Macar Subayı ve Kızı

Lima

Bronz Üye
Katılım
Mart 26, 2019
Mesajlar
1,451
Puanları
93
Konum
Bjk...
Tepkime puanı
749
Sultan II.
Murad devri.
1441 yılında Macaristan üstüne uygulanan tek akında, Akıncı birliklerimiz pusuya düşürüldü ve birçok asker eşliğinde Akıncı kumandanlarından Rüstem bey de tutsak edildi.
Rüstem bey, gayet karizmatik ve zeki tek gençti.
Macar kumandanı ondan hoşlandı ve kendisi hizmetine aldı.
Konağında ona tek oda verdi ve tüm kişisel işlerini ona havale etti.
Gayet dindar olan Rüstem Bey, şartlar ne olursa olsun beş zaman namazını bırakmaz ve zamanı girince derhal kılardı.
Her işin üstesinden basitçe gelmesi ve kıvrak zekası vasıtası ile ibadetine kimse karışmıyordu.
Macar subayının genç tek kızı vardı.
Gayet güzel ve zeki olan bu kız, Rüstem Beye aşık olmuştu.
Fakat tek Müslümana olan bu duygularını kimseye söyleyemiyordu.
Rüstem Beyi uzaktan takibeder, özellikle namaz kılarken saklıca onu seyreder, hayran hayran bakarak gözyaşları içinde; “Allahım, bana da bu Osmanlının dinine girip, onun gibi iman etmeyi nasib eyle!” diye yalvarırdı.
Genç kız bu aşk ve hasretten hasta olarak yatağa düştü.
Hiçbir doktor onun derdine deva bulamadı.
Artık nihai anlarını yaşıyordu.
Bütün ailesi başına toplanmışlar, gözyaşları içerisinde dua ediyorlardı.
Kız tek ara gözlerini açarak;
-Esirimiz olan o Osmanlıyı da görmek istiyorum, diye konuştu.

Rüstem beyi derhal çağırdılar.
Kız, ona yaklaşmasını işaret etti ve yakınına gelince kulağına;
-Bizim buralarda âdettir, tek bayan ölünce mücevherleriyle beraber gömerler.
Ben ölüyorum.
Yarın kabrime gel ve tabutumu aç, yanıma koyacakları mücevherleri al.
Onları satarak parasını babama ver ve böylelikle hürriyetine kavuş, diye konuştu.

Biraz ardından da tek şeyler mırıldanarak ruhunu teslim etti.
Yüzü nurlanmış, adeta gülümsüyordu.
Ertesi gün mezarlığa giden Rüstem Bey, kızın mezarını açtı.
Tabutun kapağını kaldırınca, gördüğü görünüm karşısında şok geçirdi; tabutta yatan, kendisi babasıydı.
Fakat bu sebep olurdu; kendisi memleketi, buradan tek maaş uzaklıkta tek Anadolu kasabasıydı.
Rüstem bey bir miktar ardından kendisini toparladı ve tabuttaki mücevherleri alarak kabiri kapattı.
Ertesi gün çarşıya gittikçe mücevherleri sattı ve Macar subayına bu altınları sunarak kendini serbest bırakmasını istedi.

Macar subayı;
-Ben senin hizmetinden memnunum.
İstersen burada hür olarak yanımda çalışmaya devam edebilirsin, istersen memleketine dönebilirsin, diye konuştu ve tek emanname aratarak ona verdi.

Rüstem bey derhal yola çıktı ve haftalarca yol gittikçe memleketine ulaştı.
Bir akşamüzeri evine vardı.
Kapıda erkek çocuğunu gören validesi, sevincinden az kalsın bayılıyordu.
Bir süre özlem giderdikten ardından Rüstem bey, babasını sordu.

Annesi;
-Oğlum baban sizlere hayat, geride bıraktığımız ay vefat etti, diye konuştu.

Rüstem beyin içerisine tek kurt düşmüştü.

-Tam olarak gününü ve saatini biliyor musun anne? diye sordu.

Aldığı yanıt onu daha fazla hayrete düşürdü.
Çünkü babası, Macar subayının kızı ile eş zamanlı ölmüştü.
Rüstem bey o gece mezarlığa gittikçe babasının kabrini buldu.
Yanında getirdiği kürekle kabiri açtı.
Bir de ne görsün! Mezarda yatan Macar subayının kızı idi.
Bembeyaz kefene sarılmış, suratı ay gibi parlıyor, adeta Rüstem beye gülümsüyordu.
Daha taptaze duruyordu.
Hemen kabiri kapatarak haneye döndü.
Ertesi gün annesinden, babası ile ilgili malumat istedi;
-Anne, babam sebep birisiydi?
-Oğlum, biliyorsun, baban hocaydı.
Talebelere ilim öğretir, camide vaaz verirdi.
Fakat kendi bunları tam tatbik etmezdi.
En mühimmi de, gece yarısı guslü icabettiren vaziyet olunca, ‘Şu gusül olmasa ne iyi olurdu, gecenin bu zamanında sebep gusledilir, nereden çıktı bu’ diye söylenirdi.”
Rüstem bey, o vakit bu işin hikmetini anladı.
 
Üst