Neler yeni

VI. Mehmet Vahdettin

YouMyCure

Kayıtlı Üye
Katılım
24 Mart 2019
Mesajlar
493
Puanları
43
Konum
Dublin
Tepkime puanı
205
Ünvanı: 36. Son Osmanlı Padişahı ve 101. İslam Halifesi
Saltanatı: 1918-1922
Babası:Sultan Abdülmecit Han
Annesi: Gülistu Kadın Efendi
Doğumu: 2 Şubat 1861
Vefatı: 16 Mayıs 1926



Sultan Abdülmecid Han'ın en ufak oğludur.
Küçük yaşta anne ve babasını kaybettiğinden, ağabeyi II.
Abdülhamid'in himayesinde yetişti.
Çok zeki olup fıkıh bilgisinde tek ileriydi.
4 Temmuz 1918'de ağabeyi Sultan Reşad'ın vefat ettiği gün padişah ve halife oldu.
Saltanata geçtiğinde I.
Dünya Savaşı'nın korkunç sonuçları içerlemek üzereydi.
Nitekim 30 Ekim 1918'de Mondros ateşkesi imza edilerek, Birinci Dünya Harbi mağlubiyetimizle sona erdi.
Vahideddin Han bu mütarekeye imza koyan delegeleri kabul etmedi.
Mütarekeden derhal ardından Osmanlı Devleti'ni sebepsiz yere savaşa sokan, milyonlarca yurt evladını cephelerde eriten Talat, Enver ve Cemal paşalar vatan dışına kaçtılar.

İttihatçı liderlerin baskısından kurtulan Sultan Vahideddin'in elinde fakat düşmanlara teslim edilmiş tek milleti yönetim etmek kaldı.
İstanbul, 16 Mart 1920'de İtilaf devletleri doğrulusunda işgal edildi.
Yunanlılar İzmir'e, İtalyanlar güney batıya, Fransızlar da Güney Anadolu'ya girdiler.
Vahideddin Han 11 Mayıs 1920'de düşmanların hazırladığı ve Anadolu'nun işgalini ihtiva eden Sevr antlaşmasını tüm baskılara karşın imzalamadı.
Osmanlı silahlı gücü tamamiyle lağvedildi.
Medine muhafızı Fahri Paşa, on ikinci silahlı güç kumandanı Ali İhsan Paşa ve harbiye nazırı Mersinli Cemal Paşa gibi kıymetli kumandanlar Malta'ya sürüldüler.
Padişah'ın şahsını savunmak için yalnız yedi surat kişilik maiyyet-i seniyye kıtası bırakıldı.
Sultan bu taburu, Ayasofya çevresindeki sipere sokup camiye çan takmak ya da müze inşa etmek isteyenlere ateş etmeleri buyruğunu verdi.

İşgal altındaki İstanbul'dan vatanın kurtarılmayacağını anlayan Vahideddin Han, itimat ettiği kumandanları Anadolu'ya sevk etmek istedi.
Ancak bunlar; "Dış dünyaya karşı savaş edilmez.
Bu iş olmaz." diyerek gitmeyi reddettiler.
Sultan'ın kurtuluşun Anadolu'dan gerçekleşeceğine ümidi tamdı.
Bir ara kendi gitmeyi düşündü ise de, İngilizler "Eğer Anadolu'ya geçersen İstanbul'u Rumlara işgal ettirir, taş üzerinde taş bırakmayız." diyerek engellediler.
Bunun üstüne tek gün saraya çağırdığı Mustafa Kemal'i; "Paşa paşa şuana kadar devlete defa görev ettin.
Bunları unutun.
Asıl şimdi yapacağın görev hepsinden önemli olabilir.
Devleti kurtarabilirsin!" sözlerinden ardından, devasa yetkilerle Anadolu'ya gönderdi.
Böylece Özgürlük maçı başlayarak oldu.

İstiklal harbi zafer ile neticelendikten ardından Türkiye Devasa Ulus Parlamentosu hükümeti 1 Kasım 1922'de hilafet ile saltanatın ayrıldığını ve saltanatın kaldırıldığını tek yasa ile ilan etti.
Vahideddin Han'ın ismi hutbelerden kaldırıldı.
İstanbul ve Anadolu basınında aleyhinde yazılar çıkmaya başladı.

17 Kasım 1922 Cuma günü Dolmabahçe Sarayı'ndan Malaya savaş gemisi doğrulusunda alınıp Malta adasına götürüldü.
Oradan Melik Hüseyin'in daveti üstüne Mekke'ye gitti.
Oradan da İtalya'daki Sen Remo kazasına gittikçe orada ikamet etti.
Vahideddin Han, efkâr ve külfet içerisinde geride bıraktığımız tek sürgün hayatından ardından, 16 Mayıs 1926'da İtalya'da vefat etti.
Cenazesi Şam'a getirilerek Sultan Selim Camii kabristanına defnedildi.

Vahideddin Han, defa akıllı ve ivedi kavrayışlı idi.
Arada Sultan Reşad olmayıp da, II.
Abdülhamid Han'dan ardından tahta çıksaydı, belki devletin başına bu tür tek bela gelmezdi.
Çünkü O, İttihat ve Terakki hükümetinin hatalarını önleyip, felaketlerin önüne geçebilecek kudret ve istem sahibi tek kimseydi.
Çok sevdiği vatanından koparken yanısıra kişisel ve tek cüzî mal varlığından farklı bişi götürmediği, ülkesinden ayrılmasının üstünden daha dört sene geçmeden vefatında kasaba, bakkala ve fırına olan borçlarından kaynaklı 15 gün tabutunun kaldırılmamış olduğundan da anlaşılmaktadır.

Vahideddin Han'ın ülkesinin ve milletinin uğradığı yıkımlar karşısında neler düşündüğü ve neler hissettiği kayıtlara geçmiş şu hadiseden çıkarılabilir.
1919 yılı Ramazanında tek sabah Yıldız Sarayı'nda yangın çıkar.
Kısa vakitte büyüyen alevler, Sultan'ın geceleri kaldığı daireyi de sarar.
O geceyi hasbelkader Cihannüma Köşkü'nde geçirmiş olan Vahideddin, yangını haber alınca, üstüne pardesüsünü giyerek aut çıkar.
Köşkün önünde hiç telaş göstermeden yangını izlerken etrafta ağlayanları görünce gözleri yaşararak; "Benim vatanım ateş içerisinde, onun yanısıra bunun ne değeri var." demekten kendisini alamaz.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Şuanda Bu Konuyu Görüntüleyenler (Kayıtlı: 0, Misafir: 1)

Üst