sohbet odaları

Duygulu Dizelerin Sahibi: Edip Cansever

Nef'

Altın üye
Katılım
25 Ekim 2017
Mesajlar
8,263
Puanları
93
Konum
const'
Tepkime puanı
1,771
Turgut Uyar, Cemal Süreya, İlhan Berk gibi edebiyatımızın önemli isimleriyle ikinci yeni akımının önemli temsilcilerinden biridir Edip Cansever. Hayatı boyunca şiiri her şeyin üzerinde tutan Cansever, duygu yüklü dizeleriyle pek çok okuyucunun kalbinde ayrı bir yere sahip olmakla kalmamış, Türk Edebiyatı’nda da farklı bir ses olmayı başarmış şairlerimizdendir. Edip Cansever’in şiire olan bağlılığını hiç şüphesiz en güzel, arkadaşı Cemal Süreya dile getirmiştir:


Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.

Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.

Cemal Süreya




Yaşamak Telaşı

1928 yılının Ağustos ayında İstanbul Beyazıt’ta dünyaya gelen Cansever İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra Yüksek Ticaret Okulu’na başlar. 16 yaşındayken kelimelerin gücünü keşfeden Cansever ilk şiirinin yayımlanmasıyla edebiyat dünyasına sakin bir merhaba der. Öğretim hayatını erken sonlandırarak babasının Kapalıçarşı’daki dükkanında çalışmaya başlayarak sadece şiire değil, hayata da erken atılır. Bir yandan çalışırken bir yandan hiç durmadan okuyarak gelecekte herkesin aklına kazınacak o dizeleri yaratma sürecine hazırlanır. Henüz çok gençken Mefharet Hanım ile yaşamını birleştiren şair 20’li yaşlarının başında baba olur. “Yaşamak Telaşı” adlı şiirindeki dizeler gibidir sanki yaşamı, her şey bir telaş içinde başlar ve yaşanır.


“Hiç böyle ısınmamıştım
Daldaki vişneye,
Vitrindeki aydınlığa,
Salça kokusuna mutfağımın,
Akan dereye, uçan buluta,
Hiç böyle ısınmamıştım yaşamaya.”


Cansever, yaşamını sürdürmek için ticaretle uğraşsa da en iyi bildiği şey olan şiir yazmayı hiç bırakmaz. 1947 yılında ilk kitabı “İkindi Üstü” yayımlandığında henüz genç bir delikanlıdır. Her ne kadar edebiyat dünyasındaki isimlerle birlikte kendisi de bu kitaptaki şiirleri acemice bulmuş olsa da bu eser Cansever’in şiire olan bakış açısını yenilemesinde faydalı olur. Arkadaşlarıyla birlikte çıkardığı Nokta Dergisi de o dönem şairin şiirden hiç vazgeçmeyeceğinin işaretlerinden biridir.

Cansever’in ilk kitabını, 1954 yılında yayımlanan “Dirlik Düzenlik” takip eder. “Garip Şiiri”nin izlerini taşıyan bu kitaptaki 'Masa da Masaymış Ha' kalıpları kırarak şairin unutulmaz şiirlerinden biri arasında kendine önemli bir yer edinir.



Yerçekimli Karanfil

Şairin adı geçtiğinde herkesin aklına gelen bir başka önemli şiir de “Yerçekimli Karanfil”dir şüphesiz. 1957 yılında yayımlanan kitabı önemli kılan şeyse şairin artık kendi sesini gerçek anlamıyla bulmuş olmasıdır. “İkinci Yeni”nin temellerinin atıldığı kitap ile şair tabir-i caizse tarafını belirler ve gelecekteki şiir yolculuğunun ipuçlarını verir.


“Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu? bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele..”


1958 yılında Yeditepe Şiir Armağanı’na layık görülen Yerçekimli Karanfil’in ardından Umutsuzlar Parkı, Petrol, Nerde Antigone ve Tragedyalar adlı kitapları yayımlanır. “Cadı Ağacı”, “Pesüs” ve “Dökümcü Niko ve Arkadaşları” adlı uzun parçalarla birlikte kitaba adını veren “Çağrılmayan Yakup” da şairin ustalık döneminin en bilinen eserleri arasında yerini alır.


“Kurbağalara bakmaktan geliyorum
Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi
Telaşlı, açgözlü kurbağalara
Bakmaktan geliyorum. Ben sanki Yusuf
Ve Yusuf değil
Her gün bir tahtaboşta asılı duruyorum
Ve durmuyorum. Ben işte Yakup
Yok artık karıştırmıyorum.”



Bir sahicilik mücadelesi: Ben Ruhi Bey Nasılım

1970 yılında “Kirli Ağustos”, akabinde “Sonrası Kalır” yayımlanır. Memleketin karışık zamanlarında yüzünü bu kez toplumsal olaylara dönen şairin bu eseri toplumsal tarihi anlatması açısından da önemli kabul edilir. Yapı Kredi Yayınları’nın yakın zamanda Sonrası Kalır adıyla yayımladığı kitabı şairin hem ilk dönem kitaplarını hem de dergilerdeki eserlerini incelemek açısından önemlidir.pğ

1976 yılı şair için oldukça önemli bir yıldır. Yaptığı antikacılık işini bırakır. Artık hep olmasını istediği gibi hayatında sadece şiir vardır. Aynı yıl, bir önceki kitabında takındığı siyasi duruşunu bir kenara bırakarak yeniden bireysilliğe yönelen şair “Ben Ruhi Bey Nasılım” ile okuyucuyu selamlar. Bir sahicilik mücadelesi olarak anılabilecek bu eserde şair Çağrılmayan Yakup ile Tragedyalar’da denediği kalıpları yeniden kurarak destansı bir şiir anlayışına imza atar. Şaiirin sesi olarak nitelendirilen eserlerinden biri olan Ben Ruhi Bey Nasılım çok beğenilmekle kalmaz, aynı zamanda şaire TDK Şiir Ödülü’nü de kazandırır.


“Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey
Ölümü gömdüm, geliyorum
Bir sonbahar günüydü, geliyorum
Güneşler buz gibiydi, geliyorum
Ve bütün kötülükler
Ölümün armaları gibiydi
Size anlatırım, geliyorum.”


Yalnızlığın öne çıktığı Şairin Seyir Defteri , Bezik Oynayan Kadınlar, İlkyaz Şikâyetçileri gibi eserler ile hep şiir algısını baştan oluşturmayı deneyen, kalıpları kırarak kendini yenileyen şairin bir diğer önemli eseri de 1982 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü almasını sağlayan “Yeniden”dir.

Şairin “Ben Ruhi Bey Nasılım”, “Sevda ile Sevgi”, “Şairin Seyir Defteri”, “Eylülün Sesiyle”, “Bezik Oynayan Kadınlar”, “İlkyaz Şikayetçileri”, “Oteller Kenti”, “Gül Dönüyor Avucumda” gibi kitaplarını okumak isteyenler Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Sonrası Kalır 2 adlı kitaba göz atabilir.


“Şiirler yazdım, kitaplar okudum
Elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum
Derinlerde kaldım böyle bir zaman
Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki
mutluluktan
Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları
Söyleşin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum”



Her doğum gününde şiir yazdığı kadın: Tomris Uyar

Yaşamı boyunca üretmekten hiç vazgeçmeyen şair kitaplarının yanı sıra İkinci Yenicilerin bir araya gelerek çıkarttıkları “Yeni Dergi”, “Yazı”, “Adam Sanat” gibi pek çok dergide önem verdiği isimlerle birlikte okuycuyla buluşur. 1986 yılında tatil için gittiği Bodrum’da beyin kanaması geçiren şair tedavi amacıyla İstanbul’a getirildiğinde ne yazık ki artık her şey için çok geçtir. Ünlü şair pek çok okuyucunun kalbinde derin biz iz bırakarak 28 Mayıs 1986 yılında hayata gözlerini yumar.

Ölümü sadece okuyucuları değil, edebiyat dünyasını da derinden sarsar. Her doğum gününde bir şiir armağan ettiği Tomris Uyar birinci ölüm yıl dönümünde şairi andığı yazısında şu cümlelere yer verir: “Sevgililik ya da aşk duygusu – ne yazık ki- zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu; ikirciksiz, apaçık sevgiyi, hatta şımartılmayı Edip Cansever tattırdı bana. Her doğum günümde, tek kopya olarak yazılmış, istersem yayımlayabileceğim izniyle armağan edilmiş şiirleriyle yaşamımda ve yazımda sırdaşım, esin kaynağım oldu. Tek ihaneti, ölmesiydi.”
 

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 0, Misafir: 4)

Üst