sohbet odaları

Ünlü falcı

Painfully

Bronz Üye
Katılım
23 Mart 2019
Mesajlar
1,862
Puanları
63
Konum
Yalnızlık.
Tepkime puanı
471
Ünlü falcı

Günün birisinde Keloğlan gurbete çıkmaya hüküm vermiş.
Heybesini hazırlamış, anasıyla
helallaşmış, çıkmış yola.
Sırtında torbası, elinde değneğiyle yürümeye başlayarak.
Evden defa uzaklara gitmiş.
Bir köye yaklaşırken hava iyiden iyiye kararmış.
Çalılıkların ardında da tek karaltı
belirmiş.
Keloğlan derhal tek ağacın arka kısmına gizlenip, kişiyi gözetlemiş.
Adam koynundan
çıkardığını, oradaki tek çalının dibine gömmüş.
Sonrada oradan uzaklaşmış.
Keloğlan bir müddet bekledikten ardından o bölgeye varmış.
Yerlere dikkatlice bakmış.
Adamın
kazdığı yeri bulmuş.
Toprağı kazmağa başlayarak.
Biraz kazdıktan ardından gözlerine inanamamış.
Çünkü
toprağın altında tek torba dolusu altın varmış.
Keloğlan düşünmüş, taşınmış.
Bu altının çalıntı olduğuna hüküm vermiş.
Hem onu sahibine
vermek, hatta bundan istifade etmek için tek tasari kurmuş kendiliğinden.

Torbayı farklı tek yere gömmüş.
Düşmüş yola.
Değneğini vura vura yürümüş, yürümüş.
Sonunda köye varmış.
Doğruca köy odasına gitmiş.
Kapıyı açıp "Selamünaleyküm ağalar" diyerek içeriye girmiş.
Köylüler tek yabancının yaklaştığını görünce onunla ilgilenmişler.
Buyur, emret deyip konuğa yer göstermişler.
Eline tek bardak çay verip durumunu hatırını
sormuşlar.
Keloğlana ne iş yaptığını sorduklarında, keloğlan onlara:
-Ben fal bakarım ağalar, demiş.
Fal bakaar yitikleri bulur, geleceği okurum.
Bunu duyan köylüler Keloğlana henüz hürmetli davranmışlar.
Köylerine haysiyet verildiğini
söyleyerek onu birkaç gün konuk etmeğe hüküm vermişler.
Hemen önüne devasa tek sini içerisinde yemek vermişler.
Keloğlan buna defa sevinmiş.
Çünkü
sabahtan ardından hiç bişi yememiş.
Karnı açlıktan zil çalıyormuş.
Önüne konan yağı, balı, peyniri, sıcak gözlemeyi indirmiş mideye.
Üstüne de okkalı tek
kahve içmiş.
Bir köşeye serdikleri yatağa uzanmış.
Sabaha kadar deliksiz tek uyku çekmiş.
Ertesi gün, sabah olunca köyden tek kese altının çalındığını söylemişler Keloğlana.
Keloğlan:
-Bir tas içerisinde su kazancın, demiş.
Köylüler derhal tek tas bulup içerisine de su doldurup Keloğlanın önüne koymuşlar.
Keloğlanın
ne gerçekletireceğini görmek içerisinde çevresine toplanmışlar.
Keloğlanda manasız manasız mırıldanarak
ellerini suya batırmış.
Sonra ıslak ellerini yüzüne sürmüş.
Bir lâhza düşünür gibi yapan.
Sonra da
köylülere altın dolu torbayı gömdüğü yeri tanım etmiş.
Köylüler koşup gitmişler Keloğlanın tanım ettiği yere.
Altın torbasını elleriyle koymuş
gibi basitçe bulmuşlar.
Bu hadise Keloğlan'ın saygınlığını artırmış.
Onu yere göğe koymamışlar.
Namı da etraf
köylere kadar yayılmış.
Günün birisinde eşeğini kaybeden tek köylü içerisinde suya bakmış.
Sonra kişiyi başından savmak
için:
-Senin eşeğin ne yerde ne de gökte.
Ortaada tek yerde demiş.
Köylü aranıp dururken, eşeğini ufak tek tahta köprüde bulunca mutluluk içerisinde köye dönmüş.
Herkese olanları anlatmış.
Bu hadise da Keloğlanın ününe ün katmış.
Keloğlanın ünü köyden köye, köyden kasabaya
yayılmış.
Eşeğini bulan erkek tek gün padişahın yer aldığı kente gitmiş.
Keloğlan'ın yitik eşeği
nasıl bulduğunu anlatınca bu haber padişaha kadar ulaşmış.

Padişah da ne vakittir tek falcı ararmış oysa.
Babasının emanet ettiği kılıncın sırrını
çözdürmek için.
Kılınçın sırrının halledilmesi için o güne dek denemediği falcı, bilgin, büyücü
kalmamış.
Kılıncın sırrını tek türlü çözememişler.
Padişahın adamları Keloğlanı yer aldığı köyden apar topar aldıkları gibi yaka paça
padişahın huzuruna çıkarmışlar.
Keloğlan defa korkmuş.
Padişahın sıkıntısını çözümleyemezse,
kellesinin gideceğini biliyormuş.
Bu nedenle padişaha "Ben falcı falan değilim" demiş ise de
padişah dinlememiş.
Padişah kılıcı Keloğlana göstermiş:
Ben defa küçükken babam bu kılıcı bana verirken, büyüyünce sırrını çözmemi vasiyet
etmişti.
Ama şu zamana kadar bu kılıncın sırrını hiç kimse çözemedi, demiş.
Şimdi, Keloğlan bu sırrı çözecek, padişah da ona "Ne dilersen dile benden" diyecekti.
iyi hoş fakat, keloğlan bunca bilginin, falcının, büyücünün çözemediği sırrı sebep çözecekti.
Keloğlan içerisinde "bir atlarsın çegirme, iki atlarsın çeğirge..." diye söylenmiş.
Padişah Keloğlana şu zamana kadar kılıncın sırrını çözüme ulaştırmak için meydana çıkıp da başaramayan
kırk bireyin kafasının sebep vurulduğunu anlatmış.
Bu sözleri duyan Keloğlanın korkusu henüz da
artmış.
Bu beladan sebep kurtulacağını düşünmeye başlayarak.
Padişah:
-Sana yarına dek izin, demiş.
Bu sırrrı çözersen senin için yokluk yok bundan sonra.
Ama
sırrı çözemezsen kel kafan da yok.
Bunu iyi bilesin Keloğlan....
Keloğlan bakmış tek kaçamak yol bulamamış.
Zamandan kazanmak için padişah'a:
-Bana kırk gün destur verin, kırk gün sonrra bu işi sona ermiş bilin demiş.
Padişah:
-Hay hay, demiş.
Bu iş için kırk senedir bekliyorum.
Ne yapalım kırk gün henüz bekleriz,
demiş.
Keloğlan'ı tek odaya kapamışlar.
Kılıcı önüne koymuşlar.
İstediği cevizi, inciri, çuval
çuval yığmışlar.
Her öğün en güzel yemeklerden getirmişler.

Keloğlan kırk gün kırk gece düşünmüş.
kılınçın sırrını çözememiş.
Kırkıncı gün sabah
erkenden uyanmış.
Düşünmeye başlayarak fakat boş yere.
Sırrı çözememiş.
Kellesi gideceği için
öfkelenmiş.
Kılıcı eline alarak "Lanet olsun senin altının da elmasın da" diye söylenmiş.
Sonra
o öfkeyle kılıcı sapından tuttuğu gibi duvara vurmuş.
Ama öyle süratli vurmuş ki kılınç sapından
kırılmış.
Keloğlan elinde kalan sapa dikkatlice bakmış şaşırmış kalmış.

Çünkü sapın içerisinde bükülmüş tek kağıt varmış.
Kağıdı yırtmadan çıkartmış.
Kağıtta tek
şeyler yazıyormuş.
Ama Keloğlanın okuma yazması olmadığı okuyamamış.
Bu sırada verilen kırk
günlük süre de sona ermiş.
Padişahın adamları Keloğlan'ı yaka paça Padişahın huzuruna
getirmişler.
Keloğlan elindeki kırık kılıncın sapı ile, içinden çıkardığı kağıdı padişaha
uzatmış.

Padişah Keloğlanın uzattığı kağıttaki yazılanları okumaya başlayarak.
Okudukcada
şaşkınlığı artmış.

Çünkü kağıttaki yazı babasının yazısı imiş.
Oğluna yazdığı mektupta şu şekilde diyormuş:
"Yiğit şehzadem, saltanatım sana kalacak.
Ama defa küçüksün.
Bugünlerde ölüp gidersem,
ortalıkta kalmandan korkuyorum.
Bunun için sana tek hazine gizledim.
Gömüldüğü yeri bu kağıtta
gösteriyorum.
Sen büyüyüp kılıncın sırrını çözünce bu hazine senin olacaktır.
Sen de, padişah
olmasan dahi, bu hazine ile ferah tek hayat sağlarsın kendisine."
Hemen mektupta belirti edilen yere gitmişler.
Adamlar topraği kazınca gercekten defa devasa
bir hazine bulmuşlar.

Padişah bu işe defa sevinmiş.
Hem hazineyi buluş için, hemde babasının vasiyetini
yerine getirdiği için Keloğlan'a:
-Dile benden ne dilersen? Ne istersen veereceğim, demiş.

O vakit Keloğlan tespit edilen hazineden küçük tek hisse ve padişahın güzel kızını istemiş.

Padişah evvel karşı çıkmış bu isteğe.
Ama ardından verilen sözü hatırlamış.
Keloğlan ile kızını evlendirmiş.
Hazineden de devasa tek hisse vermiş.
Keloğlan padişahın
kızı ile neşeli tek yaşam sürmüşler...
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 0, Misafir: 2)

Üst