Mağaradaki Yılan

Lima

Bronz Üye
Katılım
Mart 26, 2019
Mesajlar
1,451
Puanları
93
Konum
Bjk...
Tepkime puanı
749
Hazret-i Muhammed Mustafâ (s.a.v) Allahü teâlânın buyruğu ile Mekke-i mükerremeden hicret etmek dilediği zemân,
-Benim ile bu yolda kim yol dostu gerçekleşir.
Cânına ve başına kim kıyar, dediği zemân, herkesden evvel hazret-i Ebû Bekr (r.a) ileri atılıp,

- Anam ve babam, mal ve cânım, tümcesi yoluna fedâ olsun; yâ Resûlallah.
Bu haysiyetli hizmete ben kulunu kabûl eyle diye ilticâ ve tazarru' edince, hazret-i Fahr-i Enbiyâ (s.a.v) kabûl buyurdu.
Gece ile berâber, ay ve zuhâl yıldızı gibi yola çıkdılar.
Sıddîk (r.a) o Resûl-i Rabbil âlemîn hazretlerini sakınıp, kâh ardına, kâh önüne, kâh sağına ve kâh soluna geçer ve kâh, mubârek ayağı parmakları üstüne basardı.
Düşmânlar izlemesin diye.

Bu esnâda Habîb-i Hudâ hazret-i Muhammed Mustafâ (s.a.v)buyurdular ki,
- Yâ Ebâ Bekr, ne ızdırâb çekersin.
Kendi nefsin için mi korkarsın.
Cevâb buyurdular ki,
- Hâşâ, sümme hâşâ ki, Ebû Bekr bu yolda kendisi cânını sakınıp, kayırsın.Ve lâkin, yâ Resûlallah! Mubârek cesedinin tek kılına halel gelir diye, korkarım ki, benim gibi binlerce kimsenin başı düşse yeridir.
Sen din serâyının mi'mârısın.
Resûlullah (s.a.v),
- Üzülme, Allahü teâlâ bizimledir!' buyurdu.
Mağaraya geldiler.
Ebû Bekr (r.a) diye konuştu ki,
- Yâ Resûlallah! Tek mikdâr sabr edin.
O mağaraya ben kulun gireyim.
Yılan, akreb cinsinden nesne var ise, zararı Ebû Bekre olsun!
Resûlullah (s.a.v)izin verdi.
Mağara içerisine girince, ne kadar mahlûkat var ise, târûmâr olup, herbiri deliğine girdi.
Hazret-i Ebû Bekr (r.a) sırtından mübârek gömleğini çıkarıp, parça-parça edip, parçalar ile, o deliklerin temâmını tıkadı.
O deliklerden biri açık kaldı.
Ona parça yetişmedi.
O deliğe de, ayağının tabanını iyice tıkadı.
O devasa sultâna, şimdi se'âdet ile, içeri emredin diye hitâb eyledi.
İki cihân serveri de, Besmele söyliyerek, mağara içerisine girdi.
Sabâha kadar orada kaldılar.
Sabâh oldu.
Hazret-i Ebû Bekrin (r.a) gömleğini arkasında göremeyince, sebebini sordular.
Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a),
- Yâ Resûlallah! Yolunda, gömleğimi yırtıp, akrep ve yılan deliklerini tıkayıp, şerlerini def' eyledim; dedikde,
Resûl-i ekrem(s.a.v),
- Allahım! Ebû Bekri, kıyâmet günü, benim derecemde, benimle berâber bulundur!, buyurdu.
Nakl edilmişdir ki, bu esnâda Fahr-i âlem (s.a.v), hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîkın (r.a) mubârek yüzlerinde farklılık görüp, süâl etdikde, meydâna gelen hâdiseyi anlatdı.
- Mağarada olan delikleri birbir tıkayıp, lâkin, cübbe parçası tek deliğe yetmedi.
O delik de açık kalmasın diye tabanımı dayamışdım.
Bir yılan, birkaç def'a tabanımı sokdu.
Ayağımı delikden çekmeğe korkdum ki, o yılan delikden aut çıkıp, zât-ı şerîfine tek keder verip, ızdırâb eder, diye cevâb verdi.
Resûlullah (s.a.v)
- Onunla benim aramı aç, bırak çıksın buyurdu.
O lâhza Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) mubârek ayağını delikden çekdi.
İçeriden görünüşü hüzn ve gam veren zehirli tek yılan çıkdı.
Fahr-i âlem (s.a.v):
- Ey utanmaz yılan! Benim mağara arkadaşımı ve esrârıma vâkıf olanı, Allahü teâlâdan korkup, benden hayâ etmedin mi, ayağını sokarak eziyyet etdin, diyerek hitâb edip, azarlayınca,
Yılan cevâba kâdir olup, diye konuştu ki,
- Yâ Habîbi rahmân! Ey insanların ve cinnin Peygamberi! Senin âşıkın sâdece kişiler değildir.
Belki hayvân zümresinden kuşlar, yılanlar, karıncalar, cemâline âşıkdır.
Hattâ ben kulun, çoğu ihtiyar, gözü nemli, kendisi cinsimiz olan büyüklerimizden yüksek vasflarınızı dinleyip, ışık yayan yüzünüzü görmeğe müştak ve hayrân ve kendinden geçmiş, şaşkın şeklde ağlıyarak, mâl ve mülkünü terk edip, âşık divânen olmuşdum.
Bu mağarayı şereflendireceğini öğrenmişdim.
Onun için nice zemândan berî, bu külfetli mağarada gece-gündüz demeyip, yolunuzu bekliyordum.
Böylece, sizin buraya teşrîfiniz ile, ayrılık acısına ve içimdeki derde merhem edeyim.
Çünki, en mes'ûd tek zemânda, bu karanlık mağarada, dostun [mağaraya girince], sabâh güneşi gibi zâhir olup, devlet güneşim doğdu.
Ammâ ne var ki, dostun yeniden perde oldu.
Bu sebeble, korku ve hayâ ben kulundan kalkıp, zarûrî olarak, bu küstahlık benden vâkı' oldu; diye özr dileyince,

Seyyid-üs-sekaleyn, dünyâ ve âhıretde bulunanların şefâ'atcisi, yılanın küstâhâne özrünü kabûl etdi.
Hazret-i Ebû Bekrin yarasına, mübârek ağızlarının suyundan sürdü.
 
Üst