sohbet odaları

Spinoza'nın Doğatanrıcılığı

ßaşak

Altın üye
Katılım
12 Ekim 2012
Mesajlar
9,273
Puanları
38
Yaş
30
Tepkime puanı
1
Amsterdam’daki büyük havraya devam ederek Tevrat Mişna Talmud Kabala ve Zohar’ı okuyup dinî bilgilerini genişleten Baruch Spinoza (1632-1677) tek taraflı görüşlerden sıkıldığı için Hıristiyan entelektüellerin toplantılarına katılmaya başlar. Orada öğrendiklerinden sonra bu iki ayrı dinsel öğretinin sentezini yaptığındaortaya radikal fikirler çıkarır ve bunları savunmaya koyulur. 25 yaşındayken havradan kovulur. Kâfir damgası yiyince tek başına ortada kalır.
Bu evrede dinsel tabuları yıkılmış bir mantalite geliştirir. İncil’de ve Tevrat’ta sadece kendi çağlarındaki insanlara hitap eden ayetleri bulur ve oradaki ifadelerin evrensel olamayacağı kanaatine vardıktan sonra kutsal kitapların üstün zekâlı insanların becerileri olduğunu iddia eder. Dinsel öğretileri kafasından sildikten sonra düşüncelerini Tanrı üzerine yoğunlaştırır ve Spinozizm akımını başlatır.
İleride Hegel’i ve Karl Marx’ı büyük ölçüde etkileyecek olan Spinoza Tanrı’yı Tabiat Kanunlarının tümü olarak görür. Tanrı’dan söz edildiği zaman aslında maddî ve ruhsal her şeyde var olan bu yönlendirici kanunlardan söz edildiğini savunur ve maddeötesini reddeder.
İnsanoğlunun bilgiye ve bilime bu denli aşık ve hayran olmasının ve âlimlere bu kadar değer vermesinin arkasında yatan sebepleri de araştırır. Ulaştığı sonuç ilginçtir ve maddeci bir mistisizmi çağrıştırır. Spinoza yeni bilgilerin bazen beyinde bazen de kalpte kendiliğinden oluşan bir bilme işinin (sezgi/içgüdü/ilham) yarattığı etkiden kaynaklandığı kanaatine varır. Bu sezgi aslında Tanrı’yla temas kurmaktır. Bu teması az veya çok herkes sağlamaktadır; öyleyse bilgiler hem akıl ve hem de kalp aracılığı ile elde edilebilir. O hâlde kutsal kitaplara gerek yoktur. Bir tek ‘tevrat’ vardır: Kâinatın özünde var olan Kanunlar...
Tanrı bilginlerin ve mistiklerin bize dayattığı bir anlayış içinde algılanmamalı Doğa Kanunlarının lanse ettiği şekilde anlaşılmalıdır.
Spinoza’nın bu Panteist (Doğatanrıcı) görüşleri sonsuzluk üzerine kurulmuştu ve iki boyutluydu: Sonsuz Cevher’in uzayda maddeye bürünmüş hali ve düşüncenin ruha dönüşmüş hali.
Spinoza’nın Budizm’den etkilendiği açıkça görülmektedir:
‘Her şey Tanrı’dır Tanrı her şeydir; ama O iki ayrı boyutta tezahür eder. Evren de Tanrı da bir bütündür ve bunlar o bütü*nün kendisidir. Tanrı evrenin dışında veya kâinatı uzaktan ku*mandayla idare eden bir varlık değildir.
O: İçimizde-dışımızda düşüncemizde-hayalimizde yakınımızda-uzağımızda dünyada-uzayda olandır. Mutlak İrade O’na aittir. Tüm canlılarda özgür irade vardır. Fakat bu sınırlıdır. Aynen elma ağacının elmalarını yaparken kullandığı özgür irade gibi... Fakat elma ağacının portakal yapma özgürlüğü yoktur. İnsanın Tanrı sevgisi ile insanın insana karşı olan sevgisi birdir ve aynı şeydir.’
Spinoza’ya da hemen ateist damgası vurulur; uzun bir süre görüşlerine rağbet gösterilmez.
 

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 0, Misafir: 1)

Üst