sohbet odaları

Kabrimizde huzurla yatmak istiyorsak!..

Sakaryalı

Hasbunallâhu ve ni'mel vekîl
Kayıtlı Üye
Katılım
11 Nisan 2015
Mesajlar
650
Puanları
16
Yaş
29
Tepkime puanı
0
İnsanların dünyaya gelişi elinde olmadığı gibi gidişi de elinde değildir... Rabbimiz her kuluna belli bir süre ömür takdir etmiştir. Onun ne fazlası olur ne de azı...
Çok kısa olmasına rağmen dünya hayatında yapılacak işlerimiz pek çoktur. Kendimizin ve bakmakla mükellef olduklarımızın rızkını helâlinden kazanmak mecburiyetindeyiz. Kimseye muhtaç olmadan hayatımızı devam ettirebilmemiz için çalışmamız farzdır...


DÜNYA NİMETLERİ GEÇİCİDİR
Bitmedi... Bundan sonraki hayatımız olacak olan kabrimizi ışıklandıracağız, genişleteceğiz. Huzurla kabrimizde yatmak istiyorsak hazırlık yapmalıyız...
Daha sonraki ve sonsuz olan ahiretimizi ebedi saadete çevirebilmek yine bu dünyada elde edilir. Dünyanın nimetleri de geçicidir, sıkıntıları da. Ahirettekiler ise kalıcıdır. Cennet veya cehennemden başka gidilecek yer yoktur...
Dünyada iken ibadetlerini yapmamış, haramlardan sakınmamış olanlar yalvarırlar; “Bize bir imkân daha tanınsın, bir fırsat daha verilsin, aklımız başımıza geldi. Bir daha dünyaya dönebilirsek bu defa çok iyi olacağız, dinimiz neyi emrediyorsa yapacağız. Neyi haram kılmış ise sakınacağız...” Melekler onlara şöyle cevap verecekler:
“Siz dünyadan gelmiyor musunuz? Orada her şey sizlere açık ve seçik bildirilmedi mi?..”


İMTİHAN BİTMİŞTİR!..
Hiç kimse için tekrar dünyaya dönüş imkânı olamaz. İmtihan bitmiştir. Tekrar dönülebilseydi imtihanın bir manası olmazdı...
Zamanımız çok kıymetli ama değerlendiremiyoruz. Rivayet olunur ki; sekerât-ı mevt halinde insan Azrâil aleyhisselâma yalvaracak:
“Bana bir gün daha zaman tanıyabilir misin, hiç olmazsa son günümü değerlendireyim!..”
Ona, günlerinin bittiği, bunun mümkün olmadığı söylenir, tekrar yalvarır:
“Hiç olmazsa bir saat müsâade...” der, o da mümkün olmaz...
Bu arada ölmek üzere olan kişiye herkesin ibret alması gereken cevap verilir:
“Dünyada iken binlerce saat yaşamadın mı? O saatlerini niçin değerlendirmedin, şimdi bir saat için yalvarıyorsun!..”
Ubeydullah-i Ahrar kuddise sirruhu, -Silsile-i aliyye büyüklerimizdendir- vefatından sonra talebelerinden birisi rüyasında görür ve sorar:
“Efendim uzun zaman sizin talebeniz olarak ilim öğrendik, sizlerden feyiz aldık. Bizdeki hakkınız çoktur. Halinizi merak ediyoruz!”
Mübarek zat talebesine müjdeyi verir:
“Şimdi huzur-ı ilâhideyim. Allahü teâlânın sonsuz nimetleri içinde yüzüyorum...”

KENDİMİZE SORALIM!..
Talebe tekrar sordu:
“Efendim dünyaya bir daha gelmek ister misiniz?”
Buyurdular ki:
“Hayır, bu sonsuz nimetleri bırakıp da dünyaya bir daha dönülür mü?”
Bunun üzerine;
“Dünya hayatında yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey yok mu?” diye sorar:
Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri talebesine döndü ve şöyle buyurdu:
“Yalnız bir şey için bir daha dünyaya dönmek isterim. O da; elime bir baston alayım, dünyada ne kadar ev varsa, her birinin kapısını çalayım, kapıya çıkana şu soruyu sorayım: Allahü teâlâ seni niçin yarattı, sen ne ile meşgulsün!”
Dünyamızı tekrar şereflendirebilseydi, O mürşid-i kâmilin bize sormak istediği soruyu biz kendi kendimize sormalıyız...
 

Mueddeb

Platin Üye
Katılım
19 Şubat 2014
Mesajlar
16,645
Puanları
63
Konum
Evden
Tepkime puanı
195
Bir günlük ömrün kalmış gibi ibadet et derler.
 

Futbolcu

Gümüş Üye
Katılım
25 Ekim 2016
Mesajlar
7,568
Puanları
48
Yaş
40
Konum
SAMSUN
Tepkime puanı
33
Çok zengin bir adam ölür ve çocuklari babalarina kabirde ne sorulacagini merak ederler. içlerinden bi tanesi bir fikirde bulunur.
- Bir adam kiralayalim babamla beraber kabre koyalim ve ertesi sabah adami çikartip gece olup bitenleri bize anlatmasini isteyelim der.
Diger kardeslerde bu fikre sicak bakarlar ve baslarlar kabre girecek gönüllü aramaya. Tabi kimse istemez korkudan. En son çare fakir mi fakir, üzerinde yirtik bir gömlek, pis ve yamali bir pantalon ve alti delik desik olmus ayakkabisindan baska dünya'da hiç bir seyi olmayan bir gariban bulurlar. Adama servet sayilabilecek bir miktarda para teklif ederler ilk gece babalari ile kabre girmesi için. Adam parayi duyunca kabul eder ve girer kabre. Neyse gecenin bir yarisi Münker ile Nekir ölüyü sorgulamak için kabre inerler. Münker;
- Nekir baksana kabirde iki kisiler. der. Nekir;
- Evet ama birisi ölü öteki canli istersen önce canliyi sorguya çekelim. ölü nasil olsa burada bir yere gidemez der. Münker bunu kabul eder ve girerler mezara. Bizim gariban melekleri görünce korkar ama belli etmemeye çalisir. Nasilsa beni degil ölüyü sorguya çekecekler diye düsünürken Münker adamin yakasindan tutup
- RABBIN KIM ? der
neye ugradigini sasiran zavalli korkudan kem küm etmeye baslar ve bir cevap veremez. Nekir adama öyle bir tokat vurur ki adam yerin yedi kat dibinde bulur kendini. Melekler adami tekrar mezara getirirler ve sorarlar;
- üzerindeki gömlegi nerde nasil kazandin? Adam korkudan zangir zangir titrer ve bunada bi cevap veremez. Tabi yine tokat yine yerin tedi kat dibi. Pantalonu, ayakkabisi, ömrünü nerede ve nasil geçirdigi sorulari ile bizimki sabaha kadar sorgulanir durur. Sabah ölünün çocuklari gelip mezari açarlar ki zavalli adam her tarafi mos mor, korkudan bembeyaz olmus bi sekilde çikar mezardan. çocuklar sorar;
- Eeee melekler ne sordular babama ?
- Ben, der adam su yirtik gömlekle su yirtik pantalonun hesabini veremedim. Babanizin halini varin siz düsünün.
çocuklar adama parasini vermek isterler ama adam arkasina bile bakmadan oradan kaçmaktadir...
 

climax

Yazar
Katılım
2 Mart 2014
Mesajlar
9,416
Puanları
93
Yaş
44
Tepkime puanı
1,443
"Eyy münker! Sen kimsin yaaa! " der.
 

teksas tombis

Bronz Üye
Katılım
25 Temmuz 2015
Mesajlar
4,373
Puanları
38
Yaş
36
Tepkime puanı
1
KÂFİRLERİN ÖLÜMÜNE DÂİR

Bir kâfir, bir mürted, islâmiyyeti beğenmiyen, Kur’ân-ı kerîme çöl kanûnu diyen, insanların en üstünü, en şereflisi, Peygamberlerin efendisi Muhammed “aleyhisselâm”a (hâşâ) deve çobanı diyecek kadar ilm ve ahlâk yoksunu olan, beşeriyyete huzûr, se’âdet sağlayıcı, ilm, ahlâk, temizlik, sıhhat, adâlet kaynağı, medeniyyete ışık saçan islâmiyyeti, rûhsuz, bir leş kutusu olan habîs kafası ile bağdaşdıramıyarak, dinlere lüzûm yokdur diyecek kadar aşağılaşan, yularını nefsinin eline kapdırmış bir ahmak öleceği zemân, gözünden perde kaldırılır. Cennet kendisine gösterilir. Güzel bir melek ona: (Ey kâfir! Müslimânlara gerici, şehvetleri peşinde koşanlara, ahlâk prensiblerini çiğneyenlere, aydın, ilerici diyen alçak! Yanlış yolda idin. Hak olan islâm dînini beğenmezdin. Muhammed “aleyhisselâm”ın Allahü teâlâdan getirdiği bilgilere inanan, saygı gösteren bu Cennete gidecekdir) der. Cennetdeki ni’metleri görür.Cennet hûrîleri de: (Îmân edenler, Allahü teâlânın azâbından kurtulurlar) derler. Birâz sonra şeytân, bir papas şeklinde görünür. (Ey filân oğlu filân! O gelenler yalan söyledi. O gördüğün ni’metler hep senin olacakdır) der. Sonra Cehennem gösterilir. Ateşden dağları, katırlar gibi akrepleri, çıyanları vardır. Hadîs-i şerîflerde bildirilen azâbları görür. Cehennemdeki Zebânî denilen azâb melekleri, ateşden çomakla vururlar. Ağızlarından alevler çıkar. Boyları minâre gibi, dişleri öküz boynuzu gibidir. Gök gürültüsü gibi seslenirler. Kâfir bunların sesinden titreyip, yüzünü şeytâna çevirir. Şeytân korkusundan dayanamayıp, kaçar. Melekler yakalayıp şeytânı yere vururlar. Bu kâfire gelip: (Ey islâm düşmanı! Dünyâda Resûlullaha “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” inanmadın.
Şimdi de meleklere inanmadın, mel’ûn şeytâna yine aldandın) derler. Boynuna ateşden zincirler takıp, ayaklarını başından aşırıp, sağ elini sol böğrüne, sol elini sağına sokup, arkadan çıkarırlar. Âyet-i kerîme, bu hâli haber vermekdedir. Bağırır, dünyâdaki yaltakcılarını çağırır. Zebânîler cevâb verip: (Ey kâfir, ey müslimânlarla alay eden ahmak! Yalvarmak zemânı geçdi. Artık îmân kabûl olmaz, düâ kabûl olmaz. Küfrünün cezâsını çekmek zemânı geldi) derler. Dilini ensesinden çekerler. Gözlerini çıkarırlar. Dürlü dürlü çok acı azâblar yaparak, habîs rûhunu alır, Cehenneme atarlar. Allahü teâlâ, Muhammed “aleyhisselâm”ın dîninde ve yüce Peygamberin dînini doğru olarak bizlere ulaşdıran Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarında yazılı i’tikâdda olarak can vermemizi nasîb eylesin! Âmîn.

Ne kadar yaşasan, nihâyet öleceksin. Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki, (Bir insanın rûhu vücûdünden ayrılınca, bir nidâ gelir ki, ey insan oğlu, sen mi dünyâyı terk eyledin, yoksa dünyâ mı seni terk eyledi? Sen mi dünyâyı topladın, yoksa dünyâ mı seni topladı? Sen mi dünyâyı öldürdün, yoksa dünyâ mı seni öldürdü? Cenâzeyi yıkamağa başlayınca üç nidâ gelir:

1- Hani senin kuvvetli vücûdün? Seni hangi şey za’îfletdi?

2- Hani senin güzel konuşman, seni hangi şey susdurdu?

3- Hani senin sevgili dostların, seni neye bırakıp gitdiler?

Cenâze kefene sarılınca bir nidâ dahâ gelir: Azıksız yola çıkma! Bu yolculuğun geriye dönmesi yokdur, ebedî olarak geri gelemezsin. Varacağın yer azâb melekleriyle doludur. Tabut içine konunca, bir nidâ dahâ gelir. Eğer Hak teâlânın rızâsını kazandınsa ne mutlu sana, büyüklük ve se’âdet senindir. Eğer cenâb-ı Hakkın gazabını kazandınsa yazıklar olsun sana! Cenâze, mezârının yanına varınca bir nidâ dahâ gelir. Ey insan oğlu! Dünyâda kabr için ne hâzırladın? Bu karanlık mezâr için ne nûr getirdin? Zenginlik ve şöhretinden ne getirdin? Bu çıplak kabri döşemek ve zînetlendirmek için ne getirdin? Cenâzeyi mezâra koydukları zemân, kabr bir nidâ eder ve der ki: Arkamda söylerdin, şimdi karnımda sükût edersin. Nihâyet cenâzenin defni bitip oralarda hizmet gören insanlar da ayrılıp gidince, Hak teâlâ hazretleri tarafından bir nidâ gelir: Ey benim kulum, yalnız kaldın; şu karanlık mezârda, seni bırakıp gitdiler. Bunlar, senin dostların, kardeşlerin, evlâdların ve candan adamların idi. Hâlbuki hiçbirinin sana fâidesi olmadı. Ey kulum, sen bana âsî oldun, emrimi tutmadın, hiç bu hâlini düşünmedin. Şâyed, ölen kimse îmân ile ölmüşse umulur ki, cenâb-ı Hak o kimseyi afvına mazhar kılar ve der ki, ey mü’min kulum! Seni kabrde garîb bırakmak şânıma yakışmaz.
İzzet-ü celâlim hakkı için, sana bir merhamet edeyim ki, dostların şaşsın, sana bir şefkat edeyim ki, ana-babanın oğluna olan şefkatinden ziyâde olsun. Lutf-ü kereminden ol kulun bütün günâhını afv edip, kabri Cennet bağçesi olur ve Cennet hûrileri ve ni’metleri ile dolar. Allahü teâlâ öyle merhametlidir ki, günâhkâr kullarını afv eder. O kadar merhametlidir ki, günde kaç kerre kullarının ayblarını görüp örter, yüzlerine vurmaz. O hâlde, böyle bir hâlıkın emrlerini yapıp, yasaklarından kaçınmalı, her gün amel-i sâlih işleyip, yarının azâbından kurtulmalıdır.)

Mü’minlerin günâhlı ve günâhsız hepsine, kabr süâli vardır. Yalnız günâhları afv edilmiyenlerine ve cümle kâfirlere kabr azâbı da vardır. Müslimânlar arasında lâf taşıyanlara ve halâda üzerine bevl sıçratanlara kabrde azâb olacakdır. [Kabr azâbı yalnız rûha değil, hem rûha ve hem de cesede olacakdır. Aklın ermediği şeyleri akl ile çözmeğe kalkışmamalıdır.]

Şâyed o kimse îmânsız ölmüşse, şiddetli azâblarla mahşer gününe kadar [sonra da, Cehennemde ebedî] azâb görür.
 

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 0, Misafir: 2)

Üst