sohbet odaları

Ateizm NOTLARI

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
Dediler ki: Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder. Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar.
“Dehriyyun” denilen “Tabiiyyun” denilen “Naturalist” denilen veya bugün isimlerine Ateist dediğimiz kimseler bunlar. Teist olup da Allaha inanıp da ahirete inanmayan insanlar da var. Bunlar da böyle düşünüyorlar tabiatıyla.
“Ne mutu ve nahya”, yani burada takdim tehir var. Biz burada yaşar ve ölürüz “Ve ma yühliküna illeddehr”, bizi bu dünya hayatının içinde meydana gelen bir takım sebepler var. Bizim ölümümüze yol açan zamandan başka bir şey değildir. Zamanın akışıdır diyorlar.
“Ve ma lehüm bi zalike min ilm”, bu konuda onların bir ilmi de yoktur. Böyle bir iddia ortaya koyarken böyle bir iddiada bulunurken, bu iddialarını mesnedlendirecek buna dayanak olacak ciddi bir şeyde söylemezler.
İn hüm illa yezunun”, onlar sadece zan ve tahmin üzere konuşuyorlar. Böyle boş bir zan ile konuşuyorlar.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
21. yüzyılın gelişmişliğinde modern denilen insanların, kalıplaşmış din kurallarına bağlı kalmadan kendi yaşayabilecekleri ve kendilerinin belirleyebileceği, dini telkinlerden uzak ve daha düzgün ahlaki prensipler kurabilme fikri. Bu görüş yeni değildir ve her devirde bulunan insanlar ulaştıkları teknolojik seviye ve bilgi birikimleri nedeniyle yeni ve parlak fikir gibi ufak tefek değişikliklerle milletin önüne çıkartılıyor.
Eskiden felsefecilerin önderliğini yaptığı hep düşüncesine güvenen kimselerin başı çektiği bu fikri bu devirde sahiplenenler ateistler ve bu yüzden kuranı kerime ve ahirete, ahiretin varlığına birlikte karşı geliyorlar.
Batının başı çektiği akımlarda incilin içine düştüğü çıkmazı aynen, olduğu gibi, kuranı kerime de bulaştırma çabaları sonucunda bunun yansıması ilk bakışta inkar haline geliyor. Anlamadan dinlemeden kesin bir karşı çıkma ile sonuçlanan bu görüş zamanımızın en önemli açmazları arasında.
İşimiz incilin yada bozulmuş tevratın içine düştüğü durum değil, inançsızların hayallerindeki kuranı kerim ve dini kural diye bildikleri kulaktan dolma bilgileri ve bozuk inançları ile yüzeyel mücadeleleri sonunda doğrudan iyice sapmaları.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
Gaye bir ateisti çevirmek, onu doğru yola ulaştırmak değil ki zaten bunun mümkün olmadığını, onların basiretinin bağlandığını, inanmasına izin verilmediğini, Kuranı kerim bizlere çeşitli şekillerde söylemekte. Esas olan ateizmin mantıksızlığını işlemek olmalı. Bozuk mantıklarının ve süslü cümlelerinin nelere sebep olabileceği, hangi fırsatları kaçırdıklarını bizim hatırlamamızdır önemli olan.
Avrupalı ilim adamları, tarihçiler, hattâ hıristiyan din adamları, bugün elde mevcut Tevrât ve İncîllerin bozuk olduklarını ilân ederken, mânevi kuvvetleri inkâr eden, maddedeki terakkînin sarhoşu olup, ruh bilgilerinden haberleri olmıyan din düşmanları da, Tevrât ve İncîllerdeki bozuk yerleri ileri sürerek, dinlere saldırıyorlar. Tevrat ve İncilde görülen hataları her dine olduğu gibi İslamiyete de bulaştırmaya çalışmakta.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
Ateistler, yalnız ahlâkı ve dünya düzenini düşünüyorlar. ilim ile ve akıl ile ilgisi olmayan, yalnız hissi okşayan ve câhillerin anlamasına uygun olan şeyler söylüyorlar. insanlarda gördükleri ahlâk bozukluğuna çâre olarak hayallerindeki dinlere saldırıyorlar.
İnsan bir konuyu tartışabilmek için mutlaka o mevzuun, o konunun bütün detaylarını bilmelidir. Onun temel maddelerini, esaslarını mutlaka kavramış olmalıdır. Kulaktan dolma bilgilerle fikir yürütmek, savunduğunu sanmak insanı doğruya götürmez.
Aslında diğer muharrif dinlerin içi boş emirlerinin aksine Kuranı kerimle gelen haberlerde, gidilen yolun doğru yada yanlış olduğu tarif edilmekle kalmayıp her yol için ayrıntılı bilgi verilmesi ve akibet bildirilmesi, anlatılan konunun çok önemli olduğunu ve konuya hakim olunduğunu ortaya koyduğu için akıl onun delil olarak alınmasını mecbur kılıyor. Başlangıç noktası olarak kuranı kerimin beyanlarının alınmasına akibetin bildirilmesi delil olmakta. Hayal gücü ile izah edilemeyecek, kimsenin bilmesi mümkün olmayan son derece etkili ve ikna edici tarzda beyanlar karşısında teslimiyet kendiliğinden gelmekte.
Bunun karşısında iyi düşünülmüş ve tasarlanmış olduğu iddia edilen birtakım kuralların zorlayıcı etkisi ve sürdürülebilirliği zamana ve şartlara göre değişeceğinden kontrolü sağlamayacağı, adil davranamayacağı, her kesime ulaşamayacağı muhakkaktır.
Bu nedenle ahiret inancından, oradaki sorgudan uzak, cahillikle desteklenen kuru bir inat uğruna ıspatı mümkün olmayan bir zan için ömür harcamak oluyor ateizm.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
Medenî, yâni birlikte yaşayabilmek için, adalet lâzımdır. Çünkü herkes muhtaç olduğuna kavuşmak ister. Arzu ettiğini başkası alırsa, alana kızar. Aralarında çekişme, zulüm, işkence başlar. Topluluk parçalanır. Toplulukta, adaleti sağlamak için, çok şey bilmek lâzımdır. Bu bilgiler, birer kanûndur. Bunların en âdil olarak bildirilmesi lâzımdır. Bunları hazırlamakta da anlaşamazlarsa, yine karışıklık olur. Bunun için, insanların üstünde bir âdil varlığın hazırlaması lâzımdır. Bunun teklîflerine uyulması için, güçlü kuvvetli olması ve teklîflerin ondan geldiğinin de anlaşılması lâzımdır.
Ateistler Ahlak kurallarındaki eksiklik, eskilik ve ilkelliğe sebep olarak dinleri gösterildikten sonra, insanların kendi kuralları ile daha iyisini yapabileceklerini iddia eden bir durum ortaya çıkartıyorlar.
Böylelikle daha işin başında kendi ahlak kabullenmelerinin de eksik olabileceğini, revizyona muhtaç hale gelebileceğini, zamanla görülecek aksamaların ve şartların değişmesi ile aşınacağını baştan kabullenmiş oluyorlar. Akıllı olduğunu iddia eden her insanın bu ikilemi görüp ona göre davranması daha faydalı olacaktır.
Kural şudur, madem ki insan eli ile değişebiliyor yine değişecektir.
Öyle bir sistem olmalı ki adalette hiç eksikliği olmasın, her canlıya ulaşsın, kimse muaf olmasın, imtiyazlılar bulunmasın.
O halde, İnsanları câzibesi ile bağlayan ve işlerini düzenlemeye mecbûr eden bir kuvvet kudsîleşmedikçe ve kudsîliği yayılmadıkça zayıf kalmaya mahkum olacaktır.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
"Düşünülmüş, tartışılmış, kafa yorulmuş, üzerinde karar kılınmış, akıllı tasarıma dayanan bir ahlak sistemi isteniyor. 21. Yüzyılın modern insanlarının köleliğe inanmadığını, kadınların eşitliğini savunduğunu, kibar olduklarını, hayvanlara iyi davranmaya inandıklarını görüyoruz, bunlar tamamı ile düşünülmüş şeylerdir.
Kuran ve incilde bunlara temel oluşturacak oldukça az düzeyde şeyler var.
Bunlar tarih boyunca tamamı ile düşünülerek ciddi tartışmalar ve argümanlarla, yasa teorilerle, politik ve ahlaki felsefe ile anlaşılıp geliştirilen şeylerdir. Bunlar dinlerden gelmemektedir. Elbette iyilikten bahseden kısa kesitlere rastlamak mümkün ama çok azdır. Kuran yada incili aradığınızda nadiren kabul edilebilir bir ahlak anlayışının olduğu ayetlere denk gelirsiniz." Diyor Richard Dawkins
Bu sözün incille alakalı olan kısmı doğrudur. Kendi adamlarınında bildirdikleri değişikliklerle kutsiliği kalmamış ve kelime yığını haline getirilmiştir. Hıristiyan papazların (Kitap-ı Mukaddes)lerinin sıhhatini, geçmiş Peygamberlerden veya Havârîlerden birine isnâddan başka ortaya koyacakları bir delîlleri yoktur. Bu iddiâları, îtikat [îman] esaslarını beyan eden ve doğruluğunda kalblerden şüpheleri giderecek, iknâ edici delîllerden değildir. Hiç bir akıl sahibi, kendisini dünyada rahata ve huzura, âhirette de, azâbdan kurtaracak ve sonsuz saadete kavuşturacak dîni, zayıf esaslar üzerine kurarak, emîn ve rahât olamaz.
Ve görüldüğü gibi rahat ve emin değiller çünkü; değiştirilmiş, dejenere olmuş ölü kelimeler haline getirilmiş her ne varsa eleştiri alması çok normaldir. Ama ön yargı ile başlayıp, bildiğini zannederek, hayalindeki şeyler ile, bilmeden kavramadan mücadele etmeye çalışmak gerçek ilim adamının yapacağı iş değildir.
Dawkins’in yanılgıları yeri geldikçe açıklanacak.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
"İyiliğin ödüllendirilmediğini daha şimdiden yeterince gördüğümüze göre, kötülüğün cezalandırılacağını nasıl söyleyebiliriz?"
(Albert Camus - Başkaldıran İnsan)
Bu alıntıda Albert Camus; çözümü bilmese de, duymamış olsa da, haklı isyanını düşünüp dillendirecek kadar dürüst olabilmiştir.
Ateistler bir tarafa, papazların ve kötü din adamlarının yol kesmeleri ve şartlandırmaları ile doğruya asla çıkış bulamayacak olan, adına ne denirse densin, ne kadar övülürse övülsün bunlar gibi insanlar,
“Bütün güçleriyle, bütün takatlariyle, ellerinde mevcut imkanları kullanarak, onlar te’kidle ve te’yidle yemin etseler ve deseler ki,. ölen kimseleri Allah kesinlikle tekrar diriltmiyecektir. Hayır, bu insanları tekrar diriltmek, Onun gerçek bir va’didir. Fakat insanların ekserisi, çoğunluğu bunu bilmezler. 16/38 “
Haberini iş işten geçtikten sonra anlayacaklar.
Ödüllendirmeyi beceremediklerini itiraf eden A.Camus gibi etkili, düşünen, söz sahibi insanlar cezalandırmayı da, ödüllendirmeyi de erişilmez gücün hazırladığını ve uygulayacağını kabul edebilse hiç sorun kalmayacak idi.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
İyi düşünülmüş, iyi tasarlanmış ahlak kuralları getirip uygulama düşüncesini savunan Richard Dawkins ve taklitçilerinin, adaletin uygulamasındaki sorumluluğu sadece vicdana ve bilgi birikimine yüklemeye çalışmaları, herhangi bir hesap endişesi taşıttırmadığından bu kuralların en baştan sekteye uğrayacağını kabul etmek anlamına geliyor.
İyi davranmaya inanmış olmak iyi davranabilmeyi her zaman sağlayabilir mi?, yapılması istenen bu iyi tasarım hangi insanlar için geçerli bir hak olacak?, kimleri kapsayacak, kimleri yanında görmek istemeyecek. Bütün insanlara hatta her canlıya ulaşabilmeyi kimler nasıl sağlayacak?. Ellerinde güç bulunan modern denilen insanların sömürgelerine, göçmenlere, işgal ettikleri yerdeki insanlara ve hatta hayvanlara bu yüzyılda yaptıkları ortadadır. Bunları bilen yaşayan insanlara inandırıcılık adına ne yapılabilecek.
Düşünülmüş, tartışılmış, kafa yorulmuş, üzerinde karar kılınmış, akıllı tasarıma dayanan bir ahlak ürünü olarak gösterilen kurallar kimlere hangi faydayı sağlayacak bilmek lazım.
Maddelendiği zaman, düşünce ahlakı, hayvan sevgisi, köleliğe karşı gelmek, kadın hakları savunuculuğu gibi 15-20 maddeyi geçmeyen, konferanslarda kalıp halini almış birkaç klişe sözden ibaret ahlak kurallarının anayasası, yaptırımı, kapsama alanı, uygulanabilirliği, kısacası hiçbir şeyi belirlenmemiş olduğundan kuru laf kalabalığı halinde düşünceden öteye gitmeyecek olsa da dinleyicilerini etkileyebileceği ve onları boş hayallere sürükleyecekleri varsayılarak bunlarında nasıl olması gerektiği ve uygulanabilirliği doğru olarak sırası geldikçe açıklanacak.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
Demek ki;
Âhıret olmazsa, dünyada mükâfatlandırılmıyan iyilikler ve cezâsı çekilmeyen fenalıklar, haksızlıklar, karşılıklarını göremiyecektir.
İnsanların hakkını vermek için âhırete ihtiyaç o kadar mühimdir ki, Avrupanın fikir adamları fen yolu ile Allahü teâlânın varlığını anlayamadıkları hâlde, ahlâk üzerinde düşünerek, bu varlığı söz birliği ile kabûl etmektedirler.
Ahlâk üzerinde düşünerek, Allahü teâlânın varlığını anlamak demek, dâimâ aldanabilen ve mânevi mes'ûliyyetleri kontrol edemeyen ve herkesteki kuvveti başka başka olan (Vicdân)ın, ahlâkı korumaya kâdir olamaması ve dünyada herşey çok düzgün, çok güzel yaratılmış iken, fazîletlerin değerlendirilmemesi ve nice kötülüklerin yayılmış ve muhterem olması görüldüğünden, bu yolsuzlukların âhırette ödenmesine ihtiyaç bulunması demektir.
İnsan, bu dünyada yaptığı işlerin mutlaka karşılığını görecektir. Kur’anı kerimde, zerre kadar iyilik yapan onun karşılığını, zerre kadar kötülük yapan onun karşılığını mutlaka görecektir buyuruluyor. Bu bakımdan insanın bir sorumluluk duygusu içinde bulunması gerekir. Yaptığı işlerin günün birinde karşısına çıkacağını insan bilmelidir. İlahi adaletin tecellisinden zerre kadar şüphesi olmamalıdır.
Aslında ahiretin bulunması, adalet ve insafın icabıdır. Adalet ancak ahirette tecelli edecek yerini bulacaktır. Onun için insanların bu mevzudaki inatlarının bu meseleyi kabul etmemekteki direnişlerinin herhangi bir manası ve dayanağı da yoktur. Devamlı surette itiraz etmişlerdir münkirler.
Müessir cezalar insanlar için daima caydırıcı ve vazgeçirici unsurdurlar. Ahiretdeki vaat edilen ilahi adalet ve yapılan işlere bağlı olan sonsuz ceza yada mükafatın yerini Richard Dawkins gibilerin boş kafasından çıkan fikir kırıntıları dolduramaz.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
Albert Camus veya Richard Dawkins alınan iki sembol isim. Biri Fransız diğeri İngiliz. Özellikle Richard Dawkins’in son zamanlarda öne çıkartılması sebebi ile bazı cevaplar bunun üzerinden verilecek.
Gerçekte reklamlarla, yaldızlı sözlerle, yaygın iletişim ağı imkanları ile günümüz modası haline getirilen ateizm yeni gibi işleniyor olsa da Ateist kavramı neredeyse insanlık tarihiyle beraber en eski devirlerde de görülmüş, işin uzmanları tarafından eksik ve yanlışlıkları anlatılmış, sınıflandırmaları yapılmış cevapsız soru bırakılmamıştır. Yani bir anlamda bu fikir Ayeti kerimede belirtildiği şekli ile, sanılanın aksine bunlar yeni olmayıp, eskinin papağanı olduklarından gerici olmaktadırlar.
”Aslında bunların söyledikleri de ilk dönem inkarcı insanların söyledikleri gibidir. - 23/81”
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
[İmâm-ı Gazâlî “rahmetullahi aleyh”, kendilerini akllı, ilm adamı ve hiç yanılmaz sanan dinsizleri üçe ayırmışdır.
- Birincisi Dehriyyûn ve maddîciler olup, bunlar eski Yunan felesoflarından asrlarca evvel vardı. Bugün de, fen adamı geçinen ba’zı ahmaklar, bu kısmdadır. Bunlar, Allahü teâlânın varlığına inanmayıp âlem, böyle kendiliğinden gelmiş ve böyle gidecekdir. Canlılar da böyle birbirlerinden üreyip, sonsuz olarak sürecekdir diyor.
- İkinci kısm, tâbi’iyyeciler olup, canlılarda ve cansızlardaki akllara hayret veren, intizâmı ve incelikleri görerek, Allahü teâlânın varlığını söylemeğe mecbûr kalmışlarsa da, tekrâr dirilmeği, âhıreti, Cenneti ve Cehennemi inkâr etmişlerdir.
- Üçüncü kısm, sonra gelen eski Yunan felesofları ve bu arada Sokrat ile talebesi Eflâtun ve onun da talebesi Aristonun felsefeleridir.
Bunlar, dehrîleri ve tabî’iyyecileri red ederek, aldandıklarını ve alçaklıklarını bildirmek için, başkalarının sözlerine hâcet kalmıyacak kadar şeyler söyledi. Fekat bunlar da, inkâr hastalığından kurtulamamışdır.]
Devamlı değişen, zaman karşısında erimeye mahkum olan, sonra gelenlerin önce gelenleri sürekli yerdiği fikir uçuşmaları insanlığa nasıl yön verebilir.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
İslamiyyette Cenab-ı Hakkın emirlerine saygılı olmak, riayetkar olmak, Allah’ın emrettiği şekilde hayatımızı düzene koymak icab ediyor. Ama sadece kul ile Allah arasındaki münasebetlerin en iyi şekilde tanzim edilmesiyle iktifa edilmemiş, insanların birbirlerine karşı da hak ve hukuk konusunda saygılı olmaları ısrarla istenmiştir. Hatta islamiyyetin bu konudaki emir ve direktifleri çok daha şiddetlidir. Bunun üzerinde son derece ehemmiyetle durulmuştur. İslamiyyette insanların yekdiğerinin hakkına saygılı olması, o kişinin Allah katında vereceği hesabın, en başta üzerinde durulması gereken nokta olarak daima belirtilmiştir.
İşte cenab-ı Hakkın Peygamberlerinin insanlara getirdikleri emirler. Bir taraftan şirk koşmadan Allah’a ibadet emredilirken, diğer taraftan insanın sosyal hayat içerisinde, içtimai hayat içerisinde, en yakınlardan başlamak üzere bütün toplumun fertlerine en iyi şekilde muamele etmek, onların hakkını görüp gözetmek, onlarla kavga ve döğüşle değil, en güzel şekilde bir ülfet peyda ederek, toplum içerisinde kendisinin güler yüzünden, tatlı sözünden daima istifade edilir insanlar haline gelmek.
Önemli olan, olaylardan ders alarak, insanın geçici olarak bu dünyada sahip olduğu imkanların elinde bir ariyet, bir emanet olduğunu unutmamasıdır. Bunu unutmazsa, insan azgınlık ve tuğyankarlık göstermez. Bunu unutmazsa insan, insanlık vecibelerini unutmaz. Allaha olan kulluk vazifelerinde ihmalkar davranamaz.
“Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” Emrinin insanı her an her yerde olan bağlayıcılığını sonradan yapılmış hangi kanun yada hangi güç ile sağlamayı düşünebilirler.
Dawkins’in “Kuran ve incilde bunlara temel oluşturacak oldukça az düzeyde şeyler var” görüşünün Kuranı kerim ile alakalı kısmına Dawkins gibi şişirme İngiliz kahramanlarının hayallerinin bile erişemediği,
“Şüphesiz ki, kıyamet gününde siz yaptığınız işlerden mutlaka suale ve sorguya tabi tutulacaksınız.”gibi uyarılar ile apaçık ortadadır.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
Meseleye tek yönden ve peşin hükümle bakanların en önemli özelliği tartışmaya çalıştıkları konunun hakimi olmadıkları ve mevcut fikirlerinin yeterli olduğuna inanmaları olmakta. İlim adamı geçinen ve abartılmış olduğundan kendini geliştirmeye ve aydınlanmaya kapalı sahte kahramanlar, değiştirilmiş ve insan müdahaleleriyle özelliklerini kaybetmiş dinleri görerek anlamadan dinlemeden islamiyeti de aynı kategori içinde düşünme hatasına düşmekten kurtulamamışlardır. Halbuki;
Mîlâdın 325. senesinde İznikte
381de İstanbulda
421de İstanbulda,
431de Efesus (Efes) de
451de Kadıköyde,
beş meclis halinde toplanan birkaçyüz papazın kendi fikirlerini din diye kabul etmeleri ile çığırından çıkartılan bir fikri, bir görüşü de, dînin esası olarak kabûl edebildiklerini veya red edebildiklerini görüp haklı olarak Hıristiyanlık aleyhine gelişmesi gereken tepkilerini, şartlanmaları nedeni ile islamiyete de bulaştırmaya çalışmaları kendilerinin çıkmazı olmaktadır.
Avrupalı ilim adamları, tarihçiler, hattâ hıristiyan din adamları, bugün elde mevcut Tevrât ve İncîllerin bozuk olduklarını ilân ederken, mânevi kuvvetleri inkâr eden, ruh bilgilerinden haberleri olmıyan, din bilgisi olarak, yehûdîlerin ve papasların İncîli değişdirmeleri ile meydâna çıkmış hıristiyanlık ile, islâm düşmanlarının yazdığı birkaç uydurma kitâbdan başka sermâyeleri olmıyan din düşmanları da, Tevrât ve İncîllerdeki bozuk yerleri ileri sürerek,bütün dinlere saldırıyorlar.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
Düşünülmüş, tartışılmış, kafa yorulmuş, üzerinde karar kılınmış, akıllı tasarıma dayanan bir ahlak sistemi kurmak için, “Kur’an ve incilde bunlara temel oluşturacak oldukça az düzeyde şeyler var, Kur’an yada incili aradığınızda nadiren kabul edilebilir bir ahlak anlayışının olduğu ayetlere denk gelirsiniz” diyen Dawkins’in, din bilgisi olarak algıladığı, yehûdîlerin ve papasların İncîli değişdirmeleri ile meydâna çıkmış bozuk hıristiyanlık ile, papazların onun şuur altında bıraktığı derin izler olsa gerektir ki, islâmiyyeti de delil göstermeden bir kalemde aynı kefeden harcaması bunu göstermektedir.
Evet, İncîlde, ahkâm [emirler ve yasaklar] pek azdı. Îsâ aleyhisselâm yeni bir din getirdiğinden bahs etmemiş (Ben bir yeni din kurmuyorum. Ben benî İsrâîl Peygamberlerinin getirdiği ve şimdi bozulmaya başlayan, tek Allaha inanan hak dînini izhâr için geldim) diyordu.
Ayrıca, Îsâ aleyhisselâm, kendi vaazlarını yazmadı. Allahü teâlânın gönderdiği İncîl de ele geçmedi. Bugün hıristiyanların elinde bulunan (Kitap-ı mukaddes), Tevrâttan alınan kısmlar (eski ahd) ile Matta, Markos, Luka ve Yuhannânın sonradan yazdıkları İncîller ile, resûller tabîr edilen şâkirdlerin risâlelerinden, mektûblarından, yâni (yeni ahd)den meydana getirilmiştir. Bu dört yazarın kitapları birbirini tutmaz.
Dünyada dinlerden soğumaya sebep olan, tahrif edilmiş Hristiyanlığın esasları, İslâmiyyetdeki sekiz ana ilmden sadece biri olan, (üsûl-i hadîs) ilminde, hadis alimlerinin ortaya koydukları ve her bir hadîsde aradıkları şartlarla, gözden geçirilse, bu kitaplardan hiç biri, ilmî bir vesîka olmak derecesine ulaşamaz.
[Müslimânların, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” hadîslerini rivâyet ederlerken aradıkları şartlar çok incedir. Mevcûd İncîllerde rivâyet sağlamlığı diye bir şey olmadığından, hadîs-i şerîflerdeki rivâyet sağlamlığı ile mukâyese edilemez.]
İşin aslı incelenirse, Îsâ aleyhisselâmdan zuhûr eden, anadan doğma körlerin gözlerini açması, baras denilen cild hastalıklarını iyi etmesi ve ölüleri diriltmesi gibi mu’cizeler, Kur’ân-ı kerîm ile tasdîk edilmiş olmasa, bunların vuku’unun isbâtına, hiçbir hıristiyan kendinde güç bulamaz.
Görülüyor ki, hristiyanlığın bu tutarsızlığı ve bozulmuş olması islamiyyetin sağlamlığına delil olarak karşımıza çıkmaktadır.
Fark bu kadar açık ve ortada iken bütün dinlere hakimmiş gibi davranmak Dawkins gibilerin araştırma yoksunu olduğunu, kibirden gözü kararıp delilsiz konuştuğunu ve onun cehaletini ıspattan öteye gitmez.
 

Jose

Altın üye
Katılım
23 Nisan 2014
Mesajlar
9,762
Puanları
38
Yaş
27
Tepkime puanı
3
Yemeğin tarifine inanan ama aşçının varolmadığını iddia edenler.
 

Gamer

Bronz Üye
Katılım
9 Ocak 2013
Mesajlar
3,317
Puanları
36
Yaş
30
Tepkime puanı
1
bu notları ateist mi yazmış
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
“Kur’an ve incilde bunlara temel oluşturacak oldukça az düzeyde şeyler var, Kur’an yada incili aradığınızda nadiren kabul edilebilir bir ahlak anlayışının olduğu ayetlere denk gelirsiniz” sözü bugünkü mevcut İnciller yada diğer bozuk dinleri için söylenebilir.
Dört İncîlin içerisindeki kıssaları ve sözleri bir tarafa bırakırsak, güzel ahlâk, dünya işleri [muâmelât], kalb ve âhiret bilgilerine âid bildirilenler, şunlardan ibârettir:
(Dünyadan tamamen yüz çevirip, fakirliğe ve yoksulluğa râzı olmak ve kanaat etmek. Allahü teâlâyı bütün kalbi ile cânından ve arzularından daha çok sevmek. Komşuyu kendisi gibi sevmek ve onun üzüntülerini tesellî etmek. Mazlumlara merhamet etmek. Çocukları sevmek. Kalbden kötü düşünceleri çıkarmak. Birbirine dargın iki müminin arasını düzeltmek. Din yolunda eziyyet çekmeye sabr etmek. Adam öldürmemek. Hırsızlık yapmamak. Kızmamak. Kötü söz söylememek. Söğmemek. Kendinin küçük kusurlarını da görüp, başkalarının büyük kusurlarını görmemek, onları ayblamamak. Nasihat ettikce, insanlar tarafından taşlanmaya katlanmak. Allahü teâlânın emirlerini bozmamak, değiştirmemek, din kardeşini incitmemek, yâni kalbini kırmamak, zinâ etmemek, şehvet ile [yabancı] kadınlara bakmamak, sebepsiz kadın boşamamak, yemin etmemek, kötülüğe karşı durmamak, bir yanağa vurulunca diğerini de çevirmek, kaftanını isteyene kaputunu da vermek, bedduâ edene hayr duâ etmek, hâsılı her kötülük edene iyilik etmek, sadaka, oruç ve duâda riyâdan sakınmak ve duâ ettiği vakit çok uzatmamak, para toplayıp kalbini ona bağlamamak, rızık ve elbise için üzülmemek. Hak teâlâdan sıdk ile ne istenirse verir. Allahü teâlânın emrine itaat eden Cennete gider.) İncîllerde şu nasihatlara da rastlanır: (İnsanlara dînin emirlerini teblîg ederken para almayın. Bir eve girdiğiniz zaman selâm verin. Bir yerde sizleri kabûl etmezlerse orada durmayın. Bir emri söylerken, söyliyen siz değil, Allahü teâlâdır. Ahkâmı teblîg ederken kimseden korkmayın, kimseyi muhâkeme etmeyin ve cezâ tâyîn etmeyin. Her suçu affederek alçak gönüllü olun. Ben insanların arasını sulh etmeye geldim, nifak ve kılıç getirmedim, ayrılık ve harb çıkarmaya gelmedim. Anasını ve babasını benden çok seven benden değildir. İyi amellere âhirette iyilik verilir, kötü amellere cezâ, azâb olunur. Allahü teâlâya itaat eden benim kardeşimdir. İşittiği doğru sözü kabûl edene, âhirette mükâfât ve kabûl etmiyene azâb olunur. Anaya ve babaya ikrâm edin. Ağızdan söylediği söz ile insan necis, pis olmaz. Fakat ağzından çıkan kötü sözleri yapan, meselâ katl, zinâ, yalan yere şâhitlik gibi şeyleri yapan insan pis olur. Sizden vergi istenildiği zaman verin, muhâlefette bulunmayın. Tevâzu eden, Allahü teâlâ indinde büyük olur. Kibrlenen küçülür. Malınızdan sadaka verin, Allahü teâlâ indinde bulursunuz, malını biriktiren, saklıyan zenginlerin Cennete girmesi zordur. Biz hizmet olunmak için gelmedik, hizmet etmek için geldik).
İncîllerde, emirler, yasaklar, güzel ahlâk ve kötü ahlâka âid ahkâmın tamamı bu yazılan mes'elelerden ibârettir.
İncelediklerini iddia edenlerin aksine Kur’anı kerimde bildirilen konular burada bildirilenle kıyaslanmayacak kadar çoktur. Dawkins’in bu hatası ve onun gibilerin bile aklına gelmeyecek ahlak kuralları ile mükafat ve cezalarından bir kısmı aşağıda bahsedilecek.
 

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 0, Misafir: 4)

Üst