sohbet odaları

Böyle bir başlık aslında yok, ben de

Kimbuhatunyahu?

Bronz Üye
Katılım
9 Mayıs 2020
Mesajlar
1,504
Puanları
63
Yaş
21
Konum
Yörüngede değil, huşu düzleminde konyak yuvarlıyor
Tepkime puanı
496
20200714_030927.jpg


bugün tanidigim bana beni hasan ali toptaş ile tanıştırma teklifinde bulundu. sürpriz idi. ismin, zihnimdeki tesiri cevremce bilinir. lakin kabul etmedim. buna benzer teklif veyahut uygun kosullara hayatımda üç dört defa daha denk geldim. hic ilgimi cekmiyor yahu. ornegin hasan ali toptasin eserlerinden uçarı bir haz duyuyor olmam hasan ali toptas'in sunduğu ürün ile alakali, kendisiyle degil. ha, sanatin sebebinde açığa çıkan eserin veya yaratirken ki sürecin aracılığıyla kendi zihninin yansımasını seyretme, onu deneyimleme arzusundan kaynakli olmasi ve disavurum gerçekleştikten sonra artik onun tahakkümü altina girmesi gibi bir durum söz konusu fakat bu da yine sanatçıyla alakali bi sürec. Arastirmacilar gazeteciler tamam ama sanatcilar hayir. Ben yazilani seyretmek istiyorum, sahibini kulaklarima pazarladigi tanimlarla degil eserindeki seyredebildigim dusunce akisiyla görmek istiyorum. Kim olduğunu degil, nasil oldugunu. Ne bileyim. Cok sasirdi reddimi duyunca. Fakat istemez. Benim köşelerim, putum da bu olsun. Evrennnnnnnnnnnn
bana karakterleri degil,
ardindakileri getir bebegim
 
Son düzenleme:

Kimbuhatunyahu?

Bronz Üye
Katılım
9 Mayıs 2020
Mesajlar
1,504
Puanları
63
Yaş
21
Konum
Yörüngede değil, huşu düzleminde konyak yuvarlıyor
Tepkime puanı
496
20200628_191426.jpg
Özel kisimlarini eledigim, bana gelen bir mektubu paylaşacağım. Sevgili yazarin icinde krishnamurti var degil mi? ) Akşam belki girer, varoluş sorgusunun neden melankolik algılandığı ile ilgili de konuşurum. Ve hayatın anlamsızlığının acı veren bir sey olmadigi en azindan duyulanin kaynaginin anlamsizlik olmadığı ile ilgili. Ama muhtemelen yapmam. Niye yapayım ki hem lan .( Simdilik bu burada kalsin.
Birine hitap etmek için bir isme ihtiyaç duymamız da biraz garip değil mi. Kullandığımız isimler de, bir müddet sonra birer maskeye dönüşüveriyor, özümüzü gõlgeliyor. Saklanmak istiyoruz, korktuğumuz, çekindiğimiz bir şeyler var. Acıdan ya da onun türevlerinden koruyor maskeler bizi. Çok tersten girecegim, asıl meramım isimler ya da maskeler değil tabii ki. Acı çekmekten niye bu kadar korkuyoruz. Asıl mesele bu belki de. Hiçiz ve bu hiçlikle ne yapacağımızı bilmemek neden bu kadar korkutuyor bizi. Anlamsız anlam arayışına yönelmemiz ve bunu bitip tükenmeden yapmamızın nedeni nedir? Anlamsız kalırsak, yok mu oluruz, değersiz mi oluruz, ne olur ya da o olduğumuz şey neden bizi bu kadar korkutur, acıtır? Hepsinin cevabı beyin. Özgür olduğumuz sanrısı, bir şey olma beklentimiz, o beklentiyi besleyen düşünme biçimimizdeki yarılma. Beynimiz özgür değil, şartlanmış ve sonradan programlanmış bir garip bir yapı. İçine doğduğun, etkileştiğin her uyaranın şekillendirdiği bir şeyden biz, kendilik ve anlam çıktısı bekliyoruz. Bırak özgür olmayi, özgün bile değiliz Kartezyen düşünme biçiminin sınırları içerisine hapsolmuşuz çünkü. Anlamsız kalırsak ne olur? Basit gerçekler ama çok korkutucu. Bedenimi oradan oraya sürüklüyorum gibi, ne kadar anlamsız. Mı? Soruyu böyle sorarsak vereceğimiz cevap canımızı yakar. Aynı zamanda bize aslında bir hiç olduğumuzu da unutturur. Nasıl ya, o zaman niye varım? Biz hep o canımızın yanmasından kaçtığımızı fark edene kadar devam eder bu. Fark ettik, bitti mi? Hayır, hala orta yerde bu bedenle ne yapacağız sorunsalı duruyor. Bir şey yapmak zorunda olduğumuz yanılgısına ilk ne zaman kapıldık ve bunu besleyerek nesil nesil büyüttük? Bunu biz mi büyüttük, kendimiz olmaktan çıkıp kendimizi teslim ettiğimiz ya da boyun eğdirildiğimiz o heyhüla, leviathan mı yaptı bunu? Başka bir korku ile başka tür bir acıdan kaçarken mi tutulduk biz bu yanılgıya? Bilirsek neyi çözeceğiz bilmiyorum. Tek bildiğim, neden diye sormak üzere şartlanmış beynimizin, bu düşünme ve arayış kalıbından uzak durmak gerektiği. Evet nedenler var ama bizim işimiz sonuçlarla. Kendiliğinden varoluş diyorum ben buna. Anlam aramayan, sadece varolan, duygudan kaçmayan ama duygudan arınmış. Senin hissettigin gibi hissettiğimde, ki bu çoklukla olur bana da, durup ağaçlara bakarım. Şartlanmış beynimin yol gösterdiği üzere, ne yapıyor bu diye sorarım? Ağacın cevap vermesi söz konusu olamayacağına göre -öyle mi gerçekten- ben sıralarım cevapları. Duygudan arınmış bir gözle baktığında ki, gördüğün şeyin beyninde yorumlanmasını bir kenara bırakıp, onu bundan arındırdığında, gerçek çıplak olarak karşında duruyor. Sorgulamadan tutunan, umursamayan ve hepsinden daha değerlisi özgürce ve sınırsız paylaşan bir hiç daha. Değeri kendiliğinden. Bir şey yapmasa da var, var olmaya da devam ediyor, sınırsızca paylaşmaya. Biz paylaşmayı unuttuk, özgürce ve sınırsız bir şekilde paylaşmanın bizim sonumuzu getireceği sanrısı bizi ölesiye korkutuyor. En değerli şeyin kendiliğin ve onun dışında kalan her şey yanılsama. Paylaşmanın özgürleştirici ve acıdan arındırıcı tarafını ıskalaya ıskalaya, evrimsel süreçte ortaya çıkan o hatanın, 'neden' diye sorarak anlamlandırma yanılgısının, insan oluşun diğer her şeyden ağaçtan ya da mikroptan daha üstün olduğu çarpık düşüncesinin ürünleri olarak dolaşıyoruz ortada. Ben, hiç olmanın anlamsızlığından çok, hiç olmanın ne kadar değerli olduğunu düşünüyorum. Bu beni, bilinçaltımın beslediği kaygılardan bir nebze olsa da arındırıyor. Şartlanmışım, evet; bir çok süreç kontrolüm dışımda, olsun; ben varım ve bir hiçim. Öteki için anlamım varsa ne ala, gölgemi ya da dallarımı paylaşmak beni özgürleştiriyor, bildiğimiz manada milim hareket edemese de gövdem
 

Süreyya

Platin Üye
Katılım
20 Mart 2017
Mesajlar
13,170
Puanları
93
Konum
Aorist
Tepkime puanı
4,082
Asla hiclikte yutkunmaman dilegi ile sevgili kimbuhatunyahu.
bir Cok zaman kadin mi erkek mi diye düsünür iken..
Aslinda pek de önemi yok..
George Sand aliasina siginma devrini coktan gectik diye düsünüyorum.
Var ol.


 

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 37, Misafir: 67)

Üst