sohbet odaları

Allah sevgisine kavuşmak için ne yapmak gerekir ?

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
Kainatın ve kainatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, koruyucusu olan tek varlık, ibadet edilmeye layık tek Rab, Mevla, Hudaya ait özel isim. En yüce varlık olarak inanılan, bütün ke mal sıfatları şahsında bulunduran ve her türlü noksan sıfatlardan uzak olan gerçek Mabud. Varlığı zorunlu olan tek yaratıcıya ait yüce bir isim. Bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da
isim, ifade ettiği ilahi manasıyla yalnız allaha aittir ve hiçbir kelime bu ismin manasını ve muhtevasını ifade gücüne sahip değildir. Bu isim başkası için de kullanılamaz Mer yem Suresi, 19/65.
ismin, ait olduğu yaratıcı bir olduğundan, ikili ve çoğulu da yoktur. Ancak cinsleri olan varlıkların isimleri çoğul yapılabilir. Cinsleri olmayanın ismi de çoğul yapılamaz. Lisanımızda şehirler denilir ancak yine bir şehir olan fakat bir ikincisi olmayan istanbul için istanbullar denilerek çoğul yapılamaz. Ancak muhtelif lisanlarda allahu Tealanın ayrı ayrı isimleri olabilir. Türkçede Tanrı, Farsçada Huda, ingilizcede God, Fransızcada Dieu gibi. Ne var ki bu isimler Allah! gibi özel isim değildir. ilah, rab, mabud gibi cins isimdirler. Arapçada ilahın çoğuluna alihe, rabbın çoğuluna erbab denildiği gibi Farsçada Hudanın çoğulu da hudayan ve lisanımızda da tanrılar, rablar, ilahlar, mabudlar denilir
Çünkü bu isimler gerçek mabud -Allah- için kullanıldığı gibi, allahın dışında gerçek olmayan bir nice mabud kabul edilen şeyler için de kullanıla gelmiştir. Eski Türklerde gök tanrısı, yer tanrısı Yunanlılarda güzellik tanrıçası, bereket tanrısı, vs olduğu gibi. Halbuki allahlar denilmemiş ve denilemez. Manasındaki birlik ve özel isim olması nedeniyle allah ne tanrı kelimesiyle ne de bir başka kelimeyle tercüme edilebilir.
islamın temel ilkesi olan La ilahe illallah tevhid kelimesi, mesela Fransızcaya tercüme edildiği zaman Diyöden başka diyö yok Türkçeye aktarılmasında ilahtan başka ilah yoktur. denir. O zaman da Allah kelimesi ilah kelimesiyle tercüme edilmiş olur. Bu da yanlış bir tercümedir. Çünkü ilah cins isimdir, Allah ise özel isimdir. Kelime-i Tevhid tanrı kelimesiyle Türkçeye çevrildiğinde aynı çarpıklık ve yanlışlık ortaya çıkar. allah, kelimesinin kökenini araştıran dil bilimcileri bu konuda birçok beyanlarda bulunmuşlarsa da en kuvvetli görüş bu kelimenin Arapça olup herhangi bir kelimeden türetilmeden aynen kullanıldığı ve has bir isim olduğudur.
Allah kendi iradesiyle evreni yoktan var eden, ona belli bir düzen veren, gökleri ve yerleri ve bunlarda en küçüğünden en büyüğüne kadar canlıları yaratan, onlara hayat ve rızık veren, öldüren-dirilten, dilediğini dilediği şekilde idare ve tasarrufu altında bulunduran, varlığı bir başka etkenle değil, kendinden olan, her şeyi bilen, gören, işiten, yarattıklarında en ufak bir çarpıklık ve dengesizlik bulunmayan, herşeye gücü yeten, bütün mülkün gerçek sahibi, emir ve hüküm koymaya tek yetkili övülmeye, itaat edilmeye, şükredilmeye gerçek layık, bir benzeri daha bulunmayan, bütün varlıkların, güneşin, ayın, gök ve yer cisimlerinin itirazsız itaat ettiği, boyun eğdiği, ismini ululadığı, ibadet edilmeye layık Hak mabud. Allah, mabud olduğu için Allah değil, Allah olduğu için mabudtur
Onun ilah oluşu, ibadete layık oluşu, bir başka sebepten değil kendi zatının yüceliğindendir. insanlar zaman zaman putlara, ateşe, güneşe, yıldızlara, milli kahramanlara veya hakkında korku ve ümit besledikleri herhangi bir şeye tapınmışlar bu halleriyle de onları ilah ve mabud edinmişler, bilahare bunlardan cayarak, onları tanımaz ve tapınmaz olmuşlardır. O zaman da daha evvel mabudlaştırdıkları varlıkların mabudluk vasıfları yok olur. Hülasa Allahın dışındakiler ancak insanların mabudlaştırmalarıyla mabud telakki edilebildikleri halde Allah, bütün beşer ona inansa da, inanmasa da ibadet etse de etmese de o, zatıyla Allah olduğu için ibadete layıktır. Beşerin inkarı onu Allah olmaktan uzaklaştıramaz.
insanlık tarihi incelendiği zaman görülür ki, ilk devirlerden beri her asırda yaşayan insanlarda Allah fikri ve tapınma meyli dolayısıyla bir dini inanca eğilim vardır. Batılı dinler tarihi yazarlarının bir çoğuna göre bu duygunun var oluşu çeşitli arizi sebeplere bağlanmış ise de, müslüman alimlerin genel kanaatlarına göre tamamen fıtri ve doğuştandır. ilk insan olan Hz. ademin yaratılışından önce Allah ile melekler arasında cereyan eden konuşmayı el-Bakara, 2/30 ve bu konuşmada ademin-insanın- Allahın halifesi olarak yaratılması hususunu düşündüğümüzde de anlarız ki insan yaratılmadan evvel, onun mayasına Allaha halife olacak özellikler verilmiştir. Bu da bize allaha, bağlılığın ve din duygusunun fıtri olduğunu bildirir
Hz. Peygamberin s.a.s. Her doğan insan, islam fıtratı üzere doğar, onu Mecusi, Hristiyan veya Yahudi yapan ana ve babasıdır Müslim, kader, 25 buhar i, Cenaiz, 92 Ebü Davud Sünnet, 17 hadisi ve Sizi karada ve denizde yürüten odur. Gemide olduğunuz zaman ı düşünün gemiler içinde bulunanları hoş bir rüzgarla alıp götürdüğü ve onlar bununla sevindikleri sırada, birden gemiye, şiddetli bir kasırga gelip de, her yerden gelen dalgalar onları sardığı ve artık kendilerinin tamamen kuşatıldıklarını, bir daha kurtulamayacaklarını sandıkları zaman, dini yalnız Allaha halis kılarak Ona yalvarmağa başlarlar. And olsun eğer bizi bu felaket den kurtarırsan, şükredenlerden olacağız. derler. Yünus, 10/23 ayeti de keza Allah inancının -her ne suretle ortaya çı karsa çıksın- insan ruhunun derinliklerinde var olduğunu ispat etmektedir.
Nereye gidilmişse orada basit ve batıl da olsa bir dine, bir tanrı fikrine rastlanmıştır. Geçmiş devirlerde çeşitli şekillerdeki putlara tapanlar, ateşi, güneşi, yıldızları kutsal sayanlar dahi bütün bunların üstünde büyük bir kudretin bulunduğuna, herşeyi yaratan, terbiye eden, esirgeyen bir varlığın mevcudiyetine inanmışlar, dış alemde taptıkları şeyleri Ona yaklaşmak için birer vesile edinmişlerdir. Biz, bunlara, sırf bizi Allaha yaklaştırsınlar diye tapıyoruz. ez-Zümer, 39/3 Cinsleri, devirleri ve ülkeleri ayrı, birbirlerini tanımayan toplumlarda inanç konusundaki birlik, din fikrinin umumi, Allah inancının da fıtri olduğunu ispat etmektedir.
Bunun içindir ki, her şeyi bilen ve yaratmaya Kadir olan bir Allaha inanmak, ergenlik çağına gelen akıllı her insana farzdır. ilahi dinlerin kesintiye uğradığı dönemlerde yaşayan insanlar bile, akılları ile Allahın varlığını idrak edebilecek durumda olduğundan, Allaha imanla mükelleftirler.
Akıl ile Allahın bilinebileceğine, birçok ayet delil olarak gösterilebilir. Bunlardan en dikkat çekici olanı, Hz. ibrahimin daha çocukluk dönemlerinde iken parlaklıklarına bakarak yıldızı, ayı, güneşi Rab olarak kabul etmesi ancak daha sonra bütün bunların batmaları, ile zamanla yok olan şeylerin Rabb olmayacaklarını idrak etmesi ve neticede gerçeği görerek
ben, yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan varedene çevirdim ve artık ben Ona ortak koşanlardan değilim. el-Enam, 6/79 ayetidir. Maturidiyye mezhebine göre Allaha iman, insan fıtratının icabıdır. Zira her insan evrendeki bu muazzam varlıklara bakarak bunların büyük bir yaratıcısı olduğuna aklen hükmedebilir. akıl ve nazar marifetullahda kafidir. derler. Göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allahın varlığında şüphe mi vardır ibrahim, 14/10 ayetini delil gösterirler. Eşariye imamları ise akıl ve nazar marifetullahda kafi değildir. derler ve Biz bir kavme peygamber göndermedikçe onlara azap etmeyiz. el-isra, 17/15 ayetini delil gösterirler. Netice olarak, semavat ve arzın yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde ve kainatta meydana gelen insan gücünün dışındaki binlerce tabiat hadisesinin belli bir düzen içerisinde cereyan etmesinde her akıllının kabul edebileceği gibi, Allahın varlığını ispat eden deliller vardır. el-Bakara
 
A

aXi

Guest
Sen yeter ki *ALLAH*
de, açar bahçende güLLer.
Sen yeter ki *RAHMAN* de, öter
bahçende büLbüLLer.
Sen yeter ki *GAFFAR* de, koşar
... ... yardımına meLekLer.
Sen yeter ki *RAHiM* de, inan
aydınLanır her yer.
Sen yeter ki *MALİK* de, gider
dertLer sıkıntıLar.
Sen yeter ki *AZiZ* de, gider diLde
kötü sözLer.
Sen yeter ki *CABBAR* de, kaLmaz
kaLpte vesveseLer.
Sen yeter ki *MEVLA* de, huzura
erer gönüLLer...!!
 
A

aXi

Guest
Sizin şu an aklınızdan geçen, küçükken yaşadığınız bir olay, yapmayı planladığınız herhangi bir şey; tümü Yüce Allah'ın bilgisi dahilindedir. O’nun, yarattığı canlı cansız her varlık üzerindeki kontrolü ve hakimiyeti gece gündüz durmaksızın devam eder.

Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kaf Suresi, 16)

Yüce Allah, herşeyin içyüzünden, gizlinin gizlisinden, insanın düşündüklerinden, kimseye açamadığı sırlarından da haberdardır. Hiçbir şey O’ndan gizli kalmaz; insanları çepeçevre kuşatmıştır ve her ortam ve koşulda insana şahittir.

Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kuran'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir Kitap'ta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)

Haber verilen tüm bu gerçeklere rağmen kimi insanlara göre, Allah çok uzaktadır, gökyüzünde bir gezegenin arkasındadır, ve –Allah’ı tenzih eder, yüceltirim- dünya işlerine pek karışmaz. Hatta kimilerine göre hiç karışmaz; evreni yaratmış ve kendi akışına bırakmıştır. Oysa bu çok büyük ve apaçık bir yanılgıdır; Allah’ın varlığı herşeyi kaplar. "…O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir..” (Şuara Suresi, 28) ayetiyle haber verildiği gibi…

Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir. (Bakara Suresi, 115)

Dünyanın hangi köşesine gidilirse gidilsin, “Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)…

Allah şu anda da her şeyi çepeçevre sarıp kuşatmaktadır; insana şah damarından da yakındır. Evrenin her santimetrekaresine, gözle görülebilen/görülemeyen alemlere, geçmiş ve geleceklerine O hakimdir... Bu kesin gerçekleri göz ardı eden kişiler, insanlardan gizledikleri düşüncelerini, hatalarını, planlarını Allah'tan gizleyemediklerinin bilincinde değillerdir. Onlar Rabb’lerini unutmuş olsalar da, onlar eylemlerini henüz tasarlarken dahi Allah onlarla birliktedir.

O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar. (Taha Suresi, 110)

Her insan her şeyi en iyi bilen Allah’ın sonsuz öncede kendisi için hazırladığı kaderini yaşar. Bu nedenle Allah'ı unutan, hatırlamaktan kaçınan kişi, farkında olmasa da Rabb’ine boyun eğmiş, teslim olmuş durumdadır. Bu gerçeklerin şuurunda olan samimi müminler, her an Allah’a yönelir, O’nunla kesintisiz bağlantılarını canlı tutmak için çaba gösterirler.

Dolayısıyla yaşamın gerçek amacını kavramış olan her insan, bu gerçeği diğer insanlara aktarmakla sorumludur. Mümin yaşamı boyunca sözleri ve tavırlarıyla Allah’ı hatırlatır. Allah’ın sınırlarını koruyarak sürdürdüğü yaşamıyla, insanları Allah’a çağıran, O’nu hatırlatan model insan olur.

Peygamberimiz (sav) de bir hadisinde "Gördüğünüzde size Allah'ı hatırlatan, bilginizi artıran, ilmiyle de size ahireti hatırlatan, sizin için en hayırlı arkadaştır.." buyurarak Allah’ı hatırlatan insanın en iyi arkadaş olduğunu haber verir.

İnanan insan, Allah’ı çok anan ve hatırlatan olmalı..Allah’ı hatırlatan mümin Allah'ın dinini anlatarak, Kuran ile öğüt vererek, iyiliği emredip kötülükten men ederek, Allah'ın ayetlerini hatırlatarak çağrıda bulunur ve Allah’ın buyruğu gereği söylenebilecek en hayırlı, en güzel sözleri söyler. Müminlerin insanlara Allah’ı hatırlatmaları karşılığında tek beklentileri vardır; Allah'ı hoşnut etmek ve karşılarındaki kişinin de Allah'ın hoşnut olacağı ahlakta bir insan olmasına vesile olmak...Allah'ı zikretmek, Kur’an ahlakını anlatmak hem kendilerine hem de çağrıda bulundukları kimseye –Allah’ın dilemesiyle- ahiretteki sonsuz mutluluğu kazandırabilecektir.

Unutmayalım ki, tüm varlıklar Allah'a muhtaçtır. Allah ise bizlerin sahip olduğumuz her türlü eksiklikten münezzehtir ve O hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Allah’ı unutmuş, yüz çevirmiş de olsa, Allah’ı unutmayan, hatırlatan da olsa, ölüm herkes için tek kesin gerçektir.

Allah hastalık verir, bela verir Kendisini hatırlatmak için. İnsanın ayaklarının yere basması için dertler verir. Bu Allah’ın sevdiği insanlara lütfudur aslında. Özellikle hastalıklar insana Rabb’ini hatırlatır; bu süre içinde insan her an Allah’ı hatırlar, O’na yakınlaşır, kalbi tatmin olur...

İnsan gün içinde Allah’ı, güzelliklerle donatılmış cenneti düşünürse, hep mutlu olacaktır. Eşsiz barınma yurdunda Allah’ın kutlu kullarıyla karşılıklı tahtlarda oturup birlikte Allah'ı anmak cennete özel muhteşem bir zevktir; bunu düşünmek dahi insana büyük mutluluk verir. Sabahları şükürle kalkıp, gününü Allah’a adayan insanın attığı her adım Rabb’i için olacak, o adımlar kişiyi Allah’ın dilemesiyle sonsuz kurtuluşa götürecektir…
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
Allah Fırsat Verir, Kendisini Hatırlatır

Yüce Allah, insanların Kendisine yönelmeleri için çeşitli olaylar ve ortamlar yaratır; Kendisini hatırlatır. Yaşanan sıkıntı ve zorluklar da bu hatırlatmalardandır. Bir Kur’an ayetinde, "Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar" (Tevbe Suresi, 126) şeklinde buyrulur. Bu zorlu zamanlar, içinde yaşadıkları gaflet halini fark etmeleri için insanlara tanınan büyük fırsatlardır. Çünkü Allah'tan yüz çevirerek yaşayan kişi, bu sıkıntı anlarında aczini anlar. Ardından vicdanının sesine kulak verdiğinde ise, hatalarını görür ve kendisini düzeltmeye gayret eder. Bu, insana tanınan çok büyük bir fırsattır. Sürekli bencil tutkularını doyurma çabası içindeki nefsin, zor zamanlarda sesi pek duyulmaz olur; Allah’ın ilhamı olan vicdanın sesi ön plandadır. O anlarda kendisini Rabb’ine daha yakın hisseden insanın O’na içten yönelmesi kolaylaşır. Allah her şeye gücü yetendir, her şey Allah'tan gelir, tüm musibet ve belalar ancak O'nun dilemesiyle sona erecektir. İşte zor zamanlar, bu gerçeği kavrayan insan için tevbe etmeye ve Allah'a yönelmeye bir fırsattır. Allah Kuran'da bu samimi ruh haline kavuşan insanı şöyle haber vermektedir:

Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki, siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmekteler iken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye başlarlar: "And olsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana şükredenlerden olacağız." (Yunus Suresi, 22)

Ayetin devamında, Allah'tan başka yardım edecek bir güç olmadığını çaresiz kaldığında anlayan kişinin, sıkıntı sona erdiğinde ise gaflet içindeki yaşamına geri döndüğü haber verilir:

Ama (Allah) onları kurtarınca, hemen haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey insanlar, sizin taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dünya hayatının geçici metaıdır. Sonra dönüşünüz Bizedir, Biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz. (Yunus Suresi, 23)

Doğal afetler, örneğin sel, deprem gibi felaketler insana acizliğini, hiçbir şeye güç yetiremediğini hatırlatır. İnsanı dehşetli korkuya sürükleyen bu olaylar Allah'ın sonsuz aklını ve üstün gücünü, ilmiyle her şeyi kuşattığını gösterir. İnsan korkulması gereken tek varlığın Allah olduğunun ve her an O'nun azabıyla karşılaşabileceğinin bilincine varır. Allah’tan yüz çevirmiş ve O’nun sınırlarını aşarak ömrünü geçiren insanın yaşadığı korku nedeniyle şuuru açılır ve kişi gerçekleri görmeye başlar. Ancak bu uyarı ve hatırlatmalardan gereken dersi çıkarmayan ve kesin bilgiyle iman etmeyen kişi biraz rahatladığında yeniden gaflet örtüsüne bürünür.

İnsanı zorlayan bu olaylar, Allah’ın katından bir rahmet olarak tanıdığı birer fırsattır. Allah bu uyarılarıyla sonsuz gücünü gösterir ve kulunun Kendisine yönelmesini sağlar. Sahip olunan bütün imkan ve özellikleri veren Allah’tır ve dilediği anda da hepsini geri alabilir. Yok olacak şeyler peşinde koşarak yaşanan dünya hayatının, ahiretteki sonsuz hayat yanında hiçbir değeri yoktur.

İnsanın, aklını örten uyuşukluktan kurtulabilmesi için mutlaka kendi başına bir musibet gelmesini beklememelidir. Çünkü insan çevresindekilerin yaşadığı zorlu olaylarla ya da başka bir yerde yaşanan doğal afetlerle de uyarılır. Bu uyarıları önemseyen kişi, aynı belanın kendi başına gelebileceğini, ona güç yetiremeyeceğini ve ne denli acz içinde olduğunu düşünür. Bu da Allah'ın gücünü gereği gibi takdir edip, O’na yönelmesine sebep olur. Kuran'da da insanların okuyup ders çıkarması amacıyla, helak edilen birçok kavmin kıssaları haber verilir:

Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler. (Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün. (Hakka Suresi, 6-7)

İnkarda direten bu kavimler hiç beklemedikleri anda azapla yakalanmış ve bir çoğu da yeryüzünden silinmiştir. Ne övünülen servetler, ne servetleri ile övünen insanlar, ne de hiç bitmeyeceklerini sandıkları yaşamları kalmıştır.

Biz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiçbirini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun? (Meryem Suresi, 98)

Yüce Allah verdiği bu örneklerle, dünyaya tutkuyla bağlı olanları uyarır. Bunlardan öğüt alabilenler, Allah’ın hiçbir olayı asla boşuna yaratmadığını, her an daha şiddetlilerini yaratmaya güç yetirdiğini anlayabilirler. Yalnızca imtihan amacıyla yaratılmış olan dünyayı gerçek yurt edinenler, geçmişteki toplumların yaşadığı kayba uğrayabilirler. Öğüt alıp ders çıkaranlar kazançlı olacaklardır:

Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri kendilerinden evvel yıkıma uğratmış olmamız, hala onları doğru yola iletip yöneltmedi mi?...(Secde Suresi, 26)

Çaresiz kalmış kişilerin durumlarına yalnızca üzülüp, acımak yerine, bunların aynı zamanda birer uyarı olduğunun farkına varmak önemlidir. İnsanların acizliklerini ve çaresizliklerini gösteren bu durumlar, gaflet perdelerinin aralanması için verilen yeni birer fırsattır. Zor anlar şuurlu müminler için ecre dönüşebilecek imtihan zamanlarıdır aynı zamanda. Zahiren kötü görüntülerle yüzleşme zamanında gösterilen tevekkül ve sabır, samimi müminler için kazanç olacaktır. Rabb’ine duyduğu aşkı kanıtlaması için tanınan bu fırsatları değerlendirerek, O’nun doğru yoluna yönelmek umulur ki kurtuluşa ulaştıracaktır…


 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
Allah’ın gazabından korkmak

Allahü teâlâ, ilmi, zulmetin temizlenmesine, cehli de günah işlenmesine sebep yaptı. İlimden iman ve taat doğmakta, cahillikten de küfür ve günah hâsıl olmaktadır. Taat, çok küçük olsa da kaçırmamalı, günah, pek küçük görülse de yaklaşmamalıdır!

Üç şey, üç şeye sebeptir:

  • Taat, Allahü teâlânın rızasını kazanmaya sebeptir.
  • Günah işlemek, Allahü teâlânın gazabına sebeptir.
  • İman etmek, şerefli ve kıymetli olmaya sebeptir.
Bunun için, küçük günah işlemekten de çok sakınmalıdır! Allahü teâlânın gadabı, bu günahta olabilir.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
Kur’an-ı kerimde, (Yalnızca Allah’tan korkun) buyuruluyor. Bu ne demektir ? (Yalnız bana İbadet edin, ilah olarak yalnız beni tanıyın benim bildirdiklerime uyun) demektir. Yoksa köpekten, casuslardan korkmayın demek değildir. Tehlikelerden korkmak lazımdır. Allah’tan korkmayanlardan korkmak gerekir.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
Allahü Teâlâ kimleri sever ? Dinin emirlerini yapıp yasaklarından kaçan Müslümanları sever. Hubb-i fillah ve buğd-i fillah üzere olanları sever. Her işi ihlâsla yapan Müslümanları sever. Bir hadis-i şerif meali:
(Allahü teâlâ buyuruyor ki: Benim için birbirlerini sevenleri, benim için oturup sohbet edenleri, benim için mal ve canını birbirlerine feda edenleri ve benim için birbirlerini ziyaret eden Müslümanları sevmemi vacib kıldım.) [Taberani]
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
Allah sevgisine kavuşmak için ne yapmak gerekir ? Önce temeli sağlam yapmak gerekir. Temel sağlam olmazsa, üstüne yapılan bina da çürük olur, kolay yıkılır. Önce doğru itikada sahip olmak gerekir. Doğru itikad ile birlikte, hubb-i fillah ve buğd-i fillah [Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek] gerekir. Şartlarına uygun olarak kılınan beş vakit namaz da temeldir. Bunlardan sonra, en önce, sünnete yapışıp bid’atlerden sakınmak şarttır. Çünkü, Allahü teâlânın sevgisine ulaştıran yolun esası, bu ikisidir. İşlerimiz, sözlerimiz ve ahlakımız, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına uygun olmalıdır. Salihler gibi olmaya ve onları sevmeye çalışmalıyız. Uykuda, yemekte ve söylemekte aşırı gitmeyip orta derecede olmalıdır. Gece seher vakti, kalkmaya gayret etmeli. Bu vakitlerde istiğfar etmeyi, ağlamayı, Allahü teâlâya yalvarmayı ganimet bilmeli. Salihlerle beraber olmaya çalışmalı. (İnsanın dini, arkadaşının dini gibidir) hadis-i şerifini unutmamalı! Şunu, iyi bilmeli ki, cennete gitmek isteyenlerin, dünyaya ve dünyadaki faydasız şeylere düşkün olmaması gerekir.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
Her Veda Sana Kavuşmakmış.....



Her veda bir adım daha sana gelmekmiş, ayrılıklar yeni doğuşlara gebeymiş, her yol bitişi zannedilen nokta sana dönüşün bir nişanesiymiş. Oysa yolun başında veda ile sözlenmiş, ayrılıkla nişanlanmış, düğün olarak ithaf edilen vuslata böylece varmıştık. İlk veda sözümüzdü, ;Elestü birabbiküm; kelamına verilen ;Belâ; yanıtı, bu yanıt ki, bir nevi ruhlar âlemine veda edip, müthiş bir intizamla donatılmış rahim köşküne kısa bir süreliğine misafirliğe sürükleyendi, aciz varlığımızı. Sayılı her gün yeni bir vedayı büyütür derinliklerinde, beklenen gün gelir ve ufukta yeni bir veda bekler bizleri. Bu veda ömür hikâyesinin üçüncü sayfası dünyanın koynuna salar, tüm varlığımızı.

Belki de vedaların yorgunluğunu en çok hissettiğimiz limandır, dünya hayatımız. Onca yaşanılana şahit olmuştur, her ayrılığın adımını sinesine kazımıştır titizlikle. Dünya semasından her daim veda yağmurları yağmış olsa da, rahmeti ve bereketi bizim yüreklerimizde hep senin iklimini yeşertti. Veda ettik bebekliğimizin sevimliliğine, veda ettik çocukluk muzipliğimize, veda ettik gençlik heveslerimize, veda ettik erişkinliğin sorumluklarına, veda ettik yaşlılığın yorgunluğuna gün geldi. Her veda hüznün rengi olsa da, başka bir baharında habercisi oldu. Her vaktin üzerine çöken veda seherinin ardından, muhakkak bir vuslat güneşi doğdu.


Vedalar ki, varlık tülünün aralanış sebebi, vedalar ki, hayat yolculuğunun kaldırım taşları, vedalar ufukta açılan yeni kapılar, veda eşittir yeni doğuşlar. Her vedar17;nın hüzün rüzgârı savursa da varlığımızı, acıtsa da yürek derinliklerini, ya da umutsuzluğa bürüse de bir anlığına hayallerimizi, her seferinde kapına bıraktı, biçare varlığımızı, kâh yorgun, kâh çaresiz, kâh umutsuz ama her ne olursa olsun senin kapına ulaştırdı bizleri.


Veda eder hazan yaprağına, baharda gülde seni bulalım diye, veda eder kış soğuğa, yazda senin şefkatinin sıcaklığına bürünelim diye, veda eder bulut yağmura, toprağın bağrından ikram ettiklerine şükredelim diye, veda eder gün geceye, koynunda sakladığım seni çıkarmak adına. Veda eder bülbül güle, güle olan sevdasını değil Onu yaratana olan hayranlığını anlatmak için. Veda eder çöller yağmura sen sen diye kavrulmak adına. Veda eder rüzgârlar sensiz iklimlere. Veda eder sevdalılar cismani sevdalarına, yürekteki hakiki sevdana kavuşmak için. Veda eder her varlık, bir önceki suretine yeniden seninle var olmak adına. Kâinat her vedanın ardından el sallarken, her yeni doğuşa da kucak açmakta.


Velhasıl gün gelir bu fani dünyaya yapılan son veda da sana kavuşmaya atılmış koca bir adım oluverir. Veda ile yıkanmış koca bir hikâye haşir sabahıyla ebedi bir vuslatı bağrında yeşertir. Her veda biraz hüzün, bir tutam burukluk, bir nebzede özlem bıraksa da üzerimize, her kaybettiğim dediğimiz, bitti dediğimiz, sonların şarkılarını ezberlediğimiz bir zaman da *ben buradayım* sözünü fısıldadı ruhlarımıza. Vadenin yalnızlığa sürükleyen koylarında dolaşırken, şah damarından daha da yakınlarda birinin varlığı serinletti, ayrılığın kavurucu ateşiyle tutuşmuş benliğimizi. Belki her veda da bir şeyler bırakı verdi ellerimizi, ama sen hep yeni başlangıçlarla, sana kavuşmakla süsledin ezeli ve ebedi düşlerimizi


Varsın vedalara teslim olsun bu gönül, her veda sana bir adım daha kavuşmakmış yar
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
HZ.Allah ın kulunu sevmesinin işaretleri “Ey iman edenler, sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah yakında öyle bir toplum getirecek ki, O onları sever, onlar da O’nu severler, mü’minlere karşı alçak gönüllü, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihad ederler, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah lütfunda sınırsız olup her şeyi bilendir.” (Maide: 5/54)

387. Ebû Hüreyre radıyAllahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurdu:

“Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:“Her kim bir dostuma düşmanlık ederse, ben ona karşı harb ilân ederim. Kulum, kendisine emrettiğim farzlardan, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık sağlayamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nâfile ibadetlerle durmadan yaklaşır; nihâyet ben onu severim. Kulumu sevince de (âdeta) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden ne isterse, onu mutlaka veririm, bana sığınırsa, onu korurum.” Buhârî, Rikak 38.

* Bir kul Allah’a olan farz görevlerine ek olarak nafileleri de yaparsa Allah’a yakınlık ve dostluk kazanır ve Allah o kulunu yardımsız bırakmaz. Bütün hayatını kapsayacak anlamında o kişinin adeta gören gözü işiten kulağı, tutan eli ve yürüyen ayağı olur. Böyle bir kimseye düşmanlık yapanlar Allah’ın düşmanlığıyla karşı karşıya kalırlar ve Allah sevdiklerini düşmanlarına karşı destekler ve korur.


RİYAZ-US SALİHİN
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
İnanma ihtiyacı ve Allaha iman

İnsan, beden ve ruhtan oluşan bir varlıktır. Yeme, içme, nefes alıp verme gibi olaylar bedenimizle; inanmak, sevinmek, mutlu olmak gibi olaylar da ruhumuzla ilgilidir. İnsanı diğer yaratıklardan ayıran başlıca özellik, işte budur. İnsan, beden ve ruh yapısıyla bir bütündür.

İnsan ruh yapısının en belirgin özelliği inanmaktır. Yeryüzünde, günümüze kadar inanma ihtiyacı duymamış bir topluluk yoktur. Bunu, insanlığın kültür, sanat ve geleneklerinde görmekteyiz.

İnanç, maddi hayatımızla da ilişkili bir güçtür. İnsanın zorluklara ve güçlüklere karşı dayanıklı olmasını sağlar. İnsana çalışma, yaşama ve başarma gücü verir. İnsan, hayata inançla başlar ve onunla değer kazanır. Çünkü inancı olan kişi, bu inancının gereği olarak kendisine ve birlikte yaşadığı insanlara faydalı olur. İnanç, insanı yeni bilgiler kazanmağa götürür. Kişi,inancını kuvvetlendirmek için pek çok şeyleri öğrenmek, öğrendiklerini düşünüp değerlendirmek ve böylece hayatını düzene sokmak durumundadır. İyiyi, kötüyü, güzeli ve çirkini böylece ayırt edebilenler, ahlâk ve davranış yönünden de kişilik kazanırlar.

Demek ki inanç, insanın yaratılışı gereği olan tabiî bir olaydır. Bütün insanların buna ihtiyacı vardır.

Çevremizde gördüğümüz ve göremediğimiz yüz binlerce varlık vardır.Yeryüzünde çeşit çeşit insanlar, irili ufaklı pek çok hayvanlar, renk renk çiçek ve bitkiler görürüz. Gökyüzünde de ay, güneş ve sayısız yıldızlar yer alır. Bunların hepsini gözümüzün önüne getirip düşünürsek kendiliğinden var olmadığını, bütün bunları yoktan var eden bir yaratıcının bulunduğunu anlarız. Evrende hiç bir şey kendiliğinden, kendi kendine var olmuş değildir. İşte her şeyi yaratan bu yaratıcı, Allah’tır. Gözlerimizle Onu görmesek bile evrenin bu eşsiz düzeni bize Onun varlığını göstermektedir. İslâm dininde, bütün evreni ve her şeyi yaratan bu varlığa "Allah" denir. Biz Allah’ın varlığına ve birliğine gönülden inanırız.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
Allahü Teala'ya iman İmanın birinci şartı, Allah’a imandır. Amentü’deki, (billahi) ifadesi, Allahü teâlânın varlığına, birliğine inanmayı, iman etmeyi bildirmektedir.

Her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. Yerde ve göklerde bulunan bütün varlıkları, maddeleri, cisimleri, özellikleri, olayları, kuvvetleri, kanunları, bağlantıları yaratan, yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yoktur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Her şeyi yaratan Allah’tır.)
[Zümer 62]

(Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.)
[Saffat 96]

(Her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah’tır.)
[Mümin 62]

(Allah her şeyin yaratıcısıdır. O birdir.)
[Rad 16]

(Her şeyi O yaratmıştır.)
[Enam 101]

(Yaratmak Ona mahsustur.)
[Araf 54]

Allahü teâlâ birdir, Ondan başka ilah yoktur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(İlahınız bir tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur.)
[Bekara 163]

(Allah’tan başka ilah yoktur.)
[Bekara 255, Al-i İmran 2, Nisa 87, Taha 8, Tegabün 13]
(Ondan başka ilah yoktur.) [A.İmran 6,18, Enam 102, Tevbe 31, Hud 14, Rad 30, Müminun 116, Kasas 88, Fatır 3, Zümer 6, Mümin 3,62,65, Müzzemmil 9]

(Tanrı üçtür demeyin! Allah, ancak bir tek ilahtır.)
[Nisa 171]

(O ancak bir tek ilahtır.)
[Enam 19]

(İlahınız tek bir ilahtır.)
[Nahl 22]

(İlahınız birdir.)
[Saffat 4]

(O Allah birdir.)
[Zümer 4]

(O Allah tektir.)
[İhlas 1]

(İki ilah edinmeyin, O ancak bir ilahtır. O halde yalnız benden korkun.)
[Nahl 51]

(Allah’tan başka ilahlar olsaydı, bu ilahlar, Arşın sahibi Allah’a elbette bir yol ararlardı. İlahlıkta ortaklık olmaz. Onun için, Allah ile savaşıp Onu yok etmeye çalışırlardı.)
[İsra 42]

(Allah’tan başka ilah olsaydı, her ilah, kendi yarattığını idare eder, bir gün elbette biri diğerlerine galip gelirdi. Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir.)[Müminun 91]

(Sizin ilahınız, elbette kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır.)
[Taha 98]

(Allah’tan başka, yerde-gökte ilahlar olsaydı, yerin-göğün nizamı bozulurdu. Arşın rabbi olan Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir, Allah’tan başka ilah yoktur.)
[Enbiya 22]

(Sizin ilahınız, elbette kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır.)
[
Taha 98]

(Ey Resulüm, senden önceki her peygambere, "Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk edin" diye vahyettik.)
[Enbiya 25]
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
Ey Rabbimiz Alemlerin Rabbi olan,
Şanı Yüce ve Büyük Rabbimiz!
Sana inanır,
Sana ibadet ederiz.
Ey Rabbimiz!
Sana sonsuz hamd ve şükürler olsun.
İki cihan serveri efendimize, s.a.v.
Yol göstericimize,
Hz. Muhammed Mustafa’ya,
Gönül gülü Peygamberimize,
Aline, ashabına,etbaına.
Salat ve selam olsun.
Ey Rabbimiz!
Seni hamd ile tesbih ederiz.
Bize razı olduğun bir çalışma gücü ver.
Ey Rabbimiz!
Tut ellerimizden sonsuz kudretinle.
Rahmetini serp taşlanan gönüllerimize.
Ey Rabbimiz!
Yüreklerimiz ezik, Yüzümüz yerde.
Nurunla,
Yıkanıp yürümeyi nasip eyle bize.
Ey Rabbimiz!
Şehadet ederiz ki,
Senden başka ilah yok.
Şehadet ederiz ki,
Muhammed Mustafa s.a.v.
Senin kulun ve Rasülün.
Sen Rahman ve rahimsin.
Şerikin yok, Sen teksin.

Ey Rabbimiz!
Mahlukatın üstünü örten nurunla,
Latif ismi şerifinle, lütfeyle bize.
Ey Rabbimiz!
Bizi rahmetinle sar.
Yüzümüzü nurunla beyaz kıl.

Ey Rabbimiz!
Kitabımızı sağ elimize ver.
Hesabımızı kolay kıl.
Cennetin kokusunu,
Ve nimetlerini bizlere nasip eyle.
Ey Rabbimiz!
Bize dünyada da Ahirette de iyilik ver.
Ey Rabbimiz!
Ne olur bizi,
Göz açıp kapayıncaya kadar bile,
Nefsimizle baş başa bırakma,
Senin her şeye gücün yeter.

Ey Rabbimiz!
Gönüllerimize nurunu indir.
Sonumuzu nar etme,
Bize rahmet buyur.
Nurumuzu tamamla, bizi bağışla.
Çünkü sen her şeye kadirsin.
Bizi merhametinle kabul et,
Sen merhametlilerin en merhametlisin.

Ey Rabbimiz!
Doğrusu kendimize zulmettik.
Bizleri bağışla.
Andolsun ki,
Rabbimizin elçileri bize gerçeği getirmiştir.
Sevgili Rasülün,
Bizim hakkımızda ne dilediyse,
Bizde onları diliyoruz.
Ey Rabbimiz!
Dualarımızı, göz yaşlarımızı, geri çevirme.
Bizleri sana layık kıl,
Peygamber efendimize s.a.v.
Layık ümmet eyle.
Ya Rabbel alemin!
Hatalarımızı,
Bilmeden yaptıklarımızı,
Mağfiret eyle.

Ey Rabbimiz!
Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan,
Cimrilikten, gafletten, zilletten,
Sana sığınırız.
Ey Rabbimiz!
Unutur veya hataya düşersek,
Bizi sorumlu tutma.
Bizden öncekilere yüklediğin gibi,
Bize de ağır bir yük yükleme.
Ey Rabbimiz!
Bize gücümüzün yetmediği,
İşleri de yükleme.
Bizi affet,
Bizi bağışla,
Bize acı,
Sen bizim Mevla’mızsın.
Kafirlere karşı bize yardım et.

Ey Rabbimiz!
İnkarcılara karşı bize yardım et.
Zalimlerin helakını artır.
Kafirler topluluğuna karşı,
Bizi muzaffer kıl.
Bize çok sabır ver.
Müslüman olarak canımızı al.
Gönlümüzde olanı,
Hakkımızda hayırlı eyle.
Kalbimizi dinimizin üzerine,
Rahmetinle yönlendir.

Kullarına,
Şah damarından daha yakın olan Rabbimiz!
Cehennem azabını üzerimizden sav.
Bizleri,
Salih kullarının arasına kat.
Kıyamete kadar bizleri koru.
Dönüş sanadır.
Suskunluğumuzu dua eyle.

Yüceliğin de sınır olmayan Rabbimiz!
Kur’anın Nuruyla gönüllerimizi coştur.
Onun şefaatin de bizleri ayırma,
Dünya ve ahiret çiçeğimiz olarak kalsın.

Ey Rabbimiz!
Habibinin nuru kalplerimizi süslüyor,
Resulü Ekremi,
Rüyalarımızda görmeyi nasip eyle bizlere.
Habibinin sevgisini doldur kalbimize.
Yüceliğinde sınır olmayan ALLAH’ım!
Bizlere öyle bir iman, öyle bir yakin ver ki,
Artık bir daha küfür kalmasın,
Hakkımızda vereceğin hükümde,
Lütfunla kurtuluş istiyoruz,
Yerleri ve gökleri örten nuruna sığınarak.
Öyle bir rahmet ver ki, onunla,
Dünya ve ahirette senin nazarında,
Kıymetli olan bir mertebeye ulaşalım ALLAH’ım!

Ey Rabbimiz!
Şu mübarek dinimizin, İslamın,
Şeref, azamet, yücelik ve güzelliğini artır.
Ey Rabbimiz!
Habibinin sevgsi gönüllerimizi süslüyor,
O’na binlerce salat, binlerce selam,
Muhammed gülüne dal eyle bizleri.
Ey Rabbimiz!
Bizi selamet üzere yaşat.
Selamet yurdu olan cennetine koy.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
Tüm isimler, Allah ismine dönüktür.

Peki, Allah isminin kendine döndüğü bir lafız var mıdır?

Evet, Kur’an’da Allah isminin kendine döndüğü tek lafız vardır:

Huve:”O”.

Tıpkı, Kul huve’llahu ehad de olduğu gibi.

”O” zamiri, tüm mana ve kelimelerin ötesindeki Zat-ı İlahinin mutlak varlığını temsil eder.

O,Odur.

O,Kendisi olandır.

O, kendinden başkasına benzemeyendir.

O’nu hakkıyla ancak O bilir.

O’nu hakkıyla ancak O över.

O’nu hakkıyla ancak O tanır.

O’nu hakkıyla ancak O sever.

O olmak, El-Hak olmaktır.

O olmak mutlak hakikat olmaktır.

O’ndan başkasının hakkı,O’na kul olmaktır.

O’ndan başkasının hakkı, mahluk olmaktır.

O’ndan başkasının hakkı, O’na boyun eğmektir.

Huve’nin aslı hu/he’dir.Huve’nin vav’ı zaittir.

Bunun delili ikil ve çoğul formda ortadan kalkmasıdır.

Bazıları hû zamirinin harfi olan he’yi,Allah isminin türetildiği asıl olarak görürler.Buna göre he harfine bir milk lamı eklenmiş lehu olmuştur.

Başına tazim için bir el takısı gelmiş, lafz-ı celal olan Allah olmuştur.

Allah ismi elif ile başlar, he ile biter.

Yani dilde başlar ciğerde biter.

Hû ve he’nin yalın hali olan “h”, ta ciğerden çıkan bir sestir.

Aslında, sesten öte bir nefestir.

Nefes, canlılığın alameti, yani ayetidir.

H, sıradan bir nefes değildir.

Nefes alan varlıklar içinde, insanı enfes ve eşref kılan bir nefestir.

Nasıl ki nefes almamak maddi ölüm alametiyse, O’nsuz kalmak da manevi ölüm alametidir.

Ceset, nefessiz kalırsa ölür.

Ruh, O’nsuz kalırsa ölür.

Her nefes sahibi, aldığını nefes adedince O’nu tesbih eder.

O’nun varlığını ve birliğini inkar edenleri, başta kendi aldıkları nefes yalanlar.

”Ben..ben..ben” diyerek kendi nefislerini ilahlaştıranları,”O..O..O..”diyen nefesleri tezip eder.

İşte bu nedenle “tükenmeyen nefesten”, yani “çıkmayan candan ümit kesilmez”.

O’na sırt çeviren her nefis,birgün gelir,aldığı nefesin farkına varabilir,O’na yüzünü dönebilir.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
Allah'tan Korkmak

Allah'tan korkmak, büyük makamlardandır. Çünkü Allahü teâlâ buyuruyor ki:

Allah'tan ancak âlim olanlar korkar.
Hadis-i şeriflerde ise şöyle buyuruldu:

Hikmet ve ilmin başı Allah korkusudur
Sizin en akıllınız, Allah'tan en çok korkanınızdır.
Allah korkusundan ürperip tüyleri kalkanın ağaçtan yaprak dökülür gibi günahları dökülür.
Allah korkusundan ağlayan Cehenneme girmez.
Günahını düşünüp ağlayanlar, hesapsız Cennete girecektir.
Cenâb-ı Hak katında, Allah korkusundan akan gözyaşından ve Allah yolunda akan kandan sevgili damla yoktur.
Arşın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıf kimseden birisi de, yalnız iken Allahü teâlâyı hatırlayıp gözyaşı dökenlerdir.
Allahü teâlâ'dan korkandan her şey korkar. Allah'tan kork*mayanı her şeyle korkuturlar.
Allahü teâlâ buyuruyor ki, "izzetim hakkı için, bir kulda iki korku, iki emniyet bulundurmam. Dünyada benden korkarsa, Ahirette onu emin ederim. Ahıret hususunda emin ise, korkuturum.

İnsan sevdiği şeylerin elden çıkmasından korkar. Sevdiği kimselerin sevgisini kaybetmekten korkar. Bunun için Allah'ı en çok sevenler, Allah'tan en çok korkanlardır. Keza Allahü teâlâ'yı en iyi tanıyanlar da O'ndan en çok korkanlardır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:

En arifiniz benim, en çok korkanınız da benim.
Allah'tan korkup günahtan sakınan kimselere "müttaki' denir. Müttakîler hakkında çok müjdeler vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Müttakîlerin hepsi hesapsız Cennete girerler.
Alimlerimiz buyuruyorlar ki:

İnsan Allah'tan korkarsa, kalbi hikmetle dolar
İnsanlar, fakirlikten korktukları gibi Cehennem'den korksalardı Cennet'e girerlerdi.
Dünya'da korkan, âhırette emin olur.
Kalbinde Allah korkusu bulunmayan kalbler harap olmuştur.
Allah'tan korkan kul, kendini hasta görüp ölüm korkusuyle bütün isteklerinden kaçınan kimsedir.
Allah korkusunun sebebi, ilim ve marifettir. İlim ve marifet sahipleri, kendi ayıplarını, günahlarını ve ibâdetteki kusurlarını görerek, bunun yanında Allahü teâlâ'nın kendisine verdiği sayısız ni'metleri düşününce, yaptıklarından utanıp, kalbinde korku başlar. Bu kimsenin hâli şuna benzer: Bir padişah bir kimseye iltifat ederek sayısız yardım ve ihsanlarda bulunsa, üstelik sadrazamlık rütbesi verse, bu kimsede, padişahın bu iyiliklerine karşılık nankörlük ve hıyanet etse, bunu da padişa*hın gördüğünü anlasa, o kimsenin kalbine bir korku ateşi düşer.

Korkunun dereceleri vardır. İnsanın kendisini arzulardan men etmesine İFFET, haramlardan men etmesine VERA, şüp*helilerden men etmesine TAKVA denir. Allah'a yaklaşmağa mâni olan her şeyden men etmesine ise SlDK denir. Böyle kimselere de SIDDÎK denir.

Bir kimse Cehennemden korkar, tevbesiz öleceğinden kor*kar, gaflete düşüp kalbinin kararacağından korkar, nimetlerin çokluğu sebebiyle zevke dalıp âhıreti unutacağından korkar, bütün kusur ve kabahatlerinin ortaya dökülüp rezil ve rüsvâ olacağından korkar. En büyük korku da ezele ait olup imansız gitme korkusudur. Basiret sahipleri akıbetlerinin ne olacağından korkarlar. En büyük korku budur. Çünkü Allahü teâlâ'dan celâl sıfatı sebebiyle korkmak, günahı sebebiyle korkmakdan daha üstündür. Çünkü bu korku hiç gitmez. Günâhı sebebi ile korkan kimse, günah işlemeyi bırakınca (Niçin Allah'tan korkayım) diye düşünür.

Bu bakımdan Allahü teâlâ'dan Celâl sıfatı sebebiyle korkmak daha üstündür. Cenâb-ı Hak, Dâvûd aleyhisselâma (Benden kükremiş arslan gibi kork!) buyurdu. Çünkü arslan, senden korkmaz, öldürmek isteyince de seni bir kabahatinden dolayı öldürmez. Allahü teâlâ'yı da böyle düşünenin korkmaması mümkün değildir.

Korkanların çoğu, akıbetinin kötü olmasından korkmuşlardır. Ebu Derda hazretleri buyurdu ki (Hiç kimse, ölüm zamanında imanının geri alınmıyacağından emin olmaz.) Sıddıklar kötü akıbetten çok korkarlar. Süfyan-ı Sevrî'yi ağlarken gördüler. (Allah'ın afvı, senin günahından büyük olduğunu bilmez misin?) dediler. (İmanla öleceğimi bilsem, dağlar kadar günahım olsa yine korkmam.) buyurdu. Mürid, günah işlemekten, arif ise küfre düşmekten korkar.

İşte bu ilimlerden ve marifetten korku hâsıl olur. Korku*dan ise zühd, sabır, tevbe, sıdk, ihlâs ve nihayet bunlardan da muhabbet hâsıl olur. Muhabbet makamı ise bütün makamların sonuncusudur. Marifet, kendini ve Rabbini bilmek demektir. Marifetten âciz olanlar ise, Allah'tan korkan marifet sahipleri ile sohbet etmeli, gafillerden uzak olmalıdır.

Hazreti Ebu Bekir, o büyüklüğüyle, (Keşke bir kuş olsaydım) diye ağlardı. Hazret-i Aişe validemiz (Adım ve sanım olmasaydı) diye döğünürdü. Ata Sülemi Hazretleri, kırk sene Allah korkusundan gülmedi. Bütün Enbiya'lar ve Evliya'lar korktukları halde biz neden eminiz? Ya onların çok günahı vardı da bizim yok, yahuttâ onların marifeti çoktu da bizim marifetten haberimiz yok... Gerçekte ise günahların gafletinden dolayı eminmişiz gibi hareket ediyoruz. Büyükler ise marifetleri sebebiyle çok ibâdet ettikleri gibi, çok da korkarlardı. Allahü teâlâ'nın mekrinden emin olmak, öldürücü zehir olduğu gibi, O'nun rahmetinden ümitsiz olmak da öldürücü zehirdir. Mü'min, daima ümit ile korku arasında bulunmalı dır. Nitekim Hazret-i Ömer buyurdu ki:

Eğer dense ki, Cennete yalnız bir kişi girecek, o kişinin kendim olduğunu ümit ederim. Yine dense ki, Cehenneme yalnız bir kişi girecek, o kimsenin kendim olacağından korkarım.

Allahü teâlâ'nın rahmetini ümit etmek, kulu Cennet'e çeken yular gibidir. Havf, ya'ni Allah'tan korkmak ise, Cehennem'e düşmemek ve Cennete gitmesi için vurulan kamçı gibidir. Ümitten muhabbet doğar. Muhabbet makamından yüksek makam yoktur. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:

Ölürken herkes, Allahü teâlâyı hüsn-i zan etmelidir. (Allahü teâlâ buyuruyor ki: Kulum beni zannettiği gibi bulur.
Allahü teâlânın rahmetinden ümit eden ve kendi günahlarından korkan kimseyi Cenâb-ı Hak, korktuğundan emin eder ve ümit ettiğine kavuşturur.
Günahlarının çokluğu sebebiyle ümitsiz olan birisine Hazreti Ali buyurdu ki: (Ümitsiz olma, Allahü teâlânın rahmeti senin günahlarından büyüktür. Rahmeti gazabını aşmıştır.)

Büyüklerden birisi vefat edince rü'yâda gördüler.

-Allahü teâlâ sana nasıl muamele etti?diye sordular.
Şöyle cevap verdi:
- Yaptığım işlerden sorguya çekildim. Bunu niçin yaptın, şunu niye böyle yaptın gibi sualler sordular. Korktum. Dedim ki, Ya Rabbi, seni bana böyle tanıtmadılar. (Nasıl tanıttılar) buyurdu. (Kulum Beni zannettiği gibi bulur.) Hadis-i kudsîyi söyledim.
Sonra dedim ki,
- Ya Rabbi, ben rahmet bekliyordum. Bunun üzerine (Sana rahmet ettim) buyurdu. Cennete götürdüler. Eşi benzeri bulunmayan ni'metlere kavuştum.

Bir kimse, en iyi tohumu bulup, mümbit toprağa eker, yabani otlardan temizler, gübreler ve gerekli ilaçlamalarım da yapar. Allahü teâlâ da bu mahsûlü çeşitli âfetlerden korursa, bu beklemeğe ümit denir. İyi tohum atmaz, kültürel ve ilâçlı mücadelesini yapmazsa, üstelik toprak da mümbit değilse, bu tarla dan iyi mahsûl almak için beklerse, bu bekleyişe ümit denmez. Çünkü sebeplerin hepsine yapışmamıştır. Ama yine imkânsız olmadığı için buna temenni denir. Bunun gibi, doğru iman tohumunu kalbine yerleştirip, burasını fena ahlâk dikenlerinden temizlerse, ibâdet suyu ile iman ağacını sularsa, ölünceye kadar her türlü âfetlerden koruması için Allahü teâlâya sığınırsa, ya'ni gerekenleri geciktirmeden vazifesini zamanında yaparsa, buna ümit denir.
İman tohumu doğru olduğu halde, kötü ahlâktan temizlenmez ve ibâdet suyu ile sulanmazsa, rahmet beklemek ahmaklık olur. Buna ümit denmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Ahmak o kimseye denir ki, her istediğini yapar ve rahmete kavuşmasını ümit eder.
Demek ki bütün sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi bekle*mek ümit olur. Sebepleri ne atar, ne araya koyarsa temenni olur. Sebeplere yapışmazsa ahmaklık olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Din işleri temenni ile doğru olmaz.
O hâlde ihlâsla tevbe eden, kabul edildiğini ümit etmelidir. Tevbe etmediği hâlde günahına üzülürse, üzülmesi tevbeye sebep olur. Çünkü, Cehennem tohumu ekip, Cennet beklemekten büyük ahmaklık yoktur. Salih amel işlemeden, büyüklerin kavuştukları dereceyi ümit eden kimseden akılsızı yoktur.

Ümitli olmak için Allahü teâlânın ni'met ve ihsanlarını düşünüp ibret almalıdır. (Her bir kimse benim rahmetimden ümitsiz olmasın!) âyet-i kerimesini düşünmelidir.

Hadis-i şerifte, bu ümmete merhamet olunduğu, onların azabı dünyada çektikleri, hastalık, belâ, fitne, zelzele v.s. olduğu bildirilmiştir. Hadis-i şerif de buyuruldu ki:

Kul günah işleyip istiğfar ederse, Allahü teâlâ, ey melekle*rim, bakın bu kul, bir günah işledi ve bir sahibi olduğunu anlayarak günahı için istiğfar edip afv diledi. Siz şahit olun ki onu afvettim.
Altı saate kadar melek, kulun günahını yazmaz. Eğer istiğfar ederse hiç yazmaz. Tevbe ve taat etmezse, sağ taraftaki melek, diğerine der ki, defterinden bir günah düş, ben de ona karşılık bir sevap düşeyim. On günaha bir sevap rastlar. Dokuzu kendine kalır.
Kul istiğfar ettiği müddetçe, yani istiğfar etmekten bıkmadıkça, Allahü teâlâ da afvetmekten bıkmaz, iyilik yapmağa niyyet edince, o işi daha yapmadan melek sevap yazar. Yaparsa on sevap yazar. Hattâ yedi yüz misline kadar yazar. Günah işlemeğe niyyet edince yazmaz. İşleyince bir günah yazar.
Bir kimse Peygamberimize gelip, namaz ve oruçtan başka ibâdet edemediğini, parası olmadığı için zekât veremediğini ve hacca gidemediğini, hâlinin, ne olacağını arz etti. Resûlullah buyurdu ki:
-Eğer kalbini riya ve hasetten, dilini gıybetten ve yalandan, gözünü nâmahremden ve Allahü teâlânın kullarına hakaretle bakmaktan korursan Cennette benimle olursun.


Bir Arap, Peygamberimize sual etti:
-Kıyamet günü hesabı kim yapacak?
-Allahü teâlâ yapar.
-Kendi kendine mi yapacak?
-Evet...
-Arap güldü. Peygamber aleyhisselâm sordu:
-Niçin güldün?
-Kerîm olan galip olunca afveder, hesap sorarsa kolaylık gösterir.
-Doğru söyledin. Allahü teâlâdan kerîm kimse yoktur. Sen akıllısın. Allahü teâlânın sevgili kullarından birini aşağı görmek, Kâbeyi yıkmaktan daha kötüdür.
-Allahü teâlânın sevgili kulları kimlerdir?
-Bütün mü'minler, Allahü teâlânın sevgili kullarıdır.

Hadis-i şerifte buyruldu ki:

Allahü teâlâ, kıyamet günü, o kadar çok rahmet verir ki, hiç kimsenin kalbinden o kadarı geçmiş değildir. Hattâ şeytan bile merhamet olunacağını düşünerek başını kaldırır.

Bildirildi ki, Cehennemden iki kişiyi çıkarırlar. Allahü teâlâ, (Yaptıklarınızın karşılığını gördünüz. Çünkü ben zulmetmem.) buyurduktan sonra Cehenneme götürürler. Birisi çok hızlı yürür, diğeri ise yürümez. Her ikisine bunun sebebini sorarlar. Hızlı yürüyen (Emir, dinlememenin neye mal olduğunu anladım, onun için hızlı yürüyorum.) der. Diğeri ise (Rabbime hüsn-i zan ettim. Cehennemden çıkarınca, bir daha sokmaz diye ümit ettim.) der. Her ikisini de Cenâb-ı Hakkın ihsanı ile Cennete götürürler.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
ALLAH Aşkı İçin Bir Damla Göz yaşı AŞK-I HÜSNA :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
Hidayet… Evet, görünürde tek bir kelime belki ama aslında öyle çok şey ki!... Bu tek kelime; her türlü kötülükte yarışan, işe yaramaz, Rahman’dan bihaber, iyilikten bihaber, hatta sevmekten bile bihaber bir avareye bile aşkı öğretiyor. Şu belki de hiçbirimizin hak etmediği halde, En Cömert olanın, cömertliği ile yüreklerimize karşılıksız olarak konuluverilen aşkı ...Yani; Aşk-ı Hüsna yı !!! Ve o avare insan bir anda, yaşamın anlamını, ölümün manasını, hayatın değerlerini, her iyiliğin bir hayır ve her hayrın bir sevap olduğunu öğrenip,hayırda yarışanlardan, yani o yüce zikirde bahsedilen insanlardan biri oluveriyor bu aşkla.… Yaşamı baştan sona değiştiren ve belki de, yaşanılanları ve yaşanacakları tümüyle doğrudan etkileyecek olan tek şey bu aşk.

Evet..Günahkarlığının farkında bile olamayan aciz herhangi bir İNSAN olmaktan,

“Cennette onların altlarından ırmaklar akarken, kalplerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki: “Hidayetiyle bizleri bu nimete kavuşturan Allah’a hamd olsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik….”. Onlara: “İşte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona varis kılındınız. diye seslenilir.” (Araf Suresi-43)

ayetine muhatap olarak, cennetine girebilme ümidine sahip olabilen,

”….kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık onlara, Allah’tan başka dost bulamazsın.Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun haşrederiz.Onların varacağı ve kalacağı yer cehennemdir ki, ateşi yavaşladıkça onun alevini arttırırız.” (İsra Suresi-17)

ayetini okuduğu anda, bahsedilen cehennem azabının korkusundan ve bu gazaptan korunabileceği hidayeti kendisine bahşeden Rabb’ine duyduğu şükraniyet duygusunun yoğunluğuyla, GÖZYAŞLARI nı tutamayan bir KUL olma bahtiyarlığına…

Fark ettiniz mi? Ne kadar da şanslıyız …
Evet, belki cennetine giremedik henüz ama ümidimiz var. Evet, cehennemden azad olunmadık belki ama Rabb’imin bizleri teselli edici bir sürü ayeti, Resüllullah(a.s.)ın da, kurtuluşumuz için önerdiği bir sürü tavsiyesi var. Ve en önemlisi, Rabb’imizin bizlere bahşettiği İMAN var yüreklerimizde.
Daha ne isteriz ki şanslı olabilmek için;
“La ilahe illallah deyip de, kalbinde bir zerre ağırlığınca İMAN bulunan kimse cehennemden çıkacaktır.” hadisindeki müjdeyi duyduktan sonra ?!!

Evet, En Büyüğe kul olma şerefine nail olan şanslı insan,

eğer sen de,
kendisine verilen en büyük nimeti “İMAN” bilip, şükrünü eda etmekte, dünyada hiçbir şeyin hiçbir şey karşısında kalmadığı kadar aciz kaldığını düşünenlerden;

eğer sen de,
kendisine: < Hayatının sonuna kadar “Allah” zikrini bir kez olsun edemeden ölecek insanlardan ne farkın vardı da sana iman nasip edildi? Ya da bırak yaratıcısını, O’nun en sevdiği kulunu, Resulünü tanıyamadan, bilemeden son nefesini verecek insanlardan ne farkın vardı da sana, bu insanların tanımaktan bile aciz bırakıldığı sevgilinin sözünden çıkmaman nasip edildi?> sorularını sorduğunda, o en güzel mahcubiyet duyguları içinde, gözyaşlarını sadece O’nun rızası için dökmek luftedilen kullardan;

eğer sen de,
karşılıksız olarak verilen bu nimetin değerinin, anlayamayacağı kadar büyük olduğunu fark edip,”Ne yaptın da bu nimeti hak ettin?” sorusunu kendisine sorduğunda, cevap vermekten ne kadar uzak olduğunu idrak edip, ellerinden, utanç içinde gözyaşı dökmekten başka bir şey gelmeyenlerden;

eğer sen de, Rabb’inin sınırlarını aşmaması gerektiği kendisine öğretildiği halde günah işlediğinde bile, karşısında O’nu, Rabb’ini yine, El-Gaffar ve El-Gafur isimleriyle gördüğünde, “utanmak” kelimesinin yanında hiç kaldığı bir hicab duygusunu, vücudunun her hücresinde, en üst seviyede hissedebilenlerden;

eğer sen de,
işlemediği amelleri aklına geldikçe, hala lutfedilen “Hidayet” nimetine layık olamadığını idrak eden ve bu aklına geldikçe, hıçkırıklara boğulabilenlerden;

eğer sen de,
en büyük nimete, Müslüman olma nimetine sahip olduğunu geç anlayıp, daha öncesinde bir sürü günah işlediğini fark edip dünyadaki en büyük pişmanlığı yaşadıkları anda, işlediği tüm günahlara rağmen, Rabb’lerinin, kendilerine tevbe kapısını her zaman açık tuttuğunu bildirdiği ayetlerini okuduklarında,o küçücük yüreklerine, yeryüzündeki tüm aşklardan daha büyük ve güzel olan aşkı, Allah aşkını sığdırabilenlerden;

eğer sen de,
o alnı secdeye vardığı halde, Allah’a en yakın olduğunu ve O’nun önünde eğilmenin en büyük şeref olduğunu düşünerek, kendini yücelmiş hissedenlerden;

eğer sen de,
“Lütfun da hoş, kahrın da…” düsturunu kendine siper edinerek daima mesud olmayı başarabilen bahtiyarlardan;

eğer sen de,
“İşittik ve itaat ettik.” ayetini rehber kılıp, duyduğu her emirde, başka hiçbir şey düşünmeden bu zikri edebilenlerden;

eğer sen de;
“Ey Rabb’imiz,affına sığındık.Dönüş sanadır.” ayetindeki dönüşü en güzel şekilde yapmak için çalışan, has niyetlilerden;

eğer sen de,
bu zamanda, sadece inancından dolayı, hiç sevilmeyen, hor görülen ve hiç haketmediği pek çok çirkin sıfatla anıldığı halde, bu nimete sevinebilen müslümanlardan;

eğer sen de,
Rabb’ini en güzel vekil bilip, El-Vekil ismini zikredip, bu zamanda insanların çoğunun bilmediği bir kelimeyi: Tevekkülü, sığınak bilenlerden;

eğer sen de,
yapılacak her türlü zulme, işkenceye ve elinden alınacak her türlü özgürlüğüne rağmen, kendini şanslı görebilecek olanlardan;

eğer sen de,
yaratıcısının; verdiği tüm güzel nimetlerine karşı, günah işleyerek, O’na karşı büyük bir saygısızlık eden kulunun cezasını hemen vermeyip kendisine mühlet veren, manasına gelen El-Halim ismini öğrendiğinde, “Sana gereğince hamd etmekten acizim Allah’ım! Sen Yüceler Yücesisin!” diyebilenlerden;

eğer sen de,
işlediği günah yükünün ağırlığı altında,ümidini yitirmek üzereyken, “…..Allah’ın rahmet deryasındaki bunca genişliği kafirler bilseydi, cennetten ümidlerini kesmezlerdi.” Hadis-i şerifini okuyup, Rabb’inin kafirler için göstermiş olduğu bu rahmeti gördükten sonra, “Allah’ım senin sonsuz rahmetinden sual olunmaz, Sen merhametliler merhametlisisin, Sana sonsuz hamd-ü senalar olsun.” diyebilenlerden;

eğer sen de,
tevbe etmesi için pek çok gecenin, Rabb’i tarafından mübarek diye adlandırılarak kendisine lutfedildiğini ve affa bahane ararcasına, tek bir damla gözyaşının bile bağışlanmaya vesile kılındığını öğrendiğinde, dilleri sustuğu halde, gözleri ve yürekleri ile “Rabb’im BENİ AFFET!! AFFET BENİ!!” diye nida edebilen nadir insanlardan olmak lutfedilenlerden biri isen;

NE MUTLU SANA!!! NE MUTLU YÜREĞİNE Kİ : Yüreğinde En Güzeli taşıyabiliyorsan, en güzel yürek senin demektir…
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
Allah azze ve celle sana İtaben Şoyle buyuruyor Medine döneminde inmiştir. 31 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “insan” kelimesinden almıştır. Aynı âyette geçen “ed-Dehr” kelimesinden dolayı Dehr sûresi diye de anılır. Dehr, zaman demektir. Sûrede başlıca, ahiret hayatıyla ilgili meseleler ve özellikle takva sahiplerinin cennette kavuşacakları çeşitli nimetler konu edilmektedir.


Bismillahirrahmânirrahîm


1. İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.1

2. Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık.

3. Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kateder.

4. Şüphesiz biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.

5. İyiler ise, katkısı kâfur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.
6. Bir pınar ki Allah’ın kulları ondan içer, onu (istedikleri şekilde) fışkırtıp akıtırlar.

7. O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.

8. Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

9. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler
“Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.”

10. “Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız.”

11. Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.

12. Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipek(ten giysiler) ile mükafatlandırır.

13. Orada koltuklar üzerine kurulmuş olarak bulunurlar. Orada ne güneş (yakıcı sıcak) görürler, ne de dondurucu soğuk.

14. Üzerlerine cennetin gölgeleri sarkmış, cennetin meyveleri (kolayca alınacak şekilde) yakınlaştırılarak hazırlanmıştır.

15. Etraflarında gümüş kaplar, şeffaf kadehler dolaştırılır.

16. Gümüşten billur kaplar ki, onları (ihtiyaca göre) ölçüp düzenlemişlerdir.2

17. Orada kendilerine, katkısı zencefil olan içecekle dolu bir kâseden içirilir.

18. Orada bir pınar ki ona “selsebil” adı verilir.

19. Çevrelerinde, gördüğünde saçılmış inciler sanacağın, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler dolaşır.

20. Orada, görünce (sonsuz)nimetler ve büyük bir mülk (hükümranlık) görürsün.

21. Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süsleneceklerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.

22. Onlara şöyle denecektir: “Şüphesiz bu sizin için bir mükâfattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür.”

23. Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik biz.

24. O halde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme.

25. Sabah akşam Rabbinin adını an.
26. Gecenin bir kısmında ona secde et; geceleyin de onu uzun uzadıya tespih et.

27. Şunlar (inanmayanlar) dünyayı tercih ediyorlar ve çetin bir günü arkalarına atıyorlar.

28. Onları biz yarattık ve eklemlerini (birbirine) biz bağladık. Dilediğimizde (onları yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz.

29. İşte bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar.

30. Allah’ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

31. O, dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zalimlere ise elem dolu bir azap hazırlamıştır.
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
ALLAH DİYEN


ALLAH DİYEN Allah diyen boşta kalmaz Derviş olan ağlar gülmez Buradan giden geri dönmez Söyler Muhammet aşkına Zikir edek zikir edek Gelin Beytullah�a gidek Doya doya tavaf idek Dönün Allah�ın aşkına Dönün Resulün aşkına Muhammet ravzada yatar Ümmetine ayna tutar Dostlar cemaline bakar Zikret Muhammet aşkına Bakın müridin haline Mürşidin düşmüş peşine Mürit mürşidin peşine Gider Allah�ın aşkına Semada duran melekler Devranı âlem denetler Seni zikreden dervişler Ağlar Allah�ın aşkına
 

aRMiNa

Elmas Üye
Katılım
10 Nisan 2011
Mesajlar
43,151
Puanları
38
Yaş
39
Tepkime puanı
9
ALLAH(cc)!

Sensin Allah(cc) sanadır kulluğum
Sendedir çarem seninledir varlıgım
Seni arar ruhum seni anar kalbim
Başkasına değil sana muhtacım
Başkasını değil seni çağırırım
Başkası yaratılmıştır sen yaradansın
Başkası devamsızdır sen daimsin ve daim eyleyensin
Başkaları muhtaçtır sen ihtiyaçsızsın ihtiyaçları görensin
Başka ilah yok sen Allah(cc)sın
Sen ki eşi benzeri olmayansın
Sen ki bütün eksiksiz sıfatların sahibisin
Cemaline çevir yüzümü başkasına rağbet ettirme kalbimi

Ya Rahman!
Sen öyle rahmet edersin ki rahmetinin bir cilvesi cennetim olur
Rahmetinden bir parıltı sonsuz mutluluğumdur
Rahmetinin bir damlası herkesin rızkına kefil olur
Şu çorak gönlüme merhametini indir
Şu fani ömrümü sonsuzluğa eriştir.

Ya Rahim!
Öylesine rahimsin ki kulağını sözüme muhatap eylersin
Aklıma vahyinle tenezzül edersin
Öylesine Rahimsin ki istendiğinde zaten verirsin
İstenmediğinde de lütfedersin
Öylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsin
Hak etmeyene bile çok bahsedersin
Öyle Rahimsin ki dünyayı bu kadar güzel eylersin
Ahireti ondan daha güzel eylersin
Ya Rabbi! Korkudan emin eyle beni
Hüzünden azad eyle kalbimi
Ateşten uzak eyle beni
Hicrana düşürme kalbimi

Ya Vehhab!
Yokluğa sırf yok oldugu için varlık bahşedersin
Nankörlerin bile rızkını kesmez inkar edenlere bile nefes verirsin
Varlığım senin lütfundur senin ihsanındır
Aciz varlığıma lütfunu ihsanını daim eyle

Ya Rezzak!
Hazinende yok yoktur ol dersin her sey olur
Yarattığın her canlının rızkı senin katında saklıdır
Vahyin mümin kalplerin selin akılların rızkıdır
Ya Rabbi! Sana muhtaç olmak en büyük zenginliğimdir
Senin fakirin eyle beni
Senin verdiğinle doymak en büyük lezzetimdir
Sofranda agırla beni

Ya Melik!
Kimsenin kimseye fayda vermediği gün hüküm senin
Gökler yarılırken sahibim sensin
Yıldızlar dagılırken sahibim sensin
Varlığım bana ait değil varım yoğum senin
Elimde olanlar benim değil sahiplendiklerim de senin
Yokluğa düşürme beni an senin
Darlık verme kalbime mekan senin

Ya Kuddüs!
Sensin kuddüs kutsiyet sendendir bundan öte laf olmaz
Sen dilemezsen hiçbir şey pak sayılmaz
Gönlüm sana yönelmedikçe saf olmaz
Kanımı her nefeste temizlediğin gibi nefsimi arındır pak eyle
Temizlenenlere muhabbet edersin gönlümü muhabbetinle temizle

Ya Selam!
Sensin selam sendendir selam
Emrini dinler ateş ki İbrahim(as) için serin ve selametli olur
İbrahim(as) gibi dostluğuna kabul eyle beni
İbrahim(as) gibi ateşi gül eyle tenime
Gül gibi ateşten çiçekler açtır ruhumda
Selamını şebnem gibi dokundur kalbime

Ya Mümin!
Sen hidayetini göndermezsen kalpler nasıl mutmain olur
Sen kalplere itminan vermezsen kim inandığından emin olur
Sen inandırmazsan kim mümin kalır
Revamın tuzağına düşürme beni nefsimin diline bırakma beni
Öyle mümin eyle ki beni pişmanlıklarım beni sana döndürsün

Ya Müheymin!
Sensin gariplerin sığınagı
Sensin kimsesizlerin dayanağı
Sensin hakkı himaye eden
Sensin aklımı aldanışlardan kollayan
Sensin ayağımı tuzaklardan kurtaran
Sen ki zayıfları kuvvetlilerin şerrinden himaye edersin
Mazlumların hakkını zalimlerden almayı vaat edersin
Sen ki benim en küçük, en önemsiz,
En gizli arzularımı da bilir bana merhamet edersin
Nefsimin aldatmalarına kanmaktan koru beni
Aşağıların aşağısına yuvarlanmaktan koru beni

Ya Aziz!
İzzet senindir sendendir izzet
Sen dilersen kimse zillete düşmez
Sen vermezsen kimsede izzet kalmaz
Kalbim yalnız sana kanar
Yakınlığınla aziz eyle kalbimi
Ruhum yalnız seni arar
Huzurunla aziz eyle ruhumu
Halim yalnız sana aşikar
Başkalarının yanında rezil etme beni

Ya Cebbar!
Sen ki mağrurları gururlarına esir eylersin
Sen ki kibirlenenlerin boynuna kibirlerini tasma eylersin
Sen ki zor kullanıp zulmedenleri vicdanlarinin pençesine hapsedersin
Bir sineği vasıta eyle de Nemrutlardan kurtar beni
Bir asayı vesile eyle de firavunlara galip getir beni
Ebabilleri gönderde Ebrehlerin fillerinden koru kalbimi
Nefsimin beni isyana zorlamasına izin verme
Aklımın beni saptırmasına geçit verme
Hep itaat üzre sabit kıl beni

Ya Mütekebbir!
Ben acizim sen Kadirsin
Ben fakirim sen Rahimsin
Ben ölüyüm sen Hayysın
Ben çaresizim sen Ehadsın
Ben muhtacım sen Samedsin
Ben sağırım işiten sensin
Ben körüm gören sensin
Ben dilsizim konuşan sensin
Ben yaratılıyorum yaradan sensin
Ben yokum var eden sensin
Ben hiçim ama emellerim büyüktür
Ben yoksulum ama isteklerim çoktur
Ben isterim çünkü sen büyüksün
Şahit yaz büyüklüğüne bu küçük kalbimi

Ya Halk!
Sen ol deyince her şey oluverir
Ol de olayım yarattıklarının arasında kalayım
Halk ettiğin gibi ahlaklanayım
Sen yarattın diye güzel olayım
Hep en güzel kıvamda kalayım

Ya Musavvir!
Yokluğa varlık suretini giydiren sensin
Hiçlige varlik boyasını çalan sen
Güzeli güzel kılan ancak senin tasvirindir
Sen ki yüzümü benim için biricik sevdiklerim için tanıdık eylersin
Katında makbul olan güzellikle tasvir eyle suretimi

Ya Gaffar!
Gizli düşmanlıklarımı bilen sensin
Gözyaşlarıma değer veren sensin
Bilirim rahmet denizini bulandıramaz cümle günahlar
Rahmetinle arındır bağısla beni

Ya Fettah!
Damla kadar da olsa sevabım lütfeylede cennetini aç bana
Şaşkında olsa aklım kerem eyle de sana gelen yolları aç bana

Ya Alim!
Senin için bilmenin başı yoktur
Ben ancak sonradan bilirim
Senin bilmediğin bir an yoktur
Ben ancak bazen bilirim
Sen açık edip söylediğimi de bilirsin
Sen susup kendime sakladıgımı da bilirsin
Unutup kendimden sakladıgımı da bilirsin
Kendi kuyularıma aklımın iplerini salarım
Kendime aklım ermez sen beni benden çok bilensin
Kalbimin kuytularında el yordamıyla dolaşırım
Kendime kendim yetmez sen bana benden çok sırdaşsın
Bildiğimi bilenlerden eyle beni bilmediğimi bilenlerden eyle beni
Sana malum olan ayıp ve kusurlarımla utandırma beni

Ya Kabıd! Ya Basıt!
Dara düşürürsün genişlik verdiğinde şükretmeyeni
Genişletirsin dara düştüğünde de şükredeni takdir senindir
Ya Rabbi! Sen ki imkansızı mümkün kılarsın
Darda koyma beni dara düştüğümde de şükredenlerden eyle beni
Sen ki asılları yanında tutarsın gölgede bırakma beni

Ya Hafid!
Öyle Hafidsin ki yokluğa yuvarlarsın varlığıyla gurura düşeni
Öyle Hafidsin ki zillete düşürürsün kendisini yücelteni
Gururdan azad eyle nefsimi zillete düsürme kalbimi

Ya Rafi!
Secdelerimle sultan eyle beni
Kulluğumla şereflendir beni
Katında rütbelendir beni
İyiler arasında an beni
Yükseklere al beni

Ya Muizz!
İzzetim varsa ancak senin verdigin kadardır
Yalnız sana itaat etmenin izzetini ver bana
İzzetine ayine et fakiri

Ya Müzill!
Sana boyun eğişim en tatlı sevincimdir
Senin kapına gelmeyen sonsuz çaresizlikler içindedir
Sana muhtaç oluşum en büyük şerefimdir
Cevapsız bırakma beni

Ya Semi!
Yare açık yare yare açmaya yare ne hacet
Feryadım duyulur aşikare dile dökmeye ne hacet
Güllerim döndü hare hare küsmeye ne hacet
Dil avare dudak bi çare parelenmeye ne hacet

Ya Basir!
Körüm körlüğüme bile
Körüm gördüğüme bile
Körüm gösterdiklerine bile
Vaat ettiğin cennetine bile körüm
Senin görmenle görür cümle gözler
Aç gözlerimi

Ya Hakem!
Sen ki varlık ağacını yokluğun karanlık köklerinden çıkarıp vücuda getirensin
Sen ki kalbimi bir nutfe gibi rahmetini rahminde besleyip büyütensin
Kalbime değen sızıları ince ince söz eyle
Yüzüme değen gözyaşımı damla damla rahmet eyle
Dudağıma değen heceleri deste deste dua eyle

Ya Adl!
Sensin zulme ugrayanların dayanagı
Sensin mahzun kalplerin sığınağı
Senin adaletindir sığındığım senin nizamındır güvendiğim
Nefsime zulmetmekten koru beni
Adaletine razı eyle nefsimi
Eğrilmekten koru kalbimi
Rızana göre ölçülendir beni
Mizanında güzel eyle akibetimi
Kolay eyle sorgu sualimi
Hesap verme inceliğiyle yaşat beni
Zulmetmekten uzak eyle beni
Zulme uğramaktan koru beni

Ya Latif!
Senin hükümlerin her seyin her haline inceden inceye nüfuz eder
Hükmüne razi olmayı lütfet bana
Lütfunu hakkımda hükmün eyle
Hükmünü hakkımda latif eyle

Ya Şükür!
Sen ki bana iman verdin dalalette bırakmadın
Bense sana şükrümde hep eksik yetersiz kaldım
Şükrünün lezzetini her dem tattır kalbime dilime
Şükredebilmek bile senden gelen bir nimettir
Bu nimetin şuuruna erdir fakiri

Ya Aliyy!
En güzel sıfatlar bile seni nitelemeye yetmez
Senin lütfunun şulesidir bütün güzel sıfatlar
En mükemmel vasıflar bile seni vasfetmeye yetmez
Senin cemalinin gölgesidir bütün mükemmel vasıflar
Sen her türlü tasavvurun ötesindesin
Sen her türlü hayalin üzerindesin
Sıfatlarına hayaller erişemez yüceliğine akıl sır ermez
Senin lütfunla ulviyet kazanır alemler
Senin tenezzülünle mertebeler kazanır insan, cin ve melekler
Aczime yüce kudretinle medet eyle
Fakrıma ulvi yakınlıgınla imdat eyle
Sen ki içimin içinde olup bitenleri bilirsin yakinlığına al beni
Sen ki yüceler yücesisin senden başkasina boyun eğdirme beni

Ya Kebir!
Cümle efkar dar kalır senin kibriyanı anlamaya
Cümle sözler sığ kalır senin büyüklüğünü anlatmaya
Bir seni büyük bilenlerden eyle beni
Büyüklüğünü bilmekle genişlet fikrimi
Kibriyanı anlayacak akılla donat beni
Celalini görmekle genişlet kalbimi

Ya Hafiz!
Hıfzının hazinesinde alem bir noktadan ibarettir
Hıfzının ayinesinde ay ve güneş sönük bir parıltıdan ibarettir
Bahar kışa döner birgün gün akşama çıkar
Sabahlar sendendir koru beni sabaha eriştir
Yıldızlar söner birgün dağlar yerinden oynar
Gökler senindir koru beni kapına yetiştir
Göklerde ölür birgün yer yerinden oynar
Her yer senindir koru beni menzile eriştir
Kuşlar dağılır birgün denizler kaynar ufuklar senindir
Koru beni ötelere eriştir
İsmim unutulur birgün sesim boşlukta çınlar
Yakınlıklar sendendir
Koru beni yakınlıgına eriştir
Defterim açılır birgün günahlarım çok tutar
Takdir senindir koru beni affını yetiştir
Sözüm biter birgün sessizlik uzar kelam senindir
Koru beni müjdeni yetiştir

Ya Mukit!
Sen ki herkesin her ihtiyacını her an görüp gözetirsin
Sana ayandır her türlü niyet ve hareketim
Sen ki sonsuzluk istediğini kalbime ilham edersin
Sana malumdur bütün dualarım ve isteklerim
Sen ki zayif ve acizleri yetim ve yoksulları kollayıp gözetirsin
Sana aşinadır acizliğim ve yetimliğim
Sen ki öncelikle yoksullara keremde bulunmayı seversin
Sana aşikardır sevapça yoksulluğum ve eksikliğim
Niyetlerimi güzelleştir ihlasa eriştir beni
Ömrümü ebede bitiştir cennetine yerleştir beni
Yoksulluğumu rahmetine ayine eyle baskasına el açtırma
Günahlarımı gufranına bahane eyle yüzümü kara çıkarma

Ya Hasib!
Emellerim hesaba gelmez arzularım sayıya dökülmez
Defterimden yanlışlarımı çıkar ki hesabım kolay olsun
İhtiyaçlarımın en küçüğüne hayallerimin hiçbirine elim yetişmez
Kalbimin sızılarını topla ki hesaba gelir bir duam olsun


Ya Kerim!
Ya Rabbi! Kereminle güzel eyle her halimi
Kereminle sevindir kalbimi
Sen ki en çok acizlere ve zayıflara ikram eylersin
Sen ki hiç sebepsiz hiç hesapsız kerem eylersin
Sen ki bir avuç tohumda bir bahçenin ağacını saklarsın
Cennetine al hiç bitmeyen ikramına eriştir beni
Kerem et bu acize az sevabını çok eyle

Ya Rakib!
Ömrümün her anında seni anmak dilerim
Lakin halim el vermez unuturum
Kalbime zikrini yerleştir uyandır beni
Ölüm anımı seni anarak yaşamak isterim
Lakin mecalim yetmez susarım
Dualarımı katına eriştir yandır beni
Hesap günü seni razı etmeyi arzu ederim
Lakin sevabım yetmez korkarım
Yaptıklarımı hayra eriştir iyilerle andır beni

Ya Mücib!
Arza hacet yok halim sana ayandir
Söze gerek yok sessizliğim sana beyandır

Ya Vasi!
Varlık sensiz darlanır

Ya Vedud!
Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için bakar yüzler yüzlere
Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için güneş doğar günlere
Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için baharın gelir her yere
Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için kelamın deger dillere

Ya Mecid!
Yakınlıgın ulviyetine engel değil ki
Bana akla hayale gelmez güzellikler bahşedersin
Ulviyetin yakınlıgına engel değil ki
Bana benden de yakın olduğunu her daim söylersin

Ya Bais!
Zerrelerimi topla bir bir dağıldıklarında
Hayat ver yeniden onlara ulaştır en sevdiklerimin yanına

Ya Şehid!
Seni görür gibi yaşamak en güzel haldir
Senin gören oldugunu görmek en güzel tecellidir

Ya Hakk!
Ancak sana yönelmek kuluna haktır
Kıblenden saptırma beni
Ancak sana edilen dualar kuluna haktır
Mahrum bırakma beni
Ancak senden dilemek kuluna haktır
Sahipsiz bırakma beni
Ancak sana dayanmak kuluna haktır
Çaresiz bırakma beni
Ancak sana varan yollar kuluna haktır
Yoldan çıkartma beni
Her seyden çok seni sevmek kuluna haktır
Yetim bırakma beni
Bela hakkımdaki hükmün haktır
Ya Rabbi hak ettiğimle değil lütfunla ağırla beni

Ya Vekil!
Aczimi sana şefaatçi ederim
Kudretini dayanağım eylerim
Fakrımı sana elçi ederim
Rahmetini sığınagım eylerim

Ya Kaviyy!
Aczimi bilip dergahına geldim
İyyakenagbudü ve iyyakenestain
Fakrımı bilip senden istedim
İyyakenagbudü ve iyyakenestain
Havl senindir kuvvet senin
Kavi olan ancak sensin

Ya Metin!
Demir emrinle parçalanırken nefsimin elinde bırakma beni
Daglar sana boyun eğmişken şeytanın aldatmacalarına kandırma beni
Denizler izninle yarılırken sebeplerin arasında oyalama beni
Dilim sana içtenlikle yakarırken sözlerimden fazlasıyla anla beni

Ya Veliyy!
Sana tevekkül ettim vekilim sensin
Sana iman ettim sahibim sensin
Sana sığındım sırdaşım sensin
Sana güvendim veliyyim sensin
Sana bağlandım dostum sensin
Sana tutunuyorum bütün varlığımla
Kimsenin yere yıkmasına izin verme beni

Ya Hamid!
Hamid sensin hamd sanadır
Diller senin hamdinle tatlanır
Her nefes sana minnetle verilir ve alınır
Sana sonsuz övgümü biricik övüncüm eyle
Minnet altında ezdirme kalbimi

Ya Muhsi!
Hadsiz acz ve zaaf içindeyim
Düşmanlarım pek yaman incitenim sayısızdır
Sana şükrüm yetersiz arzularım hesapsızdır
Fıtratımın diliyle yalvarıyorum dualar ediyorum
İsteyenlerin ve istenenlerin sayısını bilen ancak sensin
Kalbime yoldaş eyle merhametini

Ya Mübdi!
Sen ki her şeyi misilsiz ilkin yaratansın
Yaradışını her an yenileyen ve yeniden yaratacak olansın
Sevabımın yokluğunu rahmetine vesile kıl
Elemimin çokluğunu lütfuna sebep kıl
Günahımın bolluğunu affına bahane kıl

Ya Muid!
Ten kafesinden çıkınca sana varır ruhlar
Sende son bulur sonlar

Ya Muhyi!
Çürüyüp toz olmuş kemiklerin hatırını yalnız sen sorarsın
Ölmüşlere ve unutulmuşlara yalnız sen hayat bagışlarsın
Ölümümü ebedi dirilişime başlangıç eyle

Ya Mumit!
Ölüm uzak değil bedenden bilirim ki ölümde senden
Faniyim fani olanı istemem
Acizim aciz olanı istemem
Ruhumu rahmana teslim eyledim ben
Ölümüm son değil başlangıçtır bilirim
Sonsuzluğa baslangıcımı iman üzre eyle Ya Rabbi

Ya Hayy!
Her diri senden alır dirliğini
Diriliğimi diriliğine ayine eyle
Ölüm bile senin ihya etmenle diridir
Ölümümü ebedi hayata bahane eyle

Ya Kayyum!
Yokluğa düşürme kalbimi yanında tut sevdiklerimi

Unutuşlara gömme yüzümü nazarında tut güzelliğimi

Ya Vacid!
Varlığını anlatmaya var sözü yetmez
Varlar seninle vardır
Varlığını anlamaya varlığım yetmez
Varlık sana şükrandır
Varlığının öncesi yok senin önceler seninle vardır
Varlığına son yok senin sonralar seninle vardır
Varlığına bahane yok senin an seninle vardır
Beni bensiz bırak beni sensiz bırakma

Ya Macid!
İzzet sahiplerinin olanca izzeti sana aittir
Övülenlerin bütün güzellikleri sana aittir
İyilerin bütün iyilikleri sana aittir
Sevap sahiplerinin bütün sevapları sana aittir
Vereceklerine karşılık değildir olamaz ibadetim
Ancak verdiklerin içindir cennetine al beni

Ya Vahid!
Kalbim her şeye bağlanır ayrılığın ardından ağlamaklıdır
Sen ki birsin başkalarına koşturup yorma beni
Ruhum her gelene sevdalıdır
Gidenlerin gidişiyle yaralanır
Sen ki birsin çoklukta bırakıp ağlatma beni
Kaygılarım bin türlü korkularım dağlar kadar
Sen ki birsin yokluga düşürüp unutma beni
Sözüm kimseye geçmez kuvvetim kıl kadar
Sen ki birsin boynu bükük çaresiz bırakma beni
Bir seni bir bilirim işte kapına geldim başkalarına bırakma beni
 

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 0, Misafir: 1)

Üst