izmir escort escort izmir porno porno izle
İnsanlığın Düşmanı: Kin Nefret Öfke ve Ayrımcılık (Yeni Zelanda) - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Standart İnsanlığın Düşmanı: Kin Nefret Öfke ve Ayrımcılık (Yeni Zelanda) #1
Üyelik Tarihi: 24 Mart 2019
Nereden: Dublin
IRC Sunucusu: irc.swiftirc.net -j #msl.tr
Web Adresi: www.mircscripting.net
Mesajlar: 493
Aldığı Beğeni: 205
Beğendikleri: 212
11 Nisan 2019 , 17:31
Alıntı ile Cevapla
Bu sabah twitter’ı açtığımda ilk tweet Arapça yazıyla yazılmış bir başka tweet’in alıntılanıp, kızgınlıkla bir şeyler yazılmasıydı. Ne olduğunu anlamak için alıntı yapılan tweet’teki videoyu oynattım. Kelimenin tam anlamıyla, “kanım dondu”.

Telefondaki haberler daha son dakikayı vermemişken, olayı bilmiyorken Yeni Zelanda’daki saldırı görüntülerini izlemiş oldum. Fakat görüntüler resmen bir video oyunundaki görüntülere benziyordu. Manyağın biri camiye girmiş, birisi çıkmak için yanından koşarken, adama ateş etti. Şarjör değiştiriyor, rahatlıkla yerde yatan insanları tarıyordu. Bu, gerçek olamayacak kadar vahşi bir görüntüydü.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken biraz daha alta indiğimde bilgiler gelmeye başladı. Derken haber sitelerine baktım ve oradan da bilgiler akmaya başladı. Tam anlamıyla bir vahşet yaşandı.

Esas konumuza ikinci bölümde geleceğim. Fakat bazı şeylere değinmem gerek.



İnsan Doğası

Irk ve din… İnsanın doğası gereği, doğup büyüdüğünde ilk önce bu iki kavrama sarılır. Haliyle özellikle bölgemizdeki insanlar ve topluluklar için; milliyetçi ve dindar olarak başlangıç yapar diyebiliriz. Fakat eğitim, ailenin kültür ve gelir durumu, okuduğun kitap, bitirdiğin bölüm, çevren, dünyayı gezip dolaşmak, farklı insanları tanımak… Hepsi düşüncelerde ve karakterde değişimlere neden olacaktır.

Tabi ki ülkemizde (her şeyde olduğu gibi) milliyetçilik ve dindarlıkta tam olarak bilinmiyor ve uygulanmıyor. Yani daha çok ırkçı ve yobaz kitleler mevcut. Bunun yanında Atatürkçülüğü de ekleyebilirsiniz. Nutuk okumamış sözümona koyu Atatürkçüler var.

Bunun, ülkemize özgü olduğunu düşünürdüm. Avrupa’ya gidip görmeden, oradaki insanlarla konuşmadan önce. Şimdi ise Avrupa’daki özgürlüğün ve eşitliğin “onlardan birisi olduğunuzda” işleyen kavramlar olduğunu düşünüyorum. Tabi ki mantıklı düşünen insanların sayısı Orta Doğu ve Orta Asya veya dünyanın gelişmemiş ülkelerinden daha fazla. Fakat yine de İslam’a karşı bakış açıları ve bunun yanında “Türk” olmanız, bakış açılarını etkilemektedir.

Bunların üzerinde Yeni Zelanda’daki saldırı… Görünen o ki, dünyanın neresine giderseniz gidin; cahilliğin doğurduğu öfke, kin, nefret ve bunlardan kaynaklı (veya bunlara neden olan) korku, hepsinin bir sonucu olarakta ayrımcılık mevcut. Evet ben de zaman zaman bu şekilde davranabiliyorum.

Yani dünyamız mükemmel olmaktan çok uzakta. İnsanlık mükemmel olmaktan çok uzakta. En büyük nedeni de “kin, nefret, öfke, ayrımcılık”…



Kişiler ve Olaylar Değişiyor Fakat Yaşananlar ve Sonuçlar Aynı

Dedem ve anneannem Bulgaristan göçmeni. Dedemin abisi, Belene kampında adını ve dinini değiştirmemek için işkenceler gördü. Akrabalarımızdan bir çoğu bu sıkıntılarla yüzleşti. Bulgaristan’da “Türk” idik. Dedemler, Türkiye’ye geldi. Buraya geldiklerinde, Anadolu insanının Bulgaristan’da rahat yaşam sürdüren Türkleri kabul etmesi zaman aldı. Şimdi kabul ettiler mi yine tartışılabilir. Fakat Bulgaristan’da Türk olan ve bu yüzden işkence gören atalarım, Türkiye’ye geldiğinde “Bulgar göçmeni” (doğrusu Bulgaristan göçmenidir), “Bulgar tohumu”, “gavur” gibi söylemlere maruz kaldı. Oysa soyumuz biraz incelendiğinde Konya’dan Balkanlara gittiği görülebiliyor. Dedem ise Kırım Tatarıdır, 1800’lerin sonuna doğru (93 harbi), Ruslar baskısı nedeniyle önce Romanya, sonra Bulgaristan’a göçmüşler.

Anneannem, Bulgaristan’da teknik lise (tekstil zanaat okulu) okuduğu için geldikten kısa süre sonra Sümerbank’a başvurmuş, başvurduğu günün öğleninde çalışmaya başlamıştı. O dönemde dedemin bir çok arkadaşı “kadın çalışır mı?, erkek adam kadını çalıştırmaz” gibi şeyler söylemiş; fakat çağdaş olan Balkan Türkleri bunlara kulak asmayarak çalışmış, işçi maaşı ile evlerini almış, çocuklarını okutmuştur.

**

Kıbrıs’ta okudum, Kıbrıs’taki olayları orada yaşayanlardan, kitaplardan (Turgut Özakman Çılgın Türkler Kıbrıs gibi), hocalarımızdan dinledik. Türklerin toplu mezarlarını, yani Türklere karşı soykırım girişimlerini biliyorum.

Hocalı olayını biliyorsunuz.
Çin’de hâlâ Uygur Türklerine yapılanları biliyorsunuz.
Ya da çok gerilere gitmemize gerek yok, Uluslararası Af Örgütü’ne göre Suriye’nin kuzeyinde Arap ve Türkmenlere karşı YPG “savaş suçu” işlemiştir [1].



Yetersiziz

En basiti Kıbrıs olayları. Türklerin yaşadıkları, oraya müdahale ederek Kıbrıs Türklerini kurtarmamız… Fakat bunu uluslararası alanda anlatamayışımız? Gerçekten sıkıntılar var. “Biz anlattık ama onlar anlamak istemiyor çünkü Türk ve Müslümanız” diyebilirsiniz. Fakat gerek uluslararası hukuk alanında, gerek propaganda gerek lobicilik alanında ne kadar zayıf olduğumuzu bizzat biliyorum.

Her zaman dediğim gibi; önemli antlaşmalar ve davalarda İngiltere’den uluslararası hukuk profesörlerini ağırlıyoruz. Çünkü uluslararası hukuk, bilinen hukuktan farklı ve yetişmiş uzmanımızın bir elin parmakları kadar. Diplomatlarımızda problem var. Duygusal bir millet olmamız, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı söylemleri ve Türkiye’de hukukun, özgürlüklerin, demorkasinin geldiği nokta; bizi diplomatik anlamda da zora sokmaktadır.

Bunun çözümü “yönetke okulu” fikrimin geliştirilerek, biran önce hayata geçirilmesidir.



Gelelim Esas Konumuza : Dünyayı Kurtarma Çözümümüz Nedir?

Bütün bunları neden anlattım? Madımak, Sivas, Maraş… Ülkemizin içinde birbirmize uyguladığımız katliamlar, yurt dışındaki katliamlar…

Hepsini geçtim, başlı başına cahillik, devlet politikası, denetimsizlik gibi nedenlerden kaynaklanan;
2018’de trafik kazalarında 3 bin 373 kişinin ölümü [2],
2018’de iş kazalarında 1923 insanımızın hayatını kaybetmesi [3],
2018’de 440 kadının cinayet nedeniyle hayatını kaybetmesi [4]

gibi nice olaylar var. Hepsi bana göre bir katliamdır. Bugün terör saldırılarından daha fazla insanı trafik kazasında kaybediyoruz. Çünkü kuralsızlık, denetimsizlik ve tüm her yerde olduğu gibi cahillik var. Sadece trafik kazası, iş kazası ve cinayet nedeniyle 5736 kişinin hayatta olmaması ne kadar aci. Neredeyse tamamı önlenebilir.

Fakat tüm bu sıkıntıların temelinde cahillik, eğitimsizlik, kuralsızlık, denetimsizlik var. Oysa bugün daha büyük sorunlarla yüzleşmekteyiz.



Kin Nefret Öfke

Henry Kissenger’ın “Dünya Düzeni” ve Robert Harris Mnookin’in “Bargaining with the Devil: When to Negotiate, When to Fight” kitabını (müzakere konusunda mükemmel bir eser ama İngilizce) kitaplarını okuyorum. İçinde yazanlar ve gerçekler bu yazacaklarımla o kadar eşleşti ki…

Harvard’ın “müzakere enstitüsü” mevcut. Yani üniversite içinde sırf “müzakere” üzerine çalışmalar yapan birimi var. Robert Harris Mnookin burada akademisyen, aynı zamanda avukat ve müzakereler yapan birisi. Kitabının girişinde bir örnek veriyor. İş dünyasında yaşanacak bir soruna örnek veriyor. Size destek veren iki arkadaşınız var. Birisi asker kökenli, tuttuğunu kopartan; diğeri ise yoga yapan, sakin. Asker kökenli arkadaş hemen davalarla onları mahvetmek gerektiğini söylerken, yoga yapan arkadaş ise bunların olabileceğini, işte amacın kâr olduğunu ve konuşmak gerektiğini söylüyor. Tabi sonra uzmana başvuruyorsunuz, müzakereci geliyor. Duygulardan uzak bir tutumla, ne yapılması gerektiğini anlatmış. Tekrar ediyorum duygulardan uzak!

**

Kendime yansız (objektif) şekilde bakmaya çalıştığımda (tamamen böyle olmayacak biliyorum), bazı şeylere çok çabuk kızdığımı fark ettim. Trafikte birilerine sinirlenmediğim bir yolculuk olmalı. Bana göre o kadar aptal var ki! Kural tanımıyorlar, sinyal yok, makas atıyorlar, sol şeritte hızlı gitmiyor ama kenara da çekilmiyor, aynaya bakmıyorlar… Sistemin değişmesi gerek.

İş konusunda da böyle tutumlarım oldu. Karşımdakini bitirmek istediğim anlar oldu. Yani buradaki “asker kökenli” eleman gibi davrandım. Annem ise tam tersine kitaptaki gibi hayata iyimser bakan kadın rolündedir. Değişimin ilk adımı farkındalık olduğundan, diplomatik bir tutumdan uzak olduğumu fark ederek, bu yetiyi kazanmak için çalışmaya ve kendimi kontrol etmeye başladım.

Tanıştığım politikacılar böyleydi. Sakinliklerine şaşırıyordum. Hayranı olduğum Putin’in “nadir de olsa sinirlerime hakim olmadığım oluyor ve kendime kızıyorum” şeklindeki açıklamasını ve çevirisini yaptığım alttaki videonun önemini şimdi daha iyi anlıyorum.



**

Bunları neden anlattım?

Twitter’da yazılanlara bugün ara ara baktım. TT listesine giren etiketlere ve yazılanlara… Yeni Zelanda’daki bir tane manyağın “İstanbul’u alacağız, minareleri sökeceğiz” demesi üzerine neler neler yazılmış. Duygusal bir millet olduğumuz için bunların yazılacağını da tahmin etmiştim. Diplomaside de kaybımız budur!

En net örnek Avrupalılarla yaptığımız maçlardır. Gelir, uyanık şekilde faul yapar. Moral bozar. Bizimkiler sinirlenir, disiplinden düşer. Sonra kaybeder. Maç bitince Avrupalı takımın oyuncuları gelip bizimkilerin gönlünü alır, forma değişir. Bütün o fauller, hareketler vs tamamen taktikseldir. Onlar mantıklı bir şekilde strateji kurup taktiksel üstünlükleri ele geçirir. Biz ise duygusal davranıp kontrolü kaybederiz.

Bunu her zaman yapıyoruz. Düzeltmemiz gereken bir durum. Duygusal hareket etmememiz gerekiyor.



Özgürlük Yoksa Orada Kaos Olacaktır

Türkiye’de yapılan araştırmaları görünce cidden üzülüyorum. Komşumuzun bizden farklı inançta, farklı politik görüşte olmasını istemiyoruz. Hatta çocuğumuz, farklı inanç, yaşam, görüşleri olan ailelerin çocuklarıyla oynamasını dahi istemiyoruz.

Bizler, facebook’ta yapılan politik paylaşım yüzünden akrabalara, arkadaşlara küsen millet haline geldik. Hatta kavga çıkartmaya ve birbirimizi öldürmeye başladık. Ne için? Politik meseleler uğruna, farklılıklar uğuruna.

En temel sorunda buradadır. Herkes bizim gibi yaşasın, bizim gibi görünsün, bizim oy verdiğimiz partiye oy versin istiyoruz. Oysa farklılıklara saygı duymayı öğrenebilsek; farklı fikirleri dinlemeyi, farklı yaşayan insanları anlamayı öğrenebilsek her şey daha güzel olacak.

Sadece Türkiye’de değil, dünyada böyle bir durum mevcut. Çağdaş denilen ülkelerde görece daha az, gelişmemiş ülkelerde daha fazla. Fakat değişen bir şey yok. Bin kişi arasından 2 tane manyak çıkar, bütün toplumu bu 2 manyağa göre yargılarız.

Bugün 2 camiye yapılan saldırı sonrasında, neredeyse IŞİD’i haklı bulacak kafada tweet atan insanları görmek üzücü. Aynısını Kıbrıs’ta da gördüm. Partisi %2’yi bulmayan politik hareketlerin birleşip Türkiye’ye hakaret ettiği çirkin pankartları gördük. Fakat sayısı %2 bile olmayan tüm bu hareketin, bütün Kıbrıs Türklerine mâl edilmesi, yine milletimizin duygusal tepkisinin kötü bir yansımasıdır. %2’nin yaptığı çirkinliğe bakıp, tüm Kıbrıs Türklerine hakaret edenler var. Kalan %98’i bu işin içine katıp hakaret etmek tabi ki arayı açıyor.

**

Konumuza geri dönecek olursak, herkes sizin gibi yaşayamaz. Farklılıklara saygı göstermediğimiz, kabullenmediğimiz sürece işler gerilecektir.

Hayatın basit bir kuralı var; evrim yoksa, devrim olur. Devrim olduğunda da eski düzene ait hiçbir şey kalmaz. O yüzden bazı şeyleri kabullenmek ve düzeni yavaş yavaş, ılımlı bir şekilde değiştirmek yerine; sert bir şekilde mevcut düzeni korumaya çalışır ve farklılıkları “kara koyun” ilan ederseniz, sonunda siz de silinirsiniz. Fakat herkes kötü günler yaşar.

Dünyada da geçerli olan kural budur. Sınırlar sadece kafalarda ve harita üzerindedir. Dünyada sınırlar kalkıyor. Kutuplaşmayı reddeden insanların biraraya gelip, bir şeyler yapması gerek. Diğer türlü, bizi güzel günler beklemiyor.



Bu iğrenç saldırıyı kınıyorum. Fakat duygusal tepkilerden uzak kalmak gerektiğini tekrar hatırlatıyorum (sadece bu olay ve politika için değil, hayatınızın her anında).


Kaynaklar

[1] “YPG, Arap ve Türkmen köylerini yakarak savaş suçu işledi” (13 Ekim 2015). NTV. Erişim tarihi: 16 Mart 2019, http://www.ntv.com.tr/dunya/ypg-arap...T0me6eYtcJt_bg

[2] Congar, Kerem. Türkiye’nin 2018 yılı trafik bilançosu: 3 bin 373 kişi öldü, 4 milyar 367 milyon TL ceza kesildi (31 Ocak 2019). EuroNews. Erişim tarihi: 16 Mart 2019, https://tr.euronews.com/2019/01/31/t...-ceza-kesilidi

[3] 2018’de en az 1923 işçi, iş cinayetlerinde can verdi (4 Ocak 2019). Evrensel.net. Erişim tarihi: 16 Mart 2019, https://www.evrensel.net/haber/37016...inde-can-verdi

[4] Saday, Tugat. Acı bilanço: 2018'de 440 kadın öldürüldü (2 Ocak 2019). Sözcü. Erişim tarihi: 16 Mart 2019, https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem...ruldu-2955349/

__________________
Güneşin ilk ışıklarına vererek umutlarımı
Masal Dünyamın açıp kapılarını
Girdim insan Kalabalığına


« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)