izmir escort escort izmir porno porno izle
Türk Ressamların Aile Resimleri.. - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Türk Ressamların Aile Resimleri.. #1
Üyelik Tarihi: 14 Ekim 2013
Mesajlar: 1.382
Aldığı Beğeni: 12
Beğendikleri: 1
06 Nisan 2019 , 00:03
Alıntı ile Cevapla
Fikret Otyam, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nuri İyem başta olmak üzere ünlü Türk ressamların aile temalı resimleri.

1. Naci Kalmukoğlu (1896 – 1951), Ord. Prof. Dr. İsmail Hikmet Ertaylan ve Ailesi



Naci Kalmukoğlu (Nikolai Kalmikoff), ülkemize ayak bastığı yıllarda ardı sıra vücut bulan sanatsal oluşumların etkisinde kalmaksızın süre gelen çalışmalarıyla bağımsız bir duruş sergilemiştir. Resmimizdeki yenileşme hamleleri karşısında, inandığı çizgiyi şu ya da bu yönde değiştirecek herhangi bir girişimde bulunmaz. Kökenleri büyük ölçüde akademik Rus resminin dayandığı kuralcı ve disiplinli eğilim, tüm yaşamı boyunca resimlerinde geçerliliğini yitirmemiştir. Ayrıca bu eğilim, Batılı anlamdaki resim sanatımızın öncülerini yakından tanımakla, bir anlamda da pekişmiştir denilebilir. Portreden çıplağa, ölüdoğadan (natürmort), tarihi olay ve şahsiyetlere, alegorik nitelikli duvar çalışmalarından peyzajlarına birçok konuda çalışmıştır. Tabloda ailesiyle resmedilen İsmail Hikmet Ertaylan (1889 – 1967) edebiyat tarihi araştırmacısı, eğitimci ve yazardır.

2. Namık İsmail (1890 – 1940), Köylü Aile



Namık İsmail’in resimlerinde izlenimcilikten gerçekliğe, dışavurumculuğa ve soyutlamacı anlatıma varan üslup değişimleri fark edilmektedir. Bazı tablolarında hafif, yumuşak fırça vuruşlarını tercih ederken, bazen de dışavurumculuğun etkisiyle kalın fırça darbelerine ve parlak, zıt renklere yönelmiştir. Tüm yapıtlarında ışık ve hareket öğeleri çok güçlüdür. Eserlerinde cansız varlıklar bile ışık huzmesi altında devinim kazanırlardır. Sanatçının figürlerinde gözlemci bir tavır içinde olduğu görülür. Portre ve çıplakların ağırlıkta olduğu bu resimlerinin temelinde güçlü bir desen anlayışı vardır. Hareket ve ışık, kompozisyonlarının en önemli öğesidir. Yaptığı çok sayıda desenle, figürün olanaklarını irdelemiş ve figürü alışılmış pozların dışında, sanki hareket edecekmiş gibi betimlemiştir.

3. Şeref Akdik (1899 – 1972), Üç Kızlar, 1949



1930 kuşağının izlenimci eğilimli ressamları arasında yer alan Akdik, akademik bilgi ve deneyimlerini yöresel gözlemleriyle birleştirmiştir. Yağlıboya figür ve portrelerinde klasik anlatıma bağlı kalırken, suluboya, karakalem manzara ve desenlerinde klasik anlayışından ödün vermeden izlenimci anlayışa yaklaşmıştır. Desen ve portrelerinde yerel giyim özellikleriyle birlikte yöre insanının iç yaşantısını da yansıtmaya çalışmıştır.

4. Hamit Görele (1900 – 1980), Konser



Hamit Görele, kübizm ve konstrüktivizmden etkilenerek doğayı geometrik denklemlerle analiz edercesine bir resim dili oluşturmuş, kütleler ve ritimleri arasındaki ilişkiyi resimlerinde sorgulamış, coşkulu fırça darbeleriyle rengin de hakkını vererek lirik romantik resimler yaratmıştır. Hamit Görele sanat anlayışını “Müziğin matematiğe, resmin de geometriye dayandığına inanırım.” sözleriyle özetlemiştir. Hamit Görele piyano çalan kız çocuğunu merkeze alarak, ülkenin modern ve çağdaş yaşamı benimsemesini tasvir etmiştir.

5. Nuri İyem (1915 – 2005), Aile



Nuri İyem, Türk resminde toplumcu-gerçekçi akımın en önemli temsilcilerinden biridir. Nuri İyem için sanatın öncelikli görevi, topluma anlayabileceği şekilde mesajlar iletmek, kendi içinde barındırdığı estetik değerleri göstermektir. Bu amaca götürecek en etkili yol olarak da, figüratif bir anlayışta halk kültürünün kökenlerini irdelemeyi benimsemiştir. Bir desen ustası olan Nuri İyem için, çizgi çok önemli bir unsurdur. Gerek konu, gerek renk, gerekse öz bakımından halka yaklaşan bir ressam Nuri İyem sözleriyle, halkın hoşlanacağı tarzda resimler yapmanın, konu seçiminde doğrudan güncel yaşamdan yararlanmanın önemine dikkat çekmekte ve bu yolla sanatın, halkın seveceği hale gelebileceğine vurgu yapmaktadır.

6. Neşet Günal (1923 – 2002), Sorun – Sorum 5, 1991



Neşet Günal’ın savunduğu genel sanat anlayışı ile desen anlayışı birbirine pareleldir. Duvar resmi geleneği doğrultusunda Neşet Günal, figürleri ve kompozisyon düzenini kurşun kalem desenlerle kurguladıktan ve kompozisyona son halini verdikten sonra deseni renklendirir, renk düzenini de kağıt üstünde çözümler. Hayatın gerçeklerini etkili bir dille yansıtan Neşet Günal’ın resimlerinde içerik her zaman ön plana çıkmıştır. Her zaman bir ana figür ve yanında yardımcı figürlerin olduğu resimlerinde, figür biçimsel olarak desen çalışmalarında önceden çözümlenmiştir. Günal, Anadolu insanını kompozisyonunun merkezine oturttu. Günal’ın resimlerinde halkbilimsel unsurlardan oldukça fazla yararlandığı görülmektedir. Günal, Anadolu insanının yaşam biçimini, bazen barındıkları evlerin mimari yapısını, bazen de o barınak içindeki günlük yaşamı, figürleri ön planda tutarak betimlemiştir. Figürlerin hemen arkasında bebek beşiği, testi gibi günlük yaşam eşyaları, Anadolu yaşamının tipik bir göstergesi olarak Günal’ın resimlerinde yerini almıştır.

7. Turgut Zaim (1906 – 1974), Buğday



Anadolu insanının yaşamı ve folklorik değerler konulu resimler Turgut Zaim’in yaptığı çalışmalarının büyük bir kısmını oluşturur. Resimlerin konuları da bozkır, yöresel giysileriyle kadın, çocuk, keçi, eşek dağlar veya tarlalar çokça yer alır. O, resimlerinde hiçbir zaman insanı yorgun, bezgin veya çilekeş değil, kendi açtığı pencereden sıcak, masalsı bir dille görselleştirir. 1930’lu yıllarda Turgut Zaim Anadolu’yu, insanını, yaşamını ve kültürel değerlerini tanımak için Konya, Sivas ve Tokat’a bir dizi geziler yapar. Bu geziler sonucu geleneksel ve folklorik anlayışla yapılmış resimleri ortaya çıkar. Figüratif olan bu resimlerde, genellikle kadının üretkenliğini simgeleyen analığın yanı sıra halı dokuması, hayvanlarla ilgilenişi ve buna benzer işlerle kadının köy yaşamındaki yeri belgelenir.

8. Nedim Günsür (1924 – 1994), Aile



Nedim Günsür’ün, Paris’ten Türkiye’ye dönüşünün ardından, Zonguldak maden işçilerini konu alan toplumsal-gerçekçi döneminden sonra, çizgisini incelttiği ve daha titiz çalıştığı özgün dönemi gelir. Çalışmaları ulusal nitelikli bir resim anlayışıyla naif bir karakter de taşımaktadır. Sanatçı ilk devresinde empresyonist tarzda, Paris devresinde ise soyut çalışmalar yapmış, son dönemlerinde ise figüratif-ekspresyonist bir anlayışı seçmiştir. Nedim Günsür’ün bu tablosunda görüldüğü gibi yöresel ve geleneksel konuları seçmesinde Bedri Rahmi’nin öğrencisi olması büyük bir rol oynamaktadır.

9. Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911 – 1975), Çiftçi Aile, 1950



Şair, ressam, hoca, kuramcı olarak Bedri Rahmi, çok yönlü kimliği ile tanınır. Bir ressam olarak Bedri Rahmi, uzun sanat yaşamı boyunca resim sanatında hep yeniyi aramış, bunun için şekiller, renkler, biçimler üzerinde sürekli deneme yapmıştır. Yazma, gravür, seramik, heykel, vitray, mozaik, hat, serigrafi, litografi gibi birçok formlarda eserler üreten sanatçı, bu tablosunda olduğu gibi, geleneksel süsleme ve halk el sanatlarında seçtiği motifleri yapıtlarında Batı’nın teknikleriyle birleştirerek kullandı. Tablo, 14 Eylül 1953 tarihli Time Dergisi’nde Bedri Rahmi Eyüboğlu hakkında bir yazı ile birlikte yayımlanmış, 1958 Brüksel Sergisi’nde altın madalya almıştır.

10. Şeref Bigalı (1925 – 2005), Gece Ziyareti, 2004



Figür resminin duayen sanatçılarından Şeref Bigalı’nın Gerek H. Goetz, gerekse Abidin Elderoğlu ve Cemal Tollu, desene dayalı figürcü kimliğinin şekillenmesine katkı sağlayan önemli şahsiyetler olarak hayatında yer aldılar. Figüre, insani ve bize has duyarlılık açısından yaklaşan Bigalı, yerli bir kimliği ve figürlere sinmiş kültürel özellikleri, içten bir coşku ve duyarlılık olgusunun biçimsel açılımları doğrultusunda ortaya koyarak evrensel çizgiyi yakalamış sanatçılarımızdandır. Bigalı’nın resmi, renkçi bir tutum dahilinde ilerlerken, bu renkçilik güçlü desen kurgusunun peşi sıra gelen bir anlayışla bütünlük kazanır.

11. Abidin Elderoğlu (1901 – 1974), Ayrılış, 1935



Abidin Elderoğlu’nun ilk çalışmaları klasisizm etkisindedir. Elderoğlu’nun desen yeteneği belirgin olarak ileri seviyededir. 1930’lu yıllarda yaptığı resimlerin büyük bir çoğunluğunu geniş kapsamlı figür ve kompozisyon ön çalışmalarıyla yapmıştır. İlk çalışmalarında görülen klasisizm yanında kübist bir anlayışa sahip geometrik bir alt yapı üzerine Anadolu çeşitlemeleri yapmıştır. Gösterişsiz ve süssüz ama kuvvetli anlatımı ile yaşadığı coğrafyanın insanlarına ait olan kült biçim ve formları sadeleştirerek resmetmiştir. Bu resimde o döneme aittir. Resimde vatani görevin kutsallığı vurgulanırken, başı dik, mağrur kadın figürlerinde yüceltildiği görülmektedir. Bir eş, bir ana olan kadının güçlü duruşu ön planda. İleriki dönemde yarı kübizmden uzaklaşarak farklı kaynaklara yönelmiştir. Elderoğlu 1932-1942 yılları arasında simgesel tablolar, klasik görülebilecek peyzaj ve natürmortlar çalışmıştır. 1950 sonrası dönemde ise soyut resme yönelmiştir.

12. Edip Hakkı Köseoğlu (1904 – 1991), Figuratif Kompozisyon, 1949



Türkiye’de modern kent toplumunun daha farklı tabakalarına ilgi duyan Edip Hakkı Köseoğlu’nun resimlerinde semt kabadayıları, sokak kavgacıları, genelev kadınları, kumarbazlar, esnaflar, tüm ekmek kavgası içindekiler ve yoksul insanlar konu olarak işlenmiştir. Toplumsal yaşamı*mızın gülmece öğeleriyle süslenmiş sahneleri kadar, Anadolu doğasının tipik görünümleri ve yakın çevrenin dost ve tanıdık portreleri Edip Hakkı Köseoğlu’nun sanatı için vazgeçilmez konuları oluşturmuştu.

13. Fikret Mualla (1903 – 1967)



Fikret Mualla’nın yaşamıyla resimlerinde her zaman çelişki bulunur. Onun paranoya belirtileri gösteren ruh yapısı hiçbir zaman resimlerinde yoktur. Gerek ele aldığı konularla, gerek onları ele alış biçimiyle, bu resimlerin paranoyak psikoz etkisinde yaşayan bir yaratıcının fırçasından çıktığını söylemek mümkün değildir. Mualla’nın yapıtları, konu olarak tüm duyarlılıkları, vurdumduymazlıkları, bencilliği, yaşam coşkusu ve hüznü ile insandır; üzüntüyle mutluluğun aynı resimde bir araya gelebileceğini bu yapıtlarda göstermiş ve eserleri kendi içinde bir ironi taşımıştır. Resimlerinde çizgi ile renk girift bir ilişki içindedir. Çizgisi renk, rengi çizgidir, çizgileri büyük kıymet taşımaktadır. Mualla, parlak, kuvvetli, zengin, dolgun ve ritimli renklerle sanatkarlığını tanıtmıştır. Renk, önceden tasarlanmamış bir öznellik ve içtenlikle ortaya konmuştur.

14. İsmail Altınok (1920 – 2002), Anne ve Çocuklar, 1951



İsmail Altınok, Abidin Elderoğlu, Malik Aksel, Refik Epikman’ın öğrencisi olur. Altınok’un ilk dönem resimleri figüratif bir anlatım üzerine kuruludur. Burdur, özellikle sanatçının gençlik ve gelişim sürecinde sadece memleket ya da aile ortamı olarak iz bırakmamış, adeta bir imge kaynağı olmuştur. Bu döneme ait yapıtlarında ya Burdur’un seyrine doyumsuz doğası ya da sıcak ve sağlam aile bağlarının vurgulandığı aile bireylerine ilişkin figürlerdir. Özellikle aile bağlarına ilişkin figüratif çalışmalarda, yumuşak leke dengelerinin serbest dağılımında Pierre Bonnard ve Eduard Vuillard olmak üzere Nabiler’e öykünmeler görülür ki bu resmi de o döneme ait bir eseridir. 1960’lı yıllar Altınok’un da soyut resimlere yöneldiği dönem olacaktır. Altınok, op-art çözümlemelerini sanat anlayışına katmaya başlar. Sanatçının 90’lı yıllarda belirginleşen son dönem çalışmalarında soyutlamalar ve op-art uygulamalar yerini yeniden manzara resmine bırakır.

15. Neş’e Erdok (1940 – ), Aile, 1983



Neş’e Erdok figüratif resimler yapan bir ressam ve resimlerindeki devasa, deforme olmuş el ve ayaklar onun en belirgin üslubu. Bir röportajında insan figürlerini çirkinleştirdiği ile ilgili “Aslında hayır, ben çirkinleştirdiğimi düşünmüyorum. Ben insanlara güzel ve çirkin olarak değil, etkili bir yüz olarak bakıyorum. Genelde de herkesin güzel olarak kabul ettiği şeyler benim ilgimi çekmiyor. Güzel olanı çok düz ve monoton buluyorum. İlkokuldayken bile annem arkadaş olduğum kişileri gördüğünde nerden buluyorsun bunları? derdi. Onlar bana hoş ve ilgi çekici gelirdi.” diyor.

16. Fikret Otyam (1926 – 2015) – Otyam’ın Fırçasından



Önce kalemi, sonra fırça ve tuvaliyle insanın peşine düşmüştür Fikret Otyam. Özentisiz, taklitsiz, kuvvetli bir görme ve algılama gücüyle, zaman zaman durağan, zaman zaman hareket halindeki tuvalleriyle, zaman zaman doğaya Türk halk resmi geleneğine göndermelerde bulunduğu resimlerinde, destansı biçemi çağdaş bir mit oluşturur. Önceleri resimsel bir fon olarak kullandığı doğa, sonraları doğrudan ve yoğun bir resimsel kimlik kazanır. Beyazların egemenliğinde, keçi ve insan gruplarının lekeci bir anlayışla yer aldığı son dönem resimlerinde bir doğu-batı sentezi belirginleşir. Fikret Otyam Akademi eğitimine karşın, sürekli akademizmden uzak duran, hünere değil içtenliğe, inanca, sevdaya dayalı bir resmin peşindedir. Kendine özgü geliştirdiği resim dilinde sağlam ve içtendir. Resimlerinde uzun, çileli yolculuklardan, yiğit ve mağrur insanlardan destansı bir anlatımla söz eder. Lekeci eğiliminde beyaz leke tutkusu hemen her yapıtında beyazın geniş alanlarda değerlendirmesi ile tabloda egemen olarak kullanılmış ve beyaz leke tabloda yoğun bir resimsel öğe haline gelmiştir.

. kaynak .

__________________

.. Dilini terbiye etmeden önce ..
.. Yüreğini terbiye et ..



« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Benzer Konular
Konu
Konuyu Başlatan
Forum
Cevaplar
Son Mesaj
mum
IRCForumları - Bahane Sözlük
0
10 Ocak 2018 20:11
Ajan
Şarkı Sözü Çevirileri
0
01 Ağustos 2011 18:57