sohbet odaları

Fransız İhtilali’nin Tarihi

BuYuCu

Bir Sevdadir EyLül
Yönetici
Yönetici
Katılım
22 Ağustos 2016
Mesajlar
9,379
Puanları
93
Konum
Esrar-ı Keyfiyet
Tepkime puanı
3,017
18. yüzyılın sonlarına doğru, 1789’da Fransa’da çıkan ve tarihe Fransız İhtilali diye geçmiş olan büyük toplumsal ayaklanma, kısa bir süre içinde tüm Avrupa’yı etkisi altına almıştır. İhtilalin başka bir yerde değil de, Fransa’da çıkmış olmasının nedenleri tamamıyla Fransa’nın XVII. yüzyıldaki iç durumuna ve toplumsal yapısına bağlıdır.


Nedenleri şu şekilde sıralanabilir:


Yüksek memuriyetleri ve ordudaki büyük rütbeleri asiller elinde tutarken, devlete hiç vergi vermezler ve köylünün işlediği topraklar da bu sınıfa aittir. Köylü, bu topraklardan yeterince faydalanamaz. Ruhban sınıfı ise geniş ayrıcalıklara sahiptir. Din adamları sadece 5 yılda bir, çok az vergi öderler. Halk sınıfı ise bankacılar, tüccarlar ve sanayicilerden oluşan büyük burjuvazi, memur, doktor, aydınlardan oluşan küçük burjuvazi ve nihayet köylülerden ibarettir. Herhangi bir siyasi ayrımı olmayan, bu sınıf tüm vergileri ödemekle yükümlüdür. Bu eşitsizlik, Fransa’da bir ihtilal patlak vermesini kolaylaştırmıştır.

Fransa’da sınıfsal bir ayrımın olması, üretici ve ekonomik gücü elinde bulunduran sınıfın yönetime katılamaması, toplumda bir çelişki oluşturmaktaydı. Ekonomik anlamda üstün olan burjuvazi sınıfı, siyasi bir kimlik arayışı ile harekete geçmiştir.

Devrim’e etki eden üç Fransız düşünürü bulunmaktadır. Bunlar şüphesiz ki Voltaire, Montesquieu ve Rousseau’dur. Her biri kendi tarzı içinde, birçok Fransız’ı eski rejimin çürümüş olduğuna, daha iyi bir sistem inşa etmenin mümkün olduğuna ikna etmiştir. 1789 Fransız İhtilali fikri yönden Voltaire’in, sosyal ve iktisadi reformlar görüşünden Montesquieu’nün, kuvvetler ayrımı ilkesinden ve Rousseau’nun kişi hakları ile birlikte halk egemenliğini kuran toplumsal sözleşme anlayışından etkilenmiştir.

Voltaire’in dayandığı temel ilkeler hürriyet ve mülkiyettir. Ancak, Voltaire’in söz konusu ettiği, medeni haklar ve hürriyetlerdir, yoksa siyasi hürriyetler değildir. Voltaire, temsile ve parlamentonun üstünlüğüne inanmaz, aydın despotluğundan yanadır, yani milletinin isteklerini sezebilen, aydın bir kralın gerekli reformları yapmasından yanadır. Voltaire keyfi tutuklanmalara son verilmesi, işkence ve ölüm cezasının kaldırılması, cezaların suçlarla orantılı olması, vicdan ve düşünce hürriyeti gibi somut amaçların mücadelesini vermiş bir düşünürdür.

Montesquieu’nün Locke’tan ve İngiliz anayasa gelişiminden ilham alarak geliştirdiği kuvvetler ayrılığı kuramı, 1789 tarihli Fransız İnsan Hakları Beyannamesi’nin 16. maddesinde “Kuvvetlerin ayrılmadığı ve hürriyetlerin teminat altına alınmadığı yerde anayasa yoktur” hükmünün yerleşmesine sebep olmuştur. Montesquieu kuvvetler ayrımını siyasi bir maksatla ileri sürmüş, hakimiyeti kullanma yetkisinin yasama, yürütme ve yargı olarak üçe bölünmesini, vatandaş hak ve özgürlüklerinin en sağlam hukuki ve fiili güvencesi olarak görmüştür. İktidara sahip olan herkesin, sahibi olduğu gücü kötüye kullanmasının kaçınılmaz olduğunu dikkate alan Montesquieu, bu kötüye kullanmanın önlenmesi için her gücün başka bir güçle frenlenmesi gereği üzerinde de durmuştur.

ean-Jacques Rousseau ise bir Aydınlanma düşünürü olarak karşımıza çıkar Roskin’e göre: “Rousseau, yukarıda saydığımız düşünürlerin arasında en karmaşık ve en tehlikeli olanıydı. Aynı anda natüralist, romantik ve rasyonalistti. Rousseau’ya göre her şeye hâkim olan genel irade, mülkiyet hakkını dilediği şekilde düzenleyebilir. İnsanların sırf servetlerine dayanarak toplumda hâkim duruma gelmelerine ve servetleri sayesinde devleti istedikleri gibi yönetmeye kalkmalarına kesinlikle karşıdır. Egemenliğin tek meşru sahibinin halk olduğu düşüncesinin sınırları içinde kalındığında, devletin en azından bu yönüyle, yani özü itibariyle demokratik olmak zorunda olduğunu savunur. Özetle Rousseau, ilk olarak toplum sözleşmesi kuramı ile daha sonra da genel irade söylemiyle Fransız İhtilali’ni ve Fransa tarihini derinden etkilemiş bir filozoftur.”

1788 Fransa’sında sanayide ve ticarette büyük bir durgunluk hakimdir. Bu yılın yaz aylarında elde edilen hasat oldukça kötü, kış şartları da alışılmamış bir şekilde serttir. Birçok ırmağın donması, ısının sıfırın altında eksi on sekizlere düşmesi ve bağların mahvolması, kentlerde ve köylerde yaşayan halk kitlelerini büyük bir kıtlık ve sefaletin içerisine düşürür. O dönem için çokça tekrar edilen Fransa kralı XVI. Louis’in karısı, Kraliçe Marie Antoinette’in söylediği “Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler” sözü ona ait değildir, propaganda amacıyla uydurulmuş olma ihtimali yüksektir.

Fransa’da 1788 yılında başlayan siyasi bir hareketliliğin yanında çeşitli yerlerde köylüler de ayaklanır. 1789 yılının Mart ve Nisan aylarına gelindiğinde, krallığın birçok ilinde köylü ayaklanmaları giderek yaygınlaşır. Kentlerde yaşayan yoksul insanlar da ekmek ve yiyecek fiyatlarının düşürülmesi için gösterilerde bulunur. Gösteriler, hemen hemen Fransa’nın bütün kentlerine yayılır.

Maliye Bakanı Necker’in görevden alınması ve sarayın Kurucu Meclis’i dağıtmak üzere askeri birlikler göndermesi, halkın silahlı başkaldırısına neden olur. 20 Haziran 1789 günü Top Salonu denilen yerde toplanan Ulusal Meclis üyeleri bir anayasa yapıncaya kadar dağılmamaya ant içerler. Bu krala karşı gelmektir, böylelikle Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik sloganıyla ihtilal başlamış olur. 13 – 14 Temmuz tarihlerinde, içerisinde Kral’a karşı düşünce suçu işlemiş mahkûmları barındıran ve kraliyetin simgesi durumundaki Bastille Hapishanesi’nin düşmesiyle devrim süreci sonlanacaktır. Halkın bu zaferi, sekiz kulesi, bağlantı köprüleri, savunma hendekleri, topları, güçlü askeri birliği ile çevresini sürekli korkutup duran Bastille’e karşı gerçekleşir.

Yenilgi, Kral’ın azlettiği Necker’i tekrar göreve çağırmasına yol açar. Milli Meclis’in kararlarını kabul etmek zorunda kalan Kral artık, halkın zaferini selamlamak için Paris’in yolunu tutmak zorundadır. Bastille’nin alındığı haberi köylere kentlere ulaştığından daha geç erişir. Bu, feodal boyunduruğun altında yıllarca ezilmiş köylüler için sanki bir hareket emriydi. Temmuz ayının sonundan başlayarak Ekim ayına kadar Krallık’ın her köşesinde büyük bir köylü hareketi fırtınası kopar. Köylülerin şatoları yağmalaması, sıradan soyluların evlerini yakması, çayır ve ormanları aralarında paylaşması büyük toprak sahiplerinin korkuya kapılıp köylerden kaçmasına sebep olur. Fransız feodalizmi ve Fransa’nın devlet mekanizması, 14 Temmuz’un üç hafta sonrasında darmadağın haldedir. Devlet gücünden geriye, sadece güvenirliği kuşkulu dağılmış haldeki alaylar, zorlayıcı bir gücü olmayan bir Millî Meclis ve kısa süre içerisinde burjuvazinin Paris örneğine dayanarak silahlandırdığı Ulusal Muhafız Birlikleri’ni kuran bir yığın belediye ya da taşra orta sınıf idareleri kalır. Ağustos ayının 26’sı geldiğinde devrim, bir bildiriyle resmen ilan olunur.

Fransız Devrimi yılları, kadınların ve erkeklerin bir arada, kimilerinin devrim lehinde kimilerinin ise devrim aleyhinde mücadele verdikleri yıllardır. Devrim kadınların tarihinde yeni bir sayfa açmıştır. Kadın, erkekten daha az insan ve erkekten daha az yurttaş olmadığını devrim sürecinde göstermiştir. Kadın, hem kendisi hem halkının özgürlüğü hem de sınıfı için savaşmıştır.


İhtilal’den sonraki en önemli sonuç, feodalitenin ve mutlak monarşi rejimine son verilmesi olur. Feodal devlet kaldırılır, herkesten eşit vergi alınması ve her vatandaşın her memuriyete yükselebilmesinde eşitlik kabul edilir. Anayasa Meclisi, yeni anayasayı hazırlamak üzere bir komisyon seçer, bu komisyon da İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’ni hazırlamakla işe başlar. Bu ünlü demecin hazırlanmasında, Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda, daha sonra da Fransız İhtilali’nde büyük roller üstlenmiş devlet adamı Marquis de Lafayette’nin çok emeği geçer. Nihayet 27 Ağustos 1789’da yayınlanan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi, bu yeni toplumun dayandığı hukuki esasları tespit eder.

Bildiri, herkesin yasa önünde eşit sayılacağı ilkesini açıklıyor ve eski düzenin ayrıcalıklara dayanan yapısını yıkar. Keyfi tutuklamaları ve cezaları yasaklayan bildiri, eski düzenin keyfi yönetimine son verir. Konuşma, yazma ve yayın özgürlüğünü getiren bildiri, eski düzenin sansürcü sistemini de yıkar. Kral, bu bildiriyi hemen onamaz ve mali sıkıntılardan dolayı da Kral’ın Meclis’i dağıtıp yeniden eski rejimi kuracağı yolundaki söylentiler de artmıştır. Halk yeniden ayaklanır ve Kral’ın Paris’e göç etmesini sağlar. Bundan sonra, gerek meclis gerek de Kral tamamen Paris halkının egemenliği altına girer. Kral XVI. Louis, 21 Ocak 1793’te giyotinle idam edilir. Uzun süre tutulduğu hapishanede çocuklarıyla kötü günler geçiren Kraliçe Marie Antoinette ise 16 Ekim 1793 tarihinde aynı yöntemle idam edilir.

1791 Anayasası’nın en büyük yeniliklerinden birisi de, Fransız siyasal sistemine kuvvetler ayrılığı ilkesini getirmesi olmuştur. Ancak, Kral, yetkilerini kısıtlayan meşruti monarşiyi kabul etmeyip, diğer Avrupa krallarıyla anlaşarak Devrim’i yıkma çabası içine girince, bu anayasa rafa kaldırılarak, tüm kuvvetleri üzerine alan Meclis Hükümeti ilan edilir ve kuvvetler ayrılığından vazgeçilir. Bu tarihten sonra, Fransa çok uzun yıllar, siyasi istikrarsızlıklar, iç karışıklıklar, ekonomik krizler ve savaşlarla karşı karşıya kalır, işgallerin olduğu ve birçok farklı rejim alternatifinin denendiği bir dönem geçirir.
 

Mastor

Özel Üye
Katılım
11 Nisan 2013
Mesajlar
20,624
Puanları
93
Yaş
28
Konum
Terra Mater
Tepkime puanı
2,376
Bilinmesi gereken en önemli şey Fransız İhtilali'nin Fransa'da gerçekleşmiş olduğu hususudur.​
 

Canis Major

Bronz Üye
Katılım
21 Aralık 2015
Mesajlar
4,013
Puanları
63
Tepkime puanı
466
Huzur içinde uyu Voltaire.
 

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 0, Misafir: 7)

Üst