izmir escort escort izmir porno porno izle
Yağmur ve Rüzgar - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Yağmur ve Rüzgar #1
Üyelik Tarihi: 10 Nisan 2011
Mesajlar: 43.151
Aldığı Beğeni: 8
Beğendikleri: 0
24 Aralık 2015 , 23:25
Alıntı ile Cevapla

Kıyıya vardıklarında saydam bir kayık onları bekliyordu. Deniz her zamankinden durgundu.

İskele tahtalarına vuran küçük dalgalar Yağmur’un ayaklarını ıslatıyor, bedenine tatlı bir ürperti veriyordu. Rüzgâr ise hiç konuşmuyordu.

Gidişi onu çok üzecekti. Hala kızgındı kendine.

Onu göndermeyebilirdi istese, ya da onunla birlikte gidebilirdi.

Ama kayık tek kişilikti ve yalnızca yağmuru taşıyabilirdi.

Yağmurun o gün üzerine giydiği siyah uzun elbiseyi ona rüzgâr almıştı. Saydam vücudunu ortaya çıkaran, daracık bir elbise…

Kaçıncı olduğunu unuttukları bir doğum gününde bir anda giydirivermişti ona yeni elbisesini. Yağmur utanmıştı o an rüzgârdan.

Çekingen bir tavırla: “Neden siyah bir elbise aldın” diye sordu.

Huzursuzdu bu elbise ile görünmekten.

- Biliyorum, bir gün gelecek ve sen gideceksin. Bu elbiseyi o gün için aldım.

- Gitmek mi? Bu da nereden çıktı?

- Kendini kandırma. Rüzgârım ben, hayatın hangi yönde estiğini bir ben bilirim.

Gün gelecek ve sen benden kopacaksın. Uzak diyarlara yelken açacak, bensiz yağıp ağlayacaksın.

- Lütfen böyle sözler söyleme, ben senden asla ayrılmayacağım!

- Ve ben seni özlüyor olacağım. O gün üzerinde bu elbise olsun istedim. Aklımda son kez bu elbise ile kal. Onu benden uzak diyarlarda yaşarken giydiğini bileyim. Bu bana yeter…

- Rüzgâr…

Yağmur ağlıyor, Rüzgâr ise bulutların oluşturduğu şekillere bakıyordu. Yağmurun ağladığını fark edememişti bile. Gördüğü her şekli ona benzetiyordu. Şurada kuzeydoğu yönünde uzanan bembeyaz bulut Yağmur”un uyurkenki haliydi sanki.

Onun yanında uzanan bulut kümesi, Yağmur”un yemeğini eline yüzüne bulaştırdığı zamanki utangaç gülüşüydü işte. Peki, batı yönüne esen bu kara bulutlar neydi? Evet, yeni elbisesiydi bu karanlık bulutlar yağmurun…

Hatıralardan sıyrıldığında kayığa binmeden son kez sarıldı yağmur rüzgâra.

Güneş ise sabırsızlanıyordu. Daha doğması gereken bir diyar vardı ve bu ayrılık onu geciktiriyordu.

Kızgın bir ses tonu ile: “haydi Yağmur, geç kalacağız” diye bağırdı.

Rüzgâr elini yağmurun belinden hafifçe çekti.

Giderken onu incitmekten korkuyordu…

- Söylemiştim sana buralardan gideceğini. O gün inanmamıştın bana.

- Neden bir şeyleri değiştirmek için uğraşmıyorsun? Neden sen de kalabileceğime inanmıyorsun?

- Bunu yapamayacağımı ikimiz de biliyoruz, yağmur! Sen ne zaman ağlayacağını kestirebiliyor musun? Güneş ne zaman yola çıkacağını biliyor mu?

- Bu kez karşı koyabiliriz kadere. Hem bak, sen bu elbiseyi seviyorsun. Sen istediğin sürece ben bu elbiseyi hiç çıkarmam üzerimden. Hep karalar bağlar, varolmamış gibi gezerim. Adım haine çıksa da senden ayrılmam!

- Biliyorum, ama müdahale edemeyeceğimiz şeyler var artık aramızda. Ne sen karşı koyabilirsin, ne de ben…

- Ama rüzgâr,

- Hadi, bin kayığa…

Yağmur yine ağlıyordu. Rüzgâr ise kıpırtısız öylece bakıyordu yağmurun gidişine. Elbisesi ne de çok yakışmıştı saydam tenine.

Kayığa ayağını bastığı zaman deniz bir anda uyanıverdi. Yağmur kayığa oturduğunda, Rüzgâr son bir kez gözlerine bakabilmek için kayığa doğru eğildi.

Ama Yağmur başını öne eğmiş, kendi kendine mırıldanıyordu…

“Sevgilim, bak, gidiyorum işte.
Bırakıyorum tüm sevinçlerimi seninle.
Batan güneşle terk ederken bu diyarı,
Bir sana ağlıyorum siyahlar içinde.”

Rüzgâr ona sesleniyor, ama Yağmur duymazlıktan geliyordu.

Kırgındı ona. Yelkenin güneşe doğru gidebilmesi için rüzgârın nefesi gerekliydi. İstemese üflemezdi ayrılığı saçlarının arasına.

Ama istemiyordu işte, istemiyordu onu yanında.

Madem o Yağmur”u istemiyordu, Yağmur neden ona ağlıyordu ki?

- Yağmur, yüzüme son bir kez bak ne olur.

- Bakın martılar, saçlarım dümdüz bugün. Rahatça dolaşabilecek gözleri tenimde. Her zaman dilediği gibi tarıyorum ben de…

- Yağmur, deniz sabırsızlanıyor, güneş homurdanıyor, tüm dünya bekliyor ayrılığımızı.

Hadi, son kez bakmama izin ver yüzüne…

- Güzel olmuş mu yeni giydiğim elbise? Biliyor musunuz martılar, onu bana Rüzgar aldı. Ben fark edemeden giydirdi üzerime. Çok da beğendi.

- Yağmur, ne olur bu şekilde bırakma beni.

- Hem bakın birazdan gelecek, yine ağladığımı görürse çok kızar bana. bulutlardan şekiller yapacağız. Ben her gördüğümü ona benzeteceğim, o ise sadece izleyecek…

- Yağmur, susma…

- Biz birbirimizi çok severiz martılar. Ben ağlarım, ıslaktır hep gözlerim. O ise gözyaşımı siler nefesiyle.

Ellerini gezdirir hep saçlarımın arasında. Nerede kaldı rüzgâr martılar? Gelmeyecek mi yoksa?

- Yağmur…

Hikâyenin bundan sonrasında anlatılanlar yalnızca efsane imiş.

O an Rüzgâr öyle bir üflemiş ki nefesi ile; Yağmur tek damla gözyaşı dökemeden bulmuş kendini güneşin kollarında. Fakat Rüzgâr denizdeki dalga seslerini yağmur’un gözyaşları sanmış.

Müthiş bir hızla Yağmurla güneşe yetişmiş ve onlarla beraber dünyaya düşmek zorunda kalmış. Bu hareketine çok kızan Doğa Ana, Yağmur ile Rüzgâr”ı sonsuza kadar ayırmış.

Derler ki; Yağmur ne zaman yağsa kimseyi tanımaz, her şey ile yeni tanışır gibi damlarmış yeryüzüne.

İçinde hiçbir zaman hatırlayamadığı sevgilisinin hasreti ile yağar, daha toprağa düşmeden ağlayıverirmiş kaderine.

Rüzgâr ise ne zaman ona ulaşmaya çalışsa, Yağmur onun estiği yöne gider ve rüzgâra sırtını dönermiş.

* * *

Otogara vardıklarında otobüs peronda yolcuları bekliyordu.

Otogar her zamankinden durgundu.

Kapı altlarından gelen ılık esintiler Yağmur’un çıplak ayaklarına vuruyor, bedenine tatlı bir ürperti veriyordu. Rüzgâr ise hiç konuşmuyordu.

Gidişi onu çok üzecekti. Hala kızgındı kendine. Onu göndermeyebilirdi istese, ya da onunla birlikte gidebilirdi. Ama…

Hatıralardan sıyrıldığında otobüse binmeden son kez sarıldı Rüzgâr Yağmur’a. Muavin ise sabırsızlanıyordu.

Daha almaları gereken yolcular vardı ve bu ayrılık onları geciktiriyordu. Kızgın bir ses tonu ile: “aşağıda yolcu kalmasın!” diye bağırdı.

Rüzgâr elini yağmurun belinden hafifçe çekti…

- Oraya vardığında beni aramayı unutma, tamam mı?

- Seni aramayacağım.

- Yağmur, her şeyin suçlusu benmişim gibi davranma. Ben çok mu istiyorum burada kalmayı?

- Rüzgâr, sen “Yağmur ile Rüzgâr”ın Öyküsü”’nü hiç duydun mu?

- Hayır, duymadım.

- Boşver o zaman…

Otobüs kalkarken Yağmur camdan dışarıya bakmak için can atıyor, ama bir türlü bakamıyordu.

Rüzgâr sesleniyor, son bir kez gözlerine bakmak istiyordu.

Yağmur ise başını öne eğmiş, sürekli aynı şiirin mısralarını tekrarlıyordu.

“Sevgilim, bak, gidiyorum işte.
Bırakıyorum tüm sevinçlerimi seninle.
Batan güneşle terk ederken bu diyarı,
Bir sana ağlıyorum siyahlar içinde.”

alıntı
__________________
HAYAT BU,BİR BAKARSIN HERŞEY BİR ANDA SON BULUR.
HAYAT BU,SON DEDİĞİN AN HERŞEY YENİDEN CAN BULUR...


« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)