Şarap tarihi ve Kültürü

Alper

Bronz Üye
Katılım
Nisan 4, 2019
Mesajlar
3,507
Puanları
93
Konum
Karşıyaka
Tepkime puanı
4,615
Antik Çağda Anadolu’da Bağcılık ve Şarap
Anadolu’da kazılar esnasında Neolitik yerleşmelerin yanlızca ikisinde yabani üzüm çekirdekleri belirleme edilmiştir.
Bunlardan biri Nevali Çori (İ.Ö.8400-8200) (Şanlıurfa-Hilvan ilçesi), öteki ise Canhasan III (Karaman-Canhasan köyü) iskanıdır.
Bu dönemde asmanın kültüre alınmış olduğunu gösteren tek delil yoktur.
Ayrıca Anadolu Neolitiği’nin hudutlu sayıdaki kap formları tek şarap kültürünün varlığını işaret etmesi itibariyle da defa kafi değildir.
Neolitik devresinin sonrasında gelen ve Kalkolitik olarak isimlendirilen dönemde (İ.Ö.4800-3000) iskan görmüş höyük kazılarında (Korucutepe-Elazığ-Aşağı İçme köyü; Kurbanhöyük-Şanlıurfa-Cümcüme köyü; Oylumhöyük-Kilis-Oylum köyü) ele geride bıraktığımız üzüm çekirdeklerinin fazlalığı yabani asma ürünü olmalarına rağmen, Hassekhöyük’de (Şanlıurfa-Siverek-Yukarı Tillakin köyü) asmanın kültüre alındığını gösteren üzüm çekirdekleri yer almıştır.
Kalkolitik devre kültürü farklı kap formlarının bilhassa kadeh türü kapların meydana çıkmaya başladığı tek dönemdir ve bağcılığın ve şarap imalatının Anadolu’ya bu dönemde yayılmış olduğunu ileri sürmek olasıdır.
İ.Ö.3.binin ikinci yarısına tarihlenen Orta Anadolu’da Hatti kültürüne ilişkin Alacahöyük kral mezarlarında ölü hediyesi olarak ele geride bıraktığımız altından kadehler ve gaga ağızlı testiler bu dönemde Anadolu’da şarabın bilhassa yönetici sınıflar arasında sıklıkla kullanıldığını göstermiştir.


Hititlerde Bağcılık ve Şarap (İ.Ö.2000-800)

Anadolu’da metnin tüketimi eşliğinde bağcılık, en azından tahminen 1500 senesi geride bırakmış ve yetişkinleşmiş tek imalat etkinliği olarak karşımıza çıkar.
İ.Ö.2000 seneleri seviyesinde Kuzey Mezopotamya’dan gelen Asurlu tüccarlar aracılığı ile Anadolu’da kullanılmaya başlanan çivi yazılı ticari belgelerde, borç vadesi şeklinde de olsa, ilk defa bağ bozumundan soz edilir.
Kayseri yakınlarındaki Kültepe’de (Kaniş) Sömürge Çağı’na (İ.Ö.2000-1750) ilişkin silindir mühür baskıları üstünde tanrılara şarap sunma sahneleri (libasyon) sık görülür.
Hitit yasalarında “bağ”, “asma çubuğu” ve “şarap” konusunda hükümler ve bağlara verilen zararların tanzimi konusunda maddeler yer alır.
Çivi yazılı belgeler yanlızca devlete ya da tapınaklara ilişkin değil, bu arada şahıslara ilişkin bağların zenginliği konusunda ipuçları vermektedir.
Hitit dini bayramları arasında bulunan bağ bozumu bayramı bağcılığa verilen önemin işareti olarak değerlendirilebilir.
Hitit çivi yazılı metinlerinde üzüm, asma ve şarap için aynısı sözcük (Sümerce ideogram Gestin, Hititçe okunuşu wiyana) kullanılmakta ve şarabın muhtelif türlerinden (yeni, taze şarap; külüstür, yıllanmış şarap; ekşi şarap; tatlı şarap; iyi şarap; temiz, saf şarap; kırmızı şarap v.b) soz edilmektedir.
Hitit resmi yazışmalarında bağlarla alakalı uyarılar yer almaktadır.
Örneğin tek Hitit kralının tek şehrin valisine gönderdiği tek mektupta üzümlerin zamanında kesilmeleri ve gecikme hasebiyle zarar görmemeleri istenmekte, başka tek mektupta ise üzümlerin kesilecek olgunluğa ulaştıkları ve başkentten bağ bozumu için kişiler gönderilmesi istenmektedir.
Hitit imparatorluk devresi belgelerinde Anadolu’da Wiyanawanda (şarap kenti) ismini taşıyan tek kentten soz edilmektedir.
Bu şehir, classic çağlarda Oinoanda (Oinos külüstür Hellence şarap demektir) olarak tanıdığımız Lykia şehiri olması gereklidir.
Hitit İmparatorluğu tahminen İ.Ö.1200’lü senelerde yıkılınca Hititler Orta Anadolu’nun aşağı bölümleri ile Güney ve Güneydoğu Anadolu’da beylikler durumunda varlıklarını tahminen İ.Ö.7.
yüzyıla kadar sürdürdüler ve lüzum kültürel lüzum tarımsal birikimlerini etraftaki modern kültürlere aktarmayı başardılar.
İşte bu ufak krallıklardan birine ilişkin topraklarda tespit edilen İvriz’deki kaya kabartmasının üstünde, ellerinde üzüm salkımları ve başak demetleri tutan ve kemerinde mukaddes orak taşıyan tek bereket tanrısı kimliğindeki fırtına tanrısı Tarkhun/Sanda ile karşısındaki Tuwana Beyi Warpalawas (İ.Ö.8.yüzyıl) tasvir edilmiştir.
“ben küçük bir çocukken buraya asma fidanları dikmiştim, tanrı onları korudu, onlar şimdi üzüm veriyorlar”
açıklamasını içerdiği anlaşılmaktadır.

Adana Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Maraş’ta bulunmuş bir mezar kabartması üzerinde kollarını diğerinin omuzlarına atmış bir karı koca tasvirinde de görüldüğü gibi elinde üzüm salkımı taşıyan erkek bir şarap tüccarı olmalıdır. Eşinin taşıdığı ziynet eşyaları şarap tüccarının zenginliğinin bir belirtisi sayılabilir.


Klasik Çağda Anadolu’da Bağcılık ve Şarap
İonia’ya uygulanan şarap konusunda ilk gönderme ozan Homeros’a (İ.Ö.8.yüzyıl) aittir.
Ozan, İliada destanında “Pramnios” (veya Pramnos) isimli tek şaraptan soz eder; ikinci destanı Odysseia’da ise büyücü Kirke’nin Odysseus ve arkadaşlarını Pramnios şarabı ile sarhoş edip alıkoyduğunu anlatır.
Pramnios’dan sonraki yüzyıllarda Aristophanes, Athenaeus ve ihtiyar Plinius gibi yazarlar da övgü ile soz ederler.
Smyrna (İzmir): Aiolis ile İonia arasında hudut meydana getiren Smyrna konusunda ilk referanslar içerisinde Homeros’un sözünü ettiği Pramnios şarabı en başında bulunur.
Homeros Pramnios şarabının üretildiği yeri belirtmezken, 8 surat sene ardından Ihtiyar Plinius henüz net konuşur.
Homeros’un da içerisinde yer aldığı destanlar çağında Pramnios şarabının sek içilmediğini, peynir, un ve bal ile karıştırıldığı anlatılmaktadır.
Anlatılanlara göre ne tatlı, ne de koyudur; buruk, tok ve kuvvetlidir.
Strabon ise Ihtiyar Plinius’dan evvel Smyrna şarabını lüzum zevk lüzum tıbbi kullanımlar itibariyle kıymetli şaraplar arasında sayar.
Romalı tarım yazarı Marcus Terentius Varro (İ.Ö.116-27) Smyrna’da deniz kıyısında yetişen asmaların senede iki sefer ürün verildiğini yazarken, Ihtiyar Plinius’a göre senede üç sefer ürün alınır.
Klazomenai : Klazomenai’nin (Urla İskelesi) şarabı konusunda yazılı kaynaklar Roma döneminde (İ.S.1.ve 2.yüzyıllar) görünür.


Hekim Dioskorides “De materia medica” isimli eserinde



“Klazomenai ve Kos (İstanköy) şarapları ise, içlerinde defa miktarda deniz suyu bulundurdukları için hazmı basit, soluk açıcı fakat mide için tahripkâr ve sinirler için zararlıdır” diye yazar.
Yaşlı Plinius ise aynısı hususta “Bugün Klazomenai şarabı, daha düşük deniz suyu katılmaya başladığından ardından seçenek edilmektedir”
ekleme yapar.

Erythrai (Çeşme-Ildırı): Antik devresinin yemek ve alkol eksperi Athenaeus “Deipnosophistai” isimli yapıtında Erythrai şarabının “yumuşak ve kokusuz” olduğunu belirtirken, burada “üzüm salkımlarının dolgun ve bereketli büyüdüğünü” işaret eder.
Strabon’un verilen istihparata göre “Mimas’da yaşam sürdüren Erythraililer arasında [Herakles] “İpoktonos” [böcekkıran] olarak kutsanır, zira o İps tecrübe et bağ kurdunun kökünü kurutmuştur, derler ki yaratığın olmadığı pek arazi Erythraililerinkidir”.
Teos (Seferihisar-Sığacık): Bağcılığı ve şarabı ile ilgili malumat veren şu zamana kadar ulaşmış tek antik kaynak olmamasına rağmen Hellenistik dönemde inşa edilmiş tek Dionysos Tapınağı’na sahip olması ve sikkelerinde görülen üzüm salkımı tasvirleri Teos’un, kazanın bağcılığına ve şarap üretimine katkısının küçümsenmemesi gerekliliğini göstermiştir (Resim 9).
Dionysos Teos’da “Setaneios” takma ismi ile de anılmıştır.
Bu, çoğunlukla toprak ürünleri için “bu seneye ait” (primeur) manasında tek sözcüktür.
Dionysos Teos’da taze şarabın tanrısı olarak hürmet görmüş olması gereklidir.
Metropolis (Torbalı): Metropolis şehiri Strabon doğrulusunda iyi ve kalifiye şarap yapan antik şehirler arasında sayılır.
Ephesos (Selçuk): Şarabının niteliği konusunda 3 antik yazardan 3 değişik malumat almaktayız.
Hekim Dioskorides Ephesos yakınlarındaki bağlardan elde ettikleri ve Phygelites (Phygela Şarabı) olarak isimlendirilen tek tür şaraptan soz eder.
Bu şarap hafifti ve mideye iyi gelmekteydi.
Athenaeus ise Ephesos’a yakın tek köy olan Latoreia’da kazanın en kalifiye şarabının elde edildiğini bildirir.
Yaşlı Plinius ise bu verilere rağmen Ephesos şarabının, deniz suyu katıldığı için mideye zararı dokunabilecek olduğunu ve kaynatarak içilmesi gerekliliğini yazar.




Anadolu’da Bağcılık ve Şarabın Kısa Tarihi


Anadolu, bağcılık ve şarap sanatının doğum adına defa yakındır ve bu sanatın büyüdüğü en yakın beşiklerden birisidir.
Arkeolojik ve kalıtsal delillerin da gösterdiği gibi birden fazla yabani asma çeşidinden birisi, belki de en uyumlusu vitis silvestris kendisini insanoğluna Kafkas Dağlarının güneyinde, Karadeniz ile Hazar Denizi arasındaki düzlüklerde ve alçak tepelerin yamaçlarında teslim etmiş olması gereklidir.
Bağ ve şaraba ait başlangıç efsaneleri, mukaddes kitaplardaki öyküler ve onları destekleyen arkeolojik bilgiler bu coğrafyada yoğunlaşır.
Gürcistan ve Ermenistan, Van Gölü etrafı, Iğdır, Azerbaycan, Batı İran ve Zagros Dağlarını içerisine alan tek nesil içerisinde insanoğlu yerleşik yaşama geçişinden defa evvel tatlı meyvesinin ve şırasının peşinde bulunduğu vitis silvestris’i vitis vinifera’ya dönüştürecek sabrı ve zekâyı göstermektedir.
Araştırmacılar vitis silvestris’in iki alt cinsini saptadılar: vitis vinifera silvestris ve vitis vinifera var.sativa.
Paleobotanikçiler bilhassa Bereketli Hilal (Zagros, Doğu Toroslar, Amanos ve Lübnan dağlarının meydaan getirdiği hilal formlu coğrafyanın adı) ismi verilen bölgedeki Neolitik iskanlarda uygulanan arkeolojik kazılarda ele geride bıraktığımız üzüm çekirdeklerini araştırarak ilk kültür asmasının ne vakit meydana çıktığını saptamayı hedeflediler.
Yaklaşık günümüzden dokuz bin sene evvel yaşamış, Lübnan, Suriye, Türkiye, İsrail ve Yunanistan’daki Neolitik iskanlarda uygulanan kazılarda defa miktarda üzüm çekirdeği, kömürleşmiş meyve ve salkım kalıntıları gün ışığına çıkarıldı.
Bunlar, formları ve boyutlarından hareketle yabani üzüm çekirdeği olarak tespit edildiler.
Aslında yabani üzüm ile kültür üzümü çekirdeklerini birbirinden ayırmak her vakit basit olmamakta; geniş tek çekirdek koleksiyonunun dikkatli gözlemlenmesi ile farkı belirlemek olası olmaktadır.
Kazılarda elde ettikleri birden fazla üzüm çekirdeği, Erken Bronz Çağı’ndan Geç Bronz Çağı’na, başka bir deyişle günümüzden 5000-3100 senelerine kadar yabani üzümden kültüre alınmış çeşitlere doğru tek değişimi göstermiştir.
Vitis vinifera var.
sativa olarak ölçülen en külüstür kültür üzümü çekirdekleri ise Gürcistan’da yer almıştır.
Yaklaşık günümüzden 7 bin sene önceye tarihlenen yerleşme katmanlarında ele geride bıraktığımız bu çekirdekler, bu zamanlarda Kafkasların güneyindeki alanda asma yetiştirildiğini göstermiştir.
Bu tarihten ardından asma kültürü Lübnan, Suriye, Filistin, Anadolu ve Yunanistan’a yayılmış olması gereklidir.

Bağ, Asma, Şarap ve Kutsallık
Bağ, Asma, Şarap ve Kutsallık İlkel insan kendisi varlığının bilincine vardığında günlük hayatında karşı karşıya kaldığı en ehemmiyetli meselesi doğum, hayat ve ölüm oldu.
İnsan olsun, hayvan ya da nebat olsun, doğuyorlar, büyüyorlar ve ölüyorlardı; canlıların kimileri yine dünyaya gelmiyorlar kimileri ise her sene yine diriliyorlardı.
Doğada insanoğlunun gözü önünde her sene yine dirilenlerin en ilginci asma olmalıydı.
Sonbaharda meyvesini verdikten ardından yapraklarını döküyor, çırçıplak tek çalı durumuna geliyor, ilkbaharda yaprakları ve çiçekleriyle yine doğuyor, hazana doğru dolgun salkımlı meyvelerini sağlıyor, ardından yine ölüyordu.
Sırrı neydi ve bunda tek kutsallık yok muydu?
Ya meyvesinin suyuna ne demeli? Tek kaba konduğunda durduğu gibi durmuyor, hareketleniyor, köpürüyor, rengini değiştiriyor, kabarcık çıkarıyor, içersen seni de değiştiriyor ve geçici de olsa farklı tek insan yapıyordu! Sırrı neydi ve bu sıvıda tek kutsallık yok muydu?
Şarap (kutsal sıvı) üzümden, üzüm asmadan (kutsal bitki) çıkıyordu, mukaddes asma ise topraktan, o vakit her şeyin yaratıcısı “Toprak Ana” idi ve bütün verimlilik ve bereket ona aitti.
Bu savunucu insanüstü varlık Anadolu’da Kybele ya da Magna Mater, Yunanistan’da Gaia, Mezopotamya’daki Sümer’de Ga-Tum-Dug, Asur-Babil’de Geshtin-Dug oluyordu.
Ünlü Sümer destanı Gılgamış’da şarabın yumuşatıcı ve uygarlaştırıcı tesiri vurgulanır.
Gılgamış’ın yoldaşı vahşi Enkudi’yi yola getiren unsurlardan biri bayan, öteki de şaraptır.
Destanda tanrıça Siduri “asmanın hanımı ve şarap yapan” olarak adlandırılır.
Homeros’un destanlarını yazdığı çağda (İ.Ö.8.yüzyıl) Helenlerin ana vatanı Yunanistan’da ve ardından göç ettikleri Batı Anadolu kıyılarında (İonia ve Aiolis) bağcılık ve şarap imalatının uzun tek geçmişi bulunmaktaydı.
İliada ve Odysseia destanlarının çoğu yerinde bağcılık ve şarap günlük yaşamın içerisinde çoğu yerde geçerken şarap ve bağ tanrısı Dionysos’dan nadiren olarak soz edilmesi ilginçtir.
Hellen dininin temellerini atan Homeros ve Hesiodos gibi öncülerin adetlerini külüstür ananelere ve aristokrat tek toplumun beğenisine makul olarak belirledikleri 12 Olympos tanrısının arasına giremediği görülen Dionysos’un bu listeyi fakat İ.Ö.6.yüzyılın başlarından ardından zorladığı görülür.
Dionysos, Helen toplumunun başlangıçlarında tarım yapmış kaba saba köylülerin tanrısı olarak dünyaya gelmiş olması gereklidir.
Aristokratların dışında, bu kalabalık halk kitlesini iktidar mücadeleninde yanına çekmek isteyen Atinalı Tiran Peisistratos döneminde (İ.Ö.546-527) devlet doğrulusunda kabul gören tanrılar arasına alınmış gibi görünmektedir.
Gerçekten de Atina’da Devasa Dionysia bayramları bu dönemde kutlanmaya başlanmıştır.
Attika çiçeklik fotoğraf sanatında ilk Dionysos figürü İ.Ö.570 senesine tarihli François Vazosu üstünde görmekteyiz ve yetişkinleşmiş ikonografisi eşliğinde İ.Ö.540-520 senelerinden ardından çoğalmaktadır.
Edebiyat bölümünde ise Dionysos ve törenlerine ilişkin en kapsamı geniş yapıt Euripides’in İ.Ö.408/7 seneninde yazdığı Bakkhai (Bakkhalar) isimli tragedyasıdır.
Bu yapıtta ilâh, etrafındaki Satirler (teke gövdeli adamlar), Silenos, Pan, Kentavroslar (at gövdeli adamlar), Nymfeler (kır ve su perileri), Menadlar (Dionysos’un deli rahibeleri) ve Priapos eşliğinde yanlızca sıradan tek bağ ve şarap tanrısı olarak değil, hayatın ve yine dirilişin, muayene edilemeyen insani ve hayvani bütün duyguların, hasılı birçok tabiatın tanrısı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dionysos’un Yunanistan’da kır orijinli tek ilâh olması ve üst sınıfların onu basitçe kabul etmemesi mitoslarına da yansımıştır.
Yaygın söylenceye göre Dionysos Zeus ile Thebai kralı Kadmos’un kızı Semele’nin oğludur.
Efsaneye göre Semele Hera’nın kışkırtmasıyla Zeus’un tanrılığından kuşku ederek ilâh olarak görünmesi için ısrar eder.
Semele’nin ısrarlarına dayanamayan Zeus gök gürültüleri ve yıldırımlar arasında görününce gebe olan Semele çarpılarak can verir.
Zeus Semele’nin karnındaki bebeği baldırında besler ve zamanı geldiği zaman ikinci sefer dünyaya getirir.
Bebekken Nymfelere verilmiş ve onlar doğrulusunda efsanevi Nysa Dağı’nda büyütülmüş, Musalar (güzel sanatlar perileri) doğrulusunda eğitilmiştir.
Hellenler bu dağın Lydia’da olduğuna (Tmolos ya da Mesogis dağları) inanmaktaydılar.
Lidya’da tanrıya verilen Bakus ismini henüz sonraları Romalılar da kullanacaklardır.
Tanrı büyüyüp delikanlı olunca bağcılık ve şarap sanatını öğretmek emeliyle tek dünya seyahatine çıkmış Mezopotamya’yı, Mısır’ı ziyaret etmiş ve Hindistan’a kadar gitmiştir.
Olgunlaşıp Yunanistan’a döndüğünde ise kabul görmek için bin tek güçlükle karşılaşmıştır.
Önce Trakya’ya gelmiş fakat Kral Lykurgos doğrulusunda hücüma uğramış, burada oluşturduğu tek kuraklığın nihai bulması için halk kralı atlara bağlayıp parçalamıştır.
Buradan Yunanistan’daki Boiotia’ya giden Dionysos annesinin şehiri Thebai’yi ziyaret etmiş ama burada da kuzeni kral Pentheus’un direnci ile karşılaşmıştır.
Kral, tanrıyı ve yandaşlarını tutuklatmış, fakat Dionysos’a ilişkin törenlerde çılgınlaşan kadınların kafasını çeken Semele’nin kızkardeşi Augae, erkek çocuğu Pentheus’u vahşi tek hayvan zannederek parçalamıştır.
Böylece Dionysos kendisini Thebai’de ilâh olarak kanıt ettikten ardından, evvel Argos’daki kral Proitos’un, sonrasında Orkhomenos kralı Minyas’ın kızlarını çıldırtmıştır.
Son seferini yaptığı Naksos adasında Ariadne ile tanışıp onunla evlenmiştir.
Tüm bu olaylardan ardından Yunanistan’ın aşağı yukarı yer yerinde ilâh olarak kabul edilmiş ve Olympos tanrıları arasında on üçüncü olarak konumunu almıştır.

Kaynak: Ersin Doğer, Antik Çağ’da Bağ ve Şarap, İletişim Yayınları
 

Xelcux

Kayıtlı Üye
Katılım
Nisan 12, 2019
Mesajlar
15
Puanları
3
Tepkime puanı
13
Alper En iyi şarabın torbalıdan çıkacağı kimin aklına gelirdi ki. Bilgilendirici bir yazı eline sağlık.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Üst