izmir escort escort izmir porno porno izle
Maaşlarda Cinsiyet Eşitsizliği ve Türkiye'de Kadının Durumu - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Standart Maaşlarda Cinsiyet Eşitsizliği ve Türkiye'de Kadının Durumu #1
Üyelik Tarihi: 24 Mart 2019
Nereden: Dublin
IRC Sunucusu: irc.swiftirc.net -j #msl.tr
Web Adresi: www.mircscripting.net
Mesajlar: 493
Aldığı Beğeni: 205
Beğendikleri: 212
11 Nisan 2019 , 16:34
Alıntı ile Cevapla
Yazıyı 8 Mart’a yetiştirmek istedim fakat bu konuda Türkiye’de doğru düzgün haber ve yazılar olmadığı için, akademik makaleleri okumam gerekiyordu. Hem Türkiye’den hem yurt dışından yazılan “Türkiye’deki maaşlarda cinsiyet eşitsizliği” ile ilgili yazılara bakmak ve buralardan bilgileri çıkartmak, yaklaşık 1 haftamı aldı. İşin ilginç bölümü şu; İngilizce “gender pay gap” diye bir kalıp varken, Türkiye’de bu durumu anlatacak bir kalıp yok. Başta şaşırdım. Fakat düşününce; biz daha kadınlarımızın can güvenliğini sağlayamıyoruz. Böyle bir ortamda, cinsiyetten kaynaklı maaş eşitsizliğine gelmemiz mucize olacaktır.

Dün, İstiklâl Caddesinde yapılan 8 Mart yürüyüşünde; polisler gaz ve coplar ile KADINLARA müdahale etmiş [1]. Yani akıl alır gibi değil!



8 Mart ve İstiklâl Caddesi yürüyüşü ile ilgili tweetlere baktım ve tam anlamıyla Orta Çağ kafası görüyorsunuz. Evet, bu yürüyüşte bazı pankartlar bana göre de uç noktada. Fakat herkes benim gibi düşünmek, yaşamak zorunda değil. Herkes benim inandığım şeylere, benim inandığım gibi inanmak; benim gibi giyinmek zorunda değil.

Bu polis müdahalesinden daha kötüsü; kendi gibi yaşamıyor, düşünmüyor, inanmıyor diye kadınlara yapılan bu müdahaleyi doğru bulanların olmasıdır. Bu, “demokrasi nasıl olmaz” sorusunun da bir cevabı niteliğinde. Bir grubu, bir topluluğu sevmek zorunda değilsiniz… Fakat sevmemeniz, onların hak ve özgürlüklerinin kısıtlayacak adımların meşruluğu anlamına da gelmez.

Bu müdahaleyi yapan polisler, bu müdahalenin emrini verenler ve müdahaleyi destekleyenler anneleri ile nasıl bir sorun yaşadı da kadınlara bu kadar düşmanlar anlamak güç. Onun cevabını da Freud izinden gidenler verecek sanıyorum. Çünkü benim anlayabilme kapasitemin dışına taşıyor bazı şeyler. Bu kadın düşmanlığının nedenini anlayamıyorum.

Fakat umarım 2030’dan önce olur ama olmazsa da 2030’dan sonra; kadınların başarıları, özgürlüğü, güvenliği, sosyal yaşama katılma konusunda “keşke” değil, “iyi ki” dediğimiz günlere getireceğiz. Buna da önce kadın-erkek mutlak eşitliğini sağlayarak ulaşırız. Burada “eşit değildir” diyenler olacak…. Zaten bunu diyenlerin, yargıya nasıl müdahale ederek kendi adamlarını kurtardığını; sistemi nasıl “yandaşlar” lehine bozduğunu ve bunlara nasıl destek verdiğini biliyoruz. Sorun sadece cinsiyet eşitsizliği değil.

Geçtiğimiz ay, yani 2019’un Ocak ayında 43 kadın ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR! Böyle bir ortamda kadınlar günü daha doğrusuyla “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” nasıl kutlanılır bilmiyorum. Fakat dünyadaki her şeyin doğrudan veya dolaylı olan kadınların, Kadınlar Gününü kutluyorum.



Türkiye’deki Maaşlarda Cinsiyet Eşitsizliği

Konumuza geri dönecek olursak…
Belki bu yazıdan sonra bir bilinç oluşabilir. Umudum bu yönde. Çünkü bazı politikacıların ve habercilerin blogu takip ettiğini biliyorum. Türkiye’de doğru düzgün dillendirilmeyen bu sorunun, biraz daha gün yüzüne çıkması gerektiğini düşünüyorum.



Cinsiyet Eşitsizliği (Cinsiyet Ayrımcılığı)

Din, kültür, yasalar vs gibi nedenler; ülkedeki eşitlik, özgürlük, demokratik değerler gibi bir çok kavramı etkilemekte. Cinsiyet ayrımcılığı nedir sorusuna verilebilecek kısa bir cevabım yok. Fakat Wikipedia’daki “bireylerin cinsiyetlerine göre maruz kaldıkları eşit olmayan davranışlar, tutumlar” cümlesini ekleyebilirim.

Fakat uzun uzun açıklamaya geldiğinde, birazcık anlatabilirim. Cinsiyet eşitsizliği ve cinsiyet ayrımcılığı dendiğinde ilk olarak kadınlar akla gelmekte çünkü en büyük sorunlarla kadınlar yüzleşmektedir. “Erkekler ağlamaz” gibi saçma sapan ve erkeklerin psikolojisini etkileyecek bazı durumlara karşı da cinsiyete dayalı ayrımcılık adı altında karşı çıkılsa bile; polislerin sırf kadın olduğu için taciz edildiğinde ne giyiyordun gibi soruları, tacize karşı ailelerin kızlarını suçlaması, tacize uğrayan kadının toplum tarafından kötü olarak görülmesi (bknz alttaki BBC videosu) ve daha kötüsü Şule Çet’in avukatı Umur Yıldırım’ın EuroNews’e yaptığı açıklamada [4], söylediklerine bakınca; kadınların başına gelenler ile erkeklerin yaşadıkları kıyaslanamaz. Bu nedenle, önce kadınlar akla geliyor.



Şule Çet Davası

Umur Yıldırım EuroNews’e yaptığı açıklamada şöyle diyor [4]:
Şule değil de bir erkek olsaydı, yargının tutumu bence çok daha farklı olacaktı.[…]

Bu olay aslında çok karmaşık bir olay değil. Bu olay çok net bir şekilde cinayet ama düşen bir kadın olunca, kadın maalesef yargıda zayıf biri olarak, yani intihar denip üstü kapatılacak biri olarak görülüyor. Dolayısıyla intihar olarak üst kapatıldığında kimsenin üstüne düşmeyeceğini biliyorlar. Şule değil de bir erkek düşseydi, gözaltı, tutuklama ve akabinde ceza alacaktı. Veya tam tersini düşünelim; düşen bir erkek olsaydı, atan da bir kadın olsaydı yine gözaltı, tutuklama ve ceza ama yargının tutumunun farklı olduğu, zayıf olarak gördüğü kadın mağdur olduğunda yani düştüğünde, şu andaki gibi maktül olduğunda, maalesef birazcık taraflı, biraz da üstün kapatmaya yönelik yaklaşılıyor.

Bu dosyada biz 5 ay boyunca, daha da garibi kadın bir savcı yönetti bu soruşturmanın ilk 5 aylık kısmını ve biz bu 5 aylık kısımda sıkıntı yaşadık.

Şule Çet kimdir ve ne oldu? Aslında konu çok karışık. Hürriyet’in buradaki bağlantısında, Şule Çet ile ilgili tüm haberleri ve gelişmeleri bulacaksınız.

Fakat kısaca ekşi sözlük’te “Şule Çet Cinayeti” başlıklı gönderide, “ben buradan geçiyordum” takmaadlı kullanıcı durumu özetlemiş. Bir bölümü ekliyorum, devamını buradaki bağlantıdan okuyabilirsiniz:
konuyu hiç bilmeyenler için en baştan alıyorum.
şule çet, 23 yaşında gazi üniversitesi sanat tasarım fakültesi tekstil tasarımı bölümü 2. sınıf öğrencisi. bir yandan okuyup bir yandan çalışırken, yarı zamanlı çalıştığı yerden kovuluyor. bunun üzerine çalıştığı yerin ortaklarından olan çağatay aksu isimli şahıs şule’yi 'gel abicim hallederiz benim yanımda çalışırsın’ diye görüşmeye çağırıyor. 28 mayıs akşamı şule, çağatay aksu ve onlara katılan 3 kişi ile önce bir restoranda yemek yiyorlar, sonrasında şule’nin doğum günü olan 29 mayısa bağlanan gece 23:54’te çağatay aksu ve b.y. ile birlikte yelken plazanın 20’nci katındaki ofise geçiyorlar. o gece saat 01:48te şule ofisten çıkıp ev arkadaşını ”beni acil bir şey varmış gibi eve çağır” diye arıyor. sonrasında saat 02:00da şule’nin attığı ”buradan çıkamıyorum, adam bana takmış. bırakmıyor" mesajı var. saat 04:00 sularında şule 20. kattan aşağıya düşüp ölüyor. olay intihar olarak geçiyor.

[devamı]

Hürriyetteki habere göre,**** sanıklardan Berkan Akand, 02.39’da Pınar T.’ye 'Çok kötü şeyler oldu, telefonu aç, bana geri dön’ mesajı attı.

Şule Çet ise en son saat 02.45’te ev arkadaşına 'Of analog’, 'ağzıma s…. ağzıma, keşke gelmeseydim’ mesajlarını gönderdi.

Şule Çet’in ortaya çıkan otopsi raporu'nda ise; Şule Çet’in ters ilişkiye zorlandığı, düştüğü iddia edilen pencerede parmak izin bulunmadığı, Şule Çet’in 9 parmağında tırnak altında erkeğe ait DNA bulunduğu, kadınında “uymayı tetikleyici madde” izine ve vücudunda boğuşma izine rastlandığı ortaya çıktı

Sanıklar serbest. Yani şu bilgi bile başlı başına yetmeli:
Çet'in gece 01.48 gibi ev arkadaşını aradığı, "Şimdi ben içeriye geçiyorum, beni ara ve acil gelmem gerektiğini söyle" dediği, ev arkadaşının kendisini aradığı öğrenildi. Bu görüşmeden 12 dakika sonra saat 02.00 sıralarında ise Çet'in ev arkadaşına "Buradan çıkamıyorum, adam bana takmış. Bırakmıyor, keşke gelmeseydim" diye mesaj attığı da ortaya çıkmıştı.

Fakat bu bilginin dışında otopsi raporu var, o bile yetmiyor. Çünkü ölen bir kadın. Şüpheliler ise erkek. Topluma göre ise zaten mahkeme sonucu beklenmeden “o saatte orada ne işi var” denilerek, gencecik kızın yargısız infazı yapılmış durumda.

Şule Çet davası, aslında sosyal bir devrim başlatacak cinsten. Fakat insanlar suskun. Çok ilginç…

**

Şu alttaki videoyu izleyince kanım dondu! (Sosyal medyada tacizi ifşa eden kadınlar: Neler yaşadılar, neden bu yolu seçtiler?)





Sayılarla Cinsiyet Ayrımcılığı

Öyle bir konu ki, sadece kadın ve yargı olarak bir gönderi, sadece taciz olarak başka bir gönderi, sadece eşitsizlik olarak başka bir gönderi yazsam; yine de her şeyi anlatmak ve doğru şekilde göstermek mümkün değil.**** Bu yüzden elimden geldiği kadarıyla kısa ve öz yazmam gerekiyor. Konuyu dağıtmamam gerekiyor.

Kadın eşitsizliğine geri dönecek olursak (tabi yukarıda yazdıklarımı sindirip), Türkiye’de kadın eşitsizliği çok kritik seviyede:



Yukarıdaki haritaya Telegraph’ın[2] yazısından ulaştım. Haritaya yazıdan veya büyük haline buradan ulaşabilirsiniz. Türkiye için “cinsiyet eşitsizliği”, 0,628 olarak verilmiş. Burada 1’e yaklaştıkça eşit oluyor. Örneğin 0,5 veya 0,512 gibi bir şey gördüğünüzde; kadınların, erkeklerin yarısı kadar eşit olduğu bir sistem olarak düşünebilirsiniz. Haklar, özgürlükler, sosyal hayata katılma gibi bir çok kıstas derleniyor. Tabi gazete tarafından değil, yine World Economic Forum’un 2017 raporuna[3] göre bu sayılar belirlenimiş. Fazlasını ve nasıl hesaplandığını raporda görebilirsiniz.

Peki 2018 raporunda ne olmuş? Türkiye 0,628’e ilerlemiş yani 0,003 artmış.
En iyi 10 ülke (2018’den aldım)

İzlanda 0,858
Norveç 0,835
İsveç 0,822
Finlandiya 0,821
Nikaragua 0,809
Ruanda 0,804
Yeni Zelanda 0,801
Filipinler 0,799
İrlanda 0,796
Namibya 0,789

Bu tarz şeyleri siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümünü okurken hocalarımız gösteriyordu. Sınıfta 40 kişi varsa, 35 kişi yabancı idi. Afrika, Orta Asya’dan gelenler ağırlıktaydı. Bu nedenle feminist hocalarımız bazen açıp gösterirdi. Burada Rwanda gibi ülkeler şaşırtıyordu. Fakat bir kaç gün önce Netflix’te izleyip, bu yazıyı yazmama neden olan “Explained” adında 18 dakikalık videolar yapan bir belgesel serisi var. Her seride farklı bir konu işliyor ve 3. bölümünde “Kadınların Maaşları Niçin Düşük?” sorusuna cevap aranıyordu. Burada Rwanda verildi. Hutu ve Tutsi kabilelerini bilmiyorsanız mutlaka “Hotel Rwanda” filmini izleyiniz. 1994 yılında 800 binden fazla insanını katledildiği bir soykırımdan (Tutsiler katledildi) sonra kadınlar iş gücüne katılmış. Daha öncesinde evli kadınlar, kocadan izin almadan çarşıya gidemezken, şimdi böyle bir değişim var. Belgeselde kısmen anlatılıyor. Fakat farklı kaynaklara bakabilirsiniz.

Aynı şekilde Avrupa’da kadın hareketleri aslında 2. Dünya Savaşı’nda erkekler savaşmaya başlayınca başladı çünkü fabrikalara kadınlar alındı. Sonrasında da haklar kazanılmaya başladı. Ruanda ülkesinde de aynı şekilde kadın hareketleri başlamış.

Peki en kötü 10 ülke hangisi? (sayıları 2018 raporundan ekledim)
Yemen**** 0,499
Pakistan 0,550
Irak 0,551
Suriye 0,568
Çad 0,580
Kongo 0,582
Mali 0,582
İran 0,589
Suudi Arabistan 0,590
Lübnan 0,595

Sonrası mı? Umman, Ürdün, Fas, Moritanya, Mısır, Togo, Nijerya, Bahreyn, Fildişi, TÜRKİYE, Burkina Faso, Cezayir, Katar, Kuveyt, Angola…

Türkiye, 149 ülke arasından 130. sırada!





Kadın Eşitsizliği ve Ayrımcılığının Nedeni Nedir?

Yukarıda yazdığım ve aşağıda yazdıklarımın nedeni; politikalardır, sistemdir, adaletsizliktir! Toplum ayak uydurabilir. Fakat devletin tepesindeki çıkıp “kadın ve erkek eşit değildir” diyorsa, halk ancak buna ayak uydurur. Bir kadın tacize uğradığında, polis kalkıp “üstünde ne vardı?” diye soruyorsa, halk buna ayak uydurur. Tecavüz edip, kadını katledenler, takım elbise giydiğinde “iyi hal indirimi” alıyorsa, halk buna ayak uydurur.

Kadın ve erkek fiziksel olarak eşit değildir. Siyaset bilimi, kadın hakları tarihi vs gibi bir sürü şey konusunda bir kitap bile okumamış ancak (özellikle) hayatını tek bir kitaba bağlı yaşayanlar ve onun bile Türkçesini okumayan cahil kesim; bu söylediğimi öne sürüyor, yani “kadın ve erkek fiziksel olarak eşit değildir”. Zaten böyle bir şey savunulmuyor.

Aynı özelliklerde, aynı işi yapan erkeğin aldığı maaşa karşılık kadın neden daha az alıyor? Neden yargı sistemimizde erkeklerin kayrıldığını görüyoruz? Neden taciz ve tecavüzde kadınlar suçlanıyor?

Mahkeme karşısına çıkan erkekler eşit mi? Aynı mı? Yüzümüzün ve bedenimizin sağ ve sol bölümleri bile aynı değilken; nasıl fiziksel eşitlikten bahsedebiliyorsunuz? Hangi çağ kafasında yaşıyorsunuz ki, kavramsal olarak adalet, eşitlik, özgürlük, insan hakları, demokrasi gibi değerleri anlamakta bu kadar güçlük çekiyorsunuz?

**

Yine kendimi durdurmaya çalışıyorum. Fakat bu problemlerin en büyük nedeni devlettir, yasalardır! Politikacıların vurdum duymazlığıdır! Mecliste kadınlarımız az. Meclise giden kadınlar ise kadınlar ile ilgili çalışma yapamıyor! Bu konu bile başlı başına bir blog gönderisi eder.

Bazı kadın politikacıların ve politikacıların 8 Mart gönderilerine baktım; yahu bir insan Kadınlar Günü mesajında dahi nasıl ayrımcılık yapabilir? İşte bu kafayla kadın haklarında değişim olmaz. Ülkede gelişim olmaz.
Araştırmalara göre Türkiye’de 2013 ila 2017 yılları arasında cinayet nedeniyle kadın ölümleri yüzde 75 oranında artış gösterdi. Türkiye’de son 3 senede 1000’i aşkın kadın cinayete kurban gitti [5].

Sadece bunlar da değil ki…

Öldürülen kadınlara bakıyorsunuz [6] [7] [8] [9] [10],

2011 yılında 121 kadın,
2012 yılında 210 kadın,
2013 yılında 237 kadın
2014 yılında 294 kadın ve %25’i genç, %47’si kendi yaşamlarına dair kendi kararlarını almak istiyor ,
2015 yılında 303 kadın
2016 yılında 328 kadın
2017 yılında 409 kadın
2018 yılında 440 kadın ÖLDÜRÜLDÜ!

2018 için şu görsele bakınca ne düşünüyorsunuz acaba?





Bütün bunlara baktığımızda; eğitimsizlik, adaletsizlik, önlem alınmama nedeniyle teşvik gibi bir sürü konuyu değerlendirebiliriz. Fakat kısaca devletin başındakilerin tutumu, yasalar, politikalardır. Eğer taciz edildiğinde birisi tutuklanmıyorsa, o zaman diğerlerine cesaret gelir. Tecavüzde az ceza ve indirim alınıyorsa, o zaman diğerler tecavüzcü sapıklar daha cesur olur.

Bu insanlar bir gün kalkıp aniden katil, tecavüzcü falan olmuyor! Psikolojik açıdan normal değiller. Başkasına zarar vermeden önce, tespit edilip, tedavi edilmeleri gerekiyor. Caydırıcılık için idama karşı olsam da, kimyasal hadımı destekliyorum. Cezalar, tespit, tedavi, caydırıcılık ile ilgili 2030 projesi: suçla mücadele – Türkiye’de artan suçlar başlıklı gönderiyi yazmıştım, dilerseniz detaylıca bakabilirsiniz.

**

Bunlara ek, 2018’de 387 çocuğun istismara uğradığını biliyoruz[9] fakat bunlar resmi rakamlar. Yani polise başvurulup kayıt altıan alınmış vs. Bilinmeyenler bunların kaç katıdır siz düşünün. Bunun yanında taciz ve tecavüz durumlarını da bilemiyoruz. Öyle tahmin edilebilecek kadar veri bile yok çünkü toplum, suçu kadında bulduğu için; kadınlar da bunu anlatamıyor. Travma ile yaşıyor.

Kadınlar özgüvenli ve cesur olmadan, dayanışma kurmadan; Türkiye’de bu sorunlar çözülmeyecektir. Kadın hakları konusunda tam bir rezalet mevcut.

Üstelik iş dünyasında kadına yapılanlara gelmedim bile!

Cinsiyet ayrımcılığı konusunda TMMOB (Türk mühendis ve mimarlar odaları birliği)’nin cinsiyet ayrımcılığı yazısını,
TÜSİAD’ın sayfasından KAGİDER’in Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliği: sorunlar, öncelikler ve çözüm önerileri raporunu,
UNDP’ye (BM kalkınma programı) ait toplumsal cinsiyet eşitsizliği endeksi (TCEE) yazısını okuyabilirsiniz.

Daha detaylı araştırma ve makaleler için https://scholar.google.com.tr adresine “cinsiyet eşitsizliği”, “cinsiyet ayrımcılığı” yazarak, akademik makalelere ulaşabilirsiniz. Örneğin cinsiyet eşitsizliğinin üreme sağlığına etkisinden tutun, doğu bölgesindeki yapısına kadar bir çok Türkçe makale bulacaksınız. Researchgate’e üye olabilirseniz, oradan da bulabilirsiniz. Geneline direkt erişebilirsiniz. Fakat erişemeyecekleriniz olabilir. Burada da üniversite internetnden girip bakmanız olası. Fakat yine ulaşamayabilirsiniz. Ne yazık ki size Sci-Hub’a girip, makale adresini yapıştırarak, biraz korsan şekilde de olsa ulaşabileceğinizi söyleyemiyorum. Fakat bir yolunu bulabileceğinizden eminim.



Maaşlardaki Cinsiyet Eşitsizliği ve İş Dünyasında Kadın

Sadece giriş bölümü 1600 sözcük oldu. Konumuza ancak gelebildik. Fakat yazı çok uzun olabileceği için burayı da fazla detayla yazamayacağım.

Annem, 27 yıllık akademisyen ve 13 yıldır ilaç sanayinde ARGE üzerine çalışıyor. 3 büyük firmada çalıştıktan sonra (yöneticilik yapsa dahi), dayanamayarak kendi firmasını kurdu. Türkiye’de devlet üniversitelerinin kötü hale getirilmesi, özel sektörde ise, köşe başlarını tutan dinazorların yarattığı sıkıntılar nedeniyle kendi ilaç ARGE şirketini kurdu. Tabi ilaç sektörü ve arge sorunlarını burada anlatacak değilim, “ilaçlar saklanıyor mu? Türkiye’de ilaç sektörünün arka planı” başlıklı yazımda bunları ve ARGE sorunlarını detaylıca yazdım.

Annemin, neler yaşadığını bizzat biliyorum. Fakat annem güçlü bir kadın. Güçlü bir kadının neler başarabildiğini, erkeklerin yapamyacağı neleri başarabildiğini de çok yakından takip etme fırsatım olunca; kadın hakları ve özgürlükleri konusunda bakış açınız ciddi şekilde farklılaşıyor. Bir kadının tek başına İstanbul’da şirket kurması ve bunu semaryesiz yapması, buna rağmen 3 yıl içerisinde “imkansız” denilen bazı projeleri tamamlaması ve TÜBİTAK hakemlerinin kompleksleri yüzünden “yapamazsınız” diye vermediği projeleri TÜBİTAK desteği olmadan 3 yıl içinde çok zor şartlarda da olsa bitirmemiz; her insanın yapabileceği işler değil.

Fakat kendi şirketini kurmadan önce, en nezih sayılabilecek ilaç sektöründe, yönetici olmasına rağmen yaşadığı zorlukları ve önüne çıkartılan sorunları; erkek yöneticilerin, “uluslararası klavuzların aksine” kendi yapması gereken işleri anneme nasıl yaptırmaya çalıştığını ve rakı sofralarında kurulan dostluklarla ve bazı sırlarla, şirket içinde nasıl ofis politikası yapıldığını da çok iyi biliyorum.

Cam tavan adı verilen bu durum; kadınların, sırf kadın olduğu için yükselmesindeki engel ve önlerine çıkartılan zorluklara denmektedir. Bütün bunları aşmak için neler yapması gerektiği ise bambaşka bir konuda irdelenmeli.

**

Görebileceğiniz üzere, konu kadın ve yaşadıkları sıkıntılar olduğunda; elinizi nereye atarsanız atın, sadece o konuda, bir ansiklopedi kadar kalın kitap çıkartılabilir. Ülkemizdeki durum da bu kadar ciddi iken, kadınların bunlara karşı durması gerekiyor. Bunları dillendirmesi, bunlar ile ilgili kitaplar çıkartması gerekiyor. Anneme bu konuda sıkça baskı yapıyorum; sadece iş hayatında yaşadığı sorunlar değil, tüm bu süreci yazarak, genç kızlara bir örnek oluşturması, cesaret vermesi için kitap çıkartması gerektiğini söylüyorum. Fikir kafasında olmasına rağmen hâlâ çalışmalara başlatabilmiş değilim. Kitap yazılırsa, çıktığında buradan duyuracağım. Fakat bu şekilde kadınlarımız kendi deneyimlerini paylaşmalı, diğer kadınlara destek olmalı; genç kızlara örnek olmalı, cesaret vermeli. Kadınlar birlik olmadan, Türkiye’de kadınlar ile ilgili sorunlar çözülmeyecek.



Eşitsizlik Maaşlara da Yansıyor

Bir kadın düşünün. Üniversiteye gidiyor, bölümdaşı bir erkek ile aynı notları alıyor. Mezun olup aynı işe başladıklarında, erkek 10 bin dolar alıyorsa, kadın (ülkesine göre değişmekle birlikte) 6-8 bin arası para alıyor. Sadece kadın olduğu için.

Fakat işin garibi, kadınlar bir şey alırken sırf kadın olduğu için ucuza almıyor? Örneğin yine bu iki bölümdaşı düşündüğümüzde, kadın ve erkek telefon alacaksa; bugün 6 bin liralık telefon, kadın için 4.800? olmuyor? Yine 6 bin lira. Haliyle burada bir adaletsizlik mevcut.

Bununla ilgili gördüğüm en güzel kampanya ve en güzel görsel şudur:



Görselde, “eşit maaş günü limonatası” yazıyor. Kadınlar için 79 cent, erkekler için 1 dolar.



Türkiye’de Kadınlar %20 Daha Az Maaş Alıyor

Tabi bu işin sadece üniversite mezuniyeti bölümü yok. Kız çocuklarının okula gönderilmemesi, çalışan kadınların toplumdaki yeri (iş için başka ülkeye gidebilme özgürlüğü vs) bunda etkili. Üstelik sadece üniversite mezunu olarak bakmamak gerek. Tarlada çalışan kadından fabrikada çalışan işçiye kadar durum her yerde aynı.

Türkiye’de kadınlar, aynı pozisyonda çalışan erkeklere göre 5’te 1 oranında (%20) daha az maaş aldığı ortaya çıktı[11]. Özyeğin Üniversitesinden Dr. Berna Zengin Arslan’ın yaptığı çalışmada; aynı işi yapan kadınlar 80 lira alırken, erkeklerin 100 lira aldığı tespit edildi.

Yani yine 1 dolara karşılık, 0,80 dolar (80 cent) alınıyor. Peki dünyada nasıl?
Polonya’da erkeklerin aldığı 1 dolara karşılık kadınlar 0,91 dolar alınıyor.
İsrail’de erkeklerin aldığı 1 dolara karşılık kadınlar 0,81 dolar alıyor.
Güney Kore’de erkeklerin aldığı 1 dolara karşılık, kadınlar 0,65 dolar alıyor.

Aynı iş için eşit ücret istemek haksızlık mı?
Bu eşitsizliğin yok olması, World Economic Forum raporu ve araştırmalarına göre ancak 120 yıl sonra gerçekleşebilecek.

BM’nin yapmış olduğu araştırmaya göre; kızlar için eğitim programlarına ve evlilik yaşını yükseltmeye yapılacak her bir dolarlık yatırım topluma beş dolar olarak geri dönüyor. Kadınlar için gelir getiren faaliyetleri iyileştiren programlara yapılan bir dolarlık yatırım ise ekonomiye 7 dolar kazandırıyor.

Türkiye’de kadınların çalışma hayatı ile ilgili en büyük 3 sorunu ise; düşük ücret, işsizlik, sigortasız çalıştırma. Kadınların yüzde 92'si sendikasız, yüzde 25'i güvencesiz işlerde çalışıyor [12].



Devletin Umursamazlığı

OECD’nin “2018 işgücü istatistiği” raporuna[13] baktığımızda ise, erkeklerin %69’u çalışıyorken kadınların sadece %31’i iş gücüne katılmaktadır. Yani istihdam konusunda da sıkıntı çekiyoruz. “Nedenler” bölümünde yazdığım üzere buradaki sorunların başında, devlet yetkililerinin ve politikalarının yanlışlığı bulunmaktadır.

Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara Ticaret Odası’nın gerçekleştirdiği “Ankara’nın 'en’leri” ödül töreninde şöyle bir şey söylemiştir [14],
İşsizlik oranımız niye hâlâ çift haneli rakamlarda geizyor diye bir soru gelebilir. Kadınların ve gençlerin işgücüne katılımı öylesine yüksek bir seviyeye ulaştı ki, 9,2 milyon yeni istihdam oluşturmamıza rağmen; işsizlik düzeyini hedeflediğimiz düzeye çıkartamadık.

Bunun anlaşılabilecek tek bir tarafı var, işsizliğin nedeni kadınlar ve gençler diyor. OECD raporuna baktığımızda kadınların sadece %31’i işgücüne katılmaktadır. Haliyle kadınların işgücüne katılımında OECD ülkeleri arasında en kötü 6. sıradayız. Genç işsizlik yani 15-24 yaşındakilerin işsizliğine baktığımızda oran %21,6 oluyor [15].

Ecnebicesi “youth not in employment, education or training (NEET)” olan, “eğitim, talim ve işgücünde olmayan gençler” yüzdesine baktığımızda durum daha vahim [16],



**

15-19 yaş arası erkeklerde %12,6
20-24 yaş arası erkeklerde %18,2
15-19 yaş arası kadınlarda %24,5
20-24 yaş arası kadınlarda %47,3

20-24 yaş arasındaki kadınların neredeyse yarısı, eğitim almadığı, talim yapmadığı gibi işgücüne de katılmıyor. Peki neden? Buna geleceğiz.

Daha önce Mehmet Şimşek’in de “kriz dönemlerinde kadınlar iş aramaya başlıyor, bu yüzden işsizlik rakamları artıyor” gibi talihsiz bir açıklaması vardı (bknz: ESİAD konuşması).

Yukarıdaki verilere baktığımızda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediğinin tersine kadın ve çocukların işgücüne katılması gibi bir durum sözkonusu değil. Daha doğrusu bu yüzden işsizlik sayılarının artması gibi bir durum söz konusu değil.

Aksine bu tür söylemler, ülkemizde kadınların neden bu duruma düştüğünü göstermektedir. Devleti yönetenlere göre kadınların evde oturup çocuk bakması, sosyal hayata girmemesi gerektiği gibi bir takım fikirlerinin olduğunu görüyoruz. Devletin yetkili isimleri böyle düşünüyorken, devlet politikaları kadınların işgücüne girmesi, özgürlük ve haklarını kazanması, eşit iş için eşit maaş alma gibi politikaların geliştirmesini düşünmek tabi ki hayal olacaktır. Sadece iş ve sosyal haklar değil; polis ve yargı konusunda da sorunlar yaşanacaktır.



Kadınların İşgücüne Katılması ve Eğitim Bağlantısı

TÜİK’in 31 Aralık 2018’de yayınladığı istatistiklerde, Türkiye’deki kadınların oranının %49,8 olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin yarısı kadın! Haliyle işgücünde de aynı oranı beklersiniz. Ancak “Doğruluk Payı” oluşumunun 2018 kadın istatistikleri raporunda görebileceğimiz sonuçlar biraz üzücü.

İsdihdam oranı erkeklerde %65,8 ve kadınlarda %29,3.
İş gücüne katılım oranı ise erkekelrde %72,1 ve kadınlarda %33,8

Şu görseli, aileler çocuklarına gösterebilir. “Neden üniversite okumamız gerekiyor” sorusunun cevabı niteliğinde:



Şartlar ne olursa olsun erkeklerin, kadınlardan daha kolay istihdam edildiğini görüyoruz. Aynı şekilde işsizlik ve öğrenim kademelerine baktığımızda da kadınların durumunun fazlasıyla dezavantajlı olduğunu görüyoruz.

Kadın çoğunluk yöneticilere sahip şirketlerin oranı ise %0,3

Şirketlerin sadece %5,4’ünde bir kadın üst düzey yönetici bulunuyor,
Türkiye’de, tam zamanlı çalışanların da sadece %21,9’u kadın,
Türkiye’de girişim ekosisteminde kadın girişimcilerin oranı %15,

2,5 milyon kişi, yani %3,5 okuma yazma bilmiyor, bu nüfusun içerisinde ise kadınların oranı %84. 6yaş üstü kadın nüfusun %5,9’u okuma yazma bilmezken, erkeklerde bu oran %1,1.



Akademide Kadın

Önce “yeter be kardeşim, içimizi kararttın” diyenlere güzel bir haber vereyim; üniversitelerde kızlarımızın oranı erkekleri geçmiş bulunmaktadır! Tebrikler kızlar! Devam ediniz, lisans üstü pozisyonlarda da aynı başarıyı sürdürmenizi diliyorum.

Akademiye gelecek olursak;
Kadın profesörlerin oranı %29,
Doçentlerin %35’i kadın,
Yardımcı doçentleri %40,2’si kadın,
Öğretim görevlilerinin ise %42,5’i kadın akademisyen.

Çözümler Nelerdir?

Yukarıda saydığım fakat saydığımın belki yüz kat fazlası sayamadığım sorunlarla her gün yüzleşiyor kadınlarımız. Fakat henüz doğru düzgün çözüm üretemediğimiz gibi; her yıl daha fazla kadın öldürülüyor, taciz ve tecavüze uğruyor ve yetmiyor, devlet politikaları nedeniyle baskı hissediyor.

Dünyada, özellikle Avrupa’da çözümler araştırılıyor ve uygulamaya konuluyor. Finlandiya bu konuda fazlasıyla ilerlemiş durumda. Yine Norveç, İsveç, İrlanda gibi ülkeler bu konuda oldukça ileride. Fransa, Danimarka, Almanya, İngiltere, Kanada gibi ülkeler de üst sıralarda kendine yer bulmuş.

Ancak bunlardan daha önemlisi; Ruanda, Filipinler, Bulgaristan, Küba, Bolivya, Burundi gibi ülkeleri ilk 30’da görebilmek. Kolombiya, Ekvador, Uganda, Jamaika, Zimbabwe, Bangladeş, Mozambik gibi ülkeler ise ilk 50’de. Bakın Zimbabve dediğimiz ülke, CIA World Factbook'a göre kişi başı düşen milli gelirde 228 ülke arasından 203. sırada!

Bu yüzden sorunların ekonomik olmadığını; kültürel ve daha önemlisi politika üretememekten ve sistemin yozlaştığından kaynaklandığını anlamamız gerekiyor. Eğer sorunun kaynağına ulaşamazsak, ürettiğimiz çözümler geçici ve geçersiz olacaktır.



Cinsiyet Eşitsizliğindeki Sorunlar ve Babaların-Erkeklerin Rolü

Aslında konumuz maaş ile ilgili, fakat buraya tekrar değinmem gerekiyor.

Örneğin Boğaziçi Üniversitesinin Bernard van Leer Foundation, Hümanist Büro, Frekans Resarch kurumları ile yaptığı ortak araştırmada ortaya çıkan sonuçlarda[17] (3.4.2), babaların ev işlerine ve desteğine ilişkin ortaya çıkan sonuçlar; Türk aile yapısını ve kadın-erkek anlayışını gösterir nitelikte.



Yanlarındaki sayılar yüzdedir. Babanın ev işlerine katkısı, “ev için alışveriş yapmaktan” ibaret. Çocuklarla ilgilenme konusunda da “ilgi” bölümü nedir merak ediyorum, anne ev işleri yaparken 1 saat oynayıp; sonra geri anneye TESLİM ETMEK mi? Çünkü babanın çocuklara katkısına baktığımızda; alt değiştirmek, uyutmak, yemek yedirmek, yıkamak, kitap okumak, ders çalıştırmak, okul sorunlarıyla ilgilenmek gibi konularda babanın katkısı olmasa da olur oranında. Oynamak ve gezmek konusunda birazcık yüksek.

Bu verilere göre “babanın ev işlerine katkı endeksi” 0 ila 7 arasından sadece 1,1 ve “babanın çocuk bakımına katko oranı endeksi” 0 ila 9 arasında sadece 1,2 olarak ortaya çıkmaktadır.

Erkekler mağara döneminden bu yana kadınları korumak ve yakın zamanda eve ekmek getirme görevlerini üstlenirdi. Eğitim düzeyi düşük bölgelerde ve ailelerde hâlâ bu şekilde algılanıyor. Fakat kadının çalışmaya başlaması ve devletin kadınları koruyacak yasa ve düzenlemeleri (hayır hayır ülkemizden bahsetmiyorum, genel) ile birlikte; erkeğin rolüde değişmeye başladı.

Tabloda gördüğümüz üzere, çıkan sonuçlara göre erkek, sperm vermekten başka hiçbir halta yaramıyor. Kadın işe gidiyor, gelip ev işlerini yapıyor, çocukla ilgileniyor. Peki bu durumda erkek ne yapıyor? Çocukla ilgilenmediği, yemeklere yardım etmediği, çamaşırları yıkayıp asmadığı, temizlik yapmadığı ortada. O zaman sorulacak soru şu, “kadınlar neden erkeğe ihtiyaç duysun?”.

Kadın-erkek ilişkilerinde de değişim yaşanmaktadır. Yıllar önce bir gazetede “kadınlar erkekleşiyor, erkekler kadınlaşıyor” diye bir haber okumuş “yahu saçmalıyorlar” demiştim. Fakat yıllar sonra dönüp baktığımda, doğru olduğunu gördüm. Günümüzde çağdaş kadınlar maço tipler aramıyor. Üniversiteyi bitirmiş, hedefleri olan, özgüveni yüksek ve cesur kadınların amacı; onu koruyup kollayacak, gözüyle kesen biri olduğunda kavga çıkartacak birileri değil. İstanbul beyefendisi gibi, kadının hayatına yoldaş olacak, dertleşecek, kadın olarak “güçlü” olan bu imajı altında ezilmeden kadını taşıyacak birilerini arıyor.

Erkeklerin bir çoğu kadının daha fazla kazanmasını, güçlü olmasını, özgüvenli olmasını kendine yediremiyor. Bu da bir çeşit toplumsal baskı ve özgüvensizliğin neden olduğu kompleks. Aslında bu da cinsiyet eşitsizliğidir. Erkek adam ağlamaz, erkek adam sevdiği için kavga eder, erkek adam ailenin reyisidir… Bütün bu baskı neticesinde saçma sapan şeyleri her gün görmekteyiz. Örneğin hangi kadın sahilde erkeklere kendini göstermek için amuda kalkarken boynunu incitir? Erkek adam ağlamaz, ne yapar? İçine atar. Kadınlar ise konuşup rahatlar. Sonuç? Erkeklerde yaşam süresi 75 yıl, kadınlarda 80 yıl. Sadece erkekler değil, kadınlar da toplum baskısı yüzünden kilo, göğüs, saç vs gibi bir sürü şeyi dert etmektedir.

Yani dönüp baktığımızda; aslında ego, kompleks, önyargılar ve toplum baskısı nedeniyle rahat davranamıyoruz ve büyük psikolojik baskı altındayız. Oysa yıllardır bu blogda anlattığım üzere, toplum kurallarını dinlememeyi öğrendiğimiz zaman özgürleşeceğiz ve doğru işler yapmaya başlayacağız.

**

Yine kaptırdım fakat görebileceğiniz üzere bu bile başlı başına gönderi konusudur. Yani bütün bunlara baktığımızda, kadınların erkek olmadan sperm bankası ile çocuk sahibi olma fikri çok mu saçma? Evlense bir dert, evlenmese bir dert. Evlenirse ev işleri ve çocuk bakımını kadın yapacak, ayrılmaya kalksa ölüm riski var. Evlenmeden çocuk yapsa toplum dışlayacak. Kadın böyle zorluklarla boğuşuyor işte.

Bölgelere göre endeks:





Ekonomik Koşulların Etkisi

Tabi eğitim ve ekonomik koşullar, aile yaşantısını da etkiliyor. Toplumun cahil kalması ve gelir düzeyinin düşmesi, kadınlara ve ev işlerine karşı düşünceyi de değiştiriyor.







Aile içi şiddet raporu gerçekten ilginç bir rapor. Çok farklı bilgilere ulaşabiliyorsunuz. Ben sadece babalık ve erkek-kadın ilişkisi bölümüne değinmek istedim. Devamını buradan okuyabilirsiniz.



İş Dünyasında Kadınların Yaşadığı Sorunların Nedenleri

Devlet yetkililerinin zihniyetleri, devlet politikaları, yasalar, devlet görevlilerinin tutumu, toplumdaki ahlak ve etik kuralları gibi kavramların yanında başka nedenler de var tabi ki.

Türk tarihimize baktığımızda, Millattan Önce bile Türk kadının toplum içinde önemli olduğunu ve boy yönetici olan Hakanların eşi olan Hatunlar ile boyları yönettiğini ve hatta Tomris Hatun’un eşi öldükten sonra boyu yönettiğini görürsünüz. Tabi biz bunları unuttuk, Osmanlı ile başka noktaya gittik ve kadın hakları olarak şimdi Avrupa’yı örnek alıyoruz. Avrupa’da ise kadın hakları özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra başladı. Mad Men dizisini izleyenler, 1960’larda Amerika’da kadına bakış açısını görebilir.

1900’lerin ikinci yarısından sonra kadınlar çalışmaya başlasa bile; belirli işleri yapabiliyor, az maaş alıyor, baskı görüyor, bazı haklardan mahrum kalıyordu. 30 yıl önce kutuplarda kadınlar çalışmak istediğinde “orada kuaför ve mağaza yok” denilerek geri çevrilmiş. 30 yıl sonra ise; kutuplara giden gemi kaptanı, açşı ve içindeki bilim insanları arasında kadınlar var.

Yani bir devrim yaşanıyor. 100 yıl öncesinde kadının adı çoğu ülkede (Avrupa ülkeleri ve Amerika dahil) yokken, günümüzde kadınlar en önemli yerlere geldi. Tabi ki böylesine bir değişim, her toplumda kabul göremiyor.

Öte yandan bakıyorsunuz Atatürk’ün Cumhuriyetinde, dünyanın ilk kadın pilotu Sabiha Gökçe,
Türkiye’nin ilk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu yetişmiş.
Türkiye’nin ilk kadın heykeltraş Sabiha Bengütaş,
Türkiye’nin ilk kadın opera sanatçısı Semiha Berksoy,
Türkiye’nin ilk kadın pilotu Bedriye Tahir Gökmen,
Türkiye’nin ilk kadın radyo spikeri Emel Gazmihal
Türkiye’nin ilk kadın veterineri Sabire Aydemir yetişmiş. Tabi daha bilmediğim nice isim vardır. Bu önemli kadınlar 1938 yılına kadar mesleklerine başlayanlar! Tekrar ediyorum, Avrupa’nın bir çok ülkesinde henüz kadının adı yok.

Bunun dışında, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti sayesinde, aldığı eğitimler ile yükselen bir çok kadın mevcut.
Dünyanın ilk kadın savaş muhabiri ve Türkiye’nin ilk kadın fotoğrafçısı Semiha Es,
İlk kadın emniyet müdürümüz Feriha Sanerk (1953),
İlk kadın doktorumuz Safiye Ali (kadın olduğu için Darülfünun’a kabul edilmez, Almanya’da tıp okur, gelir ve kadın olduğu için muayenehanesine kimse gelmez!),
İlk kadın bakanımız Türkan Akyol (1971),
İlk kadın büyükelçimiz Filiz Dinçmen (1982)

Tabi ki yine bilmediğim ve unuttuğum nice Türk kadını, önemli işlere erken dönemlerde erişebilmiştir. Fakat Türkiye’nin bugün geldiği nokta, 50 yıl öncesinde bile çok geri sayılacak bir durumdadır. Bu da Atatürkçülükten ve Atatürk ilkelerinden ayrıldığımızda, ne duruma düştüğümüzün bir göstergesi.



Kadınların Annelik Sorunu(!) ve Çözümü

Yukarıda zihniyetler ve politikalar ile ilgili sorunları yazdım. Fakat hepsi bu kadar değil.

20-24 yaşlarında mezun olmuş bir kadını, çalışan olarak işe aldığınızda; eğer yeni evlenmişse veya nişanlı, sözlü ve evlenme ihtimali yüksek ise, bir kaç yıl içinde çocuğu olacağını düşünebiliriz. Haliyle ufak bir işyeri, bu konuda daha temkinli olacaktır. Çünkü ciddi bir süre boyunca işten uzak kalacak ve eğer o işi bir izne çıkan kadın yapıyorsa, işyerini de etkileyecektir. Haliyle işyerleri erkekleri daha kolay seçiyor (tek sorun askerlik).

Bu durumu düşündüğümüzde, hem işyerine zarar vermeyecek, hem kadını sırf kadın olduğu için dezavantajlı yapmayacak hem de erkeklerin sırf erkek olduğu için avantaj olmasını engelleyecek bir çözüm üretmek gerekiyor.

Finlandiya bunu başarmış. Babalara “zorunlu babalık izni” verilmiş. Yasayı tam okumadığım için detaylı olarak yazamayacağım fakat anladığım kadarıyla, annelerin izinleri bittikten sonra; babalara da zorunlu bir izin veriliyor. Böylece babalar çocuklarla ilgileniyor ve “erkeğin, kadın gibi çocuk iznine ayrılmaması” durumundan kaynaklı ayrımcılık sonlanıyor. Yani genç bir kadına bakıp “yahu şimdi hamile falan olur, bizi uğraştırır” gibi bir düşünceye sahip olmayacak sevgili işverenler!!!

Sevdiğim bir başka noktası da, baba çocukla ilgilenerek anneye yardımcı olmakla kalmıyor; aynı zamanda çocuğa ilgi göstereceği için, çocuğun gelişmesinde psikolojik olarak artı bir durum yaratılmış oluyor. Ben bu yasayı sevdim.

Öte yandan annelik durumunda da “yarı zamanlı çalışma” ve “evden çalışma” gibi durumlar yaratılarak, hem çocuk ile ilgilenme hem de işten tam kopmama durumu oluşuyor.

**

Daha fazla öneri için KAGİDER’in raporunu okuyunuz (şaşırmayın, TÜSİAD üzerinden erişiliyor).



Sonuç Olarak

Aslında çok fazla şeyi tekrarlamama gerek yok.

Devleti yönetenlerin çağdaş olması,
Devlet politikaların çağdaş olması,
Yasamanın, çağdaş yasalar çıkartması,
Devlet kurumlarının ve burada çalışanların; çağdaş politikalar ve yasalara göre hareket etmesi, eğer bu şekilde davranmazsa gerekenin derhal yapılması,
Yargıdaki cinsiyetçi tutumun**** sonlandırılması,
Basındaki ve medya üzerindeki dizi, film vb projelerdeki cinsiyetçi söylemlerin temizlenmesi,
Devlet bütçesinde “cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığı” konularında bilgilendirici ve bu sorunları giderici kampanyalar ve araştırmalar için bütçe ayrılması gibi çeşitli önlemler alınabilir.

Yukarıdakiler yapıldığında toplumun ne düşündüğünün pek önemi kalmıyor. Toplum, bu yasa ve kurallara ayak uyduracaktır. Tabi toplumun, yöneticileri seçtiğini düşünürsek; kendi gibi yöneticiler seçileceğinden, bütün bu süreçlerin zor olacağını ben de biliyorum. Fakat kadınlar bir araya gelirse, bizim gibi düşünenler bir araya gelirse ve bu tür sıkıntılar için politikacılara, basına ve şirketlere baskı uygularlarsa; eninde sonunda, bir şeyler değişmeye başlayacaktır.

Ben değişime inanıyorum. İnsanların cinsiyetleri, inançları, yaşamları, görünüşleri gibi bir çok konu nedeniyle baskı ve ayrımcılık görmesini engellememiz gerek. En başında da, dün İstiklal Caddesi’ndeki polis müdahalesini destekleyenlerin tweetlerinde gördüğüm üzere, “bunları paylaşmışlar” diyerek, kendisine ters olan bir şey nedeniyle demokratik hakların çiğnenmesine karşı durmamız gerekiyor.

Eğitimli, özgüvenli, cesur kadınların yetişmesi için uğraşmalıyız.
Çünkü Neşet Ertaş’ın dediği gibi; kadınlar insan; biz ise insan oğluyuz.




Kaynaklar

[1] İstanbul’da polis İstiklal Caddesi’nde toplanan kadınlara gazla müdahale etti. BBC. Erişim tarihi: 8 Mart 2019, https://www.bbc.com/turkce/live/habe...rkiye-47494157

[2] Haines, Gavin (4 Kasım 2017). Mapped: The best (and worst) countries for gender equality. Telegraph. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, https://www.telegraph.co.uk/travel/m...nder-equality/

[3] Global Gender Gap Report 2017. World Economic Forum. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, Global Gender Gap Report 2017 - Reports - World Economic Forum

[4] euronews Türkçe (euronews_tr). “Düşen Şule Çet değil de bir erkek olsaydı yargının tutumu farklı olurdu. Kurban kadın olduğu için cinayete intihar denilip üstü örtülmek isteniyor. Şule Çet’in avukatı @avumuryildirim euronews’e konuştu” 8 Mart 2019, 19.07. https://twitter.com/euronews_tr/stat...51012820717569

[5] Congar, Kerem (8 Mart 2019). Şule Çet’in avukatı: Düşen bir erkek olsaydı, yargının tutumu bence çok daha farklı olacaktı. [çevirimiçi] Euronews. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, https://tr.euronews.com/2019/03/08/v...arkli-olacakti

[6] 2014 yılı kadın cinayeti gerçekleri. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, 2014 yılı kadın cinayeti gerçekleri

[7] Kadın cinayeti raporu açıklandı: 2015 yılında 303 kadın öldürüldü (9 Ocak 2016). Hürriyet. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, Kadın cinayeti raporu açıklandı: 2015 yılında 303 kadın öldürüldü - Son Dakika Haberler

[8] Ergen, Gülben (14 Şubat 2017). 2016 yılında 328 kadın öldürüldü. Hürriyet. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, 2016 yılında 328 kadın öldürüldü - Magazin Haberleri

[9] Serbest, Eyüp (2 Ocak 2018) 2017 utanç raporu… 409 kadın öldürüldü, 387 çocuk cinsel istismara uğradı. Hürriyet. İstanbul. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, 2017 utanç raporu... 409 kadın öldürüldü, 387 çocuk cinsel istismara uğradı - Son Dakika Haberler

[10] Saday, Tugat (2 Ocak 2019). 2017 utanç raporu… 409 kadın öldürüldü, 387 çocuk cinsel istismara uğradı. Sözcü. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem...ruldu-2955349/

[11] Aynı işte, kadına farklı erkeğe farklı ücret! (7 Mart 2018). Hürriyet. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, Aynı işte, kadına farklı erkeğe farklı ücret! - Sondakika Ekonomi Haberleri

[12] OECD: Türkiye’de kadınlar aynı işi yaptıkları erkeklerden yüzde 20 daha az kazanıyor (8 Mart 2018). T24. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, https://t24.com.tr/haber/oecd-turkiy...zaniyor,575982

[13] OECD Labour Force Statistics 2018. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, https://www.oecd-ilibrary.org/employ...cd_lfs-2018-en

[14] Erdoğan’a göre işsizliğin nedeni kadınlar ve gençler (27 Kasım 2017). Cumhuriyet. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, Cumhuriyet Gazetesi - (Video) Erdoğan'a göre işsizliğin nedeni kadınlar ve gençler

[15] Son TÜİK rakamları: Eylülde işsizlik arttı, genç işsizlik 'patladı' (12 Aralık 2018). Diken. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, Son TÜİK rakamları: Eylülde işsizlik arttı, genç işsizlik 'patladı' - Diken

[16] Youth not in employment, education or training (NEET). OECD. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, https://data.oecd.org/youthinac/yout...ining-neet.htm

[17] Türkiye’de 0-8 Yaş Arası Çocuğa Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması. Mayıs 2014, İstanbul. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, http://www.ailecocuksiddet.info/RAPOR.pdf

[18] Kızılkoyun, Fevzi. Otopsiden çıkan gerçek (13 Temmuz 2018). Hürriyet. Otopsiden çıkan gerçek - Son Dakika Haberler

Uyar, Verda (7 Mart 2018). 2018’de Kadın İstatistikleri. Doğruluk Payı. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, https://www.dogrulukpayi.com/bulten/...istatistikleri

Mercan, Murat Anıl, & Karakaş, Mesut (2015). Industry-Level Female-Male Wage Gap in Turkey. 73:157-170. Alıntı tarihi 9 Mart 2019, http://bilig.yesevi.edu.tr/yonetim/i...-published.pdf

Ucal, Meltem & O’neil, Mary Lou & Toktas, Sule. Gender and the wage gap in Turkish academia. Journal of Balkan and Near Eastern Studies, 17.4 (2015): 447-464. Erişim tarihi: 5 Mart 2019, https://www.tandfonline.com/doi/full...3.2015.1063309

Akar, Gizem & Balkan, Binnur & Tümen, Semih. Overview of Firm-Size and Gender Pay Gaps in Turkey: The Role of Informal Employment. Ekonomi-tek, 2.3(2013): 1-21. Erişim tarihi: 5 Mart 2019, http://ekonomitek.org/pdffile/no6_07...lkan_tumen.pdf

Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği: Sorunlar, Öncelikler ve Çözüm Önerileri. TÜSİAD & KAGİDER (Temmuz 2008). TÜSİAD-T/2008-07/468 & KAGİDER-001. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, https://tusiad.org/tr/yayinlar/rapor...ozum-onerileri

Cinsiyet Ayrımcılığı Hakkında. TMMOB. Erişim tarihi: 9 Mart 2019, https://www.tmmob.org.tr/sayfa/cinsi...iligi-hakkinda

__________________
Güneşin ilk ışıklarına vererek umutlarımı
Masal Dünyamın açıp kapılarını
Girdim insan Kalabalığına


« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)