izmir escort escort izmir porno porno izle
Cassid [Roman] - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Cassid [Roman] #1
Üyelik Tarihi: 01 Nisan 2016
Mesajlar: 646
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
08 Haziran 2016 , 14:34
KIRINTILAR MÜHİMDİR



I

Yol boyunca uzanan sarı, turuncu renklerde ağaç yaprakları… Yaz mevsiminin gelmesine aldırış etmemiş gibi duran bir manzara. Gökyüzünün maviliğine karşın solgun bir yer karosu misali duruk bir tablo…


Alin direksiyonun başında, rüzgârda dalgalanan sarı saçlarıyla bir mısır koçanı gibi süzülüyordu. Nehâr ile yolculuk muhabbeti sırasında bir şey dikkatini çekmişti. Her şey iyiydi güzeldi ama bir türlü asıl konuya gelemiyordu. Kafası hâlâ Milano’daki gezideydi. Yaklaşık bir saattir yoldalardı ve Nehâr uykuya dalış yapmıştı bile.

Sağ tarafta deniz tüm maviliği ile kendini gösterdiğinde saat 12.00’ye geliyordu. Güneşin baskın ışıkları altında salt maviliğini kaybetmemek için direnen deniz, sakinliği ile patlamaya hazır bir volkan görüntüsündeydi.

Alin arabadan indiğinde Nehâr halen uykudaydı. Hiçbir sesten etkilenmemişti. Birkaç şırınga narkoz yemişe benziyordu. Alin sinirli bir şekilde Nehâr’ı dürterek uyandırdı. Nehâr’ın relax ve vurdum duymaz tavırları Alin’i çileden çıkarıyordu.

İki genç yaklaşık bir sene önce üniversitede tanışmışlardı. Nehâr’ın parlak zekâsı ve fiziki cazibesi Alin’in ona sırılsıklam tutulmasına yetmişti. Birlikteliğin ilk aylarında ikili yoğun bir aşk yaşamışlar ve bu ilişkiyi kısmı şekilde resmileştirmek adına durumu ailelerine açmışlardı. Daha sonra iki sevdalı genç, öğretim dönemlerinin ortalarında nişanlanıp, sevgilerini taçlandırmışlardı.

Alin, yeşil gözlü ve sarı, düz saçlı bir kızdı. Dış görünüşü her erkeği cezbedecek bir güzelliğe sahipti. Bunun yanında sesindeki ince ton, rüya kıza daha bir endam katıyordu. Nehâr ise uzun boylu, zayıf bir yapıya sahipti. Dalgalı saçları ile şampuan reklamlarındaki erkek modelleri andırıyordu.

Dizlere sarılan küçük çocuklar gibi ayağa dolanan otların arasından hışırtılarla geçtiler. Eski bir bina karşılarında bekçi gibi duruyordu. Sol tarafta terk edilmiş, güneş sarısı bir Anadol vardı. Patlamış – ya da patlatılmış – tekerleklerinin üzerinde tam bir küsmüş çocuk portresiydi.

İkili, gıcırtılı kapıdan içeri girdiklerinde yüzlerine hafif bir serinlik çarptı. Burunlarına gelen küf kokusu boğazlarını yakmıştı, genizlerinde demir tadı hissetmişlerdi. Yaklaşık birkaç metre karşılarında ahşap masanın iki yanına kurulmuş Kara Dut, Grifikir, Mueddeb ve Ekol onları bekliyordu.

- Nerede kaldınız ya hu?

Ekol, bir elini oturduğu sandalyenin arkasına atmış bir şekilde seslenmişti. Sandalyedeki yan duruşuyla köy kahvelerindeki yaşlıları andırıyordu.

- Geldik işte, diye cevap verdi sarı kız. Henüz geçmemiş gerginliği yüz hatlarından belli oluyordu.

Dört arkadaş aynı mahallenin çocuklarıydı. Kara Dut, Azerbaycan kökenli bir melezdi. Babası Rus, Annesi Azeri’ydi. Siyah kıvırcık saçları, yine siyah koyu iri gözleri, küçük bir midye kabuğu kadar burnu ve neredeyse iki metreye yakın boyu vardı. Karşındakine ekseri kısık gözlerle bakardı; bu, görüş probleminden değil, çocukken edindiği bir alışkanlıktan ileri gelmekteydi.

Grifikir, sert bir dış görünüşe sahipti ama içinde bütün dünyadaki çocukların sığacağı oyun parkı misali bir yüreği vardı. Geniş omuzları ve ekseri seçtiği dar giyimler ona atletik bir görüntü sağlıyordu. Üsküdar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümü son sınıf öğrencisiydi. Grafik ve Bilgisayar konusunda kimse eline su dökemezdi.

Mueddeb, 1.70 boylarında, 60-65 kg civarlarında, fazla sosyal olmayan bir bayandı. Muhafazakâr bir ailenin çocuğuydu. Başında Pierre Cardin marka, pembe gül desenli bir eşarp, üstünde eşarbına uygun renk tonunda bir ferace vardı. Ellerini masanın üzerinde birleştirmişti. Kur’an Kursu hocalarına benziyordu.

Ekol, sert bir delikanlıydı. Hareketleri hep bir kabadayı tarzındaydı. Kalın sesi, kalın parmaklarıyla uyum içindeydi. Kirli sakalı ve uzun yüz hatlarıyla henüz törpülenmemiş Tete heykeline benziyordu.

- Şimdi nereden başlıyoruz?, diye araya girdi Kara Dut. Sesindeki kadife ton, ortamdaki küf kokusunu silip atmıştı sanki.

Grifikir, masanın altında tuttuğu haritayı masanın üzerine, Anadolu köylerinde yufka açan kadınlar gibi serdi. Buruşmuş kuşe kâğıt bir hayli ses çıkarmıştı. Ardından hemen söze girişti:

- Parmağımla (işaret parmağını kast ediyordu) gösterdiğim nokta hazinenin olduğu tahmin edilen yer. Her yaptığım hesaplamada ufak sapmalar haricinde yeri burası çıktı. Bu alan şuan bulunduğumuz yerin güney batısında, yaklaşık beş-on km uzaklıkta. Hava kararır kararmaz yola koyuluruz, bütün araç gereç hazır. Tek arabaya sığmayız. Nehâr sen Alin ile birlikte bizi takip edersiniz.

Ortamda kısa süreli bir sessizlik oldu. Bu sessizliğe birkaç kuşun kanat çırpışı eklendi. Camsız pencerelerden kendini çeken güneş, mekânı git gide soğutmaya başlamıştı.

- Tamam, dedi Nehâr ve ardından ekledi: Daha havanın kararmasına çok var. Ne yapacağız bu süre zarfında?

- Şişe çevirmece oynarız, diye gülerek cevap verdi Kara Dut. Kullandığı söylem, yüzündeki olgunlukla örtüşmemişti.

- Ola ki hazineye ulaşırsak ne yapacağımızı netleştirelim, diyen Grifikir ortamı resmileştirdi.

Gençler daha önceden hazineyi buldukları takdirde nasıl bir taksimat yapacaklarını üstün körü konuşmuşlardı. Şimdi tam bir şekilde paylaşım kararı yapmaları gerekiyordu. Hazine bulunduktan sonra sağlıklı paylaşım yapmak pek mümkün olmayabilirdi.

Akşam olduğunda terk edilmiş bina neredeyse bir buzdolabı içi gibi soğumuştu. Yazın ortasında olunması bu soğuğu pek aykırı kılıyordu. Gençler son hazırlıklarını yapıp iki araba yola koyuldular…

Yolculuk esnasında en durgun gözüken Mueddeb idi. İnancına göre bu hazineden pay almak uygun değildi. Sahip olduğu meblağın kendisine bereket getirmeyeceğini, bilakis var olandan da götüreceğini biliyordu. Çocukluk arkadaşı olan Ekol’un yoğun ısrarlarını geri çevirememişti. Ola ki alacağı payı da tamamıyla bir hayır kurumuna bağışlamayı düşünüyordu. Yalnız bu düşüncesinden diğerlerinin haberi yoktu.

Haritada belirtilen noktaya geldiklerinde güneş ışınlarından eser kalmamıştı. Ellerindeki el fenerleri ile AFAD ekiplerine benziyorlardı. Grifikir sırtındaki mavi spor çantayı yere bıraktı: ‘’İşte burası’’

Erkekler vakit kaybetmeden kazma işlemlerine koyuldular. Kızlar ise ellerine geçirdikleri plastik eldivenlerle ameliyata hazır hemşireler gibi erkeklerin başında duruyorlardı. Mueddeb’in eşarbının arkası rüzgâr tulumu gibi hareket ediyordu. Kara Dut paylaşım yapılacak çantaları hazırlamıştı.

Karanlık, bir anda yerini yoğun bir ışık kütlesine bıraktı. Birkaç metre ötede bir araç farlarını açmıştı. Hazine avcıları ışığın içinde şaşkın tavşanlar gibi gözüküyorlardı. Karanlığın içindeki arabadan bir kapı sesi duyuldu. Etrafta herhangi bir karaltı yoktu ama yüreklere korku simsiyah bir bulut gibi çökmüştü.

Devam etsin mi…

YORUMLAR İÇİN LÜTFEN BURAYI TIKLAYINIZ

@Grifikir @Qasem @KaraBiber @EkoL @Mueddeb @Alin @KaRa DuT @Pentagram @Jose @Nehâr @Mathilda @Kül @Heavenly @Sezen @ecLipse @ilahimorluk @3W @Afra, @Akhilleus @ala'turka, @Aleyna @Almi @Arpes @Aslı @Azze @Bahar @Bardak @Berdush @Big Chief @Blair, @Cemre @Crowley @çıkmaz sorular @donatello @döngüsel @Ebu Said @Elia @Emre @Esra. @Exodus @Ezsgi @FeNeR1907 @Heisenberg @Hezarpare @hıhım @jared @Jose Chilavert @Kaan @Kayra @Kaşif @keroLayn @Kuzey @leavemealone @Lucky @mak res @MattMavi @Mavi @MrNobody @Nevra @Nfu @No Pasaran @Oggy @Oldstone @Onurcan @Pentagram @Poseidon @Rain @Raven @Restful @Sherlock @Shinigami @Simurg @Siyah @SiyahBeyaz @Türk @umut_istanbul @Waterlelie @XasthuR @Yabani @yolcu @ZiFiR @Şems
__________________

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

#2
Üyelik Tarihi: 01 Nisan 2016
Mesajlar: 646
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
09 Haziran 2016 , 16:48
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
II.




Alin gözlerini açtığında tavandaki hareketsiz duran pervaneyi gördü. Alnı boncuk boncuk terlemişti. Ensesinde de ıslaklık hissediyordu. Dün arkadaşlarıyla yapmış olduğu piknik bilinçaltını bu rüya ile dürtmüş olmalıydı.

Alnını sildi, gözlerini ovaladı ve yatakta doğruldu. Nehâr yine her zaman ki gibi mışıl mışıl uyuyordu. Bu adam zekâsını uyuyarak mı besliyor diye düşündü. Nişanlandıklarından bu yana beraber tuttukları evde yaşıyorlardı. Avcılar’a yakın bir yerde, denizi bir hayli uzaktan gören 2+1 daire.

Alin, Nehâr ile birlikte İstanbul Üniversitesi yabancı dil bölümünde okuyordu. Bir sene sonraki kep merasimi umutlarını aşılıyordu. Artık okumayı bitirip, geçimini ikame ettirebileceği imkânları değerlendirmek istiyordu. Aslen Slovakya doğumlu olan Alin İstanbul ile 7 yaşında tanışmıştı. Nehâr ise Ankara doğumluydu.

Karnı hafif kıyılır gibi oldu. Sahurda pek bir şey yemediğini hatırladı. Allah’tan finaller bitmişti. Bu haliyle okul hiç çekilmezdi şimdi.

Nişanlısını uyandırmamaya gayret ederek yatağından ayrıldı. Lavaboda kendini süzdü. Zümrüt yeşiline çalan gözlerinin altındaki hafif koyulukları fark etti. Çimlerin etrafındaki koyu su birikintilerine benziyorlardı. Yüzünü yıkadı. Oruçlu olduğu için diş fırçasına yanaşmadı. Islak yüzüyle bir kez daha aynaya baktı. Şimdi gözleriyle konuşuyordu; Nehâr’a artık açıklamalıydı. Kader ânı.

Yüzünü kurulayıp odaya döndüğünde güneş ışınlarının içeriyi ziyarete yeltendiğini gördü. Saat sabahın 8’iydi. Okul yoktu, oruç vardı ve bu kalkmak için çok erken bir vakitti. Bir an rüyasına sinirlenir gibi oldu, ya da rüyasının yapımcısı olan bilinçaltına. Kendi kendine gülümsedi ve Nehâr’ın bir kedi gibi, yorganı ayaklarının arasına sokuşturup uyuyuşunu tebessümle izledi.

Ardından bir bebek sesi duydu. Ağlıyordu. Bilinçaltının yeni bir oyunu mu? Yoksa guruldayan midesinin yankılanması mı? Hayır, hayır. Gerçekten bir bebek sesiydi bu. Nereden geldiğini araştırmaya koyuldu. Ses dış kapının ardından geliyordu. Aklından bir sürü düşünce, ihtimal geçti. Bazı tahminlerinin gerçek olmamasını umuyordu. Kapının kilidini yavaşça açtı ve kapıyı araladı. Gerçek olmasını istemediği tahmin şimdi yüzüne sırıtmıştı.

Kapının hemen eşiğinde, küçük gri bir battaniyeye sarılmış, yüzü açıkta, gözleri metal gri misketler gibi duran bir bebek vardı. Alin’i görünce ağlamayı kesmişti. Ya da artık yaşamıyordu. Alin ne yapacağını kestiremedi. Bir anlık içgüdü ile eğilip bebeği kucaklamak istedi, sonra arkasına dönüp içeri baktı. Ardından tekrardan bebeğe baktı. Bir bu eksikti.

* * *

- Güzel evim yarışması için çekimler mi yapıyorsun?

Kara Dut, elinde Nikon bulunan Grifikir’e takılmıştı. Grifikir tebessüm ederek cevapladı:

- Yok ya hu, mercekte bir problem var da onunla ilgileniyorum. Daha makinayı aldığım bir hafta olmadı, sorunları baş göstermeye başladı.

- Ne sıkıntısı var?

- Zoom esnasında buğulu gibi gösteriyor. Tam çözemedim.

Kara Dut ara sıra Grifikir’i ziyarete gelirdi. İki genç birbirine yakın semtlerde oturuyorlardı. Grifikir yalnız yaşıyordu. Kara Dut da yalnız yaşıyordu ama sık sık yakın dostu Mueddeb ona eşlik ediyor, onu pek yalnız bırakmamaya özen gösteriyordu. Mueddeb haftanın neredeyse 3’te 2’sinde Kara Dut ile beraberdi. Grifikir’i ise İstanbul’a geldiğinden beri tanıyordu. Forumdan tanışmışlar ve arkadaşlıklarını reele taşımışlardı. Kara Dut gibi bir kız için bu bir milattı. Kişiliğine ters gelen bu hareketini hiç sorgulama gereği duymamıştı. Grifikir dış görünüşü gibi iç dünyasıyla da Kara Dut’u etkilemişti; Mizahı zekâsı, hazır cevapları, parlak fikirleri ve iyi yüreği ile Kara Dut’un radarına takılmıştı.

Azeri melez çok sıradan bir hayat sürüyordu. Pek sosyal olduğu söylenemezdi. Koskoca İstanbul’da birkaç arkadaşı vardı. Anne ile babası boşandıktan sonra içine kapanık hale gelmişti. Babasını yıllardır görmüyordu. Annesini de kısa bir süre önce Cennet’e uğurlamıştı. Kendisine en yakın hissettiği kişilerin yokluğu onu farklı bir insan yapmıştı. Kimseye güveni kalmamıştı. Hayata iyimser bakmayı kesmişti. Ama yine de kendi ayakları üzerinde durması için ne gerekiyorsa yapıyordu.

Mueddeb ile tanıştıklarında hayatına biraz renk gelir gibi olmuştu. Mueddeb iyi ve muhafazakâr bir ailenin kızıydı. Kara Dut’tan birkaç yaş büyüktü. Kara Dut onu ablası gibi görüyordu. Çünkü olgunluğu, hayata ve olaylara bakış açısı her zaman mantıklıydı. Bu profildeki başarılı hali de Kara Dut’un ona güvenmesini sağlıyordu. Dini açıdan da dostunun tesirinde kalmıştı. Namaz niyaz hususunda ondan çok şey öğrenmiş ve uygulamada hep onu örnek almıştı.

Kara Dut zamanla Mueddeb’in ailesini de tanıma fırsatı elde etmişti. Babası Qasem, beyaz sakallarının içindeki nur yüzüyle rüyalara teşrif eden dedeyi andırıyordu. Annesi Karabiber tam bir tatlılık abidesiydi. Kalbinin içinde sanki bir Cennet saklıydı. Kendi annesinden sonra ikinci annesi olmuştu âdeta. Lise sona giden kız kardeşi Oldstone de ablasının tam zıttı bir kızdı. Güzelliğini bir hayli gösteren giyim kuşamı ile ablasına hiç benzemiyordu. Bu yüzden de abisi olan Heavenly’nin başını sık sık belaya sokuyordu.

Kara Dut pencerenin dışındaki manzaraya dalmış bir şekilde iken cep telefonu titremeye başladı. Arayan kankası Mueddeb idi. Hemen çağrıyı cevapladı:

- Efendim bir tanem?

Mueddeb hıçkırıklı bir şekilde ağlayarak konuşuyordu. Cümlelerinin içinde boğuluyor gibiydi. Ramazan sonrası kendisini istemeye geleceklerini söylüyordu. Kara Dut, ‘’Ne var ki bunda, ne güzel işte’’ sözlerini sarf ettiğinde Mueddeb’in ağlaması daha da şiddetli bir hal almıştı. Babası, gül yüzlü kızını istemediği birine vermekte ısrarlıydı.

O esnada Kara Dut bir çağrı daha aldığının sinyalini duydu. Kankasından kısa bir müsaade isteyip diğer çağrıya yöneldi. Arayan arkadaşı Alin idi. Hiç bekletmeden telefonu açtı:

- Buyur tatlım? Sana ne oldu?

Kara Dut’un bu cevabı Alin’i şaşırtmıştı. Kendisini sık sık arkadaşının başına dertler açan biri gibi hissetti. Cevabı sorgulamadan konuya girdi, kapısının önündeki bebekten bahsetti. Sesinde ürkek bir ceylanın telaşı bariz şekilde hissediliyordu. Kara Dut bir an kendini dert doktoru sanabilirdi.

- Mueddeb ile imtihan gününüz sanırım, diye karşılık verdi Kara Dut.

- Ne demek istiyorsun?

Alin’in ses tonu suyun içinde dibe indikçe sertleşen kum gibi kalınlaşmıştı. Kara Dut istifini bozmadan cevapladı:

- Babası onu istemediği birine zorla vermeye çalışıyormuş.

Alin’in aklına hemen rüyası ve Mueddeb’in rüyadaki durgun hali geldi. Demek buna alametti diye düşündü.

Kısa sessizliği Kara Dut bozdu: ‘’ Tamam tatlım, birazdan oradayım.’’

Kara Dut, Mueddeb’e yeterli teselli aşısını yaptıktan sonra telefonu kapattı. Grifikir elindeki Nikon ile ağzı açık şekilde duyduklarını değerlendirmeye çalışıyordu. Merakını kısa sürede giderdi arkadaşı. Şimdilik acil olan kapı eşiğinde peydahlanmış bebekti.

Arıkovanı yoğunluğundaki trafiğin içinde saniyeler devleşiyor gibiydi. Zaman bir cenderede sıkışıp kalmıştı. Kara Dut önündeki dolmuş koltuğunu sıkı sıkı kavramıştı ve nedense aldığı iki haber, sanki kendisini birinci dereceden etkiliyormuşçasına strese sokmuştu. Ailesinden koptuktan sonra bu durumları sık sık yaşıyordu. Gördüğü psikolojik seanslar da çare etmemekteydi.

Alin’in evi hemen birkaç sokak ilerdeydi ama trafik yoğunluğu sebebiyle sanki şehir değiştirmişlerdi. Kara Dut önde, Grifikir arkada merdivenleri çıktılar. Kara Dut zile bastı. Kapı açıldığında karşısındaki manzara trajikomikti.

Alin kucağında bir bebek, arkasında en az Alin kadar şaşkın yüz ifadesiyle Nehâr, paparazzilere yakalanmış ünlü çift gibi Kara Dut’un karşısında duruyorlardı. Alin hemen arkadaşlarını içeri aldı. Bebek yeniden ağlamaya başlamıştı.

.... >>

YORUMLAR İÇİN LÜTFEN BURAYI TIKLAYINIZ

@Grifikir @Qasem @KaraBiber @EkoL @Mueddeb @Alin @KaRa DuT @Pentagram @Jose @Nehâr @Mathilda @Kül @Heavenly @Sezen @ecLipse @ilahimorluk @3W @Afra, @Akhilleus @ala'turka, @Aleyna @Almi @Arpes @Aslı @Azze @Bahar @Bardak @Berdush @Big Chief @Blair, @Cemre @Crowley @çıkmaz sorular @donatello @döngüsel @EkSen @Ebu Said @Elia @Emre @Esra. @Heisenberg @Hezarpare @jared @Jose Chilavert @Kayra @Kaşif @Kuzey @leavemealone @Lucky @mak res @MattMavi @Mavi @MrNobody @Nevra @Nfu @No Pasaran @Oggy @Oldstone @Onurcan @Pentagram @Poseidon @Rain @Raven @Restful @Sherlock @Shinigami @Simurg @Siyah @SiyahBeyaz @Türk @umut_istanbul @Waterlelie @XasthuR @VERA @yolcu
__________________

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

Standart #3
Üyelik Tarihi: 01 Nisan 2016
Mesajlar: 646
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
10 Haziran 2016 , 13:24
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
III.


Çok sert bir tekme, Rahimde büyük bir acı ve yerde kıvranmalar… Bu sahne kareler halinde Alin’in zihnini meşgul ediyordu. Nehâr ile Nescafe çekilişinden kazandıkları Milano tatilinde başlarına gelen bu acı olay, Alin’in içini bir matkap gibi deliyordu.

Nehâr dondurma siparişi vermek için Alin’den birkaç metre ötedeydi. Alin bankta oturuyordu. O esnada kucağındaki çantasının bir anda havaya savrulduğunu gördü. Hızlı bir refleksle çantasının askısını kavramıştı ama bu sefer de kendini yerde bulmuştu. Kapkaççı Alin’i çantasıyla birlikte kolundan kavramış yerde sürüklüyordu.


Alin bir şekilde doğrulmayı başarmıştı ama karnına bir tekmenin inmesiyle yeniden yerle yeksan olmuştu. Tabi o esnada kapkaççının burnundan bir fıskiye gibi kan fışkırmıştı. Nehâr elindeki dondurmaları bıraktığı gibi kapkaççının yüzüne abanmıştı. Bir yanda Alin yerde kıvranırken, bir yanda ona o acıyı veren adamın yüzü dağılıyordu. Nehâr, nişanlısına bu hareketi yapan adamın yüzünü kum çuvalı gibi yumrukluyordu. Adam bayılmıştı ve Nehâr ellerindeki kanlarla bir katili andırıyordu.

İki sevgili İstanbul’a dönmüştü. Leğen kemiğindeki ağrıdan ötürü doktora gittiğinde acı gerçekle karşılaşmıştı. Karnının alt kısmına aldığı darbe rahmini zedelemiş ve yumurta üretimini yapan sisteme zarar vermişti. Güzel kız artık anne olamayacaktı ve bundan henüz kendisinden başka kimsenin haberi yoktu.


Sarı saçlı melek, gözlerinden usulca sokağa kaçmaya çalışan çocuklar gibi akan gözyaşlarını kimseye fark ettirmeden sildi. Nehâr’ın kucağındaki bebeğe bakıyordu. Bu bebek ona Allah’ın bir lütfuydu ama Nehâr da hayatının aşkıydı. Sevimli ufaklığı evlatlık edinme fikri içindeki aşkla kıyasıya mücadele veriyordu. Nehâr bu bebeği kabul eder miydi? Hayatta başarılar…

- Ne bakıp duruyorsun canım öyle, gel al şu çocuğu kucağımdan

Alin’in düş merasimi Nehâr’ın bu sözüyle uçup gitmişti. Hafif bir tebessümle bebeği Nehâr’ın kucağından aldı. Nehâr sönmemiş volkan gibi konuşmaya devam ediyordu:

- Olacak şey değil! Hadi şu zavallıyı kapıya bırakan bir insan olamaz. Tamam, vicdanlı bir sevgilim var ama bu sorumluluk bizi aşar.

- Sakin ol akraba, diyerek araya girdi Grifikir, Boynuna asılı Nikon ile turistlere benziyordu.

- Ne sakin olacağım ya! Görmüyor musun? Elimizde nereden geldiği belli olmayan ufak bir bebek var ve bizim bu durumla ne halt edeceğimize dair en ufak bir fikrimiz yok.

Nehâr’ın demir ocağından çıkar gibi ortaya savurduğu kavurucu sözler, Alin’in gözyaşlarını sıcak bir ekmek gibi ısıtmıştı. Olduğu yere çökerek hüngür hüngür ağlamaya başladı. O esnada kapı çaldı. Gelen Mueddeb idi. Kara Dut telefonda olaydan dostunu haberdar etmiş, dostu da en ufak bir harekette kendisini bilgilendirmesini istemişti. Burada olduklarından haberi olduğunu öğrenince hemen apar topar gelmişti. Şimdi iki dost, Alin’in sağında ve solunda ellerini arkadaşlarının omzuna koymuş onu rahatlatmaya çalışıyorlardı. Omuzdaki melekler.


* * *

Ekol, laptobunu açtı ve internet logosuna, ardından sık kullanılanlardaki Forumsal forum ibaresine tıkladı. Boş vakitlerinde bu foruma takılıyordu. Şöyle geriye dönüp baktığında, 3-4 senedir burada üye olduğunu hatırladı. Bu forumda çok şeyler buluyordu. Yeterince zengin içerik, muhtelif bölümlerle bir hayli büyük bir yerdi. Fazla konulara müdahil olmuyordu ama iyi bir analizciydi. Her çeşit inanıştan, karakterden insanlar tanımıştı. Hepi topu iki arkadaş edinmişti forumda. Onlarla da pek sık yazışmıyordu. Forum bir hayat simgesi gibi vaktinin bir bölümünü işgal ediyordu. Sade bir üye olarak memnun haldeydi.

Ekol çok önceleri bir kız sevmişti. O zamana kadar aşk ile haşır neşir olmamıştı. Kızlara hep uzaktan bakar, kendini onlara pek açmayı sevmezdi. Ama bir gün çalıştığı yere gelen stajyer kız aklını başından almıştı. Genç adam bir hazır giyim atölyesinde ustabaşı olarak çalışan orta yaşlardı bir delikanlıydı. İçine düştüğü aşk girdabından karşılık alamayışı onu hayattan da soğutmuştu. Evden işe, işten eve bir yaşam tarzı vardı. Evde de ekseri foruma takılıyordu.

Bir forum buluşmasında Grifikir ile tanışmıştı; Kafaları denk iki adam. Ekol de Grifikir gibi pc ile meşgul olmayı seviyordu. Onunla PS’den, Webmasterlığa, programlamadan hackerlığa kadar birçok konuda muhabbetler ederdi. Buluşma da Mueddeb’in abisi Heavenly ile de tanışmıştı. O da başarılı bir grafikerdi.

* * *

Kızlar bebeğin ihtiyaçlarını giderirlerken, iki erkek kendi aralarında konuşuyordu:

- Zaten çocuğa bakmak zorunda değilsiniz. Polise haber verelim. Kimsesizler yurduna teslim edilir, sizde bu dertten kurtulursunuz. Yani o kadar kasacak bir durum yok ortada.

Nehâr’ın kulaklarına Grifikir’in bu sözleri uzaktan buğulu bir şekilde geliyordu. Gözleri halıya dalmış bir şekilde sessizliğini korumaktaydı. Mueddeb olgun bir ifadeyle araya girdi:

- İyi de polis olayı hemen geçiştirmez ki. Çocuğun gerçek sahipleri bulanana kadar bizi soru yağmuruna tutalar. Ben bu işten kolay sıyrılacağımızı pek sanmıyorum.

Beş gencin bulunduğu ortamdaki koyu sessizliği, camlara vuran yağmur damlaları bozuyordu. Bebek, yüzü Kara Dut’a dönük şekilde kucakta uykuya dalmıştı. Kara Dut bir dadı gibi sevimli küçükle ilgilenmişti. Alin’den sonra bebeği de sükûnete erdirmesi içine bir huzur getirmişti. Yakın dostunun kulağına eğilip fısıldadı:

- Sen de hiç üzme kendini tatlım, merak etme henüz hiçbir şey için geç değil. Babana istemiyorum dersin. Qasem amca, kızını üzecek bir adam değil. Şu koltuktaki bebeğin battaniyesini ver de üzerine örtelim. Zavallı uyurken üşümesin.

Mueddeb, dostunun isteğini yerine getirmek için battaniyeyi eline aldığında yere bir kâğıt parçası düştü. Odadaki herkesin gözü o kâğıda odaklandı. Bu zamana kadar nasıl fark edememişlerdi. Mueddeb yerdeki kâğıdı alıp Kara Dut’a doğru uzatıyordu ki Alin, bir martının havada simit kapması gibi kâğıdı Mueddeb’in elinden aldı. Çok geçmedi kâğıt yeniden el değiştirdi. Artık Nehâr hışımla aldığı kâğıdı incelemeye başlamıştı. Herkes akbabalar gibi Nehâr’ın başına üşüştü.

Kâğıtta anlaşılması zor harfler, sayılar vardı; Biraz roma rakamlarına, biraz Latince harflere, biraz da tarihi taşlara kazılmış şekillere benzeyen yazılar topluluğu... Tabi ki kimse bir fikir yürütemedi. Meraklar yerini gerginliğe bırakmıştı. Ortamın suyu bir hayli ısındığı gibi, tehlike çanlarının da elleri kulaklarındaydı.

Hafif kararmış odanın içini çok berrak bir ışık huzmesi kapladı ve hemen ardından dehşet yoğunlukta bir gürültü duyuldu. Herkes elleriyle başlarını kapatarak hafifçe eğilmişti. Etrafa ilk bakan Grifikir oldu. Balkondan dumanlar yükseliyordu. Çanak antene yıldırım düşmüştü. Dibi yanmış simsiyah bir kazana dönen uydu alıcısı, başından dumanlar yükselen, boynu eğik karakarga misali balkonun köşesinde duruyordu. Kötü bir haber vermek üzere olan siyah kapüşonlu bir hizmetçi gibiydi.

…>>>

YORUMLAR İÇİN LÜTFEN BURAYI TIKLAYINIZ

@Grifikir @Qasem @KaraBiber @EkoL @Mueddeb @Alin @KaRa DuT @Pentagram @Jose @Nehâr @Mathilda @Kül @Heavenly @Sezen @ecLipse @ilahimorluk @3W @Afra, @Akhilleus @ala'turka, @Aleyna @Almi @Arpes @Aslı @Azze @Bahar @Bardak @Berdush @Big Chief @Blair, @Cemre @Crowley @çıkmaz sorular @donatello @döngüsel @EkSen @Ebu Said @Elia @Emre @Esra. @Heisenberg @Hezarpare @jared @Jose Chilavert @Kayra @Kaşif @Kuzey @leavemealone @Lucky @mak res @MattMavi @Mavi @MrNobody @Nevra @Nfu @No Pasaran @Oggy @Oldstone @Onurcan @Pentagram @Poseidon @Rain @Raven @Restful @Sherlock @Shinigami @Simurg @Siyah @SiyahBeyaz @Türk @umut_istanbul @Waterlelie @XasthuR @VERA @yolcu
__________________

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

#4
Üyelik Tarihi: 01 Nisan 2016
Mesajlar: 646
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
11 Haziran 2016 , 19:10
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
IV.


Yağmur öyle şiddetli başlamıştı ki, balkonun içi göle dönmüştü. Kara Dut ile Mueddeb hemen balkondaki çamaşırları apar topar toplayıp yarı ıslak içeri girdiler.

Şimşek ve gök gürültüsü gösterilerine devam ediyordu. Ramazan ayı serin başlamıştı ve hava oruç tutmak için ideal bir görüntü sergiliyordu.

Kızların çamaşırlarla ilgilenişlerini dalgın gözlerle izleyen Nehâr, bir heykel gibi hareketsizce duruyordu. Kafasının içinde binlerce düşünce birbirine değmeden arılar gibi dolanıyordu. Alin’i çok seviyor olması onu bebek konusunda kilitlemişti. Alin bu bebeği büyütmek ve sahiplenmek isterse ve o da bunu kabul etmezse sevgilisi üzülebilirdi. Hadi kendisi kabul etmiş olsa bile, bu durumu ailelerine nasıl anlatacaklar, nasıl kabullendireceklerdi!

Yağmur şiddetini aynı hızıyla sürdürürken Nehâr’ın omzuna bir el dokundu. Grifikir, arkadaşının bu dalgın halinin altında yatan stres dolu enerjiyi tahmin etmiş gibiydi:

- Dediğim gibi akraba. Bak benim bir polis tanıdığım var. Kendisi İstanbul’un en iyi baş komiserlerinden biri. Uzun zaman da dedektiflik yapmış. Yani anlayacağın bu işin erbabı. Olayı ona açarım, kendisi de beni pek sever. Bu olaya, üzerimize bulaştırmadan bir çare buluruz.

- Çok yavan düşünüyorsun kanka. Ben Alin’i tanırım. Bebekleri çok sever. Bu bebeği de şimdiden benimsediğini fark ediyorum. O kız bu bebeğe bakmak isteyecek ve ben kabul etmezsem çok üzülecek.

Grifikir bir an duraksadı, yüzündeki teselli modu bir an düşmüştü. Kafasında kelimeleri hizaya sokup tekrar söze girişti. Bu sefer biraz çocukça ses tonu kullandı:

- İyi güzel işte, daha evlenmeden bir çocuğunuz olmuş olur, diyerek gülümsedi Grifikir. Ardından ciddi bir şekilde devat etti: Sonra bir tane de siz yaparsınız. Bak her şeyin bir sebebi var. Kapınıza bırakılmış bu çocuğu sahiplenmek zorunda değilsiniz ama sevabını da göz ardı etme. Aileler de bir zaman sonra kabulleneceklerdir.

Nehâr’ın içindeki fırtına biraz diner gibi oldu. Yine de yüreğinin yüksek mevkilerinde şimşekler çakıyordu. Dışarıdaki havadan farksız bir iç hali vardı. Bir erkek olarak başkasının çocuğunu, zorunda kalmadan sahiplenmek Nehâr’a ters geliyordu. Bu düşüncesini kime açsa abes karşılanmazdı.

- Neyse bakalım, ben biraz hava almaya çıkıyorum, diyerek arkadaşının sözünü geçiştirdi.

- Bu havada mı?

- Beni merak etmeyin.

Nehâr üzerine gri bir spor kapüşon alıp kapıya yöneldi. Grifikir ardından hemen kalkıp kulağına fısıldadı:

- Her zaman yanındayım kardeşim.

Nehâr kuru bir tebessümle arkadaşına bakıp yağmura karıştı.

* * *

Beyaz duvarlar, beyaz tavan, beyaz karolar... Neredeyse her şey bembeyaz. Ağızları kapalı yine beyaz elbiseli bir sürü adam. Yüksek cam paneller, beyaz deri koltuklar, kurşun geçirmez camlar... İnsan burada kendini büyük bir süt kazanının içinde sanabilirdi.

Bir buğday çuvalı büyüklüğünde cam tüpler, üzerlerinde aort damarları gibi uzana kırmızı ve mavi renklerde kalın plastik kablolar ve krişleri bir sarmaşık gibi sarmalamış tuhaf endamda borular... Muazzam bir sessizlik ve kokusuz bir hava.

* * *

Grifikir telefonla Ekol’ü aradı. Onu da durumlardan haberdar etti. Bebeğin battaniyesinden çıkan kâğıttan bahsetti. Arkadaşı bir yerde buluşup ona kâğıttaki yazı konusunda yardımcı olabileceğini belirtti. İki genç anlaştılar ve buluşacakları yeri belirlediler.

Yağmur damlalarının benek benek yaptığı camların ardında, kahverengi deri koltuktuların bulunduğu alana geçtiler. Ramazan olduğu için herhangi bir şey sipariş vermemişlerdi. Ilık ortamda üzerlerindeki ceketlerle oturuyorlardı.

Ekol fazla beklemeden anlatmaya başladı:

- Bir arkadaşım zamanında beni Pentagram adında bir kadınla tanıştırmıştı. O zamanlar benim üzerimde büyük ruhsal sıkıntılar vardı. Az çok sen de biliyorsun; ara sıra kafayı sıyırırcasına yapmış olduğum hareketler falan. Neyse, işte arkadaşım bana bu kadını önermişti. Gidip kendisiyle görüşmemi ve onun bana yardımcı olabileceğini. Ben de adresi alıp bir şansımı denemek istedim.

- Nerede peki bu kadın?, diyerek araya girdi Grifikir, Ellerini önünde birleştirmiş bir ders hocası edasıyla.

Ekol, arkadaşının sabırsızlığına gülümsemeyle karşılık verip devam etti:

- Edirne’de reis. İster hafta tatilimde ben sizi götürürüm, ya da siz Nehâr’la gidersiniz. Nasıl isterseniz.

Grifikir biraz düşündükten sonra sordu:

- Kadının sana faydası oldu mu peki?

- Vallahi artık psikolojik midir nedir, kadına göründükten sonra bir daha o tarz sorunlar yaşamadım.

- Peki kadın ne yaptı sana?, diye sordu Grifikir, çocukça bir heyecanla,

- Önünde Roma rakamlı zarf gibi bir şeyler vardı. Kendince bir şeyler okudu, söyledi. Sonra zarfları ters çevirdi. Zarfların diğer yüzlerinde de böyle Çince, Japonca harfler gibi şekiller vardı. Belki o kâğıttaki işaretleri...

- Anlar diye düşündün, diyerek arkadaşının sözünü kesti Grifikir.

Ekol cevap vermedi. Grifikir devam etti:

- Tamam, pekala. Ben Nehâr’a bundan bahsederim. İftardan sonra yola koyuluruz daha olmazsa.

- Ekol ceketinin iç cebinden bir kâğıt kalem çıkarıp, cüzlanından çıkardığı kartvizitteki adresi yazıp Grifikir’e verdi. İki genç tokalaşıp ayrıldılar.

Gri bulutların altında karanlık kendine yer seçiyordu. Yağmur dinmişti ama ara ara atıştırmaktaydı. Hava bir hayli soğumuştu. Haziran’da sık rastlanmayan bir hal.

Grifikir, Nehâr’ı bir şekilde ikna edip yola koyulduklarında saat gece 9’u biraz geçiyordu. İftarı yapar yapmaz yola koyulmuşlardı. Nehâr direksiyonda yine heykel gibi bir görüntü çiziyordu. Grifikir arkadaşının yolda dikkatli olması için arada bir muhabbet edip, onun diri durmasına yardım etmeğe çalışıyordu.

Yaklaşık iki saatlik yolları vardı. İstanbul sınırından çıkmışlardı. Nehâr arabayı çok süratlı kullanıyordu. Grifikir radara yakalanmalarından korktu. Saatte 140 km hızla gidiyorlardı. ‘’Lüleburgaz 30 km’’ yazan levhayı geçtiler. Zifiri karanlığın içinden su damlaları camları dövmeye başlamıştı. Yağmur da yolda onlara eşilik ediyor gibiydi. Lüleburgaz ayrımında biraz yavaşladılar, sonra hızlarını yeniden arttırdılar. Sağlı sollu dağların eşliğinde, vadilerden geçiyorlar, inişli çıkışlı yollarda geceyi arşınlıyorlardı.

‘’Edirne 20 Km’’ Dağlar yerini düzlüğe bırakmış olmalıydı. Engebeler kalkmış, virajlar sonra ermişti. Grifikir devasa genişlikteki bir ovanın içinde yolculuk ettiklerini hayal etti. Edirne giriş levhasını gördüklerinde Grifikir, Ekol’ün verdiği kâğıttaki adresi kontrol etti. Bir yandan da navigasyon cihazına baktı. Bir kaç km’lik yolları kalmıştı. Navigasyon cihazı tahmini 15 dakika içinde hedeflerine varacaklarını belirtiyordu.

Hızlarını yavaşlattılar. Kadının evi, Edirne sınırları içinde yer alan Saman Dere isimli bir köydeydi. İnce, çukurlu bir yola saptılar. Etrafta hiçbir ışık yoktu. Arabanın farları kara deliğin içinde kendine yol buluyordu. Önlerinden aniden bir tavşan geçti, Nehâr bir anda hızını yavaşlattı, sonra yavaş hızda yol almaya devam etti.

Nihayet uzun bir aradan sonra bir ışık gördüler. Yaklaşık bir kaç metre ilerde, tepesinde kırmızı mavi lambalar yanan bir araç, onun yanında da dörtlülerini yakmış beyaz renkte bir panelvan vardı. Dar yolu iki araç tıka basa kapatmıştı. İki genç başta ne yapacaklarını bilemediler. Muhtemelen jandarma, şüpheli bir aracı durdurmuştu. Tam durmak üzereyken yanlarına bir askerin yaklaştığını gördüler. Nehâr arabayı durdurdu ve sol camını açtı. İçeri giren soğuk hava dinçliklerini arttırmıştı.

- Bir cinayet vakası. Geri dönmeniz gerekiyor. Bu yoldan devam edemezsiniz.

Asker bir haber spikeri gibi kendinden emin bir şekilde konuşmuştu. Dışarıdan keskin bir kekik kokusu geliyordu. Nehâr ilkin askerin nefesinin öyle koktuğunu düşündü. Ya da etrafta kekiklerin yoğun olduğu topraklar vardı. İtiraz etmeden gerisin geriye döndüler. Yüzleri asıktı ve bir hayli gergindiler. Edirne sınırından henüz çıkmamışlardı. Grifikir navigasyon cihazında aynı adrese giden ince bir patika yol olduğunu fark etti ve hemen Nehâr’ı uyardı. Patika, normal yolun bir kaç kilometre paralelindeydi. Hemen o yola saptılar. Daha dar, daha engebeli ve daha taşlı...

Nihayet köy göründü. Bir kaç sokak lambası ve ev penceresinden beliren ışıklar onları karşılamıştı. Köy, karanlığın içinde bir saklı ada gibi duruyordu. Unutulmuş bir hazine, ya da derin uykusunda bir dev.

Köyün girişindeki çeşmede durdular. Ezan sesi duyuluyordu. Yatsı vakitlerinde olmalıydılar. Grifikir cami minaresini gördü. Kendilerine pek uzak sayılmazdı. İmama ya da cami cemaatine gidip adresi sormayı düşündü. İlginçti, adreste kapı numarası yoktu. Sonra akıllarına cep telefonu geldi. Hemen cep telefonunu aradılar. İkinci çalıştan sonra bir ses duyuldu:

- Buyurun?

Çok mat bir ses cevap verdi. Grifikir kendi telefonuyla aramıştı. Durumu izah etti. Karşısındaki ise evi tarif etti ve ekledi.

- Yanınızda ne kadar var?

Kadının sesi çok iç gıdıklayıcı geliyordu. Sesi bu sorusuyla birleşince bir kadın taciri izlenimi vermişti.

- Pek fazla bir şey yok; bir kaç yüzlük. Eksik olursa tamamlarız.

Kadın bıtkınlık ifade eden bir nefes veriş sonrasında ‘’gelin’’ diyerek telefonu yüzlerine kapattı.

Neredeyse kırılmak üzere olan bir çitten bir kapı. Islak çimenler. Yeterince karanlık ve keskin bir gübre kokusu... Gençler tedirgin bir şekilde yavaş hareketlerle bahçeyi geçtiler ve kulübe gibi duran evin kapısındaki tokmağı tıklattılar.

Bir kaç saniye içinde kapı açıldı. İçeriden bir sıcaklığın yayıldığını fark ettiler. Üzerinde siyah bir örtü olan, yüzü gözükmeyen biri onları içeri davet etti. Hemen karşılarındaki odaya geçtiler.

Odaya ağır bir tütsü kokusu hâkimdi. Grifikir bir an kendini türbede sandı. Karşılarındaki kadın büyücülere benziyordu.

- Adım Pentagram. Büyü yapma, büyü bozma, cin musallatı, nasip bağlama, hazine, daha bunun gibi bir çok konuda size nasıl yardımcı olabilirim?

Kadın sıralarıdıkları şeyler haricinde bana bir şey sormayın mesajı vermişti sanki ve ne derdiniz varsa halledeyim de uzayıp gidin der gibiydi. Nehâr, kadının hali karşısında şişede buz tutmuş su gibi hareketsiz kalmıştı. Grifikir, arkadaşının elindeki kâğıdı alıp kadına uzattı ve durumun kısa bir özetini geçti.

Kadın yeniden bir iç çekişle kâğıdı aldı. Bu sefer daha bıkmış gibi duruyordu. Uzunca bir süre kâğıdı inceledi ve sesli düşünüyormuş gibi konuştu:

- Aşk bir imtihan. Para bir imtihan. Ben de bir imtihanım.

Karşısındaki iki genç hiçbir şey anlamamıştı. Yüzünün hiçbir karesi gözükmeyen kadın bir hayli ürkütücüydü. Sanki siyah örtünün içi boştu ve gaybtan bir başkası sesleniyordu. Bu mat sessizliği yine kadının sesi bozdu:

- Kâğıtta bunlar yazıyor. Kim ne amaçla yazmış bilemem. Normal bir anlam ifade etmiyorlar. Zaten bilindik şeyler. Hayat başlı başına bir imtihan sonuçta. Ha bir de sonunda imza gibi bir şey var, orada da ‘’Cassid’’ yazıyor.

Gençlerin şaşkınlıkları bir kat daha artmıştı. Japonya’da arapça duyan turistler gibi bir halleri vardı. Kadın elindeki kâğıdı önlerine attı:

- 200 dolar. Yanınızda dövüz yoksa 500 TL de olur. Normalde karşılığı bu değil ama size has bir güzellik yaparım.

Nehâr bir an yüzü belirsiz kadına dalmak istedi. Kadın kendilerini soyuyordu resmen. Bu kadarcık bir şey için istenen para çok fazlaydı ama yine de tartışmaya hiç hali yoktu. Zaten bebek mevzusundan dolayı yeterince bitkin ve ayrıca yol yorgunuydu. Cebindeki bütün parayı çıkarıp ‘’hepsi bu kadar’’ diyerek kadına uzattı. İki adet yüzlük ve bir ellilik vermişti. Kadın bir kaç saniye sessizliğini korudu ve arapça, farsça karışık bir şeyler zırvaladı. Ardından iki gencin üzerine üfledi.

Şimdi her yer karanlıktı ve her yer sessizliğe bürünmüştü.

İmtihan olan hayat sona ermiş gibiydi.

YORUMLAR İÇİN LÜTFEN BURAYI TIKLAYINIZ

@Grifikir @Qasem @KaraBiber @EkoL @Mueddeb @Alin @KaRa DuT @Pentagram @Jose @Nehâr @Mathilda @Kül @Heavenly @Sezen @ecLipse @ilahimorluk @Afra, @Akhilleus @ala'turka, @Aleyna @Almi @Arpes @Aslı @Azze @Bahar @Bardak @Berdush @Big Chief @Crowley @çıkmaz sorular @donatello @döngüsel @EkSen @Ebu Said @Elia @Emre @Esra. @Heisenberg @Hezarpare @jared @Jose Chilavert @Kaşif @Kuzey @leavemealone @Lucky @mak res @MattMavi @Mavi @MrNobody @Nevra @Nfu @Oldstone @Onurcan @Pentagram @Poseidon @Rain @Raven @Restful @Sherlock @Shinigami @Siyah @SiyahBeyaz @Türk @umut_istanbul @Waterlelie @VERA @yolcu
__________________

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

#5
Üyelik Tarihi: 01 Nisan 2016
Mesajlar: 646
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
12 Haziran 2016 , 10:30
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
V.


(Sezon Finali)


Kendilerine geldiklerinde elleri arkadan bağlı şekilde olduklarını fark ettiler. Hem elleri arkadan bağlanmış hem de birbirlerinin bağlı elleriyle birbirlerine bağlanmışlardı. Sert bir divanın üzerindeydiler. Muhtemelen dolandırılmışlardı. Soyulmuş olmaları da mümkündü. Bu da mı bir imtihandı.

Nehâr’ın ilk aklına gelen arabası oldu. Grifikir de kolundaki saatin olmadığını fark etti. Elbiselerinin çalınmamış olduğuna şükür eder haldeydiler.

Uzun uğraşlar fayda etmemişti. Bu durumdan kurtulmak için yapmış oldukları her çaba boşa gidiyordu. Bilekleri iyice acımaya başlamıştı. Uzun süredir de böyle duruyor olmalıydılar, zira kolları ağrıdan neredeyse kopmak üzereydi.
Şeffat poşetle kapatılmış küçük penceredeki deliklerden güneş ışıklarının içeri nüfuz ettiğini gördüler. Bu şekilde sabahlamışlardı. Nehâr, Alin’in merakını ve telaşını düşündü. Diğerleride iki gencin durumunu çok merak etmiş olmalıydılar. Muhtemelen telefonları da çalındığı için cevap vermiyordu. Grifikir’in aklına bir an Ekol geldi ve zor durumdaki gerginliğine bir de büyük bir öfke eklenmişti. Gerçi onun pek suçu olduğu söylenemezdi. Çünkü ikili uzun süredir arkadaştılar. Ustabaşı kelek yapacak bir insan değildi. O sadece onlardan şanslıydı.

- Hâlâ telefonu kapalı ya. Çıldıracağım!

Alin telaşlı bir şekilde odanın içinde bir o yana bir bu yana dolaşıp duruyordu. Üç kız halen Grifikir’in evindeydi. Diğer iki kız Alin’i sakinleştirmeye çalışıyordu. Haklı olarak içlerindeki en üzgün ve mutsuz olan Alin idi. Sonuçta çok sevdiği nişanlısı kayıptı ve saatlerdir kendisinden haber alınamıyordu.

Kara Dut sonunda polisi aramaya karar verdi. Cep telefonundan 155’i tuşlayıp durumu anlattı. Artık işler sarpa sarıyordu. Bir bebek başına ne işler açmıştı. Zavallı küçük, hiçbir şeyden habersiz elleri ve ayaklarının hareket ettirmekle meşguldü. Halinden bir hayli memnun gözüküyordu.

Kısa bir süre sonra kapı zili çaldı. Kara Dut ev sahibi edasıyla kapıyı açtı. Karşılarında rahat iki metre boylarında, biir hayli geniş omuzlu, üzerinde siyah ceri ceket ve altında aynı renk kot bulunan biri duruyordu. Bar kapılarındaki bodyguardlara benziyordu. Kimliğini gösterip içeriye girmek için müsaade istedi.

- Ben Avcılar Emniyetinden Baş Komiser Jose. Cinayet masası dedektifiyim ayrıca. İhbar ile ben görevlendirildim. Biri bana bütün olup biteni sakin bir ağızla anlatabilir mi?

Ne tesadüf, Grifikir’in bahsettiği baş komiser bu olayla ilgilenmek için gelmişti. Yakın tanıdığının kayıplardan biri olduğundan habersizdi.

Kara Dut detaylı bir şekilde her şeyi anlattı. Bebek mevzusundan da haliyle bahsetti. Jose büyük bir özenle elindeki küçük not defterine notlar düşüyordu. Mueddeb çay demlemişti ve servis işini üstlenmişti. Alin öylece bitkin vaziyette izlemedeydi. Baş komiser arada bir kaç soru daha sorarak sorgusunu tamamladı.

- Sizler kayıpların cep telefonlarını belirli aralıklarla aramaya devam edin ve olası bir gelişmeden beni derhal haberdar edin. Ben kısa zamanda sizinle yeniden irtibata geçeceğim. İzninizle.

Dev adam büyük bir soğunkanlılıkla kapıya yöneldi. Odada varlığı bile hissedilmeyen Alin, baş komiserin arkasından hışımla kalkıp sordu:

- Onları bulacaksınız değil mi?

Baş komiser hiç kımıldamadan cevapladı:

- Bu benim işim hanım efendi.


Allah’ın yardımıyla bir şekilde bağlanmış oldukları iplerden kurtulmuşlardı. İki genç çelik kelepçelerden kurtulmuş gibi bileklerini sıvazlıyordu. Birbirleriyle hiç konuşmadan kulübe görünümlü evden çıktılar. (Kapı kilitli değildi)

Ayakkabılarının da çalınmamış olması bir kez daha şükür etmelerinde etkili oldu. Patika yoldan ana yola kadar mecburen yayan yürümek zorundaydılar. Etrafta ne bir araç, ne de bir canlı vardı. Güneş tepelerinde pişmiş kelle gibi sırıtıyordu. Ter damlaları alınlarında çoktan koltuklarına yerleşmişti.

Edirne merkeze doğru otostop çektiler. Bir kaç araçtan sonra şans yüzlerine güldü. Merkeze vardıklarında Nehâr İş Bankası ATM’sinden bir miktar para çekti ve dolmuşa binip otogara gittiler. Eve dönüş zamanı.


5 GÜN SONRA…


Qasem ikindi namazı için abdestini almış camiye gitmeye hazırlanırken hanımı seslendi:

- Bey, gelirken biraz domates ve salatalık al. Evde kalmamış.

Adam kafasını olur şeklinde sallayarak ayakkabılarını giymeye koyuldu. Evin tek oğlu oturma odasında TV izliyordu. O esnada evin telefonu çalmaya başladı. Karabiber fazla bekletmeden açtı.

Duydukları karşısında yüzündeki renk git gide beyaza dönüyordu. Henüz çıkmamış olan Qasem, eşinin kesilmiş yoğurt gibi yüzünü görünce ‘’ne oldu hanım?’’ diye seslendi. Karabiber telefonu kapattığı gibi, ağlamaklı bir halde hızlı bir şekilde üstüne bir hırka alıp kapıya yöneldi:

- Kızımız yine intihar etmiş. Şuan devlet hastanesine kaldırmışlar.

Haberi duyan evin oğlu da hışımla fırlamıştı. O üzerine hiçbir şey almadan ailesine katıldı.

Burun deliklerinden içeri sokulmuş, iki şeffaf kablo. Ağızda birkaç cm çapında solunum cihazı. Tepede sabırla damlayan serum şişesi… Genç kızın güzelliği, yatmış olduğu yatakta can vermiş gibi duruyordu.

Yoğun bakım ünitesinin önünde hareketli bir kalabalık vardı. Anne Karabiber oturduğu bankta gözyaşı yarışındaydı. Baba Qasem olgun ama bir hayli bitkin halde sırtını duvara dayamış şekilde duruyordu. Yaşına rağmen ayakta durması takdire şayandı. Abi Heavenly biraz sinirli, biraz tedirgin halde koridorda volta atıyordu. Bu olayın hesabını önce kardeşine, sonra sebep olanlara soracaktı.

Oldstone’nin ilk intihar girişimi değildi bu. Okuldaki vukuatları da saymakla bitmezdi. Çok hırçın, başına buyruk ve olur olmaz hareketleri olan bir kızdı. Ailesine de bir hayli daral gelmişti. Ne yapacaklardı bu kızla!

Üzerinde süt beyaz gömlek, boynunda dinleme cihazı asılı bir adam yoğun bakım kapısını araladı. Arkasındaki hemşire eline bir hasta gözlem raporunu verdi. Doktor önce raporu inceleyip, ardından meraklı gözlere döndü.

- Şuan bir şey söylemek için erken. Kızınız çok kan kaybetmiş. Beyinde oksijen yetersizliğinden ötürü hasar olup olmadığını anlamak için birkaç saat beklememiz gerek. Hayati tehlikesi de henüz sona ermiş değil.

Genç kız daha önceki intihar girişimlerinde hap kullanma, birkaç katlı okul binasının penceresinden atlama gibi intihar girişimlerinde bulunmuştu. Bu sefer tuvalette acımadan bileklerine kıymıştı. Abisi çok kez kız kardeşinin okul içinden ve dışından erkeklerle olan münasebetleri sebebiyle başını belaya sokmuş, yer yer dayak yemiş, yer yer adam yaralamış ve birçok sabıka edinmişti. Bulaştığı olaylar sebebiyle artık mahalle karakolunun tanınan siması olmuştu.

Grifikir telefonda baş komiser Jose ile konuşuyordu. Baş komiser ona bebeğin sahibi olan kadının sokaktaki mobese kamerası tarafından eşkâlinin ve yerinin tespit edildiğini haber vermişti. Çok kısa zamanda kadına ulaşacaklarını bildiriyordu. Grifikir son gelişmeyi arkadaşlarıyla paylaştı.

Ortamda hafif bir ferahlık oluşmuştu ama henüz yürekler rahat değildi.
Alin biraz bebeğin ihtiyaçları biraz da diğer muhtelif ihtiyaçlar için Kara Dut ile Mueddeb’e alış veriş teklifinde bulundu. Yakınlarında yeni açılmış olan büyük bir AVM vardı. Kızlar dışarı çıkmak için hazırlandıklarında erkekler de onları yalnız bırakmamak için toparlandılar. Büyük bir şehirde, hele böyle bir devirde kızları yalnız bırakmak pek akıl kârı değildi.

Birkaç gün öncesi aldıkları bebek arabasına davetsiz miniği yerleştirip yola koyuldular. Beş genç halk otobüsünde 5-10 dakikalık yolculuk sonrasında AVM binasının önüne vardı.

Alış veriş merkez bir hayli büyüktü. Neredeyse %70’i camlarla kaplıydı; Beş katı olan, dev bir goril genişliğinde devasa bir yapıt. Hafta sonu olması hasebiyle içerisi bir hayli kalabalıktı. Koca bina en az yüz kişiye ev sahipliği yapıyor olmalıydı.

Gençler yürüyen merdivenlerden 3. Kata çıktılar. Hemen karşılarındaki DeFacto mağazasından yükselen İrem Derici’nin dantel şarkısı kulakları okşuyordu. Ortamda hafif bir kalabalık sesi mevcuttu; Sınav kâğıtları toplandıktan sonraki sınıf havası.

Büyük bir ses kulak zarlarını çınlattı. Ses o kadar kuvvetliydi ki, devasa binanın camları bu güce dayanamamıştı. Yürüyen merdivenin altındaki çark, bir inşaat vinci gibi yana savrulmuştu. 3. Kat 2. Kat ile bir olmuş gibiydi. Yukarıdan düşen beton parçaları insanları eziyordu. Her yer bir anda toz duman olmuştu.

Alarm sesleri, bağrışmalar, koşuşturmacalar. Kopmuş kol ve bacaklar, et yığınları… Her yer sırf kırmızıyla boyanmış tablo gibiydi. İnsanlar kan revan içinde kalmıştı.

Yerde düşüp ikiye ayrılmış ışıklı DeFacto levhasının yanında yan yatmış bir bebek arabası. Yürekleri dağlayan bir bebeğin çığlığı uğultunun içinde yavaş yavaş kayboldu

Not: Yarından itibaren yaz dönemi boyunca yurt dışında tatilde olacağım. Bu süre zarfında nete girmeyi pek düşünmüyorum. Nasipse dönüşte bölümlere kaldığım yerden devam ederim. Hakkınızı helale edin. Kalın sağlıcakla.


YORUMLAR İÇİN LÜTFEN BURAYI TIKLAYINIZ

@Grifikir @Qasem @KaraBiber @EkoL @Mueddeb @Alin @KaRa DuT @Pentagram @Jose @Nehâr @Mathilda @Kül @Heavenly @Sezen @ecLipse @ilahimorluk @Afra, @Akhilleus @ala'turka, @Aleyna @Almi @Arpes @Aslı @Azze @Bahar @Bardak @Berdush @Crowley @çıkmaz sorular @donatello @döngüsel @EkSen @Ebu Said @Elia @Emre @Heisenberg @Hezarpare @jared @Jose Chilavert @Kaşif @Kuzey @leavemealone @Lucky @mak res @MattMavi @Mavi @MrNobody @Nevra @Nfu @Oldstone @Onurcan @Pentagram @Poseidon @Rain @Raven @Restful @Türk @umut_istanbul @Waterlelie @VERA @yolcu
__________________

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

#6
Üyelik Tarihi: 01 Nisan 2016
Mesajlar: 646
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
12 Haziran 2016 , 10:34
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
V.



(Sezon Finali)


Kendilerine geldiklerinde elleri arkadan bağlı şekilde olduklarını fark ettiler. Hem elleri arkadan bağlanmış hem de birbirlerinin bağlı elleriyle birbirlerine bağlanmışlardı. Sert bir divanın üzerindeydiler. Muhtemelen dolandırılmışlardı. Soyulmuş olmaları da mümkündü. Bu da mı bir imtihandı. Nehâr’ın ilk aklına gelen arabası oldu. Grifikir de kolundaki saatin olmadığını fark etti. Elbiselerinin çalınmamış olduğuna şükür eder haldeydiler.

Uzun uğraşlar fayda etmemişti. Bu durumdan kurtulmak için yapmış oldukları her çaba boşa gidiyordu. Bilekleri iyice acımaya başlamıştı. Uzun süredir de böyle duruyor olmalıydılar, zira kolları ağrıdan neredeyse kopmak üzereydi.

Şeffat poşetle kapatılmış küçük penceredeki deliklerden güneş ışıklarının içeri nüfuz ettiğini gördüler. Bu şekilde sabahlamışlardı.

Nehâr, Alin’in merakını ve telaşını düşündü. İki gencin durumunu çok merak etmiş olmalıydılar. Muhtemelen telefonları da çalındığı için cevap vermiyordu. Grifikir’in aklına bir an Ekol geldi ve zor durumdaki gerginliğine bir de büyük bir öfke eklenmişti. Gerçi onun pek suçu olduğu söylenemezdi. Çünkü ikili uzun süredir arkadaştılar. Ustabaşı kelek yapacak bir insan değildi. O sadece onlardan şanslıydı.

- Hâlâ telefonu kapalı ya. Çıldıracağım!

Alin telaşlı bir şekilde odanın içinde bir o yana bir bu yana dolaşıp duruyordu. Üç kız halen Grifikir’in evindeydi. Diğer iki kız Alin’i sakinleştirmeye çalışıyordu. Haklı olarak içlerindeki en üzgün ve mutsuz olan Alin idi. Sonuçta çok sevdiği nişanlısı kayıptı ve saatlerdir kendisinden haber alınamıyordu.

Kara Dut sonunda polisi aramaya karar verdi. Cep telefonundan 155’i tuşlayıp durumu anlattı. Artık işler sarpa sarıyordu. Bir bebek başına ne işler açmıştı. Zavallı küçük, hiçbir şeyden habersiz elleri ve ayaklarının hareket ettirmekle meşguldü. Halinden bir hayli memnun gözüküyordu.

Kısa bir süre sonra kapı zili çaldı. Kara Dut ev sahibi edasıyla kapıyı açtı. Karşılarında rahat iki metre boylarında, biir hayli geniş omuzlu, üzerinde siyah ceri ceket ve altında aynı renk kot bulunan biri duruyordu. Bar kapılarındaki bodyguardlara benziyordu. Kimliğini gösterip içeriye girmek için müsaade istedi.

- Ben Avcılar Emniyetinden Baş Komiser Jose. Cinayet masası dedektifiyim ayrıca. İhbar ile ben görevlendirildim. Biri bana bütün olup biteni sakin bir ağızla anlatabilir mi?

Ne tesadüf, Grifikir’in bahsettiği baş komiser bu olayla ilgilenmek için gelmişti. Yakın tanıdığının kayıplardan biri olduğundan habersizdi.

Kara Dut detaylı bir şekilde her şeyi anlattı. Bebek mevzusundan da haliyle bahsetti. Jose büyük bir özenle elindeki küçük not defterine notlar düşüyordu. Mueddeb çay demlemişti ve servis işini üstlenmişti. Alin öylece bitkin vaziyette izlemedeydi. Baş komiser arada bir kaç soru daha sorarak sorgusunu tamamladı.

- Sizler kayıpların cep telefonlarını belirli aralıklarla aramaya devam edin ve olası bir gelişmeden beni derhal haberdar edin. Ben kısa zamanda sizinle yeniden irtibata geçeceğim. İzninizle.

Dev adam büyük bir soğunkanlılıkla kapıya yöneldi. Odada varlığı bile hissedilmeyen Alin, baş komiserin arkasından hışımla kalkıp sordu:

- Onları bulacaksınız değil mi?

Baş komiser hiç kımıldamadan cevapladı:

- Bu benim işim hanım efendi.


Allah’ın yardımıyla bir şekilde bağlanmış oldukları iplerden kurtulmuşlardı. İki genç çelik kelepçelerden kurtulmuş gibi bileklerini sıvazlıyordu. Birbirleriyle hiç konuşmadan kulübe görünümlü evden çıktılar. (Kapı kilitli değildi)

Ayakkabılarının da çalınmamış olması bir kez daha şükür etmelerinde etkili oldu. Patika yoldan ana yola kadar mecburen yayan yürümek zorundaydılar. Etrafta ne bir araç, ne de bir canlı vardı. Güneş tepelerinde pişmiş kelle gibi sırıtıyordu. Ter damlaları alınlarında çoktan koltuklarına yerleşmişti.

Edirne merkeze doğru otostop çektiler. Bir kaç araçtan sonra şans yüzlerine güldü. Merkeze vardıklarında Nehâr İş Bankası ATM’sinden bir miktar para çekti ve dolmuşa binip otogara gittiler. Eve dönüş zamanı.


5 GÜN SONRA…


Qasem ikindi namazı için abdestini almış camiye gitmeye hazırlanırken hanımı seslendi:

- Bey, gelirken biraz domates ve salatalık al. Evde kalmamış.

Adam kafasını olur şeklinde sallayarak ayakkabılarını giymeye koyuldu. Evin tek oğlu oturma odasında TV izliyordu. O esnada evin telefonu çalmaya başladı. Karabiber fazla bekletmeden açtı.

Duydukları karşısında yüzündeki renk git gide beyaza dönüyordu. Henüz çıkmamış olan Qasem, eşinin kesilmiş yoğurt gibi yüzünü görünce ‘’ne oldu hanım?’’ diye seslendi. Karabiber telefonu kapattığı gibi, ağlamaklı bir halde hızlı bir şekilde üstüne bir hırka alıp kapıya yöneldi:

- Kızımız yine intihar etmiş. Şuan devlet hastanesine kaldırmışlar.

Haberi duyan evin oğlu da hışımla fırlamıştı. O üzerine hiçbir şey almadan ailesine katıldı.

Burun deliklerinden içeri sokulmuş, iki şeffaf kablo. Ağızda birkaç cm çapında solunum cihazı. Tepede sabırla damlayan serum şişesi… Genç kızın güzelliği, yatmış olduğu yatakta can vermiş gibi duruyordu.

Yoğun bakım ünitesinin önünde hareketli bir kalabalık vardı. Anne Karabiber oturduğu bankta gözyaşı yarışındaydı. Baba Qasem olgun ama bir hayli bitkin halde sırtını duvara dayamış şekilde duruyordu. Yaşına rağmen ayakta durması takdire şayandı. Abi Heavenly biraz sinirli, biraz tedirgin halde koridorda volta atıyordu. Bu olayın hesabını önce kardeşine, sonra sebep olanlara soracaktı.

Oldstone’nin ilk intihar girişimi değildi bu. Okuldaki vukuatları da saymakla bitmezdi. Çok hırçın, başına buyruk ve olur olmaz hareketleri olan bir kızdı. Ailesine de bir hayli daral gelmişti. Ne yapacaklardı bu kızla!

Üzerinde süt beyaz gömlek, boynunda dinleme cihazı asılı bir adam yoğun bakım kapısını araladı. Arkasındaki hemşire eline bir hasta gözlem raporunu verdi. Doktor önce raporu inceleyip, ardından meraklı gözlere döndü.

- Şuan bir şey söylemek için erken. Kızınız çok kan kaybetmiş. Beyinde oksijen yetersizliğinden ötürü hasar olup olmadığını anlamak için birkaç saat beklememiz gerek. Hayati tehlikesi de henüz sona ermiş değil.

Genç kız daha önceki intihar girişimlerinde hap kullanma, birkaç katlı okul binasının penceresinden atlama gibi intihar girişimlerinde bulunmuştu. Bu sefer tuvalette acımadan bileklerine kıymıştı. Abisi çok kez kız kardeşinin okul içinden ve dışından erkeklerle olan münasebetleri sebebiyle başını belaya sokmuş, yer yer dayak yemiş, yer yer adam yaralamış ve birçok sabıka edinmişti. Bulaştığı olaylar sebebiyle artık mahalle karakolunun tanınan siması olmuştu.

Grifikir telefonda baş komiser Jose ile konuşuyordu. Baş komiser ona bebeğin sahibi olan kadının sokaktaki mobese kamerası tarafından eşkâlinin ve yerinin tespit edildiğini haber vermişti. Çok kısa zamanda kadına ulaşacaklarını bildiriyordu. Grifikir son gelişmeyi arkadaşlarıyla paylaştı.
Ortamda hafif bir ferahlık oluşmuştu ama henüz yürekler rahat değildi.

Alin biraz bebeğin ihtiyaçları biraz da diğer muhtelif ihtiyaçlar için Kara Dut ile Mueddeb’e alış veriş teklifinde bulundu. Yakınlarında yeni açılmış olan büyük bir AVM vardı. Kızlar dışarı çıkmak için hazırlandıklarında erkekler de onları yalnız bırakmamak için toparlandılar. Büyük bir şehirde, hele böyle bir devirde kızları yalnız bırakmak pek akıl kârı değildi.

Birkaç gün öncesi aldıkları bebek arabasına davetsiz miniği yerleştirip yola koyuldular. Beş genç halk otobüsünde 5-10 dakikalık yolculuk sonrasında AVM binasının önüne vardı.

Alış veriş merkez bir hayli büyüktü. Neredeyse %70’i camlarla kaplıydı; Beş katı olan, dev bir goril genişliğinde devasa bir yapıt. Hafta sonu olması hasebiyle içerisi bir hayli kalabalıktı. Koca bina en az yüz kişiye ev sahipliği yapıyor olmalıydı.

Gençler yürüyen merdivenlerden 3. Kata çıktılar. Hemen karşılarındaki DeFacto mağazasından yükselen İrem Derici’nin dantel şarkısı kulakları okşuyordu. Ortamda hafif bir kalabalık sesi mevcuttu; Sınav kâğıtları toplandıktan sonraki sınıf havası.

Büyük bir ses kulak zarlarını çınlattı. Ses o kadar kuvvetliydi ki, devasa binanın camları bu güce dayanamamıştı. Yürüyen merdivenin altındaki çark, bir inşaat vinci gibi yana savrulmuştu. 3. Kat 2. Kat ile bir olmuş gibiydi. Yukarıdan düşen beton parçaları insanları eziyordu. Her yer bir anda toz duman olmuştu.

Alarm sesleri, bağrışmalar, koşuşturmacalar. Kopmuş kol ve bacaklar, et yığınları… Her yer sırf kırmızıyla boyanmış tablo gibiydi. İnsanlar kan revan içinde kalmıştı.

Yerde düşüp ikiye ayrılmış ışıklı DeFacto levhasının yanında yan yatmış bir bebek arabası. Yürekleri dağlayan bir bebeğin çığlığı uğultunun içinde yavaş yavaş kayboldu.

Not: Yarından itibaren yaz dönemi boyunca yurt dışında tatilde olacağım. Bu süre zarfında nete girmeyi pek düşünmüyorum. Nasipse dönüşte bölümlere kaldığım yerden devam ederim. Hakkınızı helale edin. Kalın sağlıcakla.


YORUMLAR İÇİN LÜTFEN BURAYI TIKLAYINIZ

@Grifikir @Qasem @KaraBiber @EkoL @Mueddeb @Alin @KaRa DuT @Pentagram @Jose @Nehâr @Mathilda @Kül @Heavenly @Sezen @ecLipse @ilahimorluk @Afra, @Akhilleus @ala'turka, @Aleyna @Almi @Arpes @Aslı @Azze @Bahar @Bardak @Berdush @Crowley @çıkmaz sorular @donatello @döngüsel @EkSen @Ebu Said @Elia @Emre @Heisenberg @Hezarpare @jared @Jose Chilavert @Kaşif @Kuzey @leavemealone @Lucky @mak res @MattMavi @Mavi @MrNobody @Nevra @Nfu @Oldstone @Onurcan @Pentagram @Poseidon @Rain @Raven @Restful @Türk @umut_istanbul @Waterlelie @VERA @yolcu
__________________

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

Standart #7
Üyelik Tarihi: 24 Mart 2012
Mesajlar: 1.732
Aldığı Beğeni: 68
Beğendikleri: 49
27 Haziran 2016 , 15:10
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Kitaba The End Yapalım.

Standart #8
Üyelik Tarihi: 19 Mart 2013
Mesajlar: 16.374
Aldığı Beğeni: 2
Beğendikleri: 0
27 Haziran 2016 , 15:24
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Boşverin ben size daha güzel hikayeler anlatırım xd
__________________
"oturur vaziyette sağ tarafımdaki pencerenin perdesini aralayarak dışarı baktım. bunu hemen hemen her gece yaparım aslında. sanki pencerenin öbür yanında tanrı'yı görüverecekmişim ve o bana her şeyin bir şakadan ibaret olduğunu açıklayacakmış gibi tuhaf bir hissim vardır."

Standart #9
Üyelik Tarihi: 05 Ocak 2015
Nereden: Cehennemin 8.katından
Mesajlar: 7.759
Aldığı Beğeni: 729
Beğendikleri: 624
27 Haziran 2016 , 15:25
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
creepy pasta hikayelerini yeğlerim
__________________
Sirke sineğinin 4. kromozomunun dna kodunun 86. gen harfinin 9 rna molekülü

Standart #10
Üyelik Tarihi: 10 Ocak 2015
Nereden: Tel'aran'rhiod
Web Adresi: www.forumdenizi.com
Mesajlar: 11.463
Aldığı Beğeni: 71
Beğendikleri: 87
27 Haziran 2016 , 15:26
Daha fazla yazi gorebilmek icin UYE OLmalisin.
Konuyu görünce baktım bayağdır görmüyoruz kitap'ı dicektim banlanmış
__________________
Rorschach a.k.a. Farkedmez


« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)