izmir escort escort izmir porno porno izle
Film Yapımcıları Çözümün Parçası Olmaya Sırt Çevirdiler - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Standart Film Yapımcıları Çözümün Parçası Olmaya Sırt Çevirdiler #1
Üyelik Tarihi: 24 Mart 2019
Nereden: Dublin
IRC Sunucusu: irc.swiftirc.net -j #msl.tr
Web Adresi: www.mircscripting.net
Mesajlar: 493
Aldığı Beğeni: 205
Beğendikleri: 212
11 Nisan 2019 , 17:35
Alıntı ile Cevapla
Bir süre önce Mars Group’ta LinkedIn’deki bilgilere göre 8 ay önce işe başlamış “DİREKTÖR” bir kız, “yeni Cem Yılmaz’lar çıkartırız” gibi hadsiz bir söz söylemişti. Bu dönemde; iş dünyasında bulunan saçma salak ünvanlara (bilmem ne direktörü, bilmem ne sorumlusu gibi) zaten takıyordum. Üzerine iş dünyasındaki insanların ne kadar hadsiz, ne kadar bilgisiz, ne cahil ama kendilerini işin en iyisi zanneden insanlar ve yalakalar olduklarını görünce gerçekten iş dünyasından soğudum. Şirket araçlarıyla trafikte terör estirenlerden, astını fikrini üste satanlara; “aksiyon alalım” diye saçmalık yapanlara kadar say say bitmez.

Tabi bu olay, bir süredir sıkıntılı olan sinemada tekelleşme durumunun yansımasıydı. Olay ne olduğunu bir sürü haber ve köşe yazısında bulacaksınız. O yüzden bu işe değinmeyeceğim. Değineceğim bölüm, “bu sorunu çözmek için Erdoğan’dan yardım isteme” bölümüdür.



Herkes Sorun Gösterir

Türkiye’de aklı başında kim varsa, alın istediğiniz sektöre, istediğiniz yere götürün ve sıkıntılar nedir diye sorun; had bilmeyen duygusal bir millet olduğumuz için herkes oturup tek tek nelerin problemli olduğunu sayacaktır. Sorunları göstermek kolaydır, bariz olarak sorun oradadır. Fakat çözüm üretmek zordur.

Çözüm üretmek için bilgi ve tecrübe gerekir. Eğer bilgili ve tecrübeli insanlar “herhangi bir nedenden ötürü” çözüm üretemiyorsa, boşluk illa doldurulacak ve başka çözümler gelecektir. Önemli olan, kimin önerdiğine bakmaksızın fikirleri değerlendirmeye alıp, uzmanlar tarafından incelemektir.

**

Bunları neden anlattım? Hangi film yapımcısına sorarsanız sorun; tekelleşme, yasal boşluklar vs gibi bir sürü konuda sizlere sorunları aktaracaklar. Peki ya çözüm? Çözüm fikrimi sonunda yazacağım fakat önce film işine bakalım.

Soğuk Savaş’ı ABD’nin kazanmasında ve sonrasında “süpergüç” imajının perçinlenmesinde bana göre en büyük rol, Holivud’dur (Hollywood). Holivud film yapımcıları ve film sektörü, dünyayı baskı altına aldı ve şu an animasyon ve teknoloji alanında Hulivud’un yanına yaklaşabilen yok. Fransız filmlerini, İngiliz yapımları seviyorum. T-34 gibi Rus filmlerinde War Thunder oyununu yapan grubun animasyonları çok iyi idi. Hindistan’daki Bolivud (Bollywood : Hollywwood+Bombai = Bollywood) yine Hindistan kültürünü ortaya çıkartıyor. Dolayısıyla aksiyon filmlerinde iyi değilseniz, o halde başka bir şeyler yapılması gerekmekte.



Film Sektörünün Önemi

Film sektörü çok önemlidir. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine benzer şekilde insanlar ve toplumlar gelişmek için kültürel aktivitelere ihtiyaç duyarlar. 1 yıldır İstanbul’dayım ve henüz zaman ayırıp tarihi yerleri gezip görebilmiş değilim (bir kaç yere gittim o kadar). Youtube üzerinden İlber Ortaylı’nın dersleri vs var ve bunları izledim fakat harekete geçmedim. Bu benim ayıbım. Şarkılar Seni Söyler (ilgili yazım) müzikaline gittim ve bir süredir tiyatroya gidemiyorum ki 4-5 yaşında Eskişehir Anadolu Üniversitesi’ndeki tiyatroya götürürdü beni annem. Bayılırım tiyatroya.

Nice kültürel aktiviteyi yapamazken, en son bir kaç ay önce sinemaya gittim. Yani sinema daha ulaşılabilir. Fakat yanda bacak sallayan, diğer tarafta ayağı kokan, arkada ağız şapurdatan, önde telefondan bir şey bakarken gözüme telefon ışığını sokan tipler nedeniyle uzunca bir süre sinemaya gitmeye de tövbe ettim.

**

Toplumun her kesimine kucak açan, kolay ulaşılabilir olan sinema sektörü kültürel açıdan önemidir. Tabi süper kahraman filmleri sizin kültürünüzü ne kadara geliştirir bilemem. Fransız filmlerini seviyorum, örneğin :İki gün bir gece (deux jours une nuit). Yani dünyada sadece bir ülkenin filmleri kalacak, hangisi deseler herhalde Fransız derdim. Klipleri, şarkı sözleri, filmleri… Öyle seni poşete atarım, Bebek’te dolaşırım, sen kim köpeksin tarzında değil; bir şeyler anlatıyor.

Öte yandan öğrencinin yazdığı, öğretmenin oynadığı şu muhteşem kısa filmin (Türk yapımı), süperkahraman filmlerinden daha fazla anlam barındırdığını düşünüyorum

(bknz blog yazım: Kısa film: bıyık – inceleme ve yorumlama)





**

Hepsinin dışında kim ne derse desin Muhteşem Yüzyıl ile tarihe ilgi başladı. Arap yarım adası, Orta Asya, Kuzey Afrika, Rusya, Balkanlar ve sıkı durun MALDİVLER (evet tanıdığımız bir akademisyen vardı, o söyledi izlendiğini ve kendilerinin beğendiğini) gibi bir çok yere kültürümüzü işledik. Bulgarlar Türkleri sevmez, fakat oturup bizim dizileri izlemeye bayılıyorlar.

Yani sinema ve diziler, aslında Türk kültürünü ve Türk tarihini halka aktarmakta mükemmel iş görüyor. “E spatırmalar var”. Kardeşim yapımcısı açıkları; para döküp savaş sahnesi çekiyorlar ve reytingler normal. Fakat “Hürrem’e suikast girişimi” gibi bir bölüm olunca reyting patlıyor. Madem öyle, neden para döksünler?

Öte yandan “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” dizilerini izlediniz mi? Güçlü kadro, Turgut Özakman’ın yönetmenliğini yaptığı diziler. Turgut Özakman kim derseniz şu kısa olayı vereyim, Yılmaz Özdil yazıyor [1] :
Sene 2006.Aylardan haziran.Yer, Danıştay.Mustafa Kemal'in doğumunun 125'inci yılı dolayısıyla konferans düzenleniyor, ayakta alkışlanan konuşmacı anlatıyor: "Atatürk Türkiyesi'nden rahatsız olanların ilk yapması gereken, Atatürk'ü unutturmaktı. Onu yapıyorlar. Cumhuriyet'in nasıl kurulduğunu, milli mücadeleyi çocuklarımıza iyi anlatmak zorundayız. 1948'den beri Mustafa Kemal'in askeriyim, terhis olmak istemiyorum."
*
Turgut Özakman'dı o.
*
(sözün) Mucidi odur.
*
Peki "1948'den beri askeriyim" diyen, "terhis olmak istemiyorum" diyen rahmetli Turgut Özakman, 1948'de yedek subay filan mıydı?
*
Malum, içinde "asker" kelimesi geçiyor ya... Dincileri-liboşları-sorosçuları boşverdim, Chp'ye monte edilen bazı tipler bile "militarist" zannediyor.
*
Halbuki, tam tersine sivil'dir.Hukuki'dir.
*
Turgut Özakman 1948'de henüz 18 yaşındadır, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisidir.Milli mücadelenin izini sürebilmek için, hatıraları derleyebilmek için, arkadaşlarıyla birlikte Ankara'dan Afyon'a kadar yürür.Mecazi anlamda söylemiyorum... Otomobil veya trene binmeden, tabana kuvvet yürür.Güzergah üzerinde yaşayan, Kurtuluş Savaşı'na bizzat şahit olmuş ve 1948'de hâlâ hayatta olanları bulur. Hatıralarını dinler, defterler dolusu notlar alır, fotoğraflar toplar.Bıyıkları yeni yeni terlemeye başlamış bu delikanlının yaya olarak gerçekleştirdiği tarihi seyahat, 10 gün sürer...Ve, bu attığı adımlar "Şu Çılgın Türkler" fikrinin çıkış noktasıdır.
*
1948'den beri askeriyim dediği, işte budur.Bireysel şuurdur.Cumhuriyet tarihinin en çarpıcı sloganı Mustafa Kemal'in askerleriyiz... Cumhuriyet tarihinin en çarpıcı kitabı Şu Çılgın Türkler'in özetidir.Terhis olmak istemiyorum'dan kastı ise, bıkmadan usanmadan, anlatmaya devam etme azmidir.
*
"Hakikate ihanet etmeyelim" derdi, rahmetli Turgut Özakman.Buna didindi, son nefesine kadar.

İzlemediysen, senin ayıbın.

Kurtuluş dizisi 1. bölüm (devamını izlersiniz, 6 bölümlük)



**

Sonra Cumhuriyet dizisini izleyin.



Tekelleşmeye Çözüm ve Netflix Örneği

Steve Jobs idolüm olduğu için, her sunumunu ve hemen hemen her söyleşisini biliyorum. Walter Isaacson’ın yazdığı biyografide ve sunumlarda iTunes sürecini anlatır. Müzik şirketlerini internet ortamına geçirmeye çalışırken nasıl sıkıntılar çektiğinden bahseder.

Ülke olarak şunu anlamamız gerek, “yasak hiçbir şeyi çözmez”. Korsan bir gerçek ve yasakla önüne geçilemez. Fakat alternatif sunarsan ve resmi bir elden çıkarsa, korsan yok olma noktasına gelecektir. Nasıl?

iTunes öncesinde müziklerin nasıl indiğini hatırlayın. Emule, Ares, limewire gibi bir sürü progrma üzerinden müzik, video vs indirmeye çalışıyordu 1990’ların sonu, 2000’lerin başında. Doğru düzgün cezalar gelmemişti çünkü Türkiye buna hazır değildi (bknz: metre metre yazılım satmak). Fakat bu sürede korsanların programı indirilebilir ve bilgisayara zarar verebilirdi.

Eğer müzik dosyası indirebilirseniz; kalitesi düşük, albüm ve yıl bilgileri gibi tonla şey yazılmamış olacaktı. Bir kaos vardı. Steve Jobs, yoğun uğraşlar ile birlikte, büyük müzik şirketlerini ikna etti ve şarkıları ortalama 99 sentten satmaya başladı. Albüm görseli var, yılı var, albüm adı var, diğer bilgiler var ve kaliteli. iPod ve iPhone ile (sonradan) tak diye uyum sağlıyor ve şimdi buluttan indirebiliyorsunuz.

Yani bu korsan kaosuna “bir alternatif” oldu. İtiraf edeyim, ben de o dönemlerde bolca korsan kullandım. KKTC’de okuduğum ve korsan bir ülke olarak sayıldığı için (peşinde fikri ve sinaı haklar nedeniyle düşemiyorlar); film ve dizileri bol bol izledim. Fakat Türkiye’de de alternatif olmadığından, dizi izlenen adreslerden izledim.

Korsan siteleri kapatmak yerine; Steve Jobs’un yaptığı gibi alternatif getireceksin. Ve Netflix bunu yaptı. Bakın şu an üyelik 15 lira! Bugün Starbucks’a gidip büyük boy “Caramel Machiato” alırsanız 15,75 vereceksiniz. Netflix ise aylık 16? (15,99). SD çözünürlükten bile alsanız, görüntü kalitesi iyi. Altazısı geliyor, bilgileri var, fragmanları var… Bir sürü dizi ve film geliyor ve önümüzdeki süreçte muhtemelen tonla Türk dizisi ve filmi Netflix’e kaymış olacaktır.

Yani çözümler arasında şunu bir kenara atalım; eğer bir şeyden şikayet ediyorsanız Cuhmurbaşkanından yardım dilemek, siteleri kapattırmak, şirketlere savaş açmak yerine akılcı çözümler üreteceksiniz. Korsana, kötü niyetli şirketlere, tekellere çözüm üretmek ŞART! Bunu cebe atalım.



Türk Filmlerinin Gücü

Benim yıllardır eleştirdiğim ve ileride yapmak istediğim bir şey var; ben sinemada Amerikan filmlerini görmekten BIKTIM USANDIM! Dünya sineması görmek istiyorum. Rusların T-34 filmini, Fransızların****Entre les murs (sınıf) gibi hayatın içinden ve ağır mesajlar içeren güzel filmlerini görmek istiyorum. Alman, Güney Kore, Japon, İngiliz, Latin filmlerinden iyi olanların getirilip; altyazı ile verilmesini istiyorum.

Belirli dönemlerde Bıyık vs gibi Türk kısa filmlerinin ard arda gösterilmesini ve sabah gidip 3-4 saat (sıkılana kadar) izleyeceğim festival niteliğinde bir etkinliğin de yapılacağı bir sinema istiyorum.

Ben bunları istiyorum fakat bağımsız sinemalar kapatılıyor, baskı görüyor, Türkiye’de sinemacılık tekelleşiyor. Tekele alanlar, koltuklara bakım yapıp kazanırken; Türk sinema yapımcılarına kazık atma peşinde. Ötekiler ise iki koltuğu düzeltemiyor, bu yüzden müşteri kaybedip kapanıyor.

**

2018’de Türkiye’de en çok izlenen filmler şöyle:
  1. Müslüm
  2. Arif V 216
  3. Ailecek Şaşkınız
  4. Yol Arkadaşım 2
  5. Deliha 2
  6. Avengers: Sonsuzluk Savaşı
  7. Aile Arasında
  8. Rafadan Tayfa Dehliz Macerası
  9. Enes Batur Hayal Mi Gerçek Mi?
  10. Hedefim Sensin
Devamında da Çakallarla Dans, Deadpol 2, İnanılmaz Aile 2, Bizim İçin Şampiyon, Coco şeklinde gidiyor.

Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum fakat Türk filmleri baskıyı kurmuş! Sinemaya gitmek istediğim, Türk filmi varsa ben de öncelikli olarak Türk filmlerine gidiyorum. 3-4 Türk filminin olduğu dönem oluyor, o zaman “görece” daha az ilgi çeken filmlere gidip destek olmaya çalışıyorum. Haliyle Türk yapımcılar ilgiyi çekiyor, haliyle (kendimi tutamayacağım) Mars Group bok yesin! Bünyelerindeki saçma sapan tiplerin söylemlerine dikkat etmezlerse ve Türk yapımcılar ile savaşa kalkışırlarsa, bu ülkeden tası tarağı toplayıp kaçmak zorunda kalırlar.



Türk Yapımcılar Çözüm Üretmeliydi

Bu olay patlak verdiğinde benim aklıma gelen ilk çözüm; tarım ve hayvancılık işlerinde kurulan kooperatife benzer bir yapıya girişmekti. Eğer elin Güney Kore firmasının gelip Türkiye’de tekelleşmesinden rahatsız oluyorsanız, bir zahmet Türk yapımcılar bir araya gelecek, kooperatif benzeri bir yapı kuracak ve Türkiye’de sallantıda olan bir sinema firmasını satın alıp; salonlarını yenileyip, kendi filmlerini yayınlatacak.

Yasa ne diyor bilemiyorum ama böyle bir engel varsa, bir zahmet yatırımcı bir arkadaş bu işe girsin değil mi! Kaldı ki yasa engel ise Mars nasıl hem yapımcı, hem dağıtıcı, hem gösterime sokan olabiliyor? Yani yasa engeli yok anlaşılan.

Türk filmlerini yayınlayın. Gerekirse AROG, GORA, Organize İşler, tek kişilik gösteriler (Stanup) yayılayın; fiyatını da uygun tutarsanız biz gidip izleriz, hiç merak etmeyin! Üstelik biraz daha sosyal sorumluluk işi üstlenip yılda 1 ya da 2 dönem seçip; 1-2 hafta boyunca festival filmleri, kısa filmler gösterip amatörlere de yardım edebilirsiniz.

Hatta ve hatta dediğim gibi Fransız, Rus, İngiliz, Alman ve dünyanın bir çok yerinden seçilmiş filmleri yayınlayabilirsiniz ki bunlar 2019 olmasına gerek yok; 3-5 yıl önceki kült filmleri, henüz izlemeyen Türk seyirciyle buluşturabilirdiniz.

Daha dün Netflix’te Organize İşler’i izledim. Genelde devam filmleri ilki kadar iyi olmaz. Fakat ilkinden bile güzel olmuş belki de. Aksiyon sahneleri, eğlencesi, sağlam kadrosu, müzikleri… Yahu bizimkiler bu işleri yapmaya başladı! Haliyle elin Güney Korelisine ezdirecek değiliz.

Benim kanıma dokunan bölüm; “dövlet bize bohmiğ” cümlesini bu Türk yapımcıların kurması. Paranız var, çevreniz var, gücünüz var… Fakat devlet bize bohmiğ diyorsunuz. Biz oturup ölelim o halde?

**

İşin özü, Türk yapımcılar birlikte hareket edip tekelleşmeye karşı durabilirdi. Ve böyle bir durumda, Türk milletinin de desteğini alacaklardı (zaten en çok izlenen filmlerde desteği nasıl verdikleri ortadadır!). Fakat bunun yerine Cumhurbaşkanına dert yanıyorlar. Haa o toplantıdan ne çıktı? Yeni çeşit sansür dışında ne elde edildi ben anlayamadım. Anlayabilen biri varsa tebrikler.

Domates fiyatlarından film yapımcılarına, Suriye krizinden “videolu hakem uygulamasına” her türlü karar ve çözüm Cuhmurbaşkanından beklenir oldu. Bu ülkede bakanlar, kurumlar, müsteşarlar, yetkililer süs anlaşılan?

Öte yandan Amerika’da “aman devlet bize karışmasın” deniyorken, burada da devlet bize yardım etsin mantığının bu kadar yayılması cidden üzücü. Ben, Türk yapımcılarının çözüm bulabileceğini düşünüyorum.

Blog üzerinde yazdığım her eleştiri yazısının içine, öneri koymaya çalıştım ve böyle de olacak. Bu yazıda da bana göre çözüm yolu olabilecek fikri yazdım. Türk yapımcıları ve sinemacılar okur mu bilmem ama isteyen bu fikir ham olan bir şeydir. İşlenerek daha farklı yere götürülebilir. Bu yüzden şu sözle bitirmek istiyorum:

Karanlığa küfredeceğine bir mum yak!
__________________
Güneşin ilk ışıklarına vererek umutlarımı
Masal Dünyamın açıp kapılarını
Girdim insan Kalabalığına


« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)