Neler yeni

Acı Var Bütün Kelimelerin Altında

Vague

Moderator
Yazar
Katılım
8 Şubat 2015
Mesajlar
6,717
Puanları
93
Konum
Evden
Tepkime puanı
1,495
Acı Var Bütün Kelimelerin Altında

“Cemal Süreya isteseydi, uzmanı olduğu maliye alanında en üst bürokratik koltuklara oturur ya da holding sofralarında milyarlarla oynardı. Kararlı, inançlı, bilinçli ve aydın tavrıyla her gün yeniden doğdu; hiç yorulmadı, korkmadı, yılmadı, durmadı. Hep ama hep savaştı. Cemal Süreya, gittikçe nesli tükenen onurlu aydınların ortak adıdır.” – Uğur Mumcu, “Şairler Ölmez”
Türk şiirine, girdiği garip çıkmazı yerine başka bir yol, bir cadde hatta bir bulvar açan kişidir Cemal Süreya. Onun “Üvercinka” diyerek açılışını yaptığı, daha sonraları “İkinci Yeni” tabelasının asıldığı bu bulvardan nice şairler gelir geçer. Her geçen, yolun kenarına eserini yerleştirir özene bezene. Lakin zamanın hilesiz denetiminden geçemez hepsi. Ayakta kalanlar tasarımları, renkleri, malzeme kaliteleri ile belli bir kişilik kazandırırlar İkinci Yeni Bulvarı’na. Yol kenarında yer alan irili ufaklı eserler arasında en güzeli kimindir sorusuna yanıt olarak Cemal Süreya ismi söylenir genelde. “Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi”deki samimiyetinin, “Sevda Sözleri”ndeki dizelerinin ve “Şapkam Çiçekle Dolu”daki bilgisinin hayranı çoktur. Şairin adının geçtiği haber veya çalışmalar ilgi çeker daima. Bu nedenle Cemal Süreya hakkında Size Nefesimi Bırakıyorum adında bir kitabın yayınlanacağı haberi de ben ve ben gibi şairi sevenlerin dikkatinden kaçmadı. Habere göre bizi şaire bir adım daha yaklaştıracak farklı bir çalışmaydı hazırlanan. Eşi dostu anlatmıyordu onu bu sefer, kız kardeşi Perihan Bakır, Cemal Süreya ile ilgili anılarını kitaplaştırmıştı.

“Şairin hayatı şiire dahil” cümlesini söylediği bilinir Cemal Süreya’nın. Hatta Novalis’in dediği gibi “her sanat şiire dayanıyorsa” bütün sanat dalları için de geçerliliği olan bir durumdur bu. Sanatın hangi alanı olursa olsun ortaya çıkarılan ürün sanatçının yorumudur ve sanatçı bu yorumu yaşadıklarından, içinde yaşadığı toplumdan kendini soyutlayarak oluşturamaz. Kullandığı renklerde, oyduğu heykelin gözlerinde veya yazdığı şiirin sentaksında hem sanatçıyı hem de yaşadığı toplumu görebiliriz. Sanatçının yapıtlarının üstü kazınınca kendi dünyası çıkar ortaya. Bu nedenle büyük bir okur kitlesi beğendiği eseri oluşturanın hayatını da merak eder.

Siz de eğer Cemal Süreya’nın eserlerini beğenip hayatını merak eden okurlardan biriyseniz, Everest Yayınlarından çıkan Size Nefesimi Bırakıyorum kitabında Cemal Süreya’nın hayatı ile ilgili bilinmeyenleri bulabilirsiniz. Özellikle hayatının en önemli dönemini, çocukluğunu, yaş aldıkça kurup kurup yıkacağı yalnızlık başkentlerinin anavatanını görebilir, şairin çocukluğu ile ilgili anılara, çocukluğunda yaşanan/ yaşan(a)mayan olaylara, üretmeye başladığı şiir kumaşının ilk dokunuş aşamasına, ipek gibi bir Türkçeyle yazılan dizelerin nasıl oluştuğuna dair ipuçlarına rastlayabilirsiniz.

Size Nefesimi Bırakıyorum kitabını şairin kardeşinin hazırlamış olması, eseri Cemal Süreya ile ilgili yapılan edebi veya akademik çalışmalardan farklı kılmış. Necati Güngör, kitap için yazdığı önsözde de bu konuya değinmiş. Kitabın bir edebiyatçı tarafından yazılmadığını ve edebi nitelikte olmak gibi bir savının da olmadığını açıklamış. Güngör ayrıca Cemal Süreya için şimdiye kadar yazılanların ne kadarının doğru olduğu, anlatılanların ne ölçüde gerçeği yansıttığı, özel hayatına dair söylenenlerin ne ölçüde nesnel olduğu sorularını sorarak şair hakkında doğruların bilinmediğine dikkat çekmiş. Bu durumdan rahatsız olan Perihan Bakır’ın abisinin yaşamındaki gerçekleri anlatmak üzere yola çıktığını belirtmiş. Tamamen, bir kardeşin abisinin yaşamını gerçek yüzü ile yansıtma çabası sonucunda oluşturulmuş kitapta Perihan Bakır, kravatlı cümlelerle değil samimi bir şekilde anlatmış anılarını. Öyle ki yer yer onun karşısında beş çayında olduğunuzu hissedebilirsiniz.

Kitapta, başlık olarak öyle bir ayırım yapılmamasına rağmen anlatılanlar konu bakımından iki ana bölüme ayrılabilir. İlk bölümde Cemal Süreya’nin çocukluğu ile ilgili anılar yer alırken kitabın diğer yarısında Cemal Süreya’nın hayatına giren kadınlar ve onlarla ilgili anılara yer verilmiş. Cemal Süreya’nın hayatının her iki aşamasını da okuduktan sonra hangi kısmının daha acı verici olduğuna karar vermek ise okuyucuya kalmış.



Birinci bölüm
Cemal Süreya 1931 Erzincan doğumludur. Ne gariptir ki yakın tarihte doğmuş olmasına rağmen doğum günü ve ayı bilinmemektedir. Doğduğu, düzenli, refah içinde yaşadığı evini, memleketini 1937’de zorunlu sürgüne tabi tutulduğu için terk eder. Yaşlı babaanneden yeni doğmuş toruna kadar tüm aile, jandarmalar eşliğinde kamyonlarla istasyona götürülür. Burada yük vagonlarına bindirilen ailenin nerede sonlanacağını bilemediği yolculuğu başlar. Bu olay tüm aile gibi küçük Cemal için de yaralayıcıdır. Şair için yıllar sonra bir şiirinde “Ben bir yük vagonunda açtım gözlerimi,” diyecek kadar sarsıcı geçen bu yolculuk, Bilecik’te sona erer. Bilecik’e yerleşmenin hemen ertesinde Cemal henüz altı yaşındayken annesi ölür. O günler ile ilgili olarak “Yazma ve okuma mahkumiyetini besleyen kırılma duygusuydu. Çok varlıklı bir ailenin el üstünde tutulan çocuğu iken, bir hayvan vagonunda yüzyıllık bir yolculuğa çıkmıştım. Sonra annesizlik. Temel kırgınlık bundandı,” der Cemal Süreya, Zeynep Oral ile Milliyet Sanat Dergisi için yaptığı söyleşide.1

Perihan Bakır’ın anlattığı küçük Cemal, muzip, zeki, akıllı, koruyucu ve el üstünde tutulan bir çocuktur. “Abim el üstünde tutulurdu” cümlesini sık sık okuyoruz kitapta. Ama onun kişiliğinin, karakterinin oluşmasında başat etken öksüz bir çocuk olmasıdır. “Öksüzlüğümüz biz üç kardeşi hep yaraladı. Bir yanımız hep eksikti,” diye dile getiriyor bunu Perihan Bakır ve Süreya’nın “İki Şey” adlı şiirindeki dizeler eşlik ediyor bu cümlelere.

çığlık çünkü

avurtlarından değil

iliklerinden kopar

öksüz çocukların.2

Yaşamındaki olayları şiirine yansıtmamayı tercih eden şair, annesizlik söz konusu olunca bu kuralını esnetmiştir.

Annem çok küçükken öldü

Beni öp, sonra doğur beni.3

Cemal Süreya’nın yayımlanan ilk şiiri “Şarkısı-beyaz” annesine yazdığı bir şiirdir. Beyaz, annesi Güllü’nün lakabıdır. Cemal Süreya’nın annesi o kadar beyaz tenlidir ki tüm aile ona “Beyaz” diye seslenmektedir. Bu şiirindeki “Şehirler taş yürekliydi Şarkısı-beyaz” dizesini yazan şair, anne şefkatinden mahrum büyümüş bir çocuktur. Yine aynı şiirde Cemal Süreya’nın annesine olan özlemini de duymaktayız:

Ölüm daha saçlarına gelmemişti Şarkısı-beyaz

Saçlarını koynumda saklıyorum

Arada bir ağlamak için4

Öksüz ve yetim olmak hangi zaman diliminde olursa olsun, dünyanın herhangi bir yerindeki her çocuk için saf acı demek. Bunu Perihan Bakır’ın anlattığı çocukluk anılarında açıkça görüyoruz. Eve gelen üvey annenin üç çocuğa yaşattığı fiziksel acıları ve psikolojik travmaları okurken dehşete kapılmamak mümkün değil. Perihan Bakır’ın “yaratık”, Cemal Süreya’nın “karabulut” diye tanımladığı üvey anneyle yaşananları anlattığı bölümlerde Cemal Süreya ile ilgili bir kitap değil de Yeşilçamdaki bir melodram filminin senaryosunu okuduğunuzu düşünebilirsiniz. Umberto Eco’nun “Ne yani, böylesi korkunç bir dünyanın bir de cehennemi mi var?” sorusu, sayfalar boyu zihninizde dönüp dolaşacaktır.

O günlerde yaşadıklarını anlattıktan sonra Cemal Süreya’nın “Ben evden kaçmak için gizlice parasız yatılı sınavına girdim. Oradan, o evden kaçtım ama kardeşlerimin derdi hep içimdeydi” cümlesini not düşer Perihan Bakır.5

Kuyuya sarkıtan kadın

Saçından kavrayıp kız kardeşimi6

Bu dizeler ise o günlerden çıkıp yerleşmiştir şairin kalemine. Çocuklukta çekilen üvey anne zulmünü öğrendikten sonra Cemal Süreya’nın “Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi” köşesinde söylediği “Annemizin, babamızın yerini kimse tutamaz. Ama onlardan biri artık yok olmuşsa, ya da herhangi bir nedenle yanımızdan gitmişse, yeni gelen kimsenin de insan olduğunu unutmamalıyız. Masallardaki ve öykülerdeki üvey ana, üvey baba tipleri bizi yanlış düşüncelere götürmemeli. Bir insan, bir yakın kişi olarak görmeliyiz onu” cümleleri şairin tüm yaşadıklarına karşın insana, iyiliğe olan inancını göstermesi açısından ayrı bir önem kazanır.7

Cemal Süreya’nın babası Hüseyin, o dönemin koşullarında toplumun geneli gibi ataerkil düşünce yapısı ile büyümüş biridir. Oğlunun çalışmasına karşıdır. Buna rağmen 1945 yılının yaz tatilinde oğlunu Nafıa’ya bağlı yol yapım çalışmasına götürür. Cemal burada çadır bekçiliği yapacaktır. Cemal Süreya, 1987’de yapılan Hazırlıksız Söyleşi’de hayatının en korkunç on olayından biri olarak bahsettiği bu işe bir elbise parası toplamak için gittiğini söyler, üvey anne zulmünden bahsetmez. Perihan Bakır ise babasının, abisini üvey anneden uzak tutmak amacıyla yanında götürdüğünü yazar. Henüz on dört yaşında, üç ay boyunca ıssız dağ başında saatlerce tek başına kalan Cemal’in dönüşte bir elbisesi ve de Süreyya olarak bulduğu bir soy ismi vardır artık. Bir de çok sonra kullanacağı dizeleri;

Bir çadır bir dağın eteğinde

Doğaya odalar tanıtır8

İlkokul ve ortaokulu Bilecik’te okuyan Cemal Süreya, Haydarpaşa Lisesi’ni parasız yatılı kazanır. Parasız yatılı ve üvey anneden uzakta olmasına karşın kız kardeşlerini unutmaz, aklı hep onlardadır. Ne yaşadıklarını sadece o bilmektedir çünkü. Okulun ikinci senesinde üvey annenin gittiğini duyan ağabeyleri kız kardeşlerine yazdığı mektupta şöyle der: “Çölde susuz kalmış bir insana, bir torba altın versen, onun susuzluğunu giderir mi? Arkanızda ben varım. Biz sadece huzur ve mutluluğu arıyoruz.” Kader mi tesadüf mü bilinmez ama gün gelecek küçük Cemal darphane müdürü olacak ve önündeki altınlar gerçekten ne mutluluk ne de huzur getirecektir ona.



Kitabı okurken Cemal Süreya ile ilgili olarak yayılmaya çalışılan olumsuz söylentilerin özellikle belirli çevreler tarafından ard niyetli bir şekilde ortaya atıldığı çıkarımına varabilirsiniz. Size Nefesimi Bırakıyorum'da Perihan Bakır, Cemal Süreya ile ilgili yanlış bilinenleri düzeltmek üzere doğru bilgilere yer verdiğini belirtmiştir özellikle. Bazı basın yayın organlarında hayatındaki kadınlara karşı sert davranan ve şiddet uygulayan biri olarak tanıtılan Cemal Süreya’nın yerine bambaşka bir Cemal Süreya’yı görüyoruz bu bilgileri okurken. Kardeşinin evcimen, düşünceli ve sorumluluk sahibi olarak tanıttığı şairi, bir dönem birliktelik yaşadığı Tomris Uyar da benzer cümlelerle anlatmıştır.9

Perihan Bakır kitapta Cemal Süreya’nın “Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?” şiirinin ortaya çıkış hikâyesini anlatarak şairin ilk şiir kitabına ismini veren “Üvercinka”ya da değinmiştir. Herkesin malumudur Cemal Süreya’nın soyadındaki bir harfi, girdiği iddiayı kaybetmesi sonucunda attığı. Fakat çoğunluğun bilmediği bir hatta iki şey var: Cemal Süreya’nın kiminle iddiaya girdiği ve iddianın ne ile ilgili olduğu. Bu soruların cevabını da Size Nefesimi Bırakıyorum kitabında bulabilirsiniz.

Size Nefesimi Bırakıyorum’da Cemal Süreya’nın abi, baba, eş, şair yönlerinin yanı sıra bir de pek tanınmayan bürokrat kimliğini de görüyoruz. Cemal Süreya, Haydarpaşa Lisesi’ni bitirdikten sonra Ankara Mülkiye Mektebini burslu olarak kazanır. Mülkiye yılları, hayatının yönünü çizdiği yıllarda mülkiyedeyken ilk evliliğini yapar, ilk şiiri yayımlanır ve maliye bölümünü seçer. Mezun olduktan sonraki ilk görev yeri stajyer olarak girdiği Eskişehir Vergi Dairesi’dir. Daha sonra müfettiş yardımcılığını kazanır ve zaman içinde görevinde yükselmeye devam eder. Bu da beraberinde sürekli yer değiştirmeyi, daha çok insanla karşılaşmayı dolayısı ile daha çok sorunla uğraşmayı getirir. Kendisi her zaman sorunların hakkaniyetle çözülmesinden yana tavır almıştır. Ama tavır almak yalnız seçmeyi değil, belli bir sorumluluğu da beraberinde getirir. Bu sorumluluk az gelişmiş bir ülke aydını olma sorumluluğudur. İşte kitapta anlatılan ve Cemal Süreya’nın hayatı boyunca bu sorumluluğu aldığını açıkça gösteren iki olay: “Abim yine görev nedeniyle teftişlere gidiyordu. Çanakkale’de teftişteyken bir gün, kaldığı otelin lobisinin çok kalabalık olduğunu görüyor. Otel görevlilerine bu kalabalığın nedenini sorduğunda; o kişilerin demir tüccarı olduğunu, Çanakkale’ye Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan topların alımı için geldiklerini öğreniyor, hemen bir rapor yazarak o topların satışını önlüyor.”

Darphane müdürü olduğu sırada da sarraflara “tam ve acımasız bir tekel” kazandıran bir yasanın varlığını tesadüfen keşfeder. Bunun üzerine konu ile ilgili Avrupa ülkelerindeki yasal prosedürleri inceler. Büyük ölçüde vergi kaçakçılığına neden olan bu durumu özetleyen bir yazıyı, olması gerektiği üzere Maliye Bakanlığına gönderir. Uzun bir süre yanıt alamayan yazısıyla ilgili bakanlığa bir de tenkit yazısı gönderince, bizzat Maliye bakanı darphaneye gelir. Ertesi gün Cemal Süreya’nın görevine son verilmiştir.10

Sarraflar ile ilgili araştırma yaptığı bu dönemde, konuyu duyan bazı kişilerin Cemal Süreya’nın evine gelip bu ev bir müdüre göre değil, daha büyüğü daha güzeli olmalı, diyerek rüşvet teklif ettiklerini, bunun üzerine tepki gösteren Cemal Süreya’yı, işten alınırsın diye tehdit ettiklerini de kız kardeşinin aktardığı anılardan öğreniyoruz. Teklif edilen “ev” rüşvetini geri çeviren Cemal Süreya ise hayatı boyunca kirada kalır, bazen mali bazen ailevi sorunlar nedeniyle sık sık ev değiştirir. Kitapta verilen her yeni ev adresi de şairin “Hiçbir Semtte” şiirindeki dizelere dönüşür:

Hiçbir semtte berberin olmadı

1954-1980 yılları arasında,

26 yılda 28 ev değiştirdin11

İş hayatı boyunca süregelen bozuk düzene karşı çıkan, meslektaşlarına göre aykırı bir bürokrat olan Cemal Süreya, hayatı boyunca ilkelerinden taviz vermez, güç ve para için eğilip bükülmez. 1989’da Kenan Evren’den gelen daveti geri çevirir örneğin. Bunun nedenini Hürriyet Gösteri dergisinde 974. Gün’de şöyle açıklar: “Birçok neden var, sanata karşı tavır, insan hakları sorunu, 12 Eylül ile gelen siyasal değerler, insan değerleri. En hafifini söyleyeyim, Türk Dil Kurumu üyesiydim; kurumu kapattıran kişinin selamını almam.”

Kısa ama şairin düşüncesini giydiren dilinin, Türkçenin, hayatındaki özel yerini, önemini anlatan bir anı daha; 1982’de emekli olduktan sonra Adam Yayınlarında işe girer Cemal Süreya. Bir gün ona “Daha düzgün bir Türkçe ile yazamaz mısınız?” diye sorarlar. Süreya, ertesi gün işi bırakmıştır.12

Zuhal Tekkanat ve Cemal Süreya
İkinci bölüm
Perihan Bakır’ın Cemal Süreya’nın hayatına giren kadınlarla ilgili aktardığı anılar sevgiden çok acı yüklü. Özellikle de şairin iki evladının anneleri; kızı Ayçe’nin annesi Seniha Nemli ve oğlu Memo Emrah’ın annesi Zuhal Tekkanat ile yaşadıklarında yoğun acıyı ve kederi görebilirsiniz. Annelerinin taraflı anlatımlarından ve tutarsız davranışlarından etkilenen çocukların babalarına karşı cephe alışları çok üzer Cemal Süreya’yı. Bu durum en fazla Cemal Süreya’nın gözlerindeki ve dizelerindeki hüzünde belli eder kendini.

Örneğin, “Mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir” dizesiyle başlar bir şiirine13, “Aldım çiçeğimi şurama bastım / Bastım ki yalnızlığımmış,” der diğer bir şiirinde14 ve “Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka / Keşke yalnız bunun için sevseydim seni,” diye bitirir başka bir şiirini.15

Cemal Süreya’nın, anneleri ile olan tüm sorunlara karşın sırf çocukları anne-babayla büyüsün diye mutsuz evliliklerini sürdürdüğünü anlatmış Perihan Bakır, bu durumun şairi ne kadar yıprattığını da. İlk eşi Seniha ile uzun ve sıkıntılı geçen boşanma sürecinden sonra Tomris Uyar ile birlikteliği olur Cemal Süreya’nın. Bu dönemde yazdığı “Şimdi Utançtır Tanelenen” şiirini önce Tomris Hanım’a ithaf etmeyi düşünür fakat ayrılıkları üzerine bu düşüncesini gerçekleştirmez, ayrılıklarından çok sonra da bu şiirin adını “Beni Öp Sonra Doğur Beni” diye değiştirir. Ayrılığın verdiği kırgınlık üzerindeyken kısa süre sonra Zuhal Tekkanat ile evlenir. Genç ve güzel bir kadın olan Zuhal Tekkanat'ın ikinci evliliğidir bu, Cemal Süreya için ise sonun başlangıcı. Perihan Bakır Size Nefesimi Bırakıyorum’da bu evliliğin yanlışlığını gösteren pek çok olayı ve konuşmaları aktarır. Cemal Süreya yine çok zorlu bir süreçten geçerek boşanabildiği Zuhal’in ardından son birlikteliği olmasını istediği için "Bayan Nihayet" dediği Güngör Demiray ile evlenir. Fakat bu evliliğinde de aradığı huzuru bulamaz ve kısa bir süre sonra evliliğini bitirir. Gerçekten "Bayan En Nihayet" olan kadın ise Birsen Sağnak’tır.

Size Nefesimi Bırakıyorum kitabının ikinci kısmında bahsi geçen Cemal Süreya’nın aldığı ödüllerden iki ödülün yeri başkadır şairin hayatında. Bunlardan birincisi Cemal Süreya’nın aldığı ilk ödül olan Yeditepe Şiir Ödülü (1959). Şair, bu ödülü yayınlanan ilk kitabı “Üvercinka” ile kazanmıştır. Yolun başında alınan bu ödül onun yola emin adımlarla devam etmesini sağlamıştır. İkincisi ise son aldığı ödül olan Behçet Necatigil Şiir Ödülü. Süreya, bu ödüle aynı yıl yayınladığı iki kitabıyla hak kazanmıştır: Güz Bitiği ve Sıcak Nal.

“Behçet Hoca kalktı, beni alnımdan öptü.” Bu cümle, Cemal Süreya’nın 1988 yılında Behçet Necatigil Şiir Ödülünü alırken yaptığı konuşma sırasında söylediği alelade bir cümle değil. Özel hayatında hiçbir şeyin yolunda gitmediği, maddi sıkıntıların had safhaya ulaştığı ve en önemlisi oğlu yüzünden derin bir üzüntü denizinde olan ve batmamak için çırpınan birinin, dalgaların arasında kaybolmak üzereyken uzatılan ödül eliyle yeniden kıyıya çıktığının, yaşama yeniden tutunduğunun ifadesidir. Burada “Ödüller ne işe yarar ki, ödüller gerekli midir?” gibi cümleler ile ödülü alanı da vereni de küçümseyici tavır sergileyenlerin görmek istemediği bir durumun yaşandığına şahit oluyoruz. Doğru zamanda doğru kişiye verilen ödülün, alan kişinin hayatına kattığı değer, ismine kazandırdığı saygınlığın yanı sıra ödülü alan kişiye verdiği moral ve geleceğe dair oluşturduğu umut.

Cemal Süreya’nın hayatında oğlu Memo Emrah’a ayrı bir yer açmak gerekir. Memo Emrah’ın on yaşından sonra başlayan fiziksel ve ruhsal rahatsızlıkları zamanla ilerler, büyük boyutlara ulaşır ve bu durum kaçınılmaz sonu felaket şeklinde getirir. Baba oğul arasında yaşananları ve sonuçlarını, "Perihan Hala"dan dinlerken hüzünlenmemek elde değil. Şairin trajik ölümünün sebebi ve sonrasında yaşanan (aile içi) olayları kardeşinin ağzından dinlerken, ölümün bile şair için bir kurtuluş olmadığına tanık oluyoruz. Son dönem Türk edebiyatının en çok bilinen kalemlerinden biri olan Cemal Süreya için sevenlerinin çiçek bırakabileceği, şairi anabileceği bir mezar yerinin olmaması vicdan yaralayıcı bir durum. Şairin mezarı ile ilgili günümüze kadar süregelen sorunlar kısa zamanda çözüme kavuşması umulur.

Kitapta Cemal Süreya’nın hayatı ile ilgili anıları okurken o dönemin Türkiyesi'ndeki toplumsal yaşayışı da görmek mümkün. Aile, akraba, dost ilişkileri, siyaset, ahlaki anlayış, maddi durumlar, ilişkiler, evler, evlilikler, çocuklar, çocukluklar, iş yaşamı, kültür sanat ortamı, sürgün yaşantı, azim, eğitim, doğu, batı, dil, yazı, yazın, şiir, aşk ve hüzün... Kısacası şairin hayatında ve hayatını konu edinen bu kitapta bir dönemin Türkiyesi saklı.

Size Nefesimi Bırakıyorum kitabının sonunda Cemal Süreya’nın ölümünün ertesinde gazetelerde çıkmış çeşitli köşe yazılarına yer verilmiş. Bu yazılar arasında Uğur Mumcu’nun yazdıkları şairin hayatının özeti adeta. Mumcu “Şairler Ölmez” başlıklı köşe yazısında “Cemal Süreya isteseydi, uzmanı olduğu maliye alanında en üst bürokratik koltuklara oturur ya da holding sofralarında milyarlarla oynardı. Kararlı, inançlı, bilinçli ve aydın tavrıyla her gün yeniden doğdu; hiç yorulmadı, korkmadı, yılmadı, durmadı. Hep ama hep savaştı. Cemal Süreya, gittikçe nesli tükenen onurlu aydınların ortak adıdır,” diye yazar. Bir başka yazar Necati Güngör, şiiriyle değil sadece asaletiyle de efsaneydi, der onun için. İlhan Selçuk darphane müdürüydü ancak öyle bir darphane ki para basmaz; şiir, yazı, deneme, nükte, yergi üretir diye yazar “Çok Erken Bir Ölüm” adlı yazısında. Cevat Çapan ise ölümünden sonra Cumhuriyet gazetesinde yazdığı yazıda insanca yaşama uzmanı olarak ilan etmiştir şairi.

Edebi yeteneği kadar kişiliği için söylenen övünç dolu sözler, cömert, hoşgörülü, bağışlayıcı, onurlu, gururlu gibi nitelemeler bize; ‘şairin hayatı şiire dahil’ cümlesini hatırlatır tekrar. Bir de “İki Şey” adlı şiirindeki dizeleri:



iki şey; aşk ve şiir

mutsuzlukla beslenir biri

biri ona dönüşür.16

Evet, Cemal Süreya’yı hatırlatan iki kelimedir aşk ve şiir, mutsuzlukta birleşen…

1Güvercin Curnatası, YKY, 6.Baskı, İstanbul, 2013, s. 106.

2Sevda Sözleri, YKY, 68. Baskı, İstanbul, 2017, s.124.

3Sevda Sözleri, s.84.

4Sevda Sözleri, s.277.

5Cemal Süreya “Şairin Hayatı Şiire Dahil”, Feyza Perinçek/Nursel Duruel, Kaynak Yayınları,1.Baskı,1995, s.40.

6Sevda Sözleri, s. 267.

7Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi, Cemal Süreya, YKY, 45.Baskı, İstanbul, 2019, s.45.

8Sevda Sözleri, s 267.

9Şairin Hayatı Şiire Dahil, s.168-169.

10Günler, YKY, 3.Baskı, İstanbul, 2006, s.398-400.

11Sevda Sözleri, s.255.

12Necati Güngör, Hürriyet, 9 Eylül 1988.

13Sevda Sözleri, s.256.

14Sevda Sözleri, s.259.

15Sevda Sözleri, s.242.

16Sevda Sözleri, s.124.​
Zeynep Yalçın
 

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 0, Misafir: 1)

Üst