte bu sembolik “dağ”ı aşıp “Yerin Göbeği” denilen delikten girmesiyle mümkün olur.

Şaman gölgeler diyarı’na giderken öncelikle “Yerin göbeği”ndeki bu delikten “Yer’in Ekseni”ne ulaşmak sonra da “Yeraltı”nın cehennemi kısmından geçmek zorundadır. Ölen kimseler de bu yolculuğu yaparlar ki bu yolculukta ölünün geçemediği takdirde azap çekmesinin sözkonusu olduğu bir köprü’yle karşılaşılır.

Kuzey ve Orta Asya Şamanizm’inde yeraltı âlemi 7 veya 9 katlıdır. Ölüm olayı ile beden terk edildikten sonra kimileri yeraltı katlarındaki ortamlara kimileri ise Gök katlarındaki ortamlara giderler. Şaman da trans deneyimi sırasındayapacağı uygulamanın amacı ve türüne göre ya yeraltı âlemine iner ya da Göğe çıkar. Örneğin bir hastayı iyileştirmek için Göğe çıkması fakat bir ölünün ruhuna eşlik etmek hastanın ruhunu geri getirmek (ölmemesini sağlamak) veya yeryüzünü terk etmek istemeyen ölüleri ‘gölgeler diyarı’na götürmek için Yeraltı’na iner. Fakat herhangi bir nedenle Göğe çıkacak bir şamanın önce yeraltı denilen âleme inmesi gerekir. Yani hiç kimse “Yeraltı”na (öte-âlem) inmeden Göğe çıkamaz.
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

Red face Şaman ve Şamancıl Erginlenme #2
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
11 Mart 2013 , 02:43
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Deus otiosus'a dönüşen veya sonsuzca çoğalan egemen bir gök tanrısı; yaratıcı olsa da eserleri (dünya ve insan) şeytani bir düşmanın kurnazca müdahalesiyle bozulan bir Tanrı; insan ruhunun savunmasızlığı; cinlerin ve kötü ruhların yol açtığı hastalıklar ve ölüm; kimi zaman oldukça mitolojik bir coğrafya gerektiren üç bölümlü -gök yeryeraltı- bir evren... Orta ve Kuzey Asya dinlerinde şamanın ne denli önemli bir rol oynadığını daha iyi kavramak içinbu birkaç temel unsuru hatırlamak yeterli olacaktır. Gerçekten de şaman hem teolog hem cinbilimci; hem esrime uzmanı hem otacı avın yardımcısı topluluğun ve sürülerin koruyucusu ruhların kılavuzu bazı toplumlarda da bilge ve ozandır.
"Şamanizm" terimiyle ifade edilen şey arkaik ve tüm dünyaya yayılmış bir dinsel görüngüdür. Ama terimin dar anlamında şamanizm özellikle Orta ve Kuzey Asya ile Kuzey kutbuna yakın bölgelerde hüküm sürer. Şamanizm yine Asya'da karşılaşmış ama kendi özgün yapısını yitirmemiştir.
Şamanın çok sayıda gücü erginlenme deneyimlerinin sonucudur. Şaman adayı erginleme sürecinde geçtiği sınavlar sayesinde insan ruhunun ne denli savunmasız olduğunu ölçer ve onu koruma yollarını öğrenir; aynı şekilde farklı hastalıkların yarattığı acıları tecrübeyle tanır ve bunların sorumlularını tanımlamayı öğrenir; ritüel bir ölüm yaşarölüler diyarına iner ve kimi zaman göğe çıkar. Kısacası şamanın tüm güçleri deneyimlerine ve "manevi" nitelikteki bilgilerine bağlıdır; tüm ruhlarla yakınlaşmayı başarır: yaşayanların ve ölülerin ruhları tanrılar ve cinler üç kozmik bölgeyi dolduran -ve insanların geri kalanının gözlerine görünmeyen- sayısız figür.

1) Kendiliğinden bir esinle (çağrı veya seçilme); 2) Şamanlık mesleğini soyundan miras alarak ve 3) Kişisel bir kararla ya da daha ender olarak kabilenin isteğiyle şaman olunur. Ama seçim yöntemi ne olursa olsun şaman ancak çifte eğitim aldıktan sonra şaman olarak kabul edilir: 1) Esrik nitelikte bir eğitim (düşler görüler kendinden geçme halleri vb.) ve 2) Geleneksel nitelikte bir eğitim (şaman teknikleri ruhların adları ve işlevleri kabilenin mitolojisi ve soy kütüğü vb.). Ruhların ve yaşlı usta şamanların üstlendiği bu çifte eğitim erginleme sürecini oluşturur. Erginleme töreni herkese açık olabilir ama böyle bir törenin yokluğu asla erginlemenin yokluğu anlamına gelmez: Aday düşünde veya esrime deneyimi içinde de pekala erginlenebilir.

Mistik esinin belirtileri kolaylıkla fark edilebilir. Şaman adayı tuhaf tavırlarıyla topluluktan ayrılır: Dalgınlaşıryalnız kalmak ister ormanlarda veya ıssız yerlerde dolaşmayı sever görüleri vardır uyurken şarkı söyler vb. Soydan gelen şamanizmde bile şaman adayı seçilmeden önce bir tavır değişikliği sergiler: Ata şamanların ruhları aileden bir genci seçer o zaman bu genç dalgınlaşır ve hayalcileşir yalnız kalma ihtiyacına kapılır kehanet görüleri belirir ve bu arada bilincini yitirmesine neden olan saldırılara uğrar. Bu sırada Buryatların kanısına göre ruhu diğer ruhlar tarafından alınıp götürülmüştür; tanrılar sarayına kabul edilen ruh orada mesleğin sırları tanrıların biçimleri ve isimleri ruhların isimleri ve onlara tapınma biçimleri vb. konularda ata şamanların eğitiminde geçer. Ruhancak bu ilk erginlenme işlemini tamamladıktan sonra yeniden bedene döner.

"Hastalık" belirtisi birçok kez klasik erginlenme ritüelinin hemen ardından görülür. "Seçilmiş"in çektiği acılar her açıdan erginlenme işkencelerini andırır; erginleme ayinlerinde olduğu gibi aday "erginleyici mürşit" cinlerin elinde can verir şaman adayı "hastalık cinleri" tarafından kesildiğini ve parçalandığını görür. Hasta ritüel ölümü Yeraltı dünyasına iniş biçiminde deneyimler: Düşünde kendisinin parçalanmasına tanık olur cinlerin kafasını kestiğinigözlerini çıkardığını vb görür. Yakutlara göre ruhlar şaman adayını yeraltına götürür ve oradaki bir eve üç yıl hapseder. Şaman erginlenme sürecini orada yaşar. Ruhlar onun başını kesip bir kenara koyduktan sonra bedenini küçük parçalara ayırıp çeşitli hastalıkların ruhlarına dağıtırlar. Şaman adayı otacılık gücüne ancak bu koşulla erişebilir. Daha sonra kemikleri taze etle kaplanır ve bazı örneklerde yeni kan da verilir. Başka şamanlar erginlenme hastalıkları sırasında ata şamanları onları oklarla delik deşik ettiğini etlerini kesip kemiklerini koparıp onları temizlediklerini; veya karınlarını deşip etlerini yiyip kanlarını içtiklerini anlatırlar. Bu sırada onlar bilinçsiz ve neredeyse cansız bir halde üç ila dokuz gün yurtta veya ıssız bir yerde yatarlar. Hatta bazıları sanki soluk almayı bile kesmiş ve öldü sanılıp gömülecekken kurtulmuştur. Sonunda tamamen yenilenmiş bir beden ve şamanlık yapma yeteneğiyle dirilirler.

Genellikle aday yurtta bilinçsiz bir halde yatarken aile bir şamana başvurur ve daha sonra onu eğitme görevi de bu şamana verilir. Öğretim batıni niteliktedir ve kimi zaman esrime hali içinde alınır; başka bir deyişle usta-şaman öğrencisini ruhların ve cinlerin yaptığı gibi eğitir. Yakutlarda usta çömezinin ruhunu yanına alıp uzun bir esrime yolculuğuna çıkarır. Önce bir dağa tırmanırlar. Hoca çömezine yolun dağın tepesinde nasıl çatallandığını ve yoldan ayrılıp doruklara tırmanan patikaları gösterir: İnsanı sıkıntıya sokan hastalıklar oralarda barınmaktadır. Hoca daha sonra öğrencisini bir eve götürür. Orada şaman giysilerini sırtına geçirip birlikte şamanlık yaparlar. Hoca bedenin çeşitli bölümlerine saldıran hastalıkları nasıl tanıyıp iyileştireceğini öğretir. Sonunda öğrencisini üst dünyaya göksel ruhların yanına götürür. Yeni şamanın artık "kutsanmış bir bedeni" vardır ve mesleğini icra edebilir.

Özellikle Buryalar Goldlar Altaylılar Tunguzlar ve Mançularda kamusal erginleme törenleri de vardır. Buryatlıların töreni en ilginçler arasındadır. Yurdun içine sğlam bir kayın ağacı dikilir tepesi duman deliğinden dışarı çıkar kökleri ise ocağa gömülür. Bu kayın ağacına "kapının bekçisi" denir çünkü göğün kapısını şamana o açar. Şaman adayı kayının tepesine kadar tırmanır ve duman deliğinden dışarı çıkıp Tanrıları yardıma çağırmak için vargücüyle haykırır. Daha sonra töreni izleyen herkes bir ayin alayı oluşturarak bir gün önce tören için birçok kayın ağacının dikildiği köyden uzak bir yere doğru yürür. Bir kayın ağacının yanında bir teke kurban edilir ve üstü çıplak şaman adayının başı gözleri kulakları kanla ovulur bu arada diğer şamanlar davul çalar. O zaman usta şaman bir kayın ağacına tırmanır ve tepesine dokuz çentik atar. Acemi şaman da peşinde diğer şamanlarla ağaca çıkar. Tırmanırken hepsi esrime içinde aşağı düşer veya düşer gibi yapar. Bir kaynağa göre şaman adayı dokuz çentik gibi göğün dokuz katını simgeleyen dokuz kayın ağacına tırmanmak zorundadır.

Kaynak: Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi Mircea Eliade
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Red face Şamanlıkta Bölgesel Farklar #3
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
11 Mart 2013 , 02:44
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Son araştırmalar şamanlığın Türkler’e özgü olmayıp bütün Asya’ya yayıldığını (Samoyedler’den Endonezya adalarına kadar) göstermektedir ki araştırmacılar artık Amerika Kızılderilileri'ni de Şamanizm kapsamında ele almaktadırlar. Nitekim Mircea Eliade Şamanizm adlı kitabında Asya’nın şaman topluluklarında Amerika Kızılderilileri'nde ve Okyanusya yerlilerinde sayısız unsurun ortak olduğunu ortaya koymuştur.
AVRUPA
Şamanlık Avrupa'da ilk çağ devirlerinden beri yaygındı ve farklı Töton kabileleri ve Fin-Baltık halkları arasında Demir Çağı boyuncu uygulanmıştı. Hristiyanlığın doğuşuyla birlikte şamanlık yok olmaya yüz tutmuş özellikle şehirlerde oldukça kaybolmuş ve fakat kırsal kesimlerde şamanlıktan kalma adetler Hristiyan olan halklar arasında yaşamaya devam etmiştir.
SİBİRYA
Sibirya klasik şamanizmin anavatanı kabul edilmektedir. Bölgedeki Ural Altay Paleosibiryalı halklar özellikle de avcı-toplayıcı gruplar modern dönemlere kadar şamanistik uygulamalarda bulunmaya devam etmişlerdir.
ESKİMO
Geleneksel eskimo inanışı ise şaman denilen din adamları etrafında organize olmuş karmaşık ve sözlü olarak nesilden nesile nakledilen bir inanç sistemidir. Destanlar ve şarkılı şiirli atışmalar kültürlerinde önemli bir yer tutar.İskandinav Arktiğindeki Laponların şamanizmiyle Eskimo şamanizmi arasında benzer yönler bulunur.Doğu Sibirya'dan Kuzey Kanada'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşayan Eskimo gruplarının şamanist uygulama ve inançlara sahip oldukları kaydedilmiştir.
AMAZON BÖLGESİ
Amazon Yağmur ormanlarında bazı yerli grupları şaman eylemlerinde bulunmaktadırlar. 20.yüzyılda Tukano şamanlığının zengin sembolizmi üzerine alan araştırmaları yapılmış..
AMERİKA KITALARI
Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında yaşayan Yerlilerin tek bir evrensel Yerli Amerikan Dini veya manevi sisteminden bahsedilemeyecek denli çeşitli inançlara sahip oldukları bilinmektedir. Bununla birlikte yerel kültürlerin geleneksel şifacıları mistikleri otacıları (medicine people) bulunmakta ancak onlar halkları arasında şaman terimi yerine kendi yerel dillerindeki kelimelerle anılmaktadırlar. Sözkonusu ruhsal liderler tipik asya şamanlığında olduğu gibi kabilenin karşılaştığı önemli olaylar veya kişisel rahatsızlıklara çare bulmak için ruhlar alemine uçabilmekte trans haline girebilmekte ve ateş ve tütünden yararlanabilmektedirler.
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Red face Şamanizmde İnisiyasyon #4
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
11 Mart 2013 , 02:44
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Şamanist inisiyasyonda her şaman adayı rüyalar trans ruhların isim ve fonksiyonları şaman teknikleri ‘gizli dil’ gibi bazı konularda bir eğitimden geçirildikten sonra şaman olabilir. Asya Şamanist inisiyasyonlarında sırra (mister) erme denilen “inisiyatik ölüm” ya da “cehenneme iniş” deneyimi Sibirya ve Orta Asya’daki Şamanist Türkler’in (Yakutlar Altaylılar vs.) tradisyonlarına göre hami-rehber ruhlarca yeraltı denilen öte-alemde veya spiritüel gök katlarında gerçekleştirilir. Bu deneyim fiziksel olarak genellikle orman kır mağara gibi toplumdan uzak ve kutsal sayılan bir yerde gerçekleştirilir. Şaman (Kam) adayı önceden hazırlık eğitimini almış olsa da sırra (mister) erme denilen bu deneyimi yaşamadan adayın şamanlığı resmîleşmez. Bu deneyimi ancak gereken hazırlık eğitimini almış şaman adayları geçirebilir. (Hazırlık eğitimi ancak dalgınlık olup bitene ilgisizlik birtakım nöbetlere tutulma gibi ön belirtiler gösteren adaylar arasından bir iç çağrısı alma ve mağaralarda haberci rüyalar görüp hami-rehber varlıklarıyla irtibata geçme gibi ilâhî “seçilme” belirtileri göstermiş olana verilir.) Davulu transa girmeyi kolaylaştıracak bir şekilde kullanmayı öğrenmiş aday birtakım acı verici sınavlara tâbi tutulduktan sonra ölüm deneyimini yaşamak üzere transa girer. Şaman adayı birkaç gün süren bu deneyim boyunca ruh ve beden bağları gevşemiş halde yatar. İnisiyasyonlardaki cehenneme iniş ya da ikinci doğuş denilen bu olgular Şamanizm’de şaman adayının vücudunun sembolik olarak parçalanması suretiyle organlarına ayrılması ve sonra bu parçaların birleştirilmesi veya etlerinden sıyrılmış kemiklerinin etlenmesiyle vücuduna yeniden kavuşması olarak simgelenir. Sırra erme denilen bu süre zarfında hami-rehber varlıkları şamanın ruhuna şamanlığı için gerekli her şeyi öğretirler. Öğrettikleri arasında meslek sırları “gizli dil” hastalıkların özellikleri iyileştirilme yolları da bulunur. Bu işlemler bittiğinde ve hipnotik uykudan çıktığında aday kendini birtakım güçlerle donanmış ve bir hayli değişmiş halde bulur. Artık yalnızca bedensel gözleriyle değil ruhani gözüyle (kalp gözüyle) de görebilmektedir.
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Red face Ak Kam ve Kara Kam (Şamanizm) #5
Üyelik Tarihi: 12 Ekim 2012
Mesajlar: 9.274
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
11 Mart 2013 , 02:45
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
AK KAM - KARA KAM

Anohin’e göre Altaylılarda Şamanlar Ak Kam ve Kara Kam olmak üzere ikiye ayrılır. Birinciler yalnız göğe ve başta aydınlık dünyasının hakimi Ülgen olmak üzere oradaki iyi ruhlar Şamanlık ederler. İkinciler ise yalnız yeraltının korkunç ruhunu temsil eden Erlik ile ona bağlı ruhlar (kara töz) için tören yaparlar. Bu iki tür Şaman giysi bakımından da birbirinden ayırt edilir. Genellikle ayinlerde mistik bir karakter taşıyan Kara Şamanların tersine olarak ak Şamanların daha gösterişsiz ve sade giyindikleri göze çarpar. Kadınlar temiz sayılmadıkları için yalnız kara Şaman olabilir ama gök ruhları adına yapılan törenlere katılamazlar. Troşçanskiy’e göre Yakutlar Ak Şamana ayı oyuna Kara Şamana ise abası oyuna derler. Ancak birincisi aslında Şamanlık yapmayıp yalnızca kurban keser. Öte yandan Pripuzov Yakutlarda Şamanlar için böyle bir ayrım yapıldığından söz etmez. Ona göre Yakutlarda gerek yeraltındaki gerekse yukarı alemdeki ruhları çağıran Şaman aynı kişidir.
Agapitov-Hangalov Buryat Şamanlarının iyi ya da kötü ruhların hizmetinde bulunmalarına bakarak ikiye ayrıldıklarını belirtir. Ak Şaman (sagani bö) iyi tanrılara tapar onların aracılığıyla insanlara iyilik eder. Kara Şaman (karain bö) ise kötü ruhlara tapar yalnız onlara kurban keserek insanlara türlü kötülükler yapmaya çalışır. Onlarda Ak Şamanların giysileri beyaz Kara Şamanlarınki ise mavidir. Ak Şaman ölünce cesedini yakıp küllerini beyaz bir kumaş torbaya koyarlar. Kara Şamanın cesedinin küllerini ise kara bir torbaya koymak adettir. Harva Buryatlarda kara Şamanların bu kadar kötü bir şöhrete sahip oldukları hakkındaki yorumları abartmalı bulmakta ve haklı olarak onların yeraltındaki korkunç güçleri çeşitli araçlarla yatıştırıp zararsız duruma getirmelerini insanlar için hayırlı bir iş olarak değerlendirmektedir. Aynı yazara göre tersine olarak Buryatlarda Şamanizmi en eski şekli ile temsil edenler bu kara Şamanlardır.



Anohin Altay erkek ve kadın Şamanlarının soykütükleri üzerinde dururken ya yalnızca Ak Kamlık ya da yalnızca Kara Kamlık yapan Şamanların yanında bir çok kamların hem gök hem de yeraltı ruhları için her iki Şamanlığı birden yaptıklarını da yazar. Nitekim Şorlarda yalnız bu tür Şamanların bulunduğu anlaşılmaktadır. Genellikle Altaylılarda kara Şamanların sayısı ak Şamanlarınkinden daha azdır.
__________________
Bu bilinmezlik tiyatrosunun,en afili oyuncularıyız artık
yalnızlık bir boksörün sol kroşesi kadar sert
yalnızlık bir halk klişesi kadar efsane.
işte şimdi sevgilim,ben tam olarak bu coğrafyayı
bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum.
Bu ülke kadar soyulmuş,bu ülke kadar yorgun
bu ülke kadar tutsak ve,üzerine oyunlar oynanmış.
beni öpmeye gelirken,bana bir kalbin arasına gizlenmiş
YENİ BİR KİMLİK GETİR!


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Şamanizm Nedir? #6
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
31 Mart 2013 , 19:33
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Şamanizm Nedir?





Şamanizm bir inanç sistemidir.Şamanizm puta tapma putlardan yardım dileme gibi ilkel ritüellerle karıştırılmamalıdır.

Şamanizm bir dindir.Şamanizmi dinler kategorisine sokmamak yanlış olur.Aslında bu dini Şamanizm olarak adlandıranlar yanlışlığı baştan yapmaktadırlar. Şaman kimdir, şamanın görevi nedir bunu düşünmemişlerdir.

Şaman dini törenleri yöneten,topluluk adına tanrıdan yardım dileyen,taleplerde bulunan,tanrı katından haberler veren bir din adamıdır. Hırıstiyanlığa papaizm, Müslümanlığa imamizm denmiyorsa bu dine de şamanizm denemez. Bu dinin adı Şamanizm değil tek tanrı dini ya da Türkler'deki deyişiyle Gök Tanrı inancı,Gök Tanrı dinidir.Şamanizm de bir tanrı vardır. Bu dinin mensupları tek Tanrıya taparlar. Oysa genel görüşe göre şamanlar onlarca tanrıya ve bu tanrıların putlarına tapan ilkel bir inancın mensuplarıdır.Yanlış söylemiyle Şamanizm,doğrusuyla GökTanrı inancı Kuzey ve Orta Asya Türk topluluklarında halen yaşamaktadır. Şamanizm'de bir tek yaratıcı Tanrı vardır. Şamanizm ölümden sonra insanların yeniden dirileceğine dünya üzerindeyken Tanrı'nın hoşuna gidecek davranışlarda bulunanların mükafat, Tanrı'nın buyruklarına karşı gelenlerin ise ceza göreceklerine inananır. Şamanizm'de cennet (Uçmağ) cehennem (Kızıl Tamu) inancı vardır.Öyleyse Şamanizm yani Gök Tanrı inancı sistemli kuralları olan gerçek bir dindir.





Şaman kimdir,şamanın görevleri nelerdir?


Şaman öz Türkçe bir kelime değildir.Şaman kelimesiHindistanda yaşayan yerel bir gurup olan pali'lerin dilindeki Samana'dan gelmektedir. Aslında şaman batılı araştırmacıların yanlış bir adlandırmasıdır. Ruhlardan ilham alan kişi anlamındaki şaman kelimesini bütün toplulukların dinlerinin ismi yerinekullanmışlardır.Şamanın Türkçedeki karşılığı Kam'dır.Türklerin dini törenlerini yöneten kişidir Kam.Kam kelime anlamı olarak harekete geçiren,hareketli demektir. Kamçının vazifesi gibi şaman yani Kam'da dini törenler esnasında hareketlidir.Şaman içinde bulunduğu toplumu karşılaştıkları sorunlara çözüm yolunda harekete geçirir. Şamanın ana vazifesi insan ve doğanın uyum içinde oluşunu sağlamaktır.

__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...

Standart #7
Üyelik Tarihi: 18 Haziran 2012
Mesajlar: 3.848
Aldığı Beğeni: 2
Beğendikleri: 0
31 Mart 2013 , 19:47
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Teşekkürler @DoLuNaY
__________________

Anadan doğma entelektüel bile olsa bir kadın ya da erkek bir kere terk edilsin yeter.
Bütün o fularlı zihniyet, yabancı edebiyat okuma takıntısı ya da ağız dolusu söylenen aşırı dozda sosyalist söylemlerin yerini
"bir kulunu çok sevdim, o beni hiç sevmiyor" alır.
Oğuz Bal
Standart #8
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
31 Mart 2013 , 19:56
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Alıntı: Ukala Sözler Nickli Üyeden Alıntı
Teşekkürler @DoLuNaY
rica ederim canım okuyan gözlerine sağlık eywallah
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Şamanizm’in Bugünkü İzleri #9
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
27 Aralık 2014 , 21:27
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Şamanizm’in Bugünkü İzleri

Şamanizm Gök Tanrı’ya inanan Şaman Türkler Müslüman Arapların Orta Asya’ya ulaşması ile binlerce yıllık inançlarını değiştirmek zorunda kalırlar.

Türklerle Arapların ilk karşılaşmaları Kafkasya üzerinden Hazar Türkleri, Horasan üzerinden de Göktürklerle olmuştur.

Türklerin İslamlaşması 300-350 yıl kadar sürmüştür.

Oğuzlar iki asırda, Kıpçak Türkleri de 14. yy başlarında İslamlaşmışlardır.

Türkler Müslümanlığa eski inançlarını da taşıdılar. İslam’ı aynen benimseme yerine kendi inançlarıyla harman edip yeni bir sentez oluşturdular.

Bu sentez, İslam’ın Orta Asyalılaşması olan ve başında Hoca Ahmet Yesevi’nin bulunduğu İslam’ın sufi yorumudur.

Sufilik, yani Tasavvuf, İslamiyet’in siyasal mücadelelere, hırs ve menfaate alet edilmesine tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Türkler arasında İslamiyet’i, dinin şer’i kurallarını önemsemeyen, dini sufice yorumlayan, halkın benimseyeceği biçimde ifade eden ve halkın eski inançları ile yeni dini kaynaştıran “sufiler” yaymıştır.

9. ve 10. y.y. da Türkistan’ı adım adım arşınlayan dedeler, babalar, atalar; tıpkı şaman dedeler gibi menkıbeler, nasihatler anlatan, halk üzerinde sevgi ve saygıdan kaynaklanan nüfuzları olan kimselerdi.

Daha sonra bu dedeler, babalar göçlerin başında, uzun süren yolculuklar sonunda Anadolu’ya ulaştılar.

Bunlar Anadolu’da, dede, baba, abdal ve gazi gibi ad ve unvanlarla Orta Asya’daki misyonlarını sürdürmek için dergahlar açtılar.

Mevlana’lar, Hacı Bektaş Veli’ler, Ahi Evran Veli’ler, Abdal Musa’lar, Sarı Saltık’lar, Taptuk Emre’ler, Yunus Emre’ler bu coşkun ırmağın Anadolu’daki kollarıdır.

Şamanlığın Anadolu’daki İzleri

Türklerin İslamiyet’i kabulünden bu yana on asır geçmiş olmasına rağmen, bugün günlük hayatımızdaki birçok kültürel öğe İslam’dan önceki kültürün izlerini taşımaktadır. Şimdi bunlardan bazılarını ele alalım:

AY

Yakut Türkleri ay tutulmasını ayın küçülmesi olarak yorumlamakta, bu küçülmenin ayın kurtlar ve ayılar tarafından yenmesinden kaynaklandığını düşünmektedirler.

Altaylılar ise ay tutulmasının “Yelbegen” isimli yedi başlı bir canavarın ayı yemesi sonucu oluştuğuna inanmaktadırlar.

Orta Asya’da bu yaratıkları korkutup kaçırmak ve ayı kurtarmak için de havaya taş atılmakta ve gürültü yapılmaktadır.

Bu inanışın devamı olarak bugün de Anadolu’da ay tutulması sırasında havaya silah sıkılır, teneke çalınır ve gürültü yapılır.

Anadolu’da yeni ayın görünmesi sırasında yere diz çökerek niyaz edilmekte, gökyüzüne, aya ve toprağa bakarak dilekte bulunulmaktadır.

Yeni ayın yeni umutlara ve yeni başlangıçlara vesile olacağını düşünülür. Bu olgu da Türklerin eski Gök Tanrı inancından kaynaklanmaktadır.

MUM

Cami avlularında mum yakılması, ağaçlara bez ve çaput bağlanması da Şamanizm döneminden günümüze aktarılan geleneklerdir.

MÜZİK

Şamanlar ayinlerinde davul ve kopuz kullanmışlardır. Müziksiz bir ayin düşünülemez. Oysa İslam dininde Kuran dışındaki dini eserlerin müzikle okunması günahtır.

Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu’da Muhammed’in, Ali’nin hayatları müzikle okunmaktadır. Mevlit ve İlahiler sadece Anadolu’da uygulanan müzikli anlatımlardır.

40 SAYISI

Şaman inanışına göre ruh fiziki bedeni 40 gün sonra terk etmektedir. Türk destanlarında kırk sayısı çok yer alır ve kırk yiğitler, kırk kızlar epeyce geçer. Manas destanında olduğu gibi, Dede Korkut hikayelerinde kırk yiğitler görülmektedir.

Kırgız türeyiş efsanesinde de, Sağan Han’ın bir kızı ve otuz dokuz hizmetçisi ile kırk kız bir gölün kenarına giderek sudan gebe kalmışlardı.

Oğuz’un verdiği şölende, diktirdiği sırıkların boyu kırk kulaç uzunluğunda idi. Hikayelerde ve masallarda kırk gün ve kırk gece düğünler, kırk haremiler, kırk satır ve kırk katır çok geçer.

Bazı ejderhalar vardır ki onlar yenilmez ve ölmezler, ancak bunların tılsımları bozulursa ölürler. Bu gibi ejderhaların kırk günlük bir uyku zamanı vardır.

İşte bu zamanda ejderhanın yanına gidilir, üzerinden kırk tane kıl koparılır, ateşe atılarak yakılırsa ejderha da ölür.

40 sayısı da totemcilik döneminden kalma bir inanıştır. Semavi dinler dahil tüm dinlerde 40 sembolünün görülmesi dinlerin evrim süreci konusunda fikir vermektedir.

İslamiyet’te ölümün ardından 40 gün geçtikten sonra Kuran ve Mevlit okutma adetlerinin, Musa’nın Tanrı’nın buyruklarını Tur dağında 40 gün 40 gecede almasının, eski Mısır’da firavunun ölümünden kırk gün sonra cennete gidebilmek için bir boğa ile mücadele etmek zorunda kalmasının, Hıristiyanların paskalyaya 40 gün oruç tutarak hazırlanmasının, Ayasofya kilisesinin zemin katında 40 sütununun ve kubbesinde de 40 penceresi olmasının kökeninde o devirlerden kalma şaman veya totem gelenekleri yatar.

MEZARTAŞI

Şaman ayin sırasında yardımcı ruhlarını kullanmaktadır. Ölülerin, ailenin vefat etmiş büyüklerinin, eski Şamanların ruhlarının, ormanın, suyun ve yerin yardımcı ruhlarının da Şaman’a yardım ettiği kabül edilir.

Ölen büyüklerin ruhlarının çoğalması sonucu bu ruhların en kıdemlisinin ruhların başına geçeceğine ve bunun da diğerlerinin yardımı ile Şaman’a yol göstereceğine inanılır. Kuş biçiminde düşünülen bu ruhlar Şaman’a gökyüzüne yapacağı yolculukta yardımcı olmaktadırlar.

Toplumda ulu kabul edilen kişilerin ölümünden sonra ruhlarından medet ummak mezarları kutsamış ve bu yerler medet umulan yerler haline gelmişlerdir.

Günümüzde mezar, türbe, yatır ve benzeri yerlerin ziyareti ve bunlardan medet umulması da bu inanç sisteminin devamı olarak ortaya çıkmıştır.

Göktürkçe de ve Uygurca da “ruh” için can anlamına gelen “tin” sözcüğü kullanılıyordu. Bu aynı zamanda “soluk” demekti. Ölüm, soluğun kesilmesi, ruhun bedenden ayrılıp uçması biçiminde düşünülüyordu.

Bu yüzden de bazen “öldü” yerine “uçtu” denilmektedir. Ruhları öbür dünyaya göç eden ataların, orada rahatsız edilmemeleri, iyi yaşamaları gerektiğine inanılırdı.

Bu nedenle Eski Türklerde mezarları gizleme geleneği yoktur, aksine özellikle büyüklerin özel mezarları yapılıp, üzerlerine bir yapı (bark) yapılmış, barkın iç duvarları ölünün yaşarken katıldığı savaş sahnelerini gösteren resimlerle süslenmiştir.

Ayrıca mezarın veya mezar yapısının üstüne Balballar dikilmiş, sıradan kişilerin mezarlarına da, belirli olması için tümsek biçimi verilmiştir.

Arap dünyasında mezar taşı yoktur. Ölünün toprakla bütünleşmesi ve zaman içinde kaybolması istenir. Kutsanması günahtır.

Mezarlara taş dikilmesi ve bu taşın sanat eseri haline getirilecek kadar süslenmesi İslam coğrafyasında sadece Anadolu’da görülmektedir.

Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu’da mezarlara ölenlerin sevdiği eşyalar bile konmaktadır. Gelin ve genç kızların mezarları tel ve duvaklarla süslenmektedir.

KURBAN

Gök Tanrı inancında kanlı kurbanlardan başka bir de kansız kurbanlar vardır. Saçı, yalma, yani ağaçlara veya kamın davuluna bağlanan paçavralar, ateşe yağ atma, tözlerin ağızlarını yağlama ve kımız serpme gibi törenler bu kansız kurbanlardır.

Kansız kurbanların en önemlisi ruhlara bağışlanarak başıboş salıverilen hayvanlardır. Bu tür kurbanlara eski Türkler “ıduk” demişlerdir. Bunun kelime karşılığı “salıverilmiş”, “gönderilmiş” demektir.

Terim olarak “tanrıya gönderilmiş, tanrıya bağışlanmış hayvan” anlamını taşır.

Anadolu’da da ağaçlara çaput bağlama kafesteki kuşların salıverilmesi halen sürdürülen gelenekler arasındadır.

ÖLÜM

Şamanizm’de köpek ruhun yaklaştığını uzaktan acı ulumayla haber verebilmektedir. Sıradan bir kişi bu ruhu görürse bu onun pek yakında öleceğine işaret sayılır. Anadolu’da günümüzde köpek uluması uğursuz sayılmaktadır.

Köpeklerin bazı olayları önceden algıladıklarına ve bunu uluyarak anlattıklarına inanılır. Köpekler duyular dışı algılamalarıyla nasıl ki depremleri önceden haber veriyorlarsa bir evden ölü çıkacağını da önceden hissedebilmekte ve uluyarak duyurabilmektedirler.

Şaman dünyasında ölüme inanılmadığı için Anadolu’da çoğunlukla “öldü” kelimesi kullanılmaz.

Ruhun ölmediğini vurgulamak için, “Göçtü”, “Dünya değiştirdi”, “Hakk’a yürüdü” gibi anlatımlar kullanılır.

DEDE – ŞAMAN

Anadolu’da dede olmanın temel koşulu dede soyundan gelmektir.

Şamanlarda da durum aynı idi. Gerek dedelik gerek Şamanlığın soydan gelme dinsel özelliği dışında, seçiliş şekilleriyle, kıyafetleriyle, gördükleri hizmetlerle ve kendilerine gösterilen sevgi ve saygıda, bu denli zaman aralığına rağmen aralarında şaşırtıcı benzerlikler bulunmaktadır.

Dedeler de Şamanlar gibi tamamen hafızaya dayalı zengin halk şiirini, nefesleri, duaları ve sözlü halk geleneğini nesilden nesile aktaran iletişim organları gibidirler.

Şamanlar gibi dedelerin de hastalıkları iyileştiren olağanüstü güçleri olduğuna inanılır. Şaman kendi çocukları arasında Şamanlığa en çok ilgisi olanı seçer ve geleceğe dayalı gizli bilgiyi de vererek yetiştirir. Bu durum aynen Anadolu Aleviliği’nde dede

İÇKİ

Şamanlar (kamlar), tanrılar ve koruyucu ruhlar için arak (rakı) saçı saçarlar, bu kansız kurban sayılır. Oysa İslam’da içki içilmesi kesinlikle yasaklanmıştır.

Eski Türk kültüründe içki içilmesi yaygın bir gelenektir. Özellikle düğünlerde ve mutlu günlerde müzik eşliğinde içki içilmesi geleneği vardır.

İçki Şaman ayinlerinin de vazgeçilmez bir parçasıdır.

Alevi ve Bektaşi tarikatlarında içilen içkiye “içki”, “rakı”, “şarap” denilmeyip, şaşmaz bir kural olarak “tolu” veya “dolu” denilmesi ve içilen içkinin “dem” anlamına gelmesi benzerlik nedenlerini aydınlatmaktadır.

NAZAR

Anadolu’da halk arasında “nazar” olgusu çok yaygın bir inançtır. Bazı insanların olağandışı özellikleri olduğu ve bunların bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine, kötülük yaptığına inanılır. Bunun önüne geçmek için “nazar boncuğu”, “deve boncuğu”, “göz boncuğu” v.s. takılır.

Nazar olgusu da eski Türk inançlarındandır. Yine, istenmeyen bir olay duyulduğunda tahtaya el ile tokmak gibi üç kere vurulması da, kötülükten korunmak, kötü ruhların duymasını önlemek amacına yönelik eski bir Şaman inanışıdır.

KURŞUN DÖKME

Kurşun Dökme de Şaman geleneklerinden kalan bir âdettir. Şamanlar bu ritüele “Kut Dökme” anlamına gelen “Kut Kuyma” adını vermişlerdi. İnsana musallat olan kötü ruhların olumsuz etkisini ortadan kaldırmaya yönelik olarak çok eski dönemlerde uygulanan sihir kökenli bir ritüeldi.

Kurşun dökme, obsesyondan kurtarma yöntemlerinden biri olarak kullanılmış ve günümüzde de Anadolu’da halk gelenekleri arasında yaşamaya devam etmektedir.

HALI – KİLİM DESENLERİ

Şaman’ın üzerine giydiği giysiye yılan, akrep, çiyan, kunduz gibi yabani ve zararlı hayvan şekilleri çizilerek onların kaçırılacağına inanılırdı. Bugün Anadolu’da Türkmen köylerinde dokunan halı, kilim gibi örgüler Şaman giysilerinin izleri taşımaktadır.

Türkmen halı ve kilimleri üzerindeki akrep, yılan, kırkayak gibi hayvan resimleri, eski Türk inanış ve geleneklerinden kalma özelliktir. Bunun amacının resmedilen hayvanları uzaklaştırmak olduğu kabul edilir.

KÜMBETLER

Anadolu’da yaygın mimari yapılardan biri de kümbetlerdir. Bunların mimarisine dikkat edilirse, karşıdan çadıra benzemektedirler. Yani göçebe kültürü olan “çadır“ın mimariye taşınmasıdır.

Bu kümbetler aynı zamanda, Gök Tanrı inancından gelen gök kubbelerdir.

Göğün mimariye “gök kubbe” olarak taşınmasıdır. Renk verilirken de, kubbelerin gökyüzünü andıran kısmı mavi olur.

Bunun da, İslam öncesi Gök Tanrı inancının mimariye yansıması kabul edilmektedir.

Tarih boyunca insanlığın tefekkürü Şamanizm, Hermetizm, Kabbala ve Epifani olmak üzere dört devre geçirmiştir.

Budizm, Konfiçyüs dini ile Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık bu dört tefekkürden ilham almış fakat ayrı bir yoldan insanlığı aydınlatmışlardır.

Bu dört tefekkür bütün dinlerin dışında kalmış, insanlığı akıl ve hikmet, vicdan ve güzellik duygularıyla etkilemeye çalışmışlardır. Bu tefekkürler İslam âleminde tasavvuf kisvesiyle temelleşmiştir.

İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana hep var oluşunun nedenini sorguladı. Yeryüzünde olmanın mutluluğunu yaşadı ve ölümsüzlüğü araştırdı.

İlkel çağda kurtuluşu gökyüzünde sihirde ve büyüde aradı, geliştikçe kavramsallık ön plana çıktı.

Kurtuluşu olacağını varsaydığı şeylere anlamlar atadı ve kutsallaştırdı. Kimya ile ölümsüzlüğe erişeceği ilaçları aradı ve Simya ön plana çıktı.

Kurtuluş reçeteleri hep zahiri dünyadan geldi.

Elçiler tarih boyunca kendinden geçti ve varsayılan öbür alemden mesajlar ilettiler. Sihir ve büyü binlerce yıldan bu yana hep var oldu.

Ölümsüzlüğe erişme ya da ölümden sonra devam etme isteği onu semavi dinlerle birlikte bu dünyada dürüst olma, kurallara uyma ve ölümden sonra mükâfatlandırılma düşüncesine itti.

Semboller ilk çağdan bu yana neredeyse hiç değişmedi, onlara hep benzer anlamlar verildi.

Şaman inancındaki üçler, beşler, yediler, dokuzlar ve otuz üçler sembolleri, yedi basamaklı merdivenler, hayat ağaçları bugünün aklı selimin ve bilimselliğin ön planda olduğu düşünce sistemlerinde de yerlerini korudular.

Günümüzde simyanın yerini kimya, sihir‘in yerini bilim aldı, tıp öbür dünyaya geçiş olarak varsayılan trans durumunu bilimsellikle tarif etti. Genetik yapının keşfi ile ilâhî programın ilk satırları deşifre edilmeye başlandı.

Ancak sonsuz büyük uzayda büyük patlama ile oluşan yaşam süreci içinde varoluşun özünü hareketin ve dönüşümün oluşturduğu belki de henüz tam anlamı ile algılanamadı.

İçinde yaşadığımız uzayda her şey her an hareket ediyor ve değişiyor. Evren, galaksiler, güneşler, gezegenler ve tabii ki dünyamızdaki canlılar ve insanlar.

Evrenin mekanizmasını sürekli hareket ve değişim oluşturuyor. Canlılar için doğum, yaşam ve ölüm de bu büyük değişim sürecinin bir parçası. Her canlı için hareket sağlığı, durma ise çürümeyi getiriyor.

O halde ne mutlu gerçeği aramak için çalışanlara, yerinde durmadan araştıranlara ve mücadele edenlere.

Mehmet Kurtoğlu
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...
Şamanizm Hakkında Herşey #10
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.154
Aldığı Beğeni: 7
Beğendikleri: 0
27 Aralık 2014 , 21:35
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.

Şamanizm

Şamanizm, insanlığın belki de en eski dinlerinden biridir.

Temel olarak sihir ve büyüye dayanır. Her hangi bir kurucusu veya kutsal kitabı olmadığı gibi ortaya çıkış tarihi de belli değildir.Şamanizm ´ in köken olarak anaerkil dönemde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir..

Yakutlarda erkek Şamanlar özel cübbeleri bulunmadığı zamanlarda kadın entarisi giyerek ayin yaparlar.

Şamanların çoğunun saçlarını uzatma nedenlerinden biri de budur

İnanç ve İbadetleri

Şamanist inanca göre dünya, gök, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere üç kısma ayrılır. Altay Türklerine göre "Aydınlık Alemi", yukarıdaki dünyayı yani gökyüzünü Tanrı Ülgen´le ona bağlı iyi ruhları temsil eder.

Yeryüzünü, yani "Orta Dünya"yi insanlar oluşturur. Yer altı dünyası olan "Aşağıdaki Dünya"yı ise Tanrı Erlik ve ona bağlı kötü ruhlar oluşturur.

İyi ruhlarla ilişki kurup, iyilik yapan Şamanlara ak-Şaman, yeraltı ruhlarıyla konuşup, Erlik ´in hizmetinde olanlaraysa kara-Şaman denir.

Eski Türklerin de inandığı din Şamanizm ´ di. Bu Şamanizm,Yakutlar ve Altaylar´da yaşayan ilkel Şamanizm aşamasını bir süre sonra geride bırakmış, gelişmişti.

Avcılık ve ilkel tarımla dar bir bölgede yaşayan boyların inanışlarıyla, büyük devletler kuran, Çin Duvarı ´ yla Bizans arasına yayılmış halkların inanışları aynı kalmamıştı.

Çin kaynaklarından anlaşıldığına göre eski Orta-Asya Şamanizm ´ inin temelleri Gök-Tanrı, Güneş, yer, su, atalar ve ocak (ateş) kültleridir.

Bu bağlamda Asya halklarının inandığı Şamanlığın temelinde insan ve doğanın birlik ile beraberliği ve uyumu düşüncesi yer alır.

Evren,dünya,insan,hayvan ve bitkiler alemi bir bütün olarak düşünülür.

Dünya ve Gök,yaratma eylemini birlikte işbirliği halinde gerçekleştirmektedir. Bunlar bütün varlıkların yaratıcısı olmalarından ötürü kutsaldır. İşte bu yüzden Asya ´nın Şamanist göçebe halklarında Gökle Yer Su´yu sayma ve bunlara saygı gösterme, bu göçebe halkların inanışlarının özünü oluşturmaktadır.

Dağın eteğinde ya da zirvesinde, nehrin ya da gölün kıyısında, yolun ya da atın bağlandığı direğin yanında, bir göçebenin kutsamayla eylemleri, tüm yaşamın ortak bir bilinci paylaştığı doğaya dönüktür.

Şamanlıktaki bir diğer inanışta, insan neslinin sonsuz bir şekilde devamlılığı düşüncesi. Şamanist olan birisi kendini, baba, dede, ve atalarına ait olan bir hayatın devamı olarak görür, bunları bilir ve sayar (Atalar kültü).

Bununla birlikte, söz konusu bu insan aynı zamanda kendi geleceğini de sonraki nesillerde görmektedir, ki bu durum varoluşun ana anlamıdır. Bundan dolayı bu insanin görevi çocuk ve torunlarına toplumun en iyi yanlarını aşılayarak yetiştirmek ve hayata hazırlamaktır

Şaman Kimdir Kimler Şaman Olabilir

Şaman dininin ayin ve törenlerini yapan, ruhlarla insanlar arasında aracılık eden kişiye Şaman denir. Şaman sözcüğü Türkçe kökenli değildir. Türkler Şaman yerine kam sözcüğünü kullanırlardı.

Avrupa´da 18.yüzyılda kabul edilen Şaman sözcüğü, Rusların, Kuzey Sibirya´da Tunguzlardan öğrendiği bir sözcük.

Aslında bu sözcüğün kökeni hâlâ tartışmalı.

Bazı bilim adamları sözcüğün Pali dilinde bulunan "şamna" olduğunu, Sanskritçe´de bulunan "çramana" ile aynı kökten geldiğini ileri sürüyorlardı.

Bazıları da bu sözcüğün Mançu ´ ca olduğunu,"zıplayan,dans eden" anlamına geldiği görüşündeler. Bir başka teori de Şaman sözcüğünün Buda inanışına ait bir sözcük olduğudur.

Firdevsi´nin sehname´sinde geçen "Semen" (Buda rahibi) sözcüğü dolayısıyla Şaman sözcüğünün Hindistan kökenli olduğu söylenir.

Kasgarlı Mahmut´tan öğrendiğimize göre kamlar, Müslüman Türkler zamanında da unutulmuş değil. Divan-i Lugat-it Türk´te "Kamlar kamik arvisti: kamlar (ayin sırasında) anlaşılmayan bir takım sözler söyledi." gibi cümlelere rastlanmaktadır.

Benzer biçimde Balasagunlu Yusuf Has Hacib, "Kutadgu Bilig" adli eserinde kamlarla hekimleri (otacıları) bir tutmuş, ikisini de insanlar için yararlı isler yapan kişiler olarak göstermişti.

Bir yerde söyle der: "Kerek tut otaçi, kerek kam, öligligke her giz asig kilmaz em. (Gerek hekim tut, gerekse kam, eceli gelene ilaç fayda etmez.)

Şaman (kam), tanrılar ve ruhlarla insanlar arasında aracılık yapma gücüne sahip olan kişidir. İnsan, ufak tefek ruhlara, aileyi koruyan ateş ve iyi yer-su ruhlarına bizzat kurbanlar ve saçılar sunabilirse de, kuvvetli, hele kötü ruhlara doğrudan başvuramaz. Kötü ruhlar insanların en büyük düşmanlarıdır.

İnsanlara ve hayvan sürülerine hastalık göndermek suretiyle kurban isterler. Bunların istediklerini yerine getirmek gerekir.

İnsanlar onların ne istediklerini bilmezler. Ne istediklerini ancak gücünü göklerden ve atalarının ruhlarından alan Şamanlar bilir.

Şamanlık bilgisi öğrenmekle elde edilemez. Şaman olmak için belli başlı bir Şamanın neslinden olmak gerekir. Kimse Şaman olmayı istemez, ancak geçmiş ataların ruhundan biri, Şaman olacak torununa musallat olur; onu Şaman olmaya zorlar. Bu hale Altaylılar "töz basıp yat" (ruh basıyor) derler. Ata ruhu musallat olan adam Şamanlığı kabul etmezse deli olur.

Şaman Davulu

Bugün Rusya Federasyonu içinde yer alan Hakasya ´da Şamanizm hâlâ canlı tutuluyor. Hakasyalı bir araştırmacı olan Katanov, Minusinsk Tatarlarından aldığı bilgilere göre Şaman davulunu anlatır. Buna göre davulun önemli üç bölümü vardır: içi, dışı ve tokmağı.

Davul, bir arşın çapındadır. İskeleti genellikle sepet yapımında kullanılan söğütten yapılır ve at derisiyle kaplanır. Davulun içinde dikey olarak duran sapı genellikle kayın ağacından yapılır.

Sapta mars denilen, kamın yer altı dünyasında yaşayan erliklerin lideri Erlik Han ´a ulaşmasını sağlayan on iki delik bulunur.

Deliklerin arasındaki kabartmalar, kamın uçarak ya da yürüyerek geçmek zorunda olduğu dağ sıralarını temsil eder.

Sapın üst kısmında, enlemesine kamın kendisinin ya da hastasının düşmanlarını püskürttüğü yay kirişi olarak adlandırılan sopa bulunur.

Bu demir sopaya hastanın içindeki kötü ruhları kovan on sekiz kadar demir çıngırak bağlanır.

Ayrıca, kamın habercilerini temsil eden iki çan da demir sopaya bağlanır.

Davulun üst kısmında hastanın düşmanlarını temsil eden dört ya da altı demir kanca tutturulmuştur.

Demir sopaya kamın kudretini simgeleyen bez parçalari asılır.

Bu bez parçaları genellikle kamın hastaları tarafından bağlanır. Erlik Han´a herhangi bir hayvan adandığında bu hayvana demir sopadan alınan iki üç bez parçası bağlanır. Adak hayvanın boynunda asılı duran bu bez parçaları onu kötü güçlerden korur.

Davulun üst kısmında yedi renkli gökkuşağı tasvir edilir.

Gökkuşağının iki ucundan da, iki geniş kare şeklinde merdiven sarkar. Bu merdivenle kam, Kan Kuday´in huzuruna çıkmak için gökyüzüne yükselir.

Kan Kuday´in önünde beyaz boyayla çizilen iki kayın ağacı vardır. Kam, gökyüzüne yükselerek Kan Kuday´dan hastayı iyileştirmek ya da ya da öldürmek için emir alır.

Gökkuşağının altında ışık saçan iki daire vardır. Ayrıca 14-18 kadar yıldız bulunur.

Merdivenin üst kısmındaysa beyaz renkle yedi dağ kızı resmedilmiştir. Bu kızlar eğer ruh erkekse onu uzaklaştırmada kama yardım ederler. Kız figürlerinin yanında iki kuş tasviri vardır.

Kam bu iki kuşla göğe yükselir. Davulda bundan başka kırmızı renkte at, süvari ve keçi bulunur.

Kızıl at üzerindeki Kızıl süvari, erliklerden biri olan Kızıl adakların basında gider. Beyaz renkle çizilen beyaz at üzerindeki atlı Kuday´a gider.

Davulun ortasındaki üç çizgi bu dünya ile öte dünyayı ayıran bir tabakadır. Davulun alt tarafında, kutsal koyunları himaye eden kurbağa resmi vardır.

Ayrıca on sıradağın ardında, kara ve altın denizin kıyısında yaşayan hayvanları sulamak için altın oluğu ve at bağlamak için altın direkleri bulunan Erlik Han ´ ın kötü ruhları yargıladığı yere götüren yılan ve kertenkelenin resmi yer alır.

Bu deniz doğudadır, kurbağa, yılan ve kertenkele, koyunlara dokunmak isteyen kötü ruhları korkutur.

Aynı şekilde su iyelerini temsil eden iki balık tasvir edilir. Balıkların iç hastalıkları iyileştirdiğine inanılır.

Eğer kam kötü ruhlardan daha güçlüyse onları dağ ruhlarının Haninin yaşadığı dokuz denizin sonuna kadar sürebilir, eğer kam zayıfsa, yolun yarısından döner ve balık hastayı yeniden alt eder.

Bunun dışında davulun üzerinde kötü ruhların yaklaştığını kama haber veren kara ve ala renkli iki köpek resmi vardır.

Davulun alt tarafında yedi at ve yedi insan tasvir edilir.

Bunlar Erlik Han ´ ın hizmetçileridir. Bütün kötülükler yeraltı dünyasında yasayan Erlik Han´dan kaynaklanır.

Davulda yine kırmızı renkle kama kamla mayi öğreten kam resmedilmiştir. Öldükten sonra kaynayan denize doğru gittiği düşünülen kam tasvirinin uyuz hastalığını tedavi ettiğine inanılır. Davuldaki tavşan resmi, kamın aletlerinin koruyucusunu simgeler.

Davulun üzerinde "meme" diye adlandırılan altı kabartı vardır. Bunlar kamın aletlerinin koruyucusu sayılan ruhu besleyip koruma işlevini üstlenir.

Bir önemli öğe de tokmaktır. Tokmak, ya tavşan derisiyle kaplanarak söğüt dalından; ya geyik kemiği ya da boynuzu ya da kayın ağacından yapılır.

Tokmağın sapına hastaya gelen kötü ruhları kovmak için kamçı görevi üstlenen bez ve deri parçaları yapıştırılır.

Şamanlar ayin yapmak için davul kullanırlar; fakat zaman zaman bunun yerini kopuzun aldığı da görülmüştür.

11.yüzyıl tarihçilerinden Gardizi, eski Yenisey Kırgızları ´ nın Şaman ayinlerinde saz çaldıklarını söyler.

Eski Oğuzlarda, İslam ´ ın kabulünden sonra Şaman geleneklerini sürdüren ozanlar kopuzu kutsal saymışlardır.

Sözgelimi, Dede Korkut her öykünün sonunda kopuzuyla gelir, ad verirken, dua (alkış) ederken kopuz çalar.

Şaman davulunun asıl kısmı olan ağaç ve demir parçalar asla değiştirilmez. Derisiyse değiştirilebilir.

Biri ölen evde bulunan davul, Erlik´in elçisi Aldaçi´nin yaklaşmasıyla kirlenmiş ve kuvvetini kaybetmiş sayılır.

Kirlenmiş ve kuvvetini kaybetmiş davulların derisi derhal değiştirilir. Tedbirli davranmak isteyen Şamanlar ve ev sahipleri, hastanın öleceği anlaşıldığı zaman Şamana ait eşyaları evden çıkarırlar.

Her davul Şamanın ölümünden sonra ormana götürülüp parçalanır ve bir ağacın dalına asılır. Şamanın ölüsü de bu ağacın dibine gömülür.

Şaman Giysisi

Şaman için davuldan daha önemli bir şey varsa o da Şaman giysisidir.

Geleneğe uygun bir elbise hazırlamanın zor geldiği kamlar, ruhların özel izinleriyle birkaç yıl cübbesiz ayin yaparlar. Fakat cübbesiz kamlar kötü ruhlara karşı fazla cesaret gösteremezler.

Bunun için kamlar ne yapıp edip Şaman kıyafeti edinirler.

Şaman, cübbe ve davulunu kendi arzu ve isteğiyle değil, hizmetinde bulunduğu ruhun emir ve ilhamına göre yaptırır.

Cübbe ve davulun nitelikleri ve biçimi, süsleri bütün ayrıntılarıyla bu ruh tarafından belirlenir.

Ruhun istediklerinden en ufak biri bile eksik kalsa cübbe ve davul ayin yapmaya yaramaz.

Giysi hazırlandıktan sonra özel bir törenle ruhların beğenisine sunulur.

Şaman cübbesi gelenek olarak otuz parçadan yapılmış sayılsa da gerçekte altmışa yakın çok çeşitli parçaya sahiptir.

Cübbenin asıl kısmı maral ya da beyaz koyun derisinden yapılan ceketten ibarettir.

Başka parçalar bu cekete dikilir. Bu parçalar Şamanların ruhlar dünyasında bulunduğunu düşündüğü varlıkların sembolleridir.

Sözgelimi cübbenin yakasından sallanan dokuz küçük kukla Ülgen´in dokuz kızını, küçücük cübbeler onların elbiselerini temsil eder.

Kötü ruhlarla mücadelede kullandığı "manevi" yayın ve diğer silahların sembolleri, küçücük yay ve çıngıraklardır.

Kötü ruhların fısıltılarını dinlemek için kulak, ay, güneş yıldızlar, Erlik dünyasında yaşayan kurbağalar, yılanlar cübbede tasvir edilir.

Şamanın cübbesiyle birlikte külahı (börk)da hazırlanır.

Külahın esas kısmı üç karış uzunluğunda kırmızı kumaştan olur, etrafına da üç tane düğme konur.

Astarı kaba ve adi kumaştandır.

Külahın üç yerine vaşak derisi dikilir; bunlardan biri göz, biri alın ortası biri de ense hizasına konur.

Böylece Külahın üç kısmı olur ki buna "üç üyelüü kuspörük" (üç boğumlu kuskülah) denir.

Göz üzerindeki kısma türlü türlü boncuklardan diziler konur.

Her dizide beş boncuk ve ucunda bir yılan başı bulunur.

Dizilerin sayısı 5,9 ya da 16 olabilir.

Günümüzde Şamanizm ve Diğer Dinlere Etkileri

Kitaplı dinler olarak kabul edilen dinlerin hiçbiri eski yerel inanışların etkisinden kendilerini arındırabilmiş değil.

Dünyanın her yerindeki Hıristiyanlığın ya da Müslümanlığın farklı olmasının en önemli nedenlerinden biri eski inanışların bu dinlere eklenmiş olması.

İslam dinini kabul etmiş Türkler için de bu durum geçerliliğini korumakta.Türklerin inanışlarında bugün bile Şaman geleneğinin izlerini görmek olası.

Müslüman olan Oğuzlar, Dede Korkut öykülerinden anlaşıldığına göre Şaman geleneklerini korumuşlardı.

Matem töreninde ölünün bindiği atin kuyruğunu keserek kurban etmek, ağacı kutlu saymak gibi gelenekler bunlardandır.

Ayrıca uzun ömürlü olması, daha önce ölen çocuklar gibi ölmemesi için çocuklara Yasar, Durmuş, Duran,Satılmış, Sati gibi isimlerin konması, türbelere adak adanması, dilek ağaçlarına çaput (bez parçası) bağlanması gibi adetler bu kapsamda değerlendirilir.

Şamanizm günümüzde Türkler ve diğer Orta Asya halklarının hayatını değişik oranlarda etkilemeye devam etmekle birlikte halen Orta Asya ´ da başlı başına bir din olarak devam etmektedir.

Tatarların bir kısmı Özellikle Hakasya Türklerinin hemen hemen tamamen Şamanisttir.

Günümüzde Rusya, Moğolistan, Tacikistan,Kazakistan gibi ülkelerde Şamanist topluluklara rastlanmaktadır.

Sayıları gittikçe azalmakla birlikte günümüzde yaklaşık olarak 650.000 kadar taraftarı olduğu tahmin edilmektedir.
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...

« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)