izmir escort escort izmir porno porno izle
Bir Rüya İçin Ağıt - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Like Tree6Beğeni

Standart Bir Rüya İçin Ağıt #1
Üyelik Tarihi: 09 Kasım 2019
Nereden: Kahramanmaraş
Mesajlar: 100
Aldığı Beğeni: 33
Beğendikleri: 4
20 Kasım 2019 , 16:10
Alıntı ile Cevapla
Bir Rüya İçin Ağıt






Her zamanki ağırlığımla yatağımdan kalkmış ve biten güne-karanlığa- merhaba demiştim yine.Günlerdir günü göremiyordum.Rüyalarımı kaybetmiştim.Rüyalarım yoktu.Her uyanışta yeni bir karanlığa merhaba diyordum.

İstiyordum ben de düzenli bir dünyaya bürünmeyi.İsteklerim bitmiyordu sanki.Tüm dertler, sıkıntılar sarıyordu dört bir yanımı.Belki de dertlerimle yüzleşmekten korktuğum için günden kaçıyordum.Karanlıkla, karanlığımla yüzleşmeye uyanıyordum her gün.Ne istediğimi bilmiyordum.Belki her şeyi belki hiçbir şeyi belki de sadece huzur istiyordum sadece huzur.Rüya gibi bir huzur.

Uyandığım her karanlık içimi sarıyordu.Her gün yandıkça islenen soba borusu gibi oluyordu içim.Kararıyor kararıyor kararıyor.Temizleyecek bir hamle arıyor.Sadece arıyor.Sadece istiyor ama daima yatıyor.Her kalkışımda olmayan rüyalarıma ağıtlarım yükseliyordu.Gündüz rüya yok gece rüya yok.Gerçeklerle hep karanlıkta yüzleşmekten paranoyak olmuştum.Kafamdaki sorular bitmiyordu.Ne? Neden? Niçin? Nerede? Nasıl? Kiminle? Niye?.. Bitmeyen sorular kafamı kemiriyordu.

Sorularımdan kaçmak istiyorum.Kafamdan kurtulmak istiyorum.Uyumak istiyorum ve uyanmamak.Sorular beni kemiriyor.Uyanmak beni bitiriyor.Bi yanda karanlık ve sorular diğer yandan uyumak ve kaçış.Kaçmak mı denir buna? Hep uyuyamazsın ki.Uyandığından yine, yeni ve yeniden aynı işkence: Sorular ve karanlık.Nerde benim rüyam!

Bu gün de böyle uyanmıştım.Saat akşamın 8i olmuş.Kahvaltı yapacağım.Akşam kahvaltısı.Dünya tersine işliyor.Daha doğrusu ben Dünya'nın tersine işliyorum.Silkinmeliyim.Ama gücüm yoktu!Toparlanmak ve rüyalarıma ulaşmak istiyorum.Her gün bir rüya için ağıt yakacağıma bu gün bir risk alacağım ve uyumadan ertesi güne sabahtan başlayacaktım.Büyük hedefler için risk gerekliymiş.Ne hedef ama: Rüyalarım.

Ertesi gün Güneş'i görmek bedenimi garipleştirdi.Hayat ne garip? Dünya ne garip? İnsanlar ne garip? Ya da ben miyim garip?
Yine başlamıştı sorularım.Her adımımda bitmeyen kaçışlarım.Sanki kendimden kaçıyorum.Kendimi kendimden kaçırmaya çalışıyorum.Sorularım devam ediyor.Kaçışlarım bitmiyor.

Sorular ve kaçışlarla dolu olan günün yorgunluğunda güzel bir uykuyu hak ettiğimi düşündüm.Yatağıma bıraktım kendimi.Uyudum.Her zamankinden farklı olarak kendimi karanlıktan kaçırmıştım.Ama gözlerimi kapadıktan sonra yeni bir karanlığa girdim.Nerde benim rüyalarım?..Uyanıyorum karanlık, yatıyorum karanlık...İsyan ediyorum kendime, düzene, hayata.Çünkü her şey bir rüya için ağıt...Bu yolun her yeri karanlık.Göremeyeceğim bir aydınlık.Bitmez bu ağıt...Tüm yaşananlar kısa bir rüya için ağıt.


24.08.2010
05.10 / 05.30
Favela, Aze, Vague ve 1 kişi daha bunu beğendi.
__________________
Gölge.

Standart Cevap: Bir Rüya İçin Ağıt #2
Üyelik Tarihi: 09 Şubat 2015
Nereden: Evden
Mesajlar: 5.073
Aldığı Beğeni: 893
Beğendikleri: 444
24 Kasım 2019 , 02:33
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Belki de rüya gördüğünüzü hatırlamıyorsunuzdur?
Bilimsel olarak rüya görmeme mümkün değildir. Rüyalarınızı hatırlamamanız sizin iyi bir uyku uyudugunuzun kanıtıdır aslında.
Ben rüya gördüğümü her hatırladığım da güne inanılmaz bir yorgunlukla baslarım.
İsteksizlik halsizlik kamyon çarpmış bir hisle.
Aslında oldukça şanslı oldugunuzu söyleyebilirim. Keşke ben de hatırlamasam.
Ne yazık ki bazı rüyalar oldukça ağır ve işkenceli olabiliyor. İlk defa rüya görmediği için şikayet eden bir insana rastladım.
onun dışın da kaleminiz çok iyi. Yazılarınızı takip edeceğim. Lütfen devam edin yazmaya.
Keyifli forumlar.
__________________
Her doğru sandığın yanına bi yanlış bırakır askıya.


Akıllılık hoştur,
Ama bananeh

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

Standart Cevap: Bir Rüya İçin Ağıt #3
Üyelik Tarihi: 09 Kasım 2019
Nereden: Kahramanmaraş
Mesajlar: 100
Aldığı Beğeni: 33
Beğendikleri: 4
24 Kasım 2019 , 20:11
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Yönümüz

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilerlemesi hangi yöne doğru olacaktı? Yeni devlet kurulurken, Milli Mücadele döneminde Büyük Millet Meclisi'nde ve bunun çalışmalarında da devletin felsefesi, ilerleyeceği yönün mücadelesi vardı.

Meclis, iki gruba ayrılmıştı. İkinci grup, yani devletin felsefesini İslamcı anlayışta düşünenler yavaş yavaş idareden uzaklaşacaktı veya uzaklaştırılacaktı ama Meclis'teki iki grup arasında yaşanan mücadelelerden en önemlilerinden biri de eğitimde yaşanıyordu. Çünkü eğitim sayesinde gelecek nesiller yetiştirilecekti ve devletin felsefesi eğitim üzerinden nesillere aktarılacaktı.

1921 yılında Ankara'da Maarif Kongresi toplandı. Kongre birçok yönden önemliydi. Bana göre en önemli yanı, Yunanlılar Eskişehir'i de geçmiş ve Polatlı'ya yaklaşmışlardı ve kongre toplanıyordu. Kongreye katılımın tüm yurttan olması esas alınmıştı lakin devletin bir bütçesi olmadığı için katılan eğitimcilerin birçoğu kendi imkanlarıyla gelmiştir ki katılım çoğunlukla Ankara'dan olmuştur. 250 civarında eğitimci ile Milli Mücadele'nin en zorlu günlerinde eğitimcilerin bu toplantısının özelliklerinden biri şunu göstermekteydi: Milli Mücadele'ye inanç tamdı. Yeni Türk devleti kurulacaktı. Kurulacağına inanıldığı için de yeni devletin eğitim planlaması yapılacaktı. Tabi kongre planladığı kadar uzun ve detaylı olmadı çünkü Yunanlılar'ın ilerleyişi ve savaşın en kritik safhasında olması etkiledi ve 2 hafta gibi kısa bir sürede bitti.

2 hafta süren kongrede birçok konu tartışıldı. İşlenecek derslere kadar birçok konu görüşüldü. Mustafa Kemal'in bizzat katıldığı ilk günde, Mustafa Kemal tüm eğitimcilerle teker teker görüşmüştü. Bu, eğitime ve eğitimcilere verilen önemin somut göstergesiydi. Mustafa Kemal'in açılış konuşmasında da belirttiği şekilde, yeni devletin yönü, eğitim felsefesi şu şekilde olacaktı: Geçmişin batıl inançlarından, sığ hale gelmiş eğitim anlayışından ve Batı'nın etkisinden uzak, Türk'ün kendi özünü yansıtacak bir eğitim anlayışından bahsediliyordu.

Kongrenin sancısı ise Meclis'te yaşanacaktı ve kongre için büyük çabalar gösteren -günümüzdeki adıyla- Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver istifa edecekti. Bahsini ettiğim iki grup arasındaki tartışma kongreye yansıyacaktı. İslamcı grup, devlet daha resmi olarak kurulmadan bile devletin yeni anlayışının karşısındaydı. Kongrenin bütçesinden, bakanlığın iyi çalışmadığından dem vurularak Hamdullah Suphi'yi güvenoylamasına iten bir sürece yol açtılar. Hamdullah Suphi, gereken güvenoyunu almıştı lakin karşı tarafında sayıca çok olmasından ötürü istifa edecekti.

Türkiye Cumhuriyeti, yönünü resmi olarak kurulmadan Milli Mücadele döneminde belirlemişti. Türkiye Cumhuriyeti, Türk'ün kendi kültürünü, tarihini, maddi ve manevi değerlerini kapsayan bir yol izleyecekti. Çağdaş Dünya'ya, kendisi olarak ilerleyecekti. Lakin içeride mücadele sürüyordu.

Cumhuriyet ilan edildikten sonra II. Meclis dönemine girildi. İslamcılar gitgide uzaklaştırılıyordu ve devlet, kendi özüne doğru yol almak için, Atatürk'ün çizdiği yolda ilerleyecekti.

Burada kendi özüne yaklaşmaktan sapılıp, daha çok Batıcılığa ilerlendiği eleştirileri yapılsa da ben buna çoğunlukla katılmıyorum. Atatürk döneminde TDK ve TTK açılarak devletin kendi özünü araştırması, dilini araştırması, uygulaması için tüm adımlar atılmıştı. Sadece çağdaş Dünya ile aynı yolda ilerlemek için Batı'dan gereken inkılaplar alındı.


23.02.2014
22.25
__________________
Gölge.

Standart Cevap: Bir Rüya İçin Ağıt #4
Üyelik Tarihi: 09 Kasım 2019
Nereden: Kahramanmaraş
Mesajlar: 100
Aldığı Beğeni: 33
Beğendikleri: 4
25 Kasım 2019 , 15:59
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Nefes Almak Yaşamak Mıdır



Tatlı bir uykudan aniden nefessiz kalıyormuşçasına uyandım.Nefesimi kaybedeceğimin korkusuna kapıldım ve derinden bir nefes alarak varlığımı / yaşadığımı hissettim.


Kafamdan nefesime dair bunlar geçerken birkaç defa derin derin nefes alış verişi yaptım.Her nefes alışımda yaşamı içime çekiyordum.Her nefes verişimde ise ömrümden bir nefes daha veriyordum yaşama.


Bir an korkudan gözlerimi kapadım ve düşündüm.Zaman akıyor, insanlar akıyor, nefesler akıyor, nefesler bitiyor.Her saniye Dünya'dan onlarca insan ölüyor.Her saniye onlarca bebek Dünya'ya geliyor.Birilerinin son nefesini verirken; birileri ilk nefesini alıyordu.


İlk nefesin acısıyla yanan akcigerlerinden sonra yaşama merhaba ağlaması belirir yüzlerinde.'Yaşama merhaba tatlı bebek.'Her nefesinle daha da çok yaşayacaksın.Sanki nefes almak, yaşamaktır dercesine.


Hayat bir nefestir bebek ve sen bu nefesi aldın.Hayatı yaşıyorsun artık.Bir gün son nefesinle ilk nefesin arasında tek bir nefes bile hissedemeyeceksin.Aldığın en anlamlı nefes ilk nefestir.Belki de tek nefes budur.Yaşamak bir nefestir.Gerisi aldığın ilk nefesin bedeli.


Yaşam bazen nefes nefese bırakır seni bazen de her şeyden bezmişçesine zorla nefes verir sana.Yaşam budur işte tatlı bebek.Bazen ilk nefesin gibi acıtır bazen de iyiki yaşıyorum dedirten cinsten sevindirir.Yaşam budur işte tatlı bebek.Yaşadığın hayat biçimi, her nefesinden hissedilir.Yaşadığın, nefesinden hissedilir.Bir kaza anında yaralının ilk baktıkları durumu nefes alıp vermediğidir.Yaşam, nefestir bebek.Yaşamak bir nefestir, yaşamak nefes alıp vermektir.


Sonra ilerleyen yıllarda sorarsın:
"Nefes almak yaşamak mıdır?" diye.
Gerisi anlamsız gelir sana.Yaptığın en anlamlı eylem nefes almaktır.Gerisini anlayamadığın için yaşamayı tek anladığın şeyle sorarsın:"Nefes almak yaşamak mıdır?"


Hayat böyle bir şey.Her şey bir nefes almakla başlar ve bir gün bir nefesin kalmadığında biter.Son nefesinde isteyeceğin tek şey bir nefes daha, bir nefes...İşte o zaman anlarsın:


"Nefes almak, yaşamaktır."







01.09.2010
06.00 / 06.30
Aze Bunu Beğendi.
__________________
Gölge.

Standart Cevap: Bir Rüya İçin Ağıt #5
Üyelik Tarihi: 09 Kasım 2019
Nereden: Kahramanmaraş
Mesajlar: 100
Aldığı Beğeni: 33
Beğendikleri: 4
25 Kasım 2019 , 16:03
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Alıntı: Vague Nickli Üyeden Alıntı
Belki de rüya gördüğünüzü hatırlamıyorsunuzdur?
Bilimsel olarak rüya görmeme mümkün değildir. Rüyalarınızı hatırlamamanız sizin iyi bir uyku uyudugunuzun kanıtıdır aslında.
Ben rüya gördüğümü her hatırladığım da güne inanılmaz bir yorgunlukla baslarım.
İsteksizlik halsizlik kamyon çarpmış bir hisle.
Aslında oldukça şanslı oldugunuzu söyleyebilirim. Keşke ben de hatırlamasam.
Ne yazık ki bazı rüyalar oldukça ağır ve işkenceli olabiliyor. İlk defa rüya görmediği için şikayet eden bir insana rastladım.
onun dışın da kaleminiz çok iyi. Yazılarınızı takip edeceğim. Lütfen devam edin yazmaya.
Keyifli forumlar.
Rüyayı, hayattan beklentiler anlamında kullandım daha çok. Bu yazılarımı yıllar önce, sabahlara kadar uyanık kaldığım günlerin, sabahlarında yazdım. Saatleri ile işledim. Şimdi bakınca ne çok yazım kuralsızlığı vs var diyorum ama ilk halini bozmamayı tercih ettim.
Rüyalarımın pek iyi olduğunu söyleyemem, hayattan beklentilerim/isteklerim de çok uzaktı.
Son olarak esin kaynağım "Requiem For A Dream" isimli film. En sevdiğim filmdir. Müthiş bir müziği de var zaten.
Bu yazıyı yazan benden eser yok sanırım ama yazdığım yıllarda çok iyiydim sanırım.
Vague Bunu Beğendi.
__________________
Gölge.

Standart Cevap: Bir Rüya İçin Ağıt #6
Üyelik Tarihi: 19 Şubat 2012
Nereden: Mavizstan
Mesajlar: 5.476
Aldığı Beğeni: 1013
Beğendikleri: 14
25 Kasım 2019 , 16:07
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Alıntı: aloneboy1903 Nickli Üyeden Alıntı
Rüyayı, hayattan beklentiler anlamında kullandım daha çok. Bu yazılarımı yıllar önce, sabahlara kadar uyanık kaldığım günlerin, sabahlarında yazdım. Saatleri ile işledim. Şimdi bakınca ne çok yazım kuralsızlığı vs var diyorum ama ilk halini bozmamayı tercih ettim.
Rüyalarımın pek iyi olduğunu söyleyemem, hayattan beklentilerim/isteklerim de çok uzaktı.
Son olarak esin kaynağım "Requiem For A Dream" isimli film. En sevdiğim filmdir. Müthiş bir müziği de var zaten.
Bu yazıyı yazan benden eser yok sanırım ama yazdığım yıllarda çok iyiydim sanırım.
Esinlendiğin filmi yazmaya gelmiştim.Doğal olarak benden önce dile getirmişsin. =)
Yazın oldukça başarılı.
Kalemine sağlık.
__________________
Sana nasıl davrandığımın,
Mimarı sensin...

Standart Cevap: Bir Rüya İçin Ağıt #7
Üyelik Tarihi: 09 Şubat 2015
Nereden: Evden
Mesajlar: 5.073
Aldığı Beğeni: 893
Beğendikleri: 444
25 Kasım 2019 , 19:55
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Metafor olarak kullandınız demek. Anlıyorum. Yine de yazdıklarınız başarılı.
Devamını diliyorum.
__________________
Her doğru sandığın yanına bi yanlış bırakır askıya.


Akıllılık hoştur,
Ama bananeh

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

Standart Cevap: Bir Rüya İçin Ağıt #8
Üyelik Tarihi: 09 Kasım 2019
Nereden: Kahramanmaraş
Mesajlar: 100
Aldığı Beğeni: 33
Beğendikleri: 4
27 Kasım 2019 , 21:35
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Döküntüler


Geçen cumalardan birinde konuşan kişi "okullardaki dersler" üzerine ve dil hususunda konuşunca ilgimi daha çok çekti. Belli ki Arapça ve Osmanlıca takıntısı olan biri. Arapça belki işleri olabilir ama bırakın Osmanlıca'yı da biz konuşalım. Zira öğrenmek isteyen çok olsaydı kurslar dolup taşardı. İşin komik yanı, bu zatlar Osmanlıca'yı kolay bir şey sanıyor. Hayır, "Oku" emriyle başlayan kutsal kitap Kuran'ı bile okumaya üşenen kitleler varken daha da zor olanını ders yapmıyorlar diye eleştirmek, kitlenin önünde ortaya atmak...Yazık.

Dil hususunda saçma sapan bir takıntımız var. Özümüz Arapmış gibi düşünen kitle maalesef çoğunlukta. Köktürkçe özümüz desek, hıı diye kalacaklar.

"Allah, Tanrı'yı öldürdü." diye bir yolda gidenler var. Bu konuya sebep olan ne bilmiyorum ama "Tanrı" sözcüğünü en çok yabancı filmlerde duyuyoruz. Belli ki çevirmen veya seslendiren kişiler dil hususunda hassas ki Türkçe olan Tanrı'yı kullanıyor. Tebrik ediyorum onları.
Tanrı, Türkçe;
Rab, İbranice (Yahudilerin dili);
Allah, Arapça;
Gott, Almanca;
God, İngilizce...
Her dilin inancını dile getirişi farklıdır ve Tanrı birdir.
Almanca ve İngilizce'deki uzak gelebilir ama Türkçe'ye niye düşmanlık?

İslam'da niyet esastır. Namaz da dinin temeli ise güzel bir örnek vereceğim.
Namaz kılarken niyet kısmı niye Türkçe? Niyetimiz Türkçe ise esas olanı yerine getirmekte hata yapıyoruz, namazımız esastan hatalı oluyor belki de. Bir diğer durum da namazda okuduğumuz duaların anlamlarını ne kadar biliyoruz? Ne dediğimizi, nasıl inandığımızı bilmeden ilerliyoruz. Belki de "sözde Müslümanlık" terimim burada anlam kazanıyor.

İşin acı yanı da şu: Bu konulara kafa yorup okuyan araştıran az bir kitle var. Bunlar değil de başka kişiler dinleniyor. Bunu tecrübe etmekle övünemiyorum. Yaklaşık 20 yıllık bir eğitimim, oluşturduğum kitaplığım, tüm okuduklarım o an önemsiz kalıyormuş.

Bizler aydınlığın peşindeyiz, aydınlatıcı kişileriz.
"Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz."
diyerek başlayan öğretmen marşı var.
MEB'in simgesi ateş, aydınlık.
Karanlık, aydınlıktan korkar.
Ülke içinde gezileri esnasında çok yorulan Atatürk'le ilgili bir anektod var. Cahillikle savaşa dair:"Elimizde sihirli değnek yok ki." şeklinde bir cevabı vardı Atatürk'ün.

Elimizde sihirli değnek yok ama bilgi var ve bir gün
Aydınlık, karanlığı yok edecek bu ülkede.
İşte o zaman; eğitimler, kitaplıklar, okumalar anlam kazanacak.

------------------------------------------------------------------------------------

Çanakkale Savaşları ile ilgili en meşhur efsane şu olsa gerek:
Gökten inen beyaz elbiseliler...
Niye Çanakkale'de iniyorlar?
Koca bir coğrafyası olan, birçok cephede savaşan imanlı ve inançlı Osmanlı askerlerinin sadece Çanakkale'dekilerin mi kalbi temizmiş?
Çanakkale Savaşları ile ilgili bir resim de var:
Derenin aktığı bir yerde birikmiş kemikler.
Madem gökten inen beyaz elbiseliler varsa bu şehit kemikleri ne oluyor?
Niye Çanakkale?
Çanakkale'de Mustafa Kemal bu ulus için doğdu.

-------------------------------------------------------------------------------------

Gerçek ayakkabısını giyene kadar yalan dünyayı dolaşır demiş bilginin biri.
Bilim kolay değil, bilmek hiç kolay değil.
Bir de sosyal medya bilginlerimiz çıktı. Vasfı, eğitimi belli olmayan kişiler binlerce kişiyi yönlendirebiliyor. İçerikteki bilginin ne olduğunun önemi sorgulanmıyor bile. Galiba çağımızda bilginler kütüphanelerden değil de sosyal medya denilen yerden çıkacak. Böyle olsaydı İlber Ortaylı'nın sosyal medyada yatıp kalkması gerekirdi ama en son gördüğümde son çıkan kitaplarını imzalıyordu.

Okumak, bilmek ve öğretmek ne kadar zahmetli süreç. Sosyal medyadakiler kolayını bulduğu için tebrik ediyorum onları. Bizler bu üşengeçlikle, kolaycılıkla yerli uçağın koltuğunu yaptık diye övünebiliriz en fazla. Elin gavuru da uzaydaki taş parçalarını inceleyip maden arar.
Bilim kolay iş değil.
Her şeyi Allah bilir deyip geçmek kolay iş. Halbuki Allah, oku ve bil demiş. Aklını kullan da beni anla demiş.
Anladığımız şu:
Portakal gibi sıkarım seni Hollanda.
İslam medeniyetinin en ileri ülkesi olan ülke bu kafadaysa İslam niye geri kalmış ülkelerde diye çok da düşünmemek lazım. Elin gavuru yapıyor deyip geçmek lazım.

---------------------------------------------------------------------------------------

İnce şeyleri anlamadan, fark etmeden yaşayıp gidiyoruz. Zaman çok mu hızlandı, biz mi yavaş kaldık?
Geçen zaman keşke ömrümüzden olmasa...O zaman önemi olmazdı belki tüm inceliklerin. Yaşayamıyoruz. Yaşayamıyoruz. Yaşayamıyoruz...

----------------------------------------------------------------------------------------

İyi Müslümansınız(!)

"Yeni Türkiye(!)"de İslam'ın yeni şartlarından birincisi şu:
Koruma ve basın ordusuyla camiye gitmek.
Eğer bunu yapıyorsan alnın yere değiyor ve Müslümansın demektir ve sana şunlar serbesttir:
Yalan söyleme
Yolsuzluk, hırsızlık yapma
Kul hakkı yeme
Vatandaşa hakaret ve dayak atma
Toplum huzurunda anneliği karalama
Baş örtüsünü istediğin çıkarda kullanma
Camileri ticari ve siyasi arenaya çevirme
Ölü ayrımcılığı yapma
Adaleti hiçe sayma
Hamd olsun. İyi Müslümansınız(!)

---------------------------------------------------------------------------------------------

Ahlâk Müslümanlığı

Japon hükümeti beklenen ekonomik büyümeyi sağlayamadığı için erken seçim kararı almış, istifa etmişler. Japonların büyük kısmı kitap gönderilen üç dine mensup değil.

Bir de bize bakıyorum: Koltuğuna yapışan yöneticiler sürüsü. Hepsi de her fırsatta Müslümanlığıyla övünür, dillendirir. Müslümanlığın özellikle güzel ahlak dini olduğunu düşünürsek Japonlar Müslüman, bizimkiler...

27.05.2017
16.26
__________________
Gölge.

Standart Cevap: Bir Rüya İçin Ağıt #9
Üyelik Tarihi: 09 Kasım 2019
Nereden: Kahramanmaraş
Mesajlar: 100
Aldığı Beğeni: 33
Beğendikleri: 4
06 Aralık 2019 , 16:25
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Medyanın Gücü

Medya, TDK'deki tanımıyla iletişim araçları, iletişim ortamıdır. İletişim çağındaki yaşadığımızı düşünürsek medyanın ne kadar önemli olduğunu anlamakta zorlanmayız.

Medya sadece günümüzde önem kazanan bir şey değildir. Tam olmasa da yaklaşık yüzyıldır gitgide önem kazanan bir güçtür. Medya günümüzde öyle bir güç ki artık küresel medya ile tüm Dünya istenildiği gibi yönetilmektedir. Bunu yerel düşünecek olursak ülke medyasıyla da ülkeyi istediğimiz gibi yönetebiliriz, yönetmeye çalışırız.

Demokratik rejimlerde halkın bilgi sahibi olması, doğru bilgiye ulaşması önemli bir şeydir. Demokrasi de bunu gerektirir lakin günümüz demokrasisinde birçok ülkede bu mevcut değildir. Ama demokraside halk, yönetime ortaktır. En azından teoride böyledir ama uygulamada maalesef aksi istenmektedir. Çünkü bilinçsiz insan topluklarına -seyirci toplum- ihtiyaç vardır. Yoksa yönetenler istediği gibi hareket edemez. Aksi bir durumda ise halk örgütlenir, bilgiye ulaştıkça yönetime ortak olmak ister. Bunun içindir ki bilgi kavramı önemlidir, bilgiyi halka aktarmak önemlidir, medya önemlidir.

Otoriter rejimlerde ise bunun tam tersi olarak halk verilen bilgiye rıza göstermiştir, kabul etmiştir. Halk yönetimden men edilmiştir. Otoriter rejimlerde copun işlevini demokratik rejimlerde de propaganda görmektedir. Propaganda ise medyanın gücüyle halka ulaştırılmaktadır. Bu bilgiden ülkemize baktığımızda ise her ikisini de gördüğümüzü söyleyebilirim. İktidarın kendinden gördüğü kişiler medya üzerinden propagandaya maruz bırakılarak hayali düşmanlarla, istenilen bilgilerle donatılırken ötekileştirilen kitleye ise polis devleti tanımına uygun olarak polisin şiddeti, copu ile yüklenilmektedir.

Buna benzer durumlara Dünya çapında da rastlamaktayız. Amerika'nın küresel terörizmle mücadelesinden önce yaptığı propagandalar gibi mesela. Irak'ta kimyasal silah haberleri ile Dünya çalkalanırken Irak'tan kimyasal silah çıktığına dair bir habere ulaşabildik mi operasyondan sonra?

Medyanın gücü, yöneticilere şu alanda lazımdır:
Günümüzde silahla savaş masraflıdır. Soğuk savaş döneminden beri sessiz bir savaş vardır. Bu sessiz savaşın alanı ise zihinlerimizdir, yani beyinlerimizdir. Beynini yönetenlerin idaresine kaptıran bir birey artık bir kukladır, uzaktan kumanda ile yönetilen bir robottur. Beyinleri istenilen bilgiyle doldurup yönetmenin de en meşru yolu ise medya ile olur.

Meşru olmayan yollar da mevcuttur. Hormonlar, ilaçlar, mikrodalga yayınlar... Bu konuda ABD'yi de uyandıran en önemli örnek 1960'da Sovyet Rusya'daki Amerikan elçisinin ölmesidir. Sovyet Rusya, bu ölümü elektronik dalgalarla başarmıştır.

Beyinlerimizin gücünün ne kadar önemli olduğunun farkında olan yöneticiler, medya için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Yönetilenler de bu gücün farkında olmalılardır. Toplumdaki her bireyin kendini yalnız hissetmesini isteyen ve çalışan yöneticiler, bunun için medyayı kullanmaktadır. Aksi halde toplum uyanacaktır, birlik olarak örgütlenecektir ve yönetime katılmak isteyecektir. Bunu hangi yönetici ister?

Medya insanı uyutmak için görevlendirilmiştir. Toplumlar uykudayken sevimlidir.

Medya insanı asıl olaylardan uzak tutmakla görevlendirilmiştir. Topluma gösterilenler gereksiz bilgi yığınlarıdır. Asıl haberler, medyada çıkmayan haberlerdir. Sonuçta, beynimizi dolduran bilgileri çoğunlukla medya yoluyla almaktayız.

Bu konuda ülkemiz medya özgürlüğü olarak eleştirilmektedir. Yandaş medya denilen bir grup ile iktidarın sözcülüğü yapılmaktadır. Halk, yalan bilgilerle donatılarak bir uyku haline girdirilmektedir ya da başka bir deyişle iktidarın kontrol ettiği bir robot haline gelmektedir.

Son olarak, medya büyük bir güç olmuştur ve bu gücün hedefi beyinlerimizdir.
Özgür bir şekilde düşünebilmek için, beynimizi bu güç savaşında güçlü tutmalıyız. İnsanın canlılar aleminde en büyük farkı aklıdır. Aklımızı istediğimiz gibi kullanmamızı istemeyen yöneticilere karşı uyanık olmalıyız. Beynimize sahip çıkmalıyız.


15.03.2014
18.15
__________________
Gölge.

Standart Cevap: Bir Rüya İçin Ağıt #10
Üyelik Tarihi: 09 Kasım 2019
Nereden: Kahramanmaraş
Mesajlar: 100
Aldığı Beğeni: 33
Beğendikleri: 4
06 Aralık 2019 , 16:27
Alıntı ile Cevapla
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Osmanlı Dünya'yı 600 Yıl Mı Yönetti ?

Günümüzün meşhur tarihi klişelerinden biri de budur:
Osmanlı, atalarımız 600 yıl Dünya'yı yönettiler.

Tarihimizi sadece Osmanlı'ya endeksleme ayıplarına burada uzun uzun girmeyeceğim. Başlığım gereği konuyu Osmanlı'ya endeksleyeceğim.

1299 yılında Söğüt'te temelleri atılan Osmanlı, resmi olarak 1923'te tarihin tozlu raflarında yerini almaya başladıysa da fiili olarak 1918'de yıkılmıştır yani Mondros Ateşkes Antlaşması ile yıkılmıştır. Arada geçen süre yaklaşık olarak 620 yıllık bir süreçtir.

Osmanlı, Dünya'yı 600 yıl yönetti derken yapılan ilk hata şudur:
Küçük bir beylik olan Osmanlı, kurulur kurulmaz Dünya'yı yönetmeye başlamıştır şeklinde bir yanlışlığın içinde bulunulmasıdır. Bunun tam benzeri senaryoyu yıkılma dönemlerine de koyacak olursak asla 600 yıl diyemeyiz. Peki kaç yıl?

500 yıl diyecek olsak, olmuyor. Çünkü Osmanlı, 1402'de Ankara Savaşı'nda Timur'a yenilince dağılma sürecine girdi ve Anadolu'daki topraklarının büyük kısmını kaybetti. Demek ki 500 yıl da yönetmemiş Dünya'yı.

400 yıl diyecek olsak, olmuyor. Çünkü 1500'lü yıllarda Osmanlı Devleti, Anadolu'da bir toprak bütünlüğü sağlayamamıştı. 1520'ye doğru Fırat'ın ötesine yeni yeni geçmeye başlamıştı. Ayrıca bu tarihlerde Coğrafi Keşifler hususunda Dünya'da büyük bir yarış başlamıştı, İspanya ile Portekiz savaşmak üzereyken Papa araya giriyor ve günümüzde gülünç gelebilecek bir çözüm buluyordu:
Dünya'yı düzmüş gibi kabul edip ikiye bölüyor ve Uzak Doğu tarafındaki keşifler İspanya'ya, Amerika tarafındakiler ise Portekiz'e veriliyordu.

1500'lerin ilk yarısında Dünya, yeni toprak parçalarıyla tanışırken, Avrupa aydınlanma yaşarken Osmanlı Devleti, Afrika ve Arap yarımadasının fethini tamamlıyordu. Kanuni ile Avrupa'da Viyana'ya kadar ilerliyordu ve Avrupa siyasetinde Fransa üzerinden birtakım girişimlerde bulunuyordu. Osmanlı'nın kendi dışındaki siyasete müdahalesinin en net örneği budur.

Kanuni'nin vefatından sonra Osmanlı gitgide saray entrikalarına ve ülke içindeki sorunlara gömülecekti. 1500'lerde Dünya siyasetini belirlediğimiz 50 yıllık bir süreç belki vardır. Daha da iyimser olursak 1600'lerin de ilk yarısını katalım dersek, sadece bir yüzyıl için mi bu kadar bağırıyoruz?

1650'lerden sonra Osmanlı kurumları yozlaşmaya, ülke isyanlara, saray entrikalara ve israfa bürünecekti. Aksine Avrupa, Dünya'yı yönetmeye başlayacaktı. Portekizlilerden İspanyollara geçen hakimiyeti, kısa süre içinde İngilizler alacaktı.

1700'lerden sonra Avrupa karşısında üstünlüğümüz de kalmayacaktı. Yıkılana kadar devam edecek olan bir gerileme süreci başlayacaktı. Yaklaşık olarak 200 yıllık bir süreci de bir kenara koyacak olursak, geriye ne kalıyor?

Osmanlı'nın şanlı tarihini karalamak gibi bir amacı hiç kimse gütmez lakin tarihi de doğru okumak gereklidir. Osmanlı, büyük bir imparatorluk kurdu, üç kıtada hüküm sürdü. Bunlar muhteşem bir şey ama maalesef Dünya'yı 600 yönetmedi. Tarihin ışığında bakacak olursak en fazla 100 yıl yönetmiştir, hatta bu bile iyimser bir tahmindir. Çünkü Osmanlı devleti, kendi zirvesini yaşarken Avrupa ile ilgilenmiyordu, Dünya ile ilgilenmiyordu. İlgilenmediği bir şeyin siyasetini de yapmadı, yönetmeye uğraşmadı. Zaten Osmanlı'nın gerileme sebeplerinden biri de bu değil midir?



03.04.2014
22.49
__________________
Gölge.


« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Benzer Konular
Konu
Konuyu Başlatan
Forum
Cevaplar
Son Mesaj
Alaz
İslamiyet
0
14 Ekim 2019 09:34
IF
Eğitim, Muhazara ve Doküman
1
18 Eylül 2019 16:47
Ay
Meslek Tanıtımları
0
20 Haziran 2019 01:42
aRMiNa
İbadetlerimiz
127
01 Ağustos 2014 15:46