izmir escort escort izmir porno porno izle
Oğuz Atay'ın Daktilosu - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Like Tree2Beğeni
  • 2 Post By Çavla n

Standart Oğuz Atay'ın Daktilosu #1
Üyelik Tarihi: 05 Şubat 2018
Mesajlar: 4.097
Aldığı Beğeni: 1268
Beğendikleri: 1767
30 Ağustos 2019 , 00:31
Alıntı ile Cevapla

Daktilo çocukluğumun büyülü nesnesiydi. Babam yazmaya başladığında dörtnala koşmaya başlardı atlar yelelerini savurarak.

Mürekkepli şerit ilerledikçe merdaneye sıkıştırılan kâğıttaki nal izleri harflere dönüşür, babamın parmakları arasındaki dizginler yazı bitene kadar esrarlı bir diyarın rüzgârıyla titrerdi. Kabartma harflerin şeride her çarpışında yerinden oynardı yüreğim. Tuşlara vuruşun kuvvetine göre koyu ya da silik gölgeler düşerdi perdeye. Şaryonun raylarında bir kara tren görürdüm dumanlar çıkaran. Vagonları harflerle doluydu ve her istasyona birkaç cümle bırakmadan çalmazdı çanını. Satır sonlarını beklemenin heyecanını anlatamam. Kaç satır arası vermek istiyorsa o kadar döndürürdü merdaneyi babam. Çıkan sese bayılırdım.

Dilimin yeni döndüğü o büyülü zamanlar sonraları şöyle hikâye edilmişti bana: "Daktilonun başına oturduğumda yanıma gelir seyretmeye başlardın beni. Sonra yanıma yaklaşır ve o sihirli cümleyi söylerdin: 'Daktilo mu baba?' Bu soruyla yüzüme tebessüm yayılır, 'Daktilo oğlum,' derdim. Sen bu sözden cesaret alarak biraz daha yanıma sokulur, sorunu tekrarlardın, 'Daktilo mu baba?' Tebessüm biraz daha yayılırdı yüzüme aynı cevabı verirken, 'Daktilo oğlum.' Bunun üzerine dizlerime tırmanır ve kucağıma otururdun. Sonra yine aynı soru, 'Daktilo mu baba?' Sorunun cevabının 'daktilo' olmasıyla beraber küçücük parmaklarını tuşlara uzatır ve kendisine kızılmayacağından emin, neşeyle daktiloyu tıkırdatmaya başlardın."

Yazmanın neşesini veren babama minnettarım. O neşe aynı zamanda okumanın neşesidir. Çünkü ben babamı yalnız yazarken değil, daha çok okurken gördüm. Gözlüğünü takar, başparmağını bir ayraç gibi okuduğu sayfaların arasında gezdirir, renkli kalemlerle satırların altını çizer ya da sadece kendisinin bildiği harfler ve işaretler koyardı yanlarına. Bu okuma törenleri çocuk ruhuma suretini düşürmekle kalmadı, büyüdükçe tonlarını daha da belirginleştirerek her yaşıma taşıdı esrarını. Okuduğum her kitabın arasında babamın parmakları vardır, yazdığım her kitabın ritminde daktilosunun tıkırtıları.

Bak babacığım, 3. İstanbul Edebiyat Festivali başlıyor. Uzatılan mikrofonlara edebiyatseverleri nasıl bir şölenin beklediğini anlatmadan önce insan ve edebiyat arasındaki o sırlı ilişkiye değiniyorum: "İnsanın kendini ve başkalarını tanımasında, insanı tanıma temeli üzerinde yükselen edebiyatın rolüne her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Algıların ancak ters yüz edilerek tazelenebileceğini öngören edebiyat, bire bir olanın değil, olabilirliğin anahtarıyla günün ve geleceğin kapılarında anahtarlarını döndürüyor. Dünyayı gerçekte olduğu gibi görmenin yolu, belki de dünyayı gerçekte olmadığı bir şekilde yansıtmaktan geçiyor ki, tam da burada, kenarında ısındığı hayatın içine dahil oluyor edebiyat."

Babacığım, 44 sanatçı ve bilim insanının katılacağı yirmi etkinlikten söz ederken sesimin bir kelimede titrediğini hiç kimse fark etmedi: "Daktilo." Biliyor musun, Mehmet Akif'in kıvılcımlı satırlarla aydınlanan mektuplarının yanı sıra Oğuz Atay'ın "Selim" ve "Hikmet"le dünyada savrulurken tutunduğu daktilosunu da sergiliyoruz bu yıl edebiyat festivalinde. O Oğuz Atay ki şöyle anlatıyor tuşlarla macerasını: "Çok kısa ve genel bir plan yaptıktan sonra daktilonun başına oturur ve konuyu, bir kerede, hiç düzeltmeden baştan sona yazarım. Sonra ortaya çıkan metne göre planda değişiklik yaparım ve hepsini bu sefer yeniden yazarım."

Babacığım, anlaşılamamak ne kadar acı veriyor. Edebi irtifasını yükselten hiçbir sanatçı yok ki bu uçuruma düşmesin. Oğuz Atay'ın 25 Nisan 1970'de günlüğüne yazdığı şu cümlelere bak:
"...Bu defteri bugün satın aldım. Başka kimseyle konuşmak istemediğime göre, bu defter kaydetsin beni; dert ortağım olsun. 'Kimseye söyleyemeden, içimde kaldı, kayboldu,' dediğim düşüncelerin, duyguların aynası olsun. Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız."

"Canım insanlar!" ne yakıcı bir nida! Eminim her satır sonunda bu çınlamayı duymuştur Atay daktiloda yazarken. "Canım insanlar!" sevgiyle sitemin yalın harmanı. Uçuşan harflerin arasından bir kara tren geçiyor dumanlarını saçarak. "Ülkenin büyük şehirlere uzak bir dağ başı kasabasında, bir demiryolu istasyonunda çalışan" üç seyyar hikâyeci öykülerini satmaya çalışıyor, her vagonda titrek sesleri. Babacığım seninle seyahat ediyoruz o trende. Onları görür görmez gözlerin ışıldıyor. "Bak sana ne alacağım," diyorsun coşkuyla. "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?" demeden Oğuz Atay, "Biz buradayız!" diye sesleniyorsun, gözlerin buğulu.

Canım babacığım! İyi ki o öyküleri bana aldın.


A.Ali Ural
Lefty ve Dilâsâ bunu beğendi.
__________________
Hayatın kalbine yürü!


« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)