Angela

Üye
Mesajlar
2,358
Puanları
348
Tepkime puanı
1,320
Ksenoglosi, parapsikolojide kişinin bilmediği, öğrenmediği bir lisanda konuşması veya bu lisanda yazı yazmasına verilen addır.

Paranormal herhangi bir aktiflikten sonra, farklı bir dilde aniden konuşabilme demektir. Kimileri, daha önce maruz kalınan dilin bilinç üstüne çıkması durumu olarak görülse de, bazen konuşulan dil, çok eski bir dil ya da dünya üzerinde olmayan bir dil olabilir.

Terim, 1913’te Nobel Fizyoloji-Tıp Ödülü’nü almış Fransız Fizyolog Charles Richet tarafından, Eski Yunancada “yabancı” anlamına gelen “xenos” ile “dil” anlamına gelen “glossa” sözcüklerinden türetilmiştir. Metapsişikçiler, ksenoglosi fenomeninin iki durumda oluştuğunu bildirmektedirler:

1. Ekminezi deneyleri sırasında veya birtakım koşulların bir araya gelmesiyle oluşan “serbest hatırlama”lar (geçmiş yaşamlardaki olayları anımsama) sırasında. Bu gruba giren ksenoglosi fenomeninde kişinin önceki reenkarnasyonları sırasında öğrenmiş olduğu diller söz konusudur.

2. Trans halindeki bir medyumun bedensiz bir ruhla irtibatı sırasında. Bu gruba giren ksenoglosi fenomeninde medyumun kullandığı yabancı dil irtibatta olduğu bedensiz varlığın bildiği bir dildir. Bu olayın söz konusu olduğu medyumluğa "poliglot medyumluk" denir. Metapsişikçiler, bazı ruhsal irtibat seanslarında medyumun beş yabancı dilde konuşabildiğine tanık olduklarını ileri sürmüşlerdir.

Ksenoglosi fenomeninde kişinin kullandığı dil, kimsenin bilmediği, garip bir dil olduğunda fenomen “glosolali” (glossolalia) adını alır. Metapsişikçiler kimi glosolali fenomenlerinde yapılan kayıtların sonradan incelenmesi sonucunda, glosolali fenomenlerindeki yabancı dillerin çok eski uygarlıklarda kullanılmış ölü diller olduklarını saptadıklarını açıklamışlardır. Ruhçulara göre ksenoglosi fenomeni, gerek reenkarnasyonun gerekse bedensiz ruhlarla irtibatın gerçekliğinin en önemli kanıtlarından birini oluşturur.

Ksenoglosi tecrübelerinin ağırlıklı olarak ekonomik ve eğitim seviyesi bakımından toplumun alt kesimlerinde, belirli imkanlardan mahrum insanlar arasında yaygın olduğu şeklindeki eleştiri, yalnızca sosyo-ekonomik bir tespiti ifade etmektedir. Pek çok din ve gelenek önce fakir ve alt kesim tarafından benimsendikten sonra çeşitli zümrelere yayılmıştır. Fakat, bu durum bu din ve gelenekleri değersiz addetmeyi gerektirmez. Zira, psikolojik bir fenomen değerli veya değersiz olarak değil, olduğu gibi ele alınıp incelenir. Ksenoglosinin değerli bir dini tecrübe olup olmadığına dair yapılacak değerlendirmelerde, onun kişiye sağladığı psikolojik, sosyal ve manevi faydalara ya da zararlara bakmak gerekmektedir. Manevi açıdan ele alındığında, bunu tecrübe eden insanların Kutsal Ruh’un hediyesini almış oldukları, Allah'ın onlara iltifat ettiği, kurtuluşun önemli aşamalarından birini geçtiği düşüncesi onlar için oldukça haz verici bir durumdur. Bu mutluluğa tecrübe anındaki zevkin de eklenmesiyle ksenoglosi, kişinin daha dini bir yola girmesini, bununla birlikte pek çok dinde yer alan diğerkam, cömert ve iyi niyetli davranışları daha büyük bir şevkle yapmasını sağlamaktadır. Daha önemlisi bu tecrübeyi yaşamak zararlı alışkanlıklardan ve kötü davranışlardan kişiyi alıkoymaktadır. Psikolojik açıdan bakıldığında da bunu tecrübe edenlerin daha az nevrotik bozukluk yaşadıkları, duygusal boşalma nedeniyle daha rahat oldukları, anksiyetelerinin azaldığı anlaşılmaktadır.

Ksenoglosiye negatif yaklaşanlardan biri olan George Cutten 1927’de bu tecrübeyi yaşayanları yetersiz zihinsel kapasiteye sahip, şizofrenik ve histerik kimseler olarak değerlendirmiştir. Ona göre, ksenoglosikler, en iyi ihtimalle histerik nevrozlu en kötü ihtimalle şizofreni hastalarıdır. R. H. Wolcott, 1971 yılında ksenoglosiyle şizofrenik konuşmayı karşılaştırmış, aralarında farkın bulunmasıyla birlikte benzerliklerin de bulunduğunu belirtmiştir. William James, ksenoglosinin temelde manevi bir öneminin bulunmadığını, bu tecrübeyi yaşayan kişinin geniş bir bilinçaltı alanına ve bozulmuş bir sinir sistemine sahip olduğunu belirtir. Cutten, de James’e paralel bir düşüncededir. Ona göre bu tecrübeye sahip kişilerin dayanıksız yapıları vardır, duygusal olanlar başta olmak üzere bilinçaltı unsurları daima üstü örtülü şekilde yüzeye çıkma eğilimindedir.

“Konuşanın bilmediği dil”, bilinen bir dil mi yoksa yeryüzünde bilinmeyen bir dil mi karışıklığını ortadan kaldırmak için iki terim daha icat edilmiş gibi görünüyor: Kişinin aslında bilmediği (ama dünyada bilinen) bir yabancı dili konuşmaya başlaması olayına "ksenoglosi" deniyor.

"Heteroglossolalia" ise kişi bilinmeyen dili konuşurken dinleyenlerin söylenenleri kendi anadillerinde işitmeleri olayına verilen isim.

Ksenoglosi, zihnin bilinçdışının ve telkine açık oluşun sebep olduğu ekstazik, hipnotik bir haldir. Freud, karmaşık diller tecrübesini çocukluk dönemine ait bir reaksiyon olarak nitelendirir. Christie Murray da ksenoglosinin bilinçaltından kaynaklandığını düşünür. Ona göre dindar kimseler Kutsal Ruh’un onlara karmaşık diller tecrübesi yaşatmasının beklentisi içinde zamanlarını geçirirler. Kişi için bilinçaltında meydana gelmiş olan bir dille Allah'a övgüde bulunmak en az sıradan her zaman konuştuğu sıradan diliyle hitap etmek kadar değerlidir. Bu nedenle bilinçaltında bu şekilde dua etme isteği büyütülüp beslenir. Tecrübenin bilinçaltıyla ilgisini kabul eden Lombard bunun bulaşıcı olduğunu, zira grubun kişiye yapmış olduğu telkin ve liderlerin etkisinin bu tecrübenin meydana gelişini etkilediğini belirtmektedir.

Ülkemizde meydana gelen birkaç ilginç ksenoglosi olayı şöyledir: 1950’lerde İstanbul’daki bir şirketin muhasebeciliğini yapan Bosna göçmenlerinden Tahsin adlı kişi, geçirdiği bir rahatsızlık sırasında ksenoglosi tezahürleri göstermişti. Olayın ortaya çıkış şekli çok ilginçti. Konsültasyon sırasında doktorlar hasta anlamasın diye aralarında Fransızca tartışırlarken Tahsin evvelce hiç bilmediği halde Fransızca konuşmaya başlamıştı. Şaşkınlık içinde kalan doktorlar daha sonra Rusça, Arapça, Ermenice bilen meslektaşlarını çağırmışlar, Tahsin’in sanki ana diliymiş gibi bu dilleri de konuşabildiğini hayretle görmüşlerdi. Hastalığı geçtikten sonra uyanıkken Tahsin’in yeteneği kayboluyor, ama uykusunda sayıklarken yabancı dilleri konuşmayı hala sürdürüyordu.

1957 yılı başlarında İzmir’de meydana gelen diğer bir olayda, sinirsel rahatsızlık geçiren bir kişi tedavi görüp tamamen iyileştikten sonra Türkçe yerine ne kendisinin ne de aile üyelerinin hiç bilmedikleri bir dil olan Rumca konuşmaya başlamıştı. Olayın ilginç yanı, bu duruma bir çare bulması için getirilen hocayı reddetmiş, Hıristiyan olduğunu ileri sürerek bir papaz getirilmesini istemişti.

Birkaç yıl sonra 1961’de yine İzmir’de ilginç bir ksenoglosi olayı ortaya çıktı. Olayla ilgili gazete haberinde şöyle deniyordu: “Gülseren Eken adında bir genç kız, Türkçe’den başka hiçbir dil bilmediği halde geçirdiği bir şok sonunda altı yabancı dili konuşmaya başladı. Fransızca, İngilizce, Arapça, Boşnakça, İtalyanca ve Rumca konuşabiliyor.” İzmir’in Gürçeşme ilçesinde oturan Gülseren’le bu dillerle konuşan yabancılar hayretler içinde kalıyor, İngilizceyi tıpkı bir Amerikalı gibi, Fransızcayı Parisli bir bayan gibi konuştuğunu söylüyorlardı, hatta Türkçeyi yabancı şivesiyle ve zorlukla konuştuğuna tanık olmuşlardı. Gülseren, oturduğu evin sahibiyle Boşnakça, okutmak için götürdükleri hocayla Arapça, yabancı dil bilen gazetecilerle Rumca ve İtalyanca konuşurken söylenen her sözü anlamış, sanki ana dilini konuşuyormuş gibi sorulara rahatlıkla yanıt vermişti.

Ksenoglosi medyumluğunun ilginç bir örneğini ise 1961 yılında Manisalı Sermet Cambazoğlu’nda görüyoruz. Cambazoğlu trans halindeyken İngilizce, Almanca, Arapça ve Farsça konuşmakta, bu dillerde sorulan tüm soruları yanıtlamaktaydı. Fakat belirli bir düzeye kadar eğitim görmüş olan ve bir memur olarak hayatını kazanan Cambazoğlu hiç yabancı dil bilmiyordu. Celselerden sonra söz konusu yabancı dillerde aktardığı mesajları kayıt bandından dinlediğinde, trans halindeyken ağzından çıkan sözlerin tek bir kelimesini bile anlamıyordu.

Ksenoglosi tecrübeleri hakkında psikologlar arasındaki bir görüş birliğinden söz edilememektedir. Kimi, bu tecrübeleri psikopatolojik vakalar olarak değerlendirirken, kimi, aksine, bunları psikolojik açıdan sağlamlık göstergesi açıdan görmektedir. Tecrübeyi hazırlayan psikolojik ve sosyal şartlar, tecrübe anında sergilenen tavırlar, fizyolojik altyapı ve kişide bıraktığı etki göz önünde bulundurularak, ksenoglosi ya psikopatolojik bir olay, bir ruh hastalığı boyutuna indirgenmiş ya da toplumsal ve psikolojik faydaları sebebiyle yüceltmiştir.

Ksenoglosi, Uyurgezerlik ve Cinler

"Dabbe- Bir Cin Vakası" yönetmen Hasan Karacadağ'ın Ankara GATA Tıp Fakültesi'nde öğrenciyken inceledikleri uyurgezer vakası Ceyda T. ve ailesinin başından geçen gizemli öyküyü anlatıyor. Karacadağ'ın söylediğine göre farklı ülkelerdeki uyurgezerler üzerinde yapılan deneylerde hepsinin ortak olarak Hz. İsa'nın dili olarak da bilinen Aramice konuştukları tespit edilmiş… İşte Karacadağ yeni filminde bu konuyu sorguluyor:

"1994 yılında Ankara GATA Tıp Fakültesi'nde öğrenciydim. Arada sırada dersler gereği psikiyatri servisine giderdim. Henüz korku sinemasıyla ilgilenmiyordum. Psikiyatri servisinde farklı insanlar oluyordu. O dönemden "uyurgezerlik vakası" meselesi aklımda kalmıştı. Tartışmalar da yapmıştık vakayla ilgili. Uyurgezer vakalarla ilgili en enteresan detay ve bilimin durduğu nokta şudur: Hasta ayağa kalkar ama gözleri kapalıdır, buna rağmen dengesi bozulmaz. Gözleri görmediği halde her türlü hareketi yapabilir. Psikiyatri bu konuyu konuşmayı sevmez. Göz görmüyor o anda ama onun dışında vakaların hareket etmesini sağlayan bir organ var ve bunun ne olduğuna dair hiçbir açıklama yok. İnsan gözünün görme prensibi şöyledir, eğer bir ağaca baktığımda ışık bilgisi geliyorsa o bilgi retina ve arkaya düşen alıcılar sayesinde beyne gidip yorumlanır. Dolayısıyla gözleri tamamen kapalı ise görüntü olmaması lazım. Bizim filmimizde mantık dışında olan ama çözülmüş olaylar var bazı metotlar uygulanarak. Hastaları görüp konuştum, hocalarımızdan bir tanesi Ceyda T. denilen kişinin videosunu izletmişti. Evinde yürüyor, bahçeye çıkıyor, bilinmeyen bir dilde konuşuyordu. Ben o dilin ne olduğunu biliyorum. Nedir o dil? Eski Aramice konuşuyorlar, Hz. İsa'nın dili olarak da bilinir. "Uykuda ölüm sendromu" vardır psikiyatride; Vietnam'da başlamış öncellikle, bilinmeyen bir dil tespit edilmiş, ardından Afrika'da yapılan deneylerde de vakaların Aramice konuştukları anlaşılmış. Buradaki tuhaflık bahsi geçen coğrafyalarda bu lisanın hiç yaygın olmaması. Ceyda T. vakasını incelediğimizde de kendine zarar veriyor, görünmeyen bir varlıkla mücadele ederek kendini korumaya kalkıyor, gözü açık ama birini görüyor. "Gece terörü" denilen sendromda vakalar uykudan aniden fırlayarak, birisi ona saldırıyormuş gibi savunmaya geçerler. Aradan 18 yıl geçti, gerçek bir vakanın hikâyesini nasıl işleyebiliriz derken birkaç seansa katıldım Anadolu'da cin çıkarma ile ilgili."

Rüyada Yabancı Bir Dilde Konuşmak

Rüyada bilmediği dili konuşmak, sorunlardan arınmış olacağına, sevince, parasal külfeti bulunan tanımadığı birinden yakasını kurtarmaya, ticari kazancı yüksek iş gerçekleştireceğine, faydalı işler yapacağına, sevenleriyle birlikte yaşamaya, zahmetsiz kazanılan ziynete, vefakar eşe, şana erişileceğine, sağlıklı yaşamaya, bir kaç gün içinde öğrenilecek hayırlı havadise delalet eder. Bazen de hoşnutsuz duruma gelmeye, sorumluluktan ötürü rahatsız olunacağına, saklanan sırların meydana döküleceğine, zorluğa düşmeye, huzurunun bozulacağına delalet eder. Bazen de din alimleri şöyle derler: Kişinin gördüğü rüya yenilgiden sonra elde ettiği güce, uğraşarak hayalini kurduğu daha iyi kazanca, uzun bir bekleyişin sonunda ümit ettiği mala, yenilgiden sonra beklediği rahata yorulur.

Dinî Literatürde Ksenoglosi

İnsanların konuştuğu dillerden başka bir dil konuşma yetisi, Şamanlara ilişkin mitlerde de karşımıza çıkar. Şamanların, ruhların dilini konuştuğuna inanılır. Ruhlar, çoğu kere bir hayvan biçiminde görünürler. Şaman da bir hayvan-ruhtur. Ruhların veya hayvanların dili, Şamanların gizli dilidir. Hayvan ya da ruh, öbür dünyayla doğrudan bir bağlantının simgesidir. Hayvanların özellikle de kuşların dilini öğrenmek, doğanın gizlerini bilmek, dolayısıyla gelecekten haber vermek demektir. Hayvanlar ölülerin ruhlarının alıcıları ya da tanrıların tecellileri kabul edildiğinden, onların dilini öğrenmek gökle haberleşmektir. Şamanın bir hayvan-ruha dönüşmesi, insanla hayvanlar arasındaki kopmanın henüz gerçekleşmediği mitsel zamanı yeniden kurması anlamına gelir. Şamanın, vecde geldiğinde, bütün doğanın dilini anladığı kabul edilir. Birçok gelenekte hayvanlarla dostluk ve onların diline aşinalık cennet kavramına bağlıdır. Başlangıçta insan hayvanlarla barış içinde yaşıyor ve dillerini anlıyordu. Ancak Kitabı Mukaddes geleneğindeki ilk günah olayına benzer bir “ilk felaket” sonucunda, insan bugün bulunduğu duruma düşmüştür. Ölümlü, iki cinsiyetli, beslenmek için çalışmaya mecbur ve doğanın diline yabancıdır. Esrik şaman, bu insanlık durumunu ortadan kaldırıp geçici de olsa başlangıçtaki durumuna geri dönmektedir.

İslamiyet'in kutsal kitabı Kurân’da çeşitli kavramlara ve varlıklara işaret eden semboller olarak kuşların geçtiği birçok ayet bulunur.

Bunlarla birlikte, “Süleyman, Dâvûd’a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili (mantıku’t-tayr) öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.” (Neml Suresi: 27/16) mealindeki ayette Süleyman peygamber kuşların dilini bilen kişi olarak bildirilir.

Kişinin daha önce bilmediği bir dilde konuşması, Hıristiyanlığa göre Kutsal Ruh'un armağanlarından biridir. Bu armağana "Bilinmeyen Diller Armağanı" adı verilir. Kutsal Ruh'un esiniyle yapılan akıcı konuşmalar, bu armağanın belirtileridir.

"Dillerde konuşmak" ya da "Ruh'a dua etmek", bir Hıristiyan'ın içindeki Ruh'un kendi sözlerini biçimlendirmesine izin vermesiyle gerçekleşir. Karından konuşmayla (vantrilogluk) herhangi bir ilgisi yoktur. Kişi, Kutsal Ruh'la işbirliği halindedir:

Hıristiyanlar, bilinmeyen dillerde konuşmanın "Ruh'la dolma"nın mutlak bir belirtisi olduğuna inanmazlar. İsteyen herkesin dilleri alabileceğine inanmalarına karşın Ruh'la dolu olan herkes, bu ruhsal armağana sahip olmayabilir.

"İmanlıların hepsi Kutsal Ruh'la doldular. Ruh'un onları konuşturduğu yabancı dillerle konuşmaya başladılar."

Hıristiyan inancına göre bu yabancı diller, bir toplulukta kullanıldığında oradakiler tarafından işitilir. Ana dilleri olarak bu dili kullananlar tarafından çeviri olmaksızın anlaşılır: "Nasıl oluyor da her birimiz kendi ana dilimizi işitiyoruz?"

Diğerleri içinse Kutsal Ruh tarafından çevrilir. Dilleri kişisel olarak kullanan birçok kişi, topluluk içinde kullanmamıştır. Topluluk içinde kullanmak için özel bir meshediş gerekir.

İlk "dillerle konuşma olayı", Habercilerin İsleri 2:1-4 da kayıt edildiği gibi Pentakost Gününde olmuştur. Havariler gidip Mujdeyi kalabalık topluluklarla kendi dillerinde paylaşmaktaydılar: "Her birimiz Allah'ın büyük işlerinin kendi dilimizde konuşulduğunu işitiyoruz." ( Haber. Işl. 2:11 ). Yunanca "diller" kelimesinin tam çevirisi "konuşulan diller"dir. Öyleyse bir başka dille konuşma hediyesi kişinin bilmediği bir dili İsa'yı anlatabilmesi için dinleyenin bildiği dilde konuşmasıdır. 1Korintler 12-14 bölümlerinde Pavlus mucizevi hediyelerden bahseder ve şöyle der: "Şimdi kardeşlerim, yanınıza gelip dillerle konuşsam, ama size bir vahiy, bir bilgi, bir peygamberlik sözü ya da bir öğreti getirmesem, size ne yararım olur?" ( 1 Korintler 14:6 ).

Hıristiyanlara göre "bilinmeyen dillerde konuşma", konuşan kişi tarafından anlaşılmayıp imansız bir kişi tarafından anlaşıldığında, Allah'ın Egemenliği'nin bir belirtisi olarak işlev görür. Toplulukta kullanıldığında ise kilisenin bir beden olarak işlev görmesini sağlar. Ancak ister toplulukta olsun ister kişisel olarak kullanılsın, dillerin asıl amacı eğitimdir. Onlar, bu dillerin her zaman Allah'a yönelik olduğuna çevirinin de O'na yönelik övgü ya da dua içerdiğine inanırlar.

Sonuç olarak ksenoglosi, gerek manevi, gerek psikolojik gerekse toplumsal açıdan sonuçları olumlu olan bir dini tecrübe olarak görünmektedir. Dini tecrübelerin gerçeğe dayanıp dayanmadıkları, başka bir deyişle, Allah katında gerçek olup olmadıkları, her zaman tartışılabilecek bir durumdur. Bugün bazı Hıristiyan mezhepleri, ksenoglosiyi sapkın bir tecrübe olarak değerlendirip reddederken, bir Müslüman için de Hıristiyanlık bugünkü haliyle tamamen batıl görülebilir. Aynı şekilde İslam da Hıristiyanlar için bu şekilde değerlendirilebilir. Bu tartışma ağırlıklı olarak Teoloji ve Felsefesinin sahasına girmektedir. Din psikolojisi açısından bakıldığında ise ksenoglosi, araştırmaya değer bir dini tecrübedir.

ALINTI
 
  • Beğen
Tepkiler: X
Üst Alt