izmir escort escort izmir porno porno izle
Feminizm Nedir? Feminist Kime Denir? - IRCForumları - IRC ve mIRC Yardım ve Destek Platformu
User Tag List

Standart Feminizm Nedir? Feminist Kime Denir? #1
Üyelik Tarihi: 09 Nisan 2019
Nereden: Esrar-ı Harabat
IRC Sunucusu: IRC.KELEBEK.ORG
Web Adresi: www.Filmakinesi.Net
Mesajlar: 3.680
Aldığı Beğeni: 1729
Beğendikleri: 1314
09 Ekim 2019 , 12:41
Alıntı ile Cevapla
Erkek veya kadın olalım, feminizm kelimesini duyduğumuzda hep aynı tepki aklımıza gelir. Bir konuda itiraz eden bir kadına “Feminist misin?” gibi sorularla yaklaşılır. Feminizm, birçok toplumda tehlikeli bir kavram olarak algılanır. Bu yazımızda, feminizm nedir, feminist kime denir, feminizm tarihi ve türleri üzerine bilgiler paylaşacağız.Feminizm kelimesinin kökü Latince’den gelmektedir. Kadın anlamına gelen femine kelimesinden türetilmiştir. Bu nedenle, dar bir bakış açısıyla feminizm, kadınları ilgilendiren birtakım şeyler olarak karşımıza çıkmaktadır. Geniş açıdan ise feminizm, kadınların genelde topluma, özelde erkeklere karşı, siyasi, toplumsal, hukuki ve ekonomik eşitliği sağlamaya yönelik mücadelesidir.

Türk Dil Kurumu feminizm sözcüğünü, toplumda kadının haklarını çoğaltma, erkeğinkiler düzeyine çıkarma, eşitlik sağlama amacını güden düşünce akımı, kadın hareketi olarak tanımlar. Feminist sözcüğünü de, feminizm yanlısı kişi ve görüş olarak tanımlar.

Literatürde cinsiyet çalışmaları ve kadın çalışmaları birlikte yer almaktadır. Kadın çalışmaları cinsiyet çalışmalarında önemli bir yer kaplamasına rağmen, ikisini eş anlamlı kavramlar olarak ele almak yanlıştır. Feministler içinde farklı fraksiyonlar bulunsa da, ortak noktaları ataerkil kimliği merkez alan geleneksel teorilere yönelik eleştirilerdir.

Yapılan çalışmalar kadın ve erkek arasındaki farklılığın biyolojik olmaktan öte bir şey olduğunu ortaya koymaktadır. Dünyaya ilk geldiğimizde sahip olduğumuz kategori biyolojiktir. Gün geçtikçe bizi şekillendiren ve biz olmamızı sağlayan ise toplumsal cinsiyettir. Sahip olduğumuz kimlikler, içinde bulunduğumuz kültürel yapı ve toplum cinsiyetimizi yeniden inşa etmektedir. Bu açıdan toplumsal cinsiyet bir süreçtir. Feminizmin önemli isimlerinden olan Simone de Beauvoir’e göre birey, kadın olarak doğmaz, kadın olur. Michel Foucault’a göre de toplumsal cinsiyetimiz içinde bulunduğumuz toplum tarafından inşa edilmektedir.Feministler, toplumsal cinsiyet kavramını üç şekilde kullanmaktadırlar. İlk olarak toplumsal cinsiyet, cinsiyet eşitsizliğini ve kadınların eril düzene boyun eğişlerini açıklamaya yarayan bir değişken olarak ele alırlar. İkinci olarak toplumsal cinsiyet, toplumun inşa ettiği bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada toplumsal cinsiyet toplumun tüm katmanlarında ve kurumlarında yeniden üretilmektedir. Son olarak toplumsal cinsiyet, analitik bir kategori olarak değerlendirilmektedir.

Tarihçi ve akademisyen Karen Offen’a göre, bir kişinin feminist olduğunu anlamamız için üç kriteri göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. İlk olarak feministler, kadınların kendi hayat tecrübelerinden yola çıkarak yapılan yorumları ve değerlendirmeleri kendilerine rehber olarak kabul etmelidirler. İkinci olarak, erkeklerin grup olarak veya bireysel bir şekilde kadınlara karşı uyguladıkları adaletsizliklerden ve baskılardan rahatsız olmaları gerekmektedir. Feministlerde aradığı nihai özellik ise bu adaletsizliği ortadan kaldırmak için mücadele verme azmidir.Kadın hakları konusunda ilk olarak kabul edilen ve en çok bilinen eser, 1792’de Mary Wollstonecraft tarafından yazılan, Kadın Haklarının Savunusu (A Vindication of the Rights of Woman) isimli eserdir.

“Erkekler kölece itaatimiz yerine, akılcı arkadaşlığımızı tercih edip zincirlerimizi kırmamıza cömertçe yardım etselerdi, bizlerin daha dikkatli kız çocuklara, daha duyarlı kız kardeşlere, daha sadık eşlere, daha akılcı annelere – kısaca daha iyi yurttaşlara – dönüşeceğimizi görürlerdi. O zaman onları daha gerçek bir sevgiyle severdik, çünkü kendimize saygı duymayı öğrenirdik.” (Kadın Haklarının Savunusu)Virginia Woolf, kadını evdeki melek olarak tanımlarken, aynı çağda yaşayan bir diğer kadın hakları savunucusu olan Maria Deraismes ise “Bir melek olma onurunu reddediyorum” cevabını vererek tepkisini dile getirmiştir. Bu dönemde, Avrupa ve Amerika’da gerçekleşen toplumsal devrimler kadın hareketleri içinde oldukça önemlidir. Bu devrimleri asıl olarak başlatan, yön veren ve sonlandıran erkekler olsa da kadınların etkisi de göz ardı edilemez.

Doğal haklar ilkesinin babası olarak kabul edilen John Locke ve onu takip eden diğer kuramcılar, kadının vatandaşlık hakkına layık akıl ve mantığa sahip olmadığını öne sürmekteydiler. Kadınlar büyük bir heyecanla devrimlerin kendileri için getirecekleri yenilikleri ve hakları beklerken, devrimin kazanımlarından yine dışlanan taraf olmuşlardır. Napoleon’un “Kadınlar hiçbir siyasal hakka sahip olmadığından vatandaş olarak tanımlanmaları doğru değildir.” yönündeki beyanı Fransız Devrimi’nin sonuçlarını da özetlemektedir. Napoleon’a göre, erkeğin egemenliği ve otoritesi bir ailenin temel ilkesi olmalıydı.

Birinci dalga feministlerin yoğun çalışmaları sayesinde, en önemli vatandaşlık haklarından biri olan seçme hakkı aynı zamanlarda olmasa da, birçok ülkede yaygınlaşmaya başladı. Yeni Zelanda 1893’te, Avustralya 1890’lar boyunca, Amerika eyalet düzeyinde 1914’te, ulusal düzeyde 1919’da, Danimarka 1915’te, Hollanda 1919’da, İngiltere 1928’de kadınlara oy kullanma hakkını tanıdı.Feminizmin ikinci dalgası olarak adlandırdığımız süreç, genel olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlamıştır. Bu dönemin akılda kalan sloganlarından birisi “Kişisel olan politiktir” ilk olarak 1970’lerde popüler olmaya başlamıştır. Bu sloganla beraber, tarihsel olarak kişisel alana dahil edilen kürtaj, işsizlik, hastalık gibi konuların politik alana dahil olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.

İkinci dalga feminizmi birincisinden ayıran söylemlerden bir diğeri ise, kızkardeşlik (sisterhood) iddiasıdır. Her ne kadar bu dönem feministlerinde kız kardeşlik esas olarak kabul edilse de, batı dünyası feminizmiyle gelişmemiş ülkelerin feminizmi arasında bir çatışma söz konusudur. Üçüncü dünya ülkelerinin feministleri ise kendi ülkelerini saran bir çatışmanın içindeyken veya başka bir ülkenin işgali altındayken, kısacası millet olarak özgür değilken, nasıl olur da sadece kendi özgürlüklerini düşünmeleri gerektiğini anlamamakta ve buna karşı çıkmaktadırlar. Batılı feministler cinsiyet ayrımına dayalı eşitsizliklerle mücadele ederken, üçüncü dünya kadınlarının sorunları çok farklıydı.

1970’lerde batılı, beyaz ve orta sınıf kadınlara ek olarak, siyah, Latin ve Asyalı gibi farklı etnik kökene ve kültüre sahip kadınlar da kendi örgütlerini kurmaya başladılar. 1973’te kurulan Ulusal Siyahi Feminist Örgütü (National Black Feminist Organization) bunun ilk örneklerinden biridir.Kadınların uluslararası arenada görünür hale gelmesi, çok uzun ve mücadele dolu yılları da beraberinde getirmiştir. Kadınların yasal statüleriyle ilgili ilk çalışma, Milletler Cemiyeti bünyesinde yapılmış ve başarısız olmuştur. Kadın erkek eşitliğine tarafsız bir açıdan yaklaşan ve bu konuyla ilgili yükümlülükler getiren ilk uluslararası örgüt Birleşmiş Milletler (BM) olmuştur. 1947’de BM bünyesinde Kadınların Statüsü Komisyonu (The Commission On The Status of Women) isimli komisyon kurulmuştur. Fakat bu komisyonun eline verilen kaynaklar çok sınırlıydı. I. Dünya Kadın Konferansı (The First World Conference On Women) 1975’te Meksiko’da toplanmıştır. Bu konferansta, 1976 ve 1985 arasındaki 10 yıl, Kadın 10 Yılı olarak ilan edilmiştir. Erkek ve kadın arasındaki eşitliğin sağlanması için uluslararası standartlar ve yaptırımlar getirilmiştir.

1979’da ise daha geniş yetkilere sahip olan Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (The Convention On The Elimination of All Forms of Discrimination Against Women – CEDAW) sözleşmesi kabul edilmiştir. Bu sözleşmede, toplumsal cinsiyet kavramına ilişkin değişen düşünceler göz önüne alınmaktadır. Kadınlara karşı yapılan, uygulanan ayrımcılık tanımlanmış ve bunların ortadan kaldırılması için ulusal ve uluslararası hedefler belirlenmiştir.

1993’te Viyana’da düzenlenen Dünya İnsan Hakları Konferansı da kadın hakları açısından bir sıçrama taşı olmuştur. Bu konferansta, kadınların ve kız çocuklarının evrensel insan haklarının ayrılmaz, bölünmez ve vazgeçilmez bir parçası olduğu ilan edilmiştir.

Kadın haklarının gelişiminde CEDAW’ı ilk önemli adım olarak kabul edersek, bu yöndeki ikinci adım olarak Viyana Konferansı’nda kabul edilen Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması Deklarasyonu (Declaration On The Elimination of Violence Against Women) dikkate almamız gerekmektedir. Bu deklarasyonla birlikte, kadına karşı erkeğin uyguladığı ev içi şiddet tanınmıştır 1992’de Rio’da düzenlenen Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda (Environment and Development Conference) yayınlanan Rio Deklarasyonu da kadınlar için büyük önem taşımaktadır. Bu deklarasyona göre, kadınlar çevresel yönetimde ve gelişimde vazgeçilmez bir role sahiplerdir. Sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için tüm kadınların katılımının sağlanması önemlidir.

1995’te Pekin’de düzenlenen Dördüncü Dünya Kadın Konferansı’nda kabul edilen Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu (Beijing Declaration and Platform of Action) sözleşmesinde, kadın hareketleri daha ileri aşamaya geçerek ulusal politikalara yön vermeye başlamıştır.

1990’ların ilk yarısından itibaren, feminizmde üçüncü dalga veya postfeminizm olarak adlandırılan dönemin içinde bulunmaktayız. Üçüncü dalga (third wave) ifadesi, ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde yüksek mahkeme kararlarını protesto etmek için toplanan gençlerin kendilerini Üçüncü Dalga Feministler olarak adlandırmalarıyla ortaya çıkmıştır. Ulusal çapta feministleri toplayıp, örgütlemeyi amaçlamışlardır. Farklı kültürlere, etnik kökenlere ve sınıflara bağlı, genç ve yaşlı kadınları bir araya getirmeyi amaçlamışlardır.

İkinci dalga feministlerin en önemli sloganı olan “Kişisel olan politiktir (Personal is political)”, üçüncü dalgayla birlikte “Siyasal olan özeldir (Political is personal)” şekline dönüşmüştür. Üçüncü dalganın ana özelliklerini, kendinden önce yer alan feminist iki dalganın postmodernist bir eleştirisi olarak değerlendirmek mümkündür. Daha önceki dalgalar ve kadın hareketlerinin amacı, kadının özgürleşip erkeklerle eşit haklara sahip olmasını sağlamaktı.
__________________
İnsanlık Öldü . Katili Menfaat


« Önceki Konu Sonraki Konu »

Şu an bu konuyu okuyan kişi sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Benzer Konular
Konu
Konuyu Başlatan
Forum
Cevaplar
Son Mesaj
Dilâsâ
Üye Günlüğü
36
12 Eylül 2019 21:18
Çavla n
Sanat Tarihi
0
26 Ağustos 2019 11:32
Cigdem
Şifalı Taşlar
0
26 Haziran 2019 08:12
Ay
Meslek Tanıtımları
0
20 Haziran 2019 00:42